A. Levent IŞIK, bir alıntı ekledi.
22 May 09:56 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Güneş, denizin bağrından doğmuştur. Ben bütün varlığımın, bütün yaşamımın salt bir "bakmak"a dönüşmüş olduğu bir durumda güneşin eriyen yüreğine göz dikmiş kendi "ağlayış"ı içerisinde damla damla ölen mumlar gibi kendi "ağlayış"ım içerisinde
eriyorum, yok oluyorum, son buluyorum...

Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali ŞeriatiKevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali Şeriati
A. Levent IŞIK, bir alıntı ekledi.
22 May 09:47 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Gerçekten de, sevginin dokunulmazlığına andolsun; bu yazdıklanmla "mutluluk” dolu bir yol mu, yoksa "acılar* dolu bir yol mu yürüyorum, bilmiyorum! Gerçekten de, bu yazdıklarımın "boyun eğmek” mi yoksa "baş kaldırmak” mı olduğunu bilmiyorum! Keşke hepten bilgisiz olsaydım da kendimden kurtulsaydım! Devinim ile durgunluk anlarında birtakım yazılar yazınca onlardan dolayı inciniyorum, çok! Tanrı'nın yolunda birtakım yazılar yazınca da inciniyorum.

Sevenlerden söz etsem de olmuyor, düşünenlerden söz etsem de olmuyor, yazdıkça yazsam da olmuyor, hiç yazmasam da olmuyor, söylesem de olmuyor, sessiz kesilsem de olmuyor, bunu açıklasam da olmuyor, açıklamasam da olmuyor, suskun dursam da olmuyor!...

Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali ŞeriatiKevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali Şeriati

~ Ali Şeriati Okuma Etkinliği ~
'Sizi Rahatsız Etmeye Geldik'

Biz, Allah’tan başka sahibi olmayanlarız. Kimseye eyvallah etmeyen, kimseye biat etmeyen, bütün dogmalara, tabulara saldıran, kimsenin bir yerlere oturtamadığı bir garip kuşağız.
Bir demli çayın buğusudur şifremiz, ya da bir sigara dumanının kavisi. Nedensiz dalıp gitmelerdir muhabbetimizin en koyu anları. İç çekişlerimizle kurarız en uzun cümleleri.
Bizi sadece bizden olanlar anlar. Bizim konuşmalarımız da yalnızlık senfonisidir. Sessizdir, derindir, manalıdır. Biz, gözlerimizden tanırız birbirimizi, göz bebeklerimizdeki hüzünden, yorgunluktan tanışırız. ( Ali Şeriati )

Alışkanlık zincirlerini kırıp İnsanı 'öze-özüne dönüşe' davet eden merhum-şehid Ali Şeriati'nin İnsanlık Medeniyet ve İdeolojileri, özellikle de Çağdaş İslam Düşüncesi üzerine katılmış olduğu söyleşiler ve konuşmalarından oluşturulan yüze yakın eserini bulunur. Sosyolog kişiliği ile toplumun her kesimini etkilemeyi başarabilmiş, İslam'a olan kin ve düşmanlıkları hafifletebilmişti..Lakin kitaplarının gerekli ilgiyi göremediğini, belli bir güruh ve entelektüeller tarafından tanınan biri olması ve bunun bizlerde ki üzüntüsü nedeniyle okumak ve okumaya teşvik etmek gayesiyle böyle bir etkinlik vuku bulmuş oldu. Yaşadığı yerin, kültürü ve geleneksel din anlayışına, toplumun en büyük sorunlarından biri olan 'ilthaplanmış beyinlere-mühürlenmiş kalplere-yanlış din algısına' bir merhem aynı zamanda bir darbe niteliğine sahip, kitapları mevcut diyebiliriz. Temennimiz o dur ki; Müslüman topluluklar içerisine sızmış ve kabul buyurulmuş 'gayri yanlış din algısı' önkabullerinden sıyrılarak okunması ve üzerinde düşünülebilmesi... Bu sürece ve düşünceye katkı sağlayan Siyabend , ali bekdas ve HadRa 'ya sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Katılım sağlamak isteyenlerin yazardan okuyacağı kitabı yoruma bırakması ile liste oluşturulacaktır.

"Körler ülkesinde görmek idamlık suçtur" derdi Cenap Şahabettin.
Ali Şeriati de diyor ki ;"Okuyun, okuyun, çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor."

Bizler de şöyle söylüyoruz; İnsanların ölümünü isteyen, insanlara zulmü, adaletsizliği reva gören ne varsa
biz bunlardan beriyiz, bizler, Allah'ın yeryüzünde Meleği vasıtasıyla Peygamberlerinin örnekliğinde, İnsanların birbiri ile geçimini-yaşamını, insanlığa yakışır vaziyette sürdürebilmesi için hakim kılmak istediği 'Adaletin' bekçileriyiz...

Etkinlik başlama ve bitiş tarihi
( 30 Mayıs - 30 Haziran )

~Katılımcılar~
1- Siyabend - Dinler Tarihi 1 - Dine Karşı Din
2- Devrim - Kendini Devrimci Yetiştirmek
3- HadRa - Ebuzer / İslam ve Sınıfsal Yapı / Kadın (Fatıma Fatımadır)
4- seyit yesildag - Dine Karşı Din / İslambilim 1 / İslambilim 2 / İslambilim 3 / Öze Dönüş
5- Fırat Mişe - Kadın (Fatıma Fatımadır) / Anne Baba Biz Suçluyuz
6- salih - İnsanın Dört Zindanı
7- Melek - İnsan
8- Mine Arapoğlu - Sanat
9- ali bekdas - Ne Yapmalı
10- Gülnare - İnsanın Dört Zindanı / Kadın (Fatıma Fatımadır) / İslam ve Sınıfsal Yapı / Dine Karşı Din
11- Bay_X - Kendisi Olmayan İnsan / İnsanın Dört Zindanı
12- Ot Adam - İslam Nedir Muhammed Kimdir
13- Metin Özdemir - Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya
14- Hatice doğan

Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
20 Nis 09:53

Aşk ve Sevgi...
Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur. Aşk genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir. Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır. 

Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ve görünümler taşır. Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir albeni taşır. Ruhun kendisinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ve kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir. 

Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir. Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez. 

Aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle bağlantılıdır. Schopenhauer'ın deyişiyle: "Sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkileri gözlemleyin." 

Oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür. Aşk; tufan, dalga, coşku niteliklidir. Oysa sevgi durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır. 

Aşk, uzaklık ve yakınlığa göre değişir. Uzaklık uzun sürecek olursa azalır. İlişki sürecek olursa değerini yitirir. Ancak korku, umut, sarsıntı ve acı çekmenin yanı sıra "görüşüm-uzaklaşım"la diri, güçlü olarak kalabilir. oysa sevgi bu durumları bilmez. Dünyası başka bir dünyadır. 

Aşk, bir yönlü bir coşkudur. sevgilinin kim olduğunu düşünmez. "Öznel bir özcoşu"dur. İşte bu yüzden hep yanlışlık yapar. Seçimle hızla sürçer. Ya da hep bir yönlü kalır. Yine de yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmedikleri için ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışığında birbirlerini görebilirler. 

Oysa sevgi aydınlıkta kök salar. ışığın gölgesinde yeşerir; büyür. İşte bu yüzen hep tanışıklıktan sonra ortaya çıkar. Gerçekte başlangıçta, iki ruh birbirinin yüzünde tanıma çizgilerini okur. "Biz" oluşları ise "tanışım"dan sonra olur, iki ruh, iki kişi değil daha sonraları; birbirlerinin söz, davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını, yakınlığın kokusunu, yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar. İşte bu konaktan sonra birden, iki yoldaş kendiliklerinden sevginin uçsuz bucaksız çölüne ulaştıklarını, sevginin karartısız açık göğünün başlarının üzerinde sere serpe serilmiş olduğunu, "inanış"ın aydın, arı içtenlikli ufuklarının kendilerine açıldığını, tatlı okşayıcı bir esintinin hep başka göklerin, başka ülkelerin yepyeni esinlerinin iletileri ve başka bahçelerin güzel, gizemli çiçeklerinin kokularının birlikteliğinde oyuncu, tatlı, şen bir sevgi ve albeniyle kendisini hep bu ikisinin yüzüne, başına vurduğunu... Kendi gözleriyle görürler. 

Aşk, çılgınlıktır. Çılgınlık ise "anlayış" ile "düşünüş"ün bozulmuşluk ve yıpranmışlığından başka bir şey değildir. Oysa sevgi tırmanışının doruğunda, beyin ötesini aşar, anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun yüksek doruğuna götürür. 

Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır. Oysa sevgi, içinin çektiği güzellikleri sevgilide görür, bulur. Aşk, büyük güçlü bir kandırmacadır. Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru, içten bir doğruluktur. Aşk, denizin içinde boğulmaktır. Oysa sevgi, denizin içinde yüzmektir. Aşk, görme duyumunu alır, oysa sevgi, verir. 

Aşk, kabadır, şiddetlidir. bununla birlikte dayanıksız, güvensizdir. Oysa sevgi, tatlıdır, yumuşaktır. Bunun yanı sıra dayanıklı, güven içindedir. 

Aşk hep kuşkuyla bulunur. Oysa sevgi, baştan başa kesin inançlıdır. Kuşkuya yer vermez. aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız. aşk korundukça eskir. Oysa sevgi yenilenir. 

Aşk, sevenin içinde varolan bir güçtür. Kendisini sevgiliye çeker. Oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. Seveni sevilene götürür. Aşk, sevgiliye egemenliktir. Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur. 

Aşk, onun baskısı altında kalabilmek için sevgiliyi belirsiz, kimliksiz olarak ister. Aşk, kişinin bencilliği ile alım-satımsal, hayvansal ruhun bir çekiciliğidir. Kendisi kendi kötülüğünün bilincinde olduğu için de onu bir başkasında görünce ondan nefret eder, ona kin besler. Oysa sevgi, sevileni sevgili, değerli olarak ister. Bütün gönüllerin de kendisinin sevdiği için beslediğini , beslemelerini diler. Sevgi, kişinin Tanrısal ruhu ve Ahurasal doğasının bir çekiciliğidir. Kendisi kendi doğaötesi kutsallığını görebildiği için onu bir başkasında görünce onu da sever. Kendisine tanış, yakın bulur. 

Aşkta, rakip sevilmez. Oysa sevgide, "Köyünün tutkunlarını kendi özleri gibi severler." Kıskançlık aşkın özelliğidir. aşk, sevgiliyi kendi lokması olarak görür. Bir başkası onun elinden kapmasın diye hep acılar içinde kıvranır durur. kapması durumunda ise ikisine de düşmanlık beslemeye başlar. Sevgiliden nefret edilir. 

Sevgi ise inançtır. inanç ise salt bir ruhtur. Sınırsız bir sonsuzluktur. Bu gezegenin türlerinden değildir. Aşk, doğanın kementidir. doğadan almış olduklarını kendi elleriyle geri verip; ölümün aldıklarını aşkın oyunlarıyla ellerinden bıraksınlar diye başkaldıranları yakalar. Oysa sevgi, kişinin doğanın gözlerinden uzak, kendi yarattığı, kendi ulaştığı, kendi "seçtiği", bir aştır. Aşk, içgüdünün tuzağında tutsak olmaktır. Oysa sevgi, isteklerin baskısından kurtulmaktır. Aşk, bedenin görevlisidir. oysa sevgi, ruhun elçisidir. 

Aşk, kişinin yaşama dalıp güncel yaşamla oyalanmasına yönelik büyük, aşırı bir "bilinçsizlendirim"dir. Oysa sevgi, yabancılıktan dolayı yabansıllıktan doğma, kişinin bu pis, gereksiz yabancı pazar içerisindeki, korkunç özbilincidir. 

Aşk, tat aramaktır. oysa sevgi, sığınak aramaktır. aşk, aç bir düşkünün yemek yiyişidir. Oysa sevgi, "yabancı bir ülkede dildaş bulmak"tır.

Aşkın yer değiştirdiği olur. soğuduğu olur. Yaktığı olur. Oysa sevgi; yerinden, sevdiğinin yanından kalkmaz. soğumaz, kızgın değil; yakmaz, yakıcı değil. 

Aşk, kendinden yanadır. bencildir, kendisi için ister. Kıskançtır. sevgiliye tapar, onu kendi için över. Oysa sevgi, sevilenden yanadır, sevilencildir. Sevgili için ister. Kendini sevdiği kişi için ister. Onu onun için sever. Kendisi ortada değildir.
        

Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali ŞeriatiKevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali Şeriati

Şimdi sen ölümle birlikte gittin ve ben burada, sadece her nefeste sana bir adım daha yaklaşıyorum umuduyla soluk alıp veriyorum.

Ve işte bu benim hayatım!

Ali Şeriati (Çöle İniş (Hubut - Kevir), s. 314

Mihemedê NOJDAR, bir alıntı ekledi.
24 Mar 17:22 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Li vî welatî kevir jî digirîn

Nubihar Dergisi Sayı 142, Kolektif (Sayfa 59 - Nûbihar)Nubihar Dergisi Sayı 142, Kolektif (Sayfa 59 - Nûbihar)
Mihemedê NOJDAR, bir alıntı ekledi.
19 Mar 07:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ew musibetên ne dînî, di heqîqetê de, musibet nînin. Hinekên wan, şîyariyeke Rehmanî ne. Çawa ku şivan ew pezên ku tecawizî zeviya yekî din dikin kevir diavêje wan, ew pezana ji wî kevirî serwext dibin ku ev yek ji bo karekî bi zirar şîyariyeke, bi memnûnî dizivirin.

Rîsaleya Nexweşan, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 48 - Zehra yayınları)Rîsaleya Nexweşan, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 48 - Zehra yayınları)
esra k., bir alıntı ekledi.
03 Mar 19:44 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kevir'den
"iman ve umut dolu samimi hamlelerle isteyebilirsek, cevabımızı mutlaka alacağız demektir."

Dua, Ali Şeriati (Sayfa 86 - Fecr Yayıncılık)Dua, Ali Şeriati (Sayfa 86 - Fecr Yayıncılık)
YAKZAN, bir alıntı ekledi.
02 Şub 15:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Var olmak", dar, karanlık bir hücredir; kapısı ölüm, penceresi yaşamdır, pencerelerini bulmamış olanlar ya da yalnız "var olmak"la yetinecek ölçüde "az" olanlar ile bu "az olmak" tan biraz çok olmaları ya da çok duruma gelenler intiharın kurtarıcı yardımıyla, kapıyı açar, kurtuluşa doğru kaçarlar.

Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali ŞeriatiKevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya, Ali Şeriati