19. yüzyıla ait bir efsaneye göre, Gerçek ve Yalan bir gün karşılaşırlar. Yalan, Gerçek’e: “Bugün muhteşem bir gün!” der. Gerçek, gökyüzüne bakıp iç çeker, çünkü gün gerçekten de çok güzeldir. Birlikte biraz zaman geçirirler. Derken bir kuyuya varırlar. Yalan, Gerçek’e: “Su çok güzel, haydi birlikte yıkanalım” der. Gerçek biraz şüphelidir; suyu kontrol eder ve gerçekten de çok güzel olduğunu fark eder. Bunun üzerine ikisi de kıyafetlerini çıkartıp yıkanmaya başlarlar. Aniden, Yalan sudan çıkar, Gerçek’in kıyafetlerini giyer ve hızla kaçar. Gerçek, kuyudan çıkar; elbiselerini bulaayımnca bir hayli öfkelenir. Yalan’ı bulmak ve elbiselerini geri almak için her yere koşar. Bu sırada Gerçek’i çıplak biçim de oradan oraya koşarken gören Dünya, bakışlarını küçüseme ve öfke ile geri çevirir ve onu görmek istemez.
Zavallı Gerçek, çaresizlik içinde kuyuya geri döner. Artık sonsuza dek saklanacak ve ortadan kaybolacaktır çünkü çıplaklığından çok utanmaktadır. Yalan ise o gün bugündür dünyayı dolaşmakta, Gerçek gibi giyinip toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermektedir. Çünkü Dünya, hiçbir şekilde Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez.
"Burada kalacak mısın?"
"Şunu netleştirelim. İkiz alev, lord ve vâris olmak, bin bir kötülük, lanetler ya da felaketler, çıkması muhtemelen savaşlar, yerin ve göğün birleşmesi değiştirmeksizin sen benim yıldız ışığımsm. Tatlı aşkım ve tüm zaman ve mekanlarda sevdiğim, seveceğim ve sevebileceğim tek kadınsın. Ve değil bir diyar, gökyüzü ayağa kalksa bir daha seni hiçbir koşulda bırakmıyorum."
“Söz mü?" diye fısıldadım,
"Sadece söz değil. Bir uyarı, tehdit. Bir yemin ve dua."