• 86 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kızıl Elma, içinde dört tane hikaye bulunduran bir kitap. Yazarın her bir hikayesinde farklı kişiliklere büründüm ve farklı farklı duygular hissettim. Zaten son zamanlarda ben de kurgu metin yazıyorum, dolayısıyla böyle bir dönemimde okuduğum için kitabı daha da çok sevdim.

    Geçtiğimiz günlerde yazarın Cemile adlı kitabını okumuş ve onu da çok sevmiştim. Kızıl Elma da okurken çok keyif aldığım ve çok akıcı öykülerden oluşuyordu. Kitaptaki en sevdiğim hikaye son sırada yer alan 'Asker Çocuğu' oldu. Gerçekten okurken çok etkilendim ve okumak beni rahatlattı resmen. Sizlere tavsiye ettiğim bir Aytmatov kitabı. Keyifli okumalar:)

    Minik bir alıntı: #39156456
  • 359 syf.
    ·19 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Emrem Yunus; Yunus Emre değil Emre' (m) Yunus. Nasıl da kulağa hoş geliyor. Bilhassa içten, samimi ve sevgi dolu bir hitap şekli. Benimseme, sahiplenme ve aidiyetlik duygusu. Öyle hoş, öyle güzel...

    Bir yanım inceleme yazmak için yanıp tutuşurken bir yanım ise mahcup, hüzünlü ve korkak. Çünkü; İskender Pala' nın ağır divan edebiyatı ve derin anlam içerikli üslubu ile yazıya dökmüş olduğu lafizlarını sizlere en iyi bir biçimde aktarmak istiyor lakin ne kadar iyi aktırırsam dahi Od ' a, âşkın ateşine ve "Bizim Yunus' a" layık olamayacağımı biliyordum. Mahcubiyetim, boynumun büküklüğü bu yüzdendir...
    Kitap Molla Kasım' ın elinde bir tomar kağıt üzerinde "Hâzâ Divan- ı Derviş Yunus yazılı" ve Yunus Emre' ye ait iki bin kadar şiirin beğendiklerini alması, beğenmediklerini ise ırmağa atması ve sonunda da hepsini yakmasıyla başlar. Molla Kasım bir gece rüyasında Yunus Emre' yi görür ve bu şiirlerin ona ait olduğunu anlar. Yaptığı şeyden pişmanlık duyar ve kendini suçlu görür. Yunus Emre' yi bulmak için düşer yollara, bulunca da kendini ona adar. Bu defa söz Yunus Emre' de dir. Başlar hayatını Molla Kasım' a anlatmaya...

    Eserin neredeyse her kelâmı, her tümcesi tasavvufa dayalı; Hakk' ı, sevgiliyi, âşık ile maşuk-u, Bizim Yunus' un hamlıktan olgunlaşmasına ve Tebessüm Sultan' ın sözleri ile dolu. İlâhi aşkın yanı sıra dünyevi aşk- ı da güzel bir üslup ile işlemiş; gönül gözü ile bakabilmeyi öğretmiştir. Yunus Emre' e ilahi aşkın esiri olmuş fakat Sitare' yi yani eşi Elif' i de bırakmamıştır. Yunus Emre ona olan sevgisi ve hasreti ile yanıp kavrulmuştur. Çünkü Yıldız' ını erken kaybetmiş, bu meczup dervişi özlem duygusu ile baş başa bırakmışlardır...

    "Çünkü o benim her şeyim, mahremde sırdaşım, zor günde ayaktaşım, er meydanında yoldaşımdı." (59) (Sitare için söylenilmiştir)

    Yazar Yunus Emre' nin dervişlik hayatının yanında Anadolu' nun o dönem ki siyasi olaylarını, kurulan beyliklerini ve Çekikgöz saldırılarını anlatmayı da ihmal etmemiştir. Bu gönlü güzel dervişimiz; halkı kasıp kavuran, mallarına ve canlarına el koyan eşkıyalar döneminde, oğlununun çalınmasına ne yazık ki engel olamamıştır. Ondan ayrı düşmeye mahkum bırakılmıştır. Fakat hiçbir zaman ümidini yitirmemiş ve uğradığı her diyarda da oğlunu sormuş, sora sora Hasan Sabbah' ın fedaileri olan ismaili mensuplarına denk gelmiş ve onlardan oğlunu bulmalarını istemiştir... (yıllar sonra bir araya gelmeyi başarmışlardır)

    "Yeni bir acıya ah edecek olsak, içimizdeki eski bir ah ağzımızdan çıkıp ona yer açıyordu. Her gelen dert, bir öncekini unutturuyor, her acı diğerini bastırıyordu." (33)

    Fedailerin Kalesi Alamut ' un anlatılması ve kısa kısa olarak yer alan ney taksimleri okumaya ayrı bir haz katmış ve yazarın ifade tarzının sürükleyiciliğini devam ettirmiştir...
    Tasavvufu ve ilahi aşk- ı seven okurların; mutlaka okuması gerektiği sevgi ve hüzün dolu çok güzel bir yapıt.


    "Dünya nimeti Allah'ın düşmanıdır Yunus . Dünyalığı sevmek , dostun düşmanı sevmesi gibidir. Dünya bir murdar leş , talipleri ise akbabadır. Yunus ; Sarıcaköylü Yunus , güzel kalpli Yunus , sorarım sana , akbaba mı olmak , Anka mı olmak istersin ?" (77)

    Bunu okuyan değerli okur; akbaba mı olmak, Anka mı olmak istersin?


    Keyifli okumalar
  • 705 syf.
    ·15 günde·10/10
    “Suç ve Ceza” yı incelemeye sayfa sayısının sizi okumaktan alıkoymamasını dileyerek başlamak istiyorum.
    Ana karakter Raskolnikov’un iç dünyası, ruhsal çatışmaları ve değer yargıları başarılı betimlemelerle analiz edilmiş. Kanunlara göre bir suç durumunun karakterin gözünde yarar ve iyilikle sonuçlanan bir eylem olması suç tanımını yargılayan ve sorgulatan düşüncelerin kafanızda sıralanacağı bir olay örgüsü mevcut.
    En büyük yargıç olarak vicdanın kestiği bir cezayı yaklaşık 600 sayfada ölçüp tartan Dostoyevski’nin kalemine hayran kalmamak mümkün değil.
    Kapağını kapattığımda aklımı esir alan kitaplar arasına koyuyorum. Sizlere de keyifli okumalar diliyorum.
  • 382 syf.
    ·10/10
    -Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede ''sokak çocuğu ve zalim'' diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti. Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki :
    ''Benim için 'sokak çocuğu ' diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı ? Bana 'zalim' diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamların cezalarını bulmalarını sağladımsa, bunun sebebi Türk milletine duyduğum sevginin onlara duyduğum sevgiden daha daha büyük olmasıdır... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim...'' demiştir.
    ...
    Kitabın incelemesine geçmeden önce bu güzel ve anlamlı anıyı paylaşmak istedim.Tek Adam Şevket Süreyya Aydemir’in uzun bir araştırma sonucunda 1963-1965 yılları arasında kaleme aldığı dünyada Atatürk üzerine yazılmış en iyi ilk biyografilerden birisidir.Serinin ilkinde Mustafa Kemal Atatürk’ün özel hayatıyla merak edilenler yerine daha ziyade öğrencilik ve askerlik hayatına değinmektedir.İlk cildinde Atatürk’ün doğumundan çocukluk yıllarına ve ilk gençlik yılları olan 1919 yılına kadar olan süreyi kapsıyor.Kitap sayesinde doğru bildiklerimin yanlış olduğunu kitap sayesinde görmüş oldum.Mustafa Kemal’in fikirlerinin oluşmasında yaşadığı olaylar ve dönemin koşullarının etkili olduğunu bilmekle beraber yakın arkadaşlarının onun gibi idealist ve ileri görüşlü olmadığını da görmekteyiz.Ali Rıza Bey’in yaşadığı maddi zorluklar erken yaşta hayata veda etmesi,Mustafa’nın üvey babasıyı kabul etmemesi,okul hayatı,ilk tayin yeri olan Şam’da yaptığı cesur çalışmaları,asker hayatının en zorlu kişisel mücadelesini Enver Paşa ile yaşamıştır.Enver Paşa Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki büyük başarısına rağmen ismini gölgede bırakmaya çalışmıştır.Siyasi ve askeri mevzulardan uzak tutabilmek içinde uzak yerlere tayin edilmiştir.İlk görev yeri olan Şam’dan kaçıp selanik ordusuna inkılaplar başlatmak istemesiyle önceden ne kadar cesur olduğunu göstermişti.Kesinlik tavsiye ederim okuyun ve okutup.Atamızı daha iyi anlamak için daha fazla okuyup çalışmalıyız.Sonsuz minnetle...
    Keyifli Okumalar Dilerim
  • 208 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Tarih eğer ibret alınsa idi tekerrür eder mi idi hiç...
    Cemil Meriç'in Mağaradakiler kitabında tavsiye ettiği kitabı okumaya ne dersiniz...O eser,
    Ziya Nur Aksun-Dündar Taşer'in Büyük Türkiyesi Osmanlı Devlet anlayışı
    Öncelikle şunu kabul edelim ki Osmanlı Devleti yıkılmıştır.Kitap Osmanlı Devletindeki siyasi,kültürel ve askeri olarak örnek alınacak yanlarını Dündar Taşer'in konular hakkında görüşleri ile anlatmış.Bunun yanında 1974 yılına kadar olan olayları yorumlamasının yani sıra olaylar karşısında takınılan tavır ile Osmanlı anlayışını karşılaştırarak değerlendirmiş ve zaman zaman da eleştirmekten kaçınmamıştır.
    Osmanlı yıkıldı dedim çünkü sonrasında Cumhuriyet ilan edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.O halde Osmanlıya ne gerek var der iseniz hem geçmiş tarihte yapılan hataları tekrar etmemek hem de örnek olan uygulamaları ile daha mükemmel bir devlet anlayışı oluşturmaktır. Osmanlı Devleti nasıl ki kuruluşunda Selçuklu Devletinin olumlu devlet politika ve işletmelerini örnek aldı ise bizlerin de bunlardan birer parça almamız bir zararı yoktur.
    Unutmayalım ki geçmişini bilmeyen geleceğini inşa edemez.
    Bu kapsamda okurken mutluluk duyduğum faydalı bilgileri barındıran bu nadide eserini sizlere tanıtmaktan mutluluk duyarım
    Keyifli okumalar dilerim Umarim dersler çıkartarak hayatımıza uygulayabiliriz...
  • 88 syf.
    Evet evet değeri bilinmeyen Haldun Taner.
    Günümüzde bazı yazarlar (yazar mı? pehh!..) vardır. Hiç bilmediğim bir şekilde yazdıkları kitaplar yok satar. Edebilikten yoksun, insanın hislerine dokunmayan, sıradan şeyleri getirip kitaplarına aktarırlar ve sonucunda ülkemizde el üstünde tutulurlar. Hiç okumayan biri bile bilir bunları, öyle yazarlardır yani hee.. Ama bazı yazarlar da vardır ki –maalesef pek azı günümüzde yaşayabildi- gerçekten bu işin ehli diyebileceğimiz, okurken hislerinizi şaha kaldıran, öykü olsun roman olsun yazdıklarıyla size o anı yaşatan nadide yazarlarımız. Üzülerek söylüyorum ki günümüzdekiler kadar kıymetleri bilinmiyor.

    Evet Haldun Taner dedik ee biraz bahsedelim o vakit. Edebiyatımızın tiyatro ve öykü alanlarında önemli bir yeri olan Haldun Taner nedense bizler tarafından pek de ilgi görmüyor gibi. Tiyatro tarzındaki ‘Keşanlı Ali Destanı’ adlı eseri dışında diğer kitaplarını çok da bilmeyiz. Bu bilmeyiş aslında ayıbımızdır biz okurlar için. Edebiyatımızın bu kadar önemli bir yerinde bulunan Haldun Taner neden pek bilinmiyor, okunmuyor ve neden ilgi görmüyor? Bu da ayrı tartışılası bir konu tabi.

    Ben de bu değeri bilmeyenlerdendim. Taa ki geçen haftaya kadar.

    Yazarla tanışmamız ‘Ay ışığında Çalışkur’ adlı öykü kitabı ile başladı. Kitabı öykü okuyacağım diye aldım fakat okuyup bitirdiğimde okuduğum diğer öykü kitaplarından farklı bir tarzda yazıldığını gördüm. Şaşırmıştım açıkçası. Neyse şimdi ‘Ay ışığında Çalışkur’ kitabını bir kenara bırakalım. İki eseri birden incelemeye kalktım bi an affola. Geçelim asıl kitaba.

    On İkiye Bir Var

    Yazarımızın bu okuduğum 2. kitabı. Her ne kadar eserlerini tiyatro alanında yoğunlaştırsa da öykülerindeki yetkinliğini konuşturdu ve de hissettirdi bana. Her öyküyü okuyup bitirdiğinizde kendinize bir şeyler katmış oluyorsunuz. Her öyküsünde altta yatan bir mesaj oluyor illâ ki. Bu da çok hoşuma gitti. Yedi öykü var kitapta ve hepsi de dolu dolu. Haaa.. açıkçası bazıları pek de fazla etkilemedi doğruya doğru ama yedi öyküden iki tanesini not aldım ve size ufaktan bahsedeceğim. Buradan itibaren biraz önbilgi durumuna geçebilirim. Şimdiden uyarayım. Başlıyorum.

    Kitap ismini alan ‘On İkiye Bir Var’

    Bir saat tahminiyle başlayan ilginç bir serüven.

    ‘’Saat kaç?’’ sorusunu duyan kahramanımız kendine hakîm olamayarak sürekli saat tahmininde bulunur ve nasıl oluyorsa bu tahmininde sürekli başarılı olur. Bu durumdan önceleri hoşnut olsa da bir süre sonra böyle bir yeteneği istememeye başlar. Neden peki? Normal yaşantısını etkiler ve bu durum anormal bir hâl alır. Bunun için farklı çözümler arayan kahramanımız bir sabah uyandığında saati tahmin edemeyişi onun da hayat saatinin durduğunu gösterir.

    İznikli Leylek

    Hayatın daha başında annesi tarafından yara almış bir leylek.
    Bu yara öyle bir yerden ki, hani ‘kolu kanadı kırılmak’ vardır ya evet işte tam da bu. Bir leylek uçamazsa ne olur sizce? Alaylı bakışlara, kötü düşüncelere rağmen, uçamayacağını bile bile verdiği uçma çabasıdır onu güçlü tutan. Uçamayacağını bilmek ve sürekli uçmaya yeltenmek mücadelesi desek daha doğru olur bu öykü için.

    Imm.. Geldik son kelâmlara. Ben yazarak, siz ise okuyarak sonlarındayız incelemenin. Kitabı okuduktan sonra Haldun Taner’in çok kibar bir karaktere sahip olduğunu hissettim. Kullandığı kelimelerden belki, belki de sadece bana öyle gelmiştir. Ve mutluyum bu kitabı okuduğum için.

    İlginç bir bilgi vereyim sizlere, kitap kapağındaki köstekli saat Haldun Taner’in sürekli kullandığı saatlerinden biriymiş. https://i.hizliresim.com/5aV1b5.jpg

    Okuyamayanlar için son olarak şunu söylemek istiyorum ki bu eseri ile bir şans vermelisiniz yazara.
    Tanıştığıma memnun oldum Haldun Taner.
    Keyifli ve güzel okumalar.
  • 218 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere gerçekten bilinmesi gereken ama bilinmeyen yazarlarımızdan birisinden bahsedeceğim. En azından 1-2 paragraf okuyun, kimmiş bakın ondan sonra kalanı sallayın gitsin.
    Bir adam düşünün, herkesin bildiği Malkoçoğlu, Gültekin ve Seyit Ali Reis filmlerine kitapları konu edinilsin, Beşiktaş başkanlığı yapmış olsun, roman, çizgi roman ve sinema kahramanı olarak anılsın, İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinin ve Ankara Hukuk Fakültesinin mimarı olsun ama bilinmesin. İşte Abdullah Ziya Kozanoğlu, 60 yıllık hayatına her işi fazlasıyla sığdıran ve en zor ve kültür seviyesinin az olduğu dönemde hem eğitimi hem milli kimliği savunsun ama bilinmesin. Aylarca aranılmasına rağmen kitapları bulunamasın ve İstanbul’dan gidiş-dönüş 260 TL’lik benzin yakacak mesafede bir anda değerlenip en uçuk fiyatlara kitapları temin edilsin. İşte sanata ve sanatçıya verdiğimiz değer ve Zincirlikuyu mezarlığından kimsesiz bir mezar daha, ne diyelim ki? Geçelim kitabımıza.
    Kitabımız tarihin somut gerçeklerini bir roman uyarlamasıyla efsaneleştirmeye dayanıyor. Tarihi güçlüler yazar klişesini bozmak bir yana okurken kafanızda canlandıracağız sahneler, aslında tam da sözünü ettiğim Cüneyt Arkın filmleri yapısını ortaya koyuyor. Okurken zaten öncelikle bunu fark edeceksiniz. Hatta 2 Türk otururken kaçan bir kadın ve onu kurtaran Türkler şeklinde başlayan girişle de sanki bir Kartal Tibet filminin tadına varıyorsunuz. En başta da söylediğim gibi, gerçekten filmi çekilecek ve film çekilmeyi hak eden bir eser. Bize de fazla söz düşmüyor. Herkese iyi günler ve keyifli okumalar dilerim..