• - Basma-kalıplardan oluşan bir intihar mektubu sokuşturdun gömleğinin cebine.
    +Görünüyor.
    -Olsun. Yaşadığını kim biliyor ki sanki.
    ☆alıntı
  • Nasıl sorumluluk alırız? Tamam, sorumluluk sahibi olmalıyım, ama nasıl yapacağım peki? Size 100 tane adım söylemeyeceğim, sadece 1 adım söylemek istiyorum. Bu adımı yaptıktan sonra yanıma gelin, bir yemek yiyelim, daha sonra ikinci adımı söylerim. Ama şimdi yalnızca ilk adımla ilgilenelim. Peygamberimiz ne zaman peygamber oldu, kaç yaşında? 40, değil mi? Ve tebliğ yapmaya 40 yaşında başladı. Peki, bundan önce de Mekke'de mi yaşıyordu? Evet. İnsanlar onu önceden de biliyor muydu? Evet. Ona nasıl sesleniyorlardı? Sadık ve Emin. 40 yaşından önce hiç onlarla İslam hakkında konuştu mu? Hayır. Onlarla iş yaptı, onlarla yaşadı, komşuydular, arkadaşlardı, birlikte yemek yediler. Her gün onlarla konuştu, onlara yardım etti. Onunla ilişkileri buydu. 40 yıl boyunca onun hakkında tek bildikleri sadık ve emin olmasıydı. Tüm şehirdeki en sorumluluk sahibi kişinin kim olduğunu biliyorlardı. Kimdi bu? Muhammed. Ona henüz Rasulullah(s.a.v.) demiyorlardı. Şimdi, bu ilk adımınız. Ümmet olarak ilk adımımız, dünyaya Rasulullah'ın (s.a.v.) karakterini göstermek olmalı; Sadık ve Emin. Birisi Müslüman dediğinde dürüstlük akıllarına gelmeli, güvenebilecekleri biri gelmeli. Şu anda, durum o kadar vahim ki biz kendi kendimize bile güvenemiyoruz. İş hayatında yalan söyleyip hile yapıyoruz, ailemizde yalan söyleyip hile yapıyoruz, mirasta, işimizde, vergi kağıtlarımızda yalan söyleyip hile yapıyoruz. Karşımıza çıkan her fırsatta yalan söylüyoruz, hile yapıyoruz. Mağazaki adam, kıyafet almaya gelen kadına diyor ki: "Size 100'e satmalıyım, çünkü ben de 99'a aldım. Sadece 1 lira kar ediyorum." Adam onu 25'e aldı. Ama bir hikaye uydurması lazım ki kadın onu 100'e alsın. Yalan söylemeden bir şey satamıyorsunuz bile. Birbirimizin sadık ve emin olduğunu düşünmezken, nasıl dünyaya karşı sadık ve emin olacağız? Müslüman dünyasında herhangi bir yere gidip taksiye binerseniz ve Amerikalıyım derseniz, fiyat birdenbire üç katına çıkar. Neden? Emanet bu mu? Tamirciye gidiyorsunuz, Müslüman tamirci. Yağı değiştirmesi lazım, ama kenardan hemen şanzımanı da söküp yeni bir şanzımana ihtiyacın var diyor. Arabaları o biliyor, ben değil. İnsanları kandırıyoruz. İnsanlara yalan söylüyoruz, dürüst değiliz. Sonra Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dininden, İslam davasından, Rasulullah'ın şeriatından bahsediyoruz. Bekleyin biraz! Önce 40 yılı doldurun! İlk adım bu. Kimse dürüst olduğumuzu, güvenilir olduğumuzu düşünmüyor şu anda. Bizim önceliğimiz bu olmalı. O zaman dava dediğimiz şey mantıklı bir zemine oturur. Çünkü daha ağzını açmadan, seni seviyorlar. "Bu adam asla yalan söylemez, ona güvenebilirim." diyorlar. Bir Müslüman böyle olmalı. Bu ülkede çoğunuzun iş arkadaşları Hindu, Budist, Ateist ya da Hrisiyan. İslam hakkında tek bildikleri sizsiniz. Kuran'ı bilmiyorlar, onlar için İslam sizsiniz. Siz Rasulullah'ın (s.a.v.) elçisisiniz. Telefonu açıp 5 dakikaya geliyorum dediğinizde bu 5 dakikayı hepimiz biliyoruz, bu demek ki bugün içinde herhangi bir zaman. En kötüsü, daha evden bile çıkmadın ama aradıklarında yoldayım diyorsun. Yolda falan değilsin, dişlerini bile fırçaamadın. 3 saatlik yoldasın ama 10 dakikaya ordayım diyorsun. Dürüst olun, bu kadar küçük şeylerde bile dürüst olamazsak, büyük şeylerde de dürüst olamayız.
  • Tam metroya bineceğim, bir tane yaşlı amca makinenin önünde panik yapmış dolduramıyor kartı. Arkasında birkaç tane genç birikmiş bağırıyor amcaya "-hadi be n’apıyosun, flört mü ediyosun makinayla" Tabi bunu duyunca delirdim. N’apıyosunuz ya dedim gittim amcaya yardım ediyorum, Canım amcam sen ne istiyorsun dedim, kartım yok dedi, doldurduk kartını dedim, al istediğin yere git bununla, hatta sen başvuru yap senin yaşına ücretsiz ulaşım dedim. Neyse ben de doldurdum kendi kartımı metroya geldim. Baktım amca orada bekliyor hala, ne oldu dedim. Yavrum adres soracaktım beni azarlarlar diye soramadım, seni bekledim dedi. Olur mu öyle şey amcam dedim, peki nereye gidecektin sen dedim. Üsküdar Marmaray dedi. Amca Kirazlıdayız, karşı tarafta o. Nasıl buraya geldin uzak dedim. Kafasını eğdi, dur dedim anlattım ona. Burdan Yenikapıya git, ordan sarı çizgiyi takip et, Marmaraya bin, ordan 2 durak sonra Üsküdar Marmaraydasın dedim.. Baktım amca mahzun mahzun bakıyor, anlamamış durumu, tamam dedim amca gel gidiyoruz. Atladık metroya gidiyoruz Üsküdara doğru, yolumuz var da var. Muhabbet olsun diye dedim “amca sen nerelisin”. Malatya dedi. Var mı kayısı bahçesi filan dedim, dedi ki yavrum ben emekli ağır ceza hakimiyim. Vayy be dedim içimden. Onlarca kişiye müebbet dağıt, 40 yıl, 50 yıl hapis ver, sonra gel metroda kartı şaşır, ey insanoğlu... Sonra, amca dedim Malatyadan İstanbula neyle geldin dedim, uçakla mı otobüsle mi? Amca dedi ki, hatırlamıyorum... Dedim amca valizler nerde? 3 yaşındaki çocuk gibi yüzüme baktı nerde? dedi.... O an anladım amca demans hastası, yani kişisel tarihini unutmak, kendi geçmişini silmek. Peki amca nereye dedim, "OĞLUM BENİ, ÜSKÜDAR MARMARAY’DA BEKLİYOR" Dedi. Neyse dedim telefon nerde dedim.. Nerde dedi, dedim iş sıkıntı, neyse indik Üsküdar Marmaraya. Oturduk bekliyoruz gelen giden yok, dedim amca kimliği ver. Baktım adına soyadına, sonra bir tanıdığı aradım. Dedim böyle böyle kimdir bu yakını vs bir numara bulur musun? Sağolsun yardımcı oldu. Harbiden Malatyalıymış, kızının numarası geldi, aradım dedim gece gece rahatsız ettim ama... Daha lafımı bitirmeden Üsküdar Marmarayda mısınız dedi evet dedim şaşırdım da tabi. Dedi ki size eniştenin numarasını vericem onu arayın, aldım numarayı aradım enişteyi, dedim gece gece rahatsız ediyorum ama... O da hemen Üsküdar Marmarayda mısınız dedi, evet dedim. Ya herkes biliyor acaba ben mi bilmiyorum niye burdayız derken, neyse enişte geldi birazdan. Gelir gelmez sarıldı bana, ben başladım azarlamaya demans hastası bu adam niye tek başına salıyorsunuz dışarı. 3 yaşında birini salmakla aynı şey! Kim o oğlu da burada bekliyorum diyor amca
    - Abi demans hastası, evet geçmişindeki hiçbir şeyi hatırlamıyor, doğru. Ama oğlu polisti. 3 yıl önce şehit oldu! Ve oğluyla son telefon görüşmesinde "BABA ÜSKÜDAR MARMARAYDA SENİ BEKLİYORUM" demişti... Her şeyi unuttu, onu unutmuyor, arada evden kaçıp buraya geliyor. Dizlerimin bağı çözüldü. Kaldım öylece, neyse onlar gitti kafamda cümleler dolaşıyor. Belki dedim oğlu gerçekten de oraya geliyor ama biz göremiyoruz. Sonra konu üzerinde daha sonra düşündüm. Demans hastalığı bizim de hastalığımız, toplum olarak geçmişimizi unuttuk sağa sola savruluyoruz nereye gittiğimizi bilmeden. Kim olduğumuzu unuttuk... Nereye gideceğimizi unuttuk...

    (Alıntı)
  • İskender: “Benim kim olduğumu biliyor musun? Ben İskenderim!”

    Diogones: “Ben de Diyojenim”

    İskender: “Nasıl olur da bana selam vermezsin? Ben Makedonya Prensiyim.”

    Diogones: “Sen benim esirimin esirisin. Sana neden selam vereyim ki?”

    İskender: “Ne demek istiyorsun?”

    Diogones: “Bak ben nefsimi kendime esir ettim. Hiçbir Dünya malında gözüm yok. Nefsimin istediği hiçbir şeyi yapmıyorum. Oysa sen, nefsine esir olmuşsun. Gözün güç, altın, para ve toprakta.”

    İskender: “Böyle konuşuyorsun ama benden hiç korkmuyor musun?”

    Diogones: “Sen nesin? İyi misin? Kötü müsün?”

    İskender: “İyiyim tabi ki.”

    Diogones: “Neden iyi bir şeyden korkayım ki?”

    (İskender, Diyojenin adını daha önce de duymuştu. Ama bu kadarını beklemiyordu.)

    İskender: “Sevdim seni, dile benden ne dilersen”

    Diogones: “Güneşimi kapatıyorsun. Gölge etme, başka bir şey istemem.“
  • Yılmaz Özdil'in Mustafa Kemal kitabı koleksiyon yapacaklar için deri kaplama olarak 1881 adet basılacak, 2500 TL fiyat etiketi ile satılacak.

    *

    Bu fiyata kitap olur mu?

    Serbest piyasa. Arz / Talep, paran varsa al yoksa ucuz olanı al. Bunun bilincindesin zaten. A101 den almak da senin seçimin, Gurme Marketten almakta senin seçimin. Amacın xyz yemek, hangisini tercih edeceğin senin damak tadın ve bütçenle ilgili. Yanlış bir örnek değil sanırım?

    *

    Mustafa Kemal adı kullanılıyor mu?

    Kimler kullanmadı? Yılda ne kadar Atatürk ile ilgili kitap basılıyor ve satılıyor biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabi ki. Araştırın, o zaman dönen ticareti tek bir yazara indirgemezsiniz. Linç mantığı her yerde.

    *

    Yılmaz Özdil çok para kazanıyor, bu haksızlık ama. :)

    Sayın okurlar, evinizde oturup yaptığınız tek şey tüketmek. Eleştirmek sosyal medya ile bir hastalık haline geldi, hepimizde var. Seviye 1 olan, punisher34 kullanıcı adı ile seviye 5 i bilgisizce istediği gibi eleştiriyor ya da eleştirdiğini sanarak sadece hakaret ediyor.

    Yılmaz Özdil'in yazdığı yazılar yüzünden ödeyeceği tazminat rakamı senin yaşamın boyunca çalışıp kazanacağından fazla. Ölüm tehditleri, içeri girip çıkamama durumu da malum ortada. Bu adam hem iktidarı hem de muhalefeti çoğunlukla alt yapısı sağlam bilgilerle eleştiriyor. Ve bu insanlar para kazanmasın, parasızlıktan aç kalsın ölsün gebersin ki sen mutlu ol. :) Ne kadar tazminat vs ödeyeceği falan seni ilgilendirmiyor, bundan sanane değil mi? Evet, sanane. O zaman 2500 TL'ye kitap satar, bundan da sanane, değil mi? Evet, sanane. :)

    *

    Kitapta kaynakça yok, bu fiyata satılamaz! Acaba?

    Bak sevgili okur, Mustafa Kemal'i anlatan bir çok kitabın temel kaynağı Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref ve Şevket Süreyya'nın kitapları ve yazılarıdır. Yabancı yazarlar dahi bu isimlerden yararlanır. Kötü bir şey yazmak isteyen de Armstrong'un kitabına atıf yapar. Kısacası kitapta kaynakça kullanmaması kendi tarzıdır. Bilinmeyen bilgilerden çok, bilinenlerin Özdilce anlatımıdır. 1000 sayfalık Atatürk kitabı okumak da tercihindir, bu kitabın normal edisyonlarını okumak da, 2500 TL olanını da. 100 sayfalık kaynakça ayrılan kitapların yaprağını çevirmeyecek kişiler kaynakça soruyor. Bu da işin komik olan kısmıdır. Çünkü konu sürü psikolojisidir.

    *

    Yılmaz Özdil'in Mustafa Kemal'i başarılı mı?

    Evet, başarılı. Neden?

    Dışarıdan bir gözle bakan konuyla alakasız bir insan kitabın satış rakamını, normalde tek başına başarı sayar. Çok sattı, rekor kırdı. Bu bir gerçek. Ama asıl başarısı şu oldu.

    Twitter üzerinden kitabı paylaşan insanların paylaşımlarına bakar ve yorumlarını okursanız, uzun kuyruklarda kitabını imzalatmak için saatlerce bekleyen insanlara bakar ve okuyanlar da bıraktığı etkilere dikkat ederseniz başarılıdır ve amacına ulaşmış bir projedir.

    Bu saydıklarımız başarı için yeterli mi veya bu kitabı okuyan kişiler Mustafa Kemal'i gerçekten anlar ve tanır mı?

    HAYIR.

    Bu kitap, kitap almayan insanlara dahi Mustafa Kemal'i okuttu. İşte bu gerçek başarıdır. Herkes kendisini Atatürk uzmanı zannediyor ve ufak bir zumre ile birlikte yandaş medya taraftarları kitabı eleştiriyor. Aslında ikisinin eleştiri tarzı ve yöntemi aynı. O zaman aynı paralelde buluşmuşlar. Ne mutlu onların adına. Özdil uzman bir tarihçi değil, gazeteci / yazar ve konunun uzmanları arasına adını yazdığınızda etki bırakmaz ama o uzmanları bu halk tanıyor mu? Tanımıyor, sorun orada...

    *

    Kitabı ya da Yılmaz Özdil'i eleştirmek yanlış mı?

    Hayır, tabi ki yanlış değil. Satılan bir ürün hakkında yorum yapmak herkesin hakkıdır. Gizli bir şey değil sonuçta. Yanlış olabilecek durum şudur. Ukalaca, dalga geçerek, çok bilmişlik taslayarak ve sürekli ticari konulardan gem vurarak yorum yapanlar bir yerde yanlış yapıyor. Çünkü, eleştirmek dediğimiz şey, argümanlarla yapılır ve karşı tarafın yaptığı şeyi çökertmeye çalışır tezler atar ya da yanlış olan şeyleri net olarak ortaya döker. Eleştiri adı altında yapılan şeylerin seviyesi 0-6 yaş grubuna bile girmez maalesef. Kendi kendilerine bir şeyler yapıyorlar. Ne yapıyorlar bilmiyorum.

    *

    Benim kitap hakkında ki fikrim nedir?


    Mustafa Kemal'i farklı tarzda okumak isteyen okurların ya da hiç Mustafa Kemal okumamış, tuğla biyografilerden korkan okurların Mustafa Kemal ile tanışma kitabı olabilir. Merak uyandırıp, araştırmaya daha fazla bilmeye itebilir. Kendi başına kısa tanıtım gibi bakılabilir. Çok bilmişlerde değil de öğrenmek için bir kıvılcım arayanlara aradıklarını verir. Başlangıç için idealdir derim.


    Paranız varsa; Kaynak Yayınlarının 30 Ciltlik "Atatürk'ün Bütün Eserleri" ni alabilirsiniz. Büyük bir çalışma ve emek ürünüdür. Gerçekten okumak istiyorsanız, almalısınız. Yoksa Yılmaz Özdil'i sabaha kadar yapıcı ya da yıkıcı şekilde eleştirin elinize hiçbir şey geçmez. Çözüm üretin, daha iyisini yapın. Rica ediyorum yapın biz de görelim.

    *

    Kendi fikirlerinizi istediğiniz şekilde yoruma belirtebilirsiniz. Konuya mantık açısından yaklaşılması gerekiyor. Bu sistemde kimin kim hakkında yazdığı, ne kadara sattığı kimseyi ilgilendirmez. Almazsın, amacına ulaşmaz. Yapabileceğin tek şey bu. Kimse senin keyfine göre bir şey yapmaz sevgili okur. İsterse 5000 TL yapar, isterse 10000 TL.

    *

    Yazdığım yazı Özdil'i savunuyor gibi durabilir. Hayır, konu savunmak değil, biraz mantık ile konuya yaklaşmak ile ilgili. Herkes kendisini otorite sanıyor, herkes bir şeylerin kendince hakkı olduğunu savunuyor, hakaret etmenin, itham etmenin, parmak ile göstermenin hakkı olduğunu sanıyor. Bu hepimizin sorunu. O yüzden bu yazıyı yazdım. Yoksa Özdil'i tanımam etmem, milyonlarca yorum yapan insanı tanımam etmem.

    Özgürlük dediğiniz şey, bir yayınevinin fiyat politikası içinde geçerlidir ve onları ilgilendirir. Alırsınız ya da almazsınız. Atatürk'ün kullanılması konusuna gelirsek, ilk önce o çenenizi bir kapatın derim. Çünkü, buraya gelene kadar daha nice yaşanmış olaylar ve durumlar var. 1938 den bugüne neler yapılmadı, sesiniz çıkmadı sevgili halk. Birisi 2500 TL ye kitap satacak diye kafayı yediniz. İlk önce oraları halledin, sonra buralara bir şeyler dersiniz.

    Saygılarımla.


    *22.01.2019*Yoruma yazdığım yazıyı da ekliyorum. *

    Özdil bugün 1881 başlıklı bir köşe yazısı yazmış. Sizinle paylaşmadan önce bir kaç kelam daha edeyim istedim.

    *

    Kitabın içeriği benim yazdığım yazı ile bağımsız bir durum. Okuyanın takdirine göre değişir.

    Kitabın satış fiyatını etkileyen bir çok unsur var onları da sıralamış Özdil ben orada da değilim. Özel tasarımlar, özel kağıtlar, kitabın ağırlığı, yazı tipi vsvsvs bir çok ilkten bahsetmiş, ben bunları da es geçiyorum.

    Şimdi herkesin bir bütçesi var. Hadi marka isimleri vereyim. Kimisi DeFacto, kimisi Zara, kimisi Armani giyinir. Mantıken hepsi giysidir. "basic" bir tişörtü 10 TL ye de alabilirsin, 100 TL ye de, 1000 TL ye de değil mi? Bu seçimi yaparken bir sürü kıstasın var ama en önemlisi para kısmı. Paran varsa zaten en pahalısını alırsın vs.

    Özdil'in kitabının da 20 liraya alabileceğin 30 liraya alabileceğin ve 2500 TL ye alabileceğin fiyatları var. Şimdi bu durum seni neden geriyor? Konu Atatürk mü? Gerçekten Atatürk mü yahu? Atatürk bu kadar önemliydi de 2500 TL lik kitapla mı aklınıza geldi? Sırf çok sattı diye sırf Özdil gazeteci diye sırf kaynakça kullanmadı diye bu o kadar kötü bir kitap mı? Hatta paçavra diyen var. Senin kitap yakanlardan farkın ne yahu? Zihninde bunları söyleyen çakmağı da çakar. Herkes tarihçi oldu çıktı ülke de tebrik ediyorum. Alkışlıyorum.

    Özdil ve kitabı zerre umurumda değil. İnsanların basit bir konuyu anlayamamaları komik. Özel koleksiyon adı üzerinde, ÖZEL. Al ya da alma bu hakaret etmeni gerektirmez.

    İster oku ister okuma, ister al ya da alma gram umurumda değil. Özdil de değil.

    Müjdat Gezen kitap çıkarmış. Bunu da kullanıyormuş. Yahu kullanır. Sen alık mısın? Sana mı soracak? Kusura bakmayın ama Yunan metinlerine ve düşünürlerine bir bakın bakalım nasıl kitap çıkarmışlar? O zaman nasıl yazmışlar? Cicero nun kellesi nasıl gitmiş? Bu söylediğiniz şeylerin hepsi kitap dünyasında var. O zaman değerli görülmeyen yazıları şimdi biz değerli görüyoruz. Bilmeden konuşan ciddi anlamda sizlersiniz. Fanusun içinde nasıl bir mutluluk yaşıyorsunuz siz?

    Kadıköyde bir sahafın vitrininde özel baskı ve boyutlarda kitaplar var. Gidin sorun bakalım fiyatlarını ne diyecek size? Ağzınız açık kalır. Liberta nın yukarısına doğru çıkın 20 metre ileride. Yanında retro gözlük satan bir yer var. Gidin sorun lütfen.

    Karşı görüşte olan kişilerin fikri saygı duyulacak durumda ise duyarım değilse o da gram umurumda değil.

    Atatürk imzalı giysiler, sömürü değil.
    Tabak çanak, sömürü değil.
    Filmler, belgeseller, sömürü değil.
    Kalemler, saatler, sömürü değil.
    Yabancı yazarların Atatürk kitapları, sömürü değil.

    Ama Özdil'in Mustafa Kemal kitabı sömürü öyle mi? Ve siz gerçeği görüyorsunuz öyle mi? Ben körüm görmüyorum? :)

    Helal olsun Özdil e ne diyim. Yıl olmuş 2019 gündem hala her gün Atatürk. Sömürüyormuşsun sömür ne diyim?

    Buyurun köşe yazısı... İster ciddiye alın okuyun ister okumayın, sizin bileceğiniz iş. İsterseniz de palavra diyin. Siz ne anlıyorsanız, yazılanlar o kadardır.

    https://www.sozcu.com.tr/...tter_impression=true
  • —Gübre ve pislikten bir çiçek nasıl filizlenip beslenir? Varsay ki Zorba, insan gübre, özgürlük de çiçektir.
    —İyi ama, dedi, ya tohum? Bir çiçeğin bitmesi için tohum gerekli. Bizim pis içimize, böyle bir tohumu kim koydu? Bu tohum niçin iyilik ve namusla beslenip çiçek açmasın? Ve kanla pislik istesin? Başımı salladım,
    — Bilmem.
    — Kim biliyor?
    —Kimse.
    Zorba bunun üzerine umutsuzca çevresine vahşi vahşi bakarak bağırdı:
    — Öyleyse vapurları, makinaları, kolalı giysileri ne yapayım ben?
  • “Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar: kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da kim o demeseler. Sonra hemen içeri alsalar beni. Ben anlatmak istesem bile, hemen sustursalar: biz her şeyi biliyoruz. Her şeyi biliyor musunuz gerçekten? Evet. Neden sormuyorsunuz ayrıntıları? İstediğin zaman anlatırsın. Sana dinlenme fırsatı verdiğimizi de sanma. Hiç anlatmasan da olur. İstediğin zaman gidebilirsin. İstediğin zaman geri dönebilirsin. Anlayış da göstermiyoruz sana. Özellikle buna çok sevindim. Anlayış göstermenin sende bir gerginlik yaratacağını, ne zaman isteyecekler endişesini doğuracağını biliyoruz. Sen sormasaydın bunları bile anlatmazdık. Hiçbir sözü sonuna getirmeyi düşünmüyoruz. Yaşama şartlarını açıklar mısınız?”