• Hanok’un kitabı

    Yazıya başlamadan önce belirtmeliyim ki internette bu konuyu bu kadar ciddi işleyen kimse yoktur. Yerli-yabancı hiçbir sitede bu kadar ayrıntılı ve geniş bir Enoch yazısı bulamazsınız çünkü günümüzde yazarlık nedense bir başkasından copy-paste ederek yayım yapmak sanılıyor. Ancak ben Enok dahil İncil, Tevrat, Zebur, Kuran ve daha birçok kaynağı alıp teker teker okuyarak bu yazıları hazırlamaktayım ve dolayısıyla hazırladığım yazılar blogdan bloga kopyalanarak değil, kitaplardan notlar çıkarılarak oluşturulduğu için diğer yazılara göre daha özgün oluyor ve genelde başkaları tarafından yürütülmeye demüsait oluyorlar. İnternetteki diğer yazılar ya birbirinin kopyasıdır ve kısıtlı bir bilgi sunuyorlardır, ya da açık açık söylüyorum: Benden çalmışlardır.
    Buna Mu Kıtası ile alakalı hazırladığım yazı da dahildir. Bkz: Mu Kıtası (Dinlerin Kökeni)
    Enok-Hanok Kitabı, (Hermes veya Hz. İdris diye de bilinir) dinler tarihinin ilginç metinlerindendir ve Yahudi Mistisizmi’nin temel taşlarından biridir. Bu kitap, Eski Ahit’in (Tevrat) Apokrif kitaplarından en önemlisidir. Daha sonra 1. Konstantin hükümeti tarafından “saptırıcı” olduğu sebebi ile kaybettirilmiştir. 1. İznik konsilinde de (M.S. 325) Tevrat’dan tamamen çıkarılmıştır. Enok Kitabı’nın parçalarının en eskisi M.Ö 300, en yenisi ise M.Ö 68 tarihine aittir. (Bulunan kayıtların tarihi budur, ancak elbette kitaptaki hikayelerin ve efsanelerin tarihi daha eskilere dayanıyor.) 68 Tarihi aynı zamanda Kudüs’e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları tarihtir. En eski bölümler; Nephiller (Düşmüş Melekler ve Yarı İnsan yarı Melek olan varlıklar.) ile alakalı bölümlerdir ve uzun bir süre içerisinde yazılmıştır. Metinlerin Esseniler adı verilen bir topluluk tarafından saklandığı, ve onları etkilediği de görülmektedir.
    Kitapda Nuh Tufanı ve Düşmüş Melekler ile alakalı çok kafa karıştırıcı terimler bulunmaktadır. Bu yüzden Yahudiler ve Katolikler tarafından 3. YY sonlarına doğru çıkartılıp yakılmıştır ancak, tamamıyla yok etmeyi başaramamış olacaklar ki, 1773 yılında bir İskoç araştırmacı ve Mason olan James Bruce, Habeşistan’a gitmiş ve Enok’un Kitabı’nın bir manastırda saklanmış 3 nüshasını bulmuştur. Kitap 1821 yılında İbranice’den İngilizce’ye çevriltilmiştir. Enok’un kitabının tam olarak varlığının ispatı aslında Ölü Deniz Yazmaları’nın da bulunmasıyla alakalıdır. Yazmalar 1947 yılında bir çoban tarafından Ölü Deniz kıyısında, Kumran’da bir mağarada raslantısal olarak bulunmuş ve bu yazmalar daha sonra Kudüs Üniversitesi’nin eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır. 1958 yılına kadar süren çalışmalarda bir çok başka arkeolojik bulgulara da rastlanmıştır. 10 yıl boyunca 11 mağarada yapılan kazılar, 800 kadar yazmanın ve birçok parçanın günışığına çıkmasını sağlamıştır.
    Özellikle Tevrat’da da geçen Nefillerin, Devler oldukları ve Nuh Tufanı’ndan önce insanların yiyeceklerini tüketip, en sonunda insanları yemeye başladıklarını anlatır. Bunların başlangıcının sebebi ise, Melek Samael tarafından ayartılan diğer melekler, Hermon Dağı’na inerek, İnsanların kızları ile ilişkiye girmeye ve onlara gizli teknikleri öğretmeye karar vermeleridir. Bütün insanlığın sapmasına sebep olduktan sonra, Başmelek Mikhael’in önderliğinde 4 Baş Melek, onları yakalayıp bağladılar ve yeraltına inen sonsuz bir çukura attılar. Bundan böyle bu 4 Baş Meleğe “Denetçiler” denmeye başlandı, ve onlar 4 istikameti, Doğu, Güney, Batı ve Kuzey’i, uykusuz gözleri ile denetlediler.
    İlgili Tevrat ayetleri için bkz: Tevrat, Yaratılış Bölümü, 6 (tufan), 1–7
    Ayrıca Tevrat ayetleriyle alakalı hazırlamış olduğum ayrı bir yazı için bkz:
    Tevrat’daki Çelişkili Ayetler
    Harut ve Marut gibi düşmüş melekler efsanesi, böyle gelişti ve daha sonra Legemeton gibi, Hz. Süleyman’a addedilen büyü kitaplarına da malzeme oldular. Çok daha sonraları ise Enokyan Maji’ye ilham olmuşlardır ve Enochian (Melek dili) konusu da, Enoch (Enok) ile alakalıdır. Dikkate değer bir konu ise, bütün dinlerde Evrenin 4 Mimarı, 4 Temel Kuvvet, 4 Yön, 4 Element olarak görülen, ve bunların zamanla 4 Melek veya 4 Tanrı olarak değiştirilmesi, bu Kitaba farklı bir şekilde yansımış. Okumaya devam ettikçe o konulara da değineceğim.
    Peki bu Enok kimdir, kimin nesidir? İlk olarak Tevrat’da Adem Soyu sayılırken karşımıza çıkar. 300 yıl tanrı yolunda yürüdüğü ve toplam 365 yıl yaşadığı, ancak ölmediği çünkü Tanrı’nın onu yanına aldığı yazar. Yaratılış 5;18–24 Enok’un gökyüzüne yükselmesi, aynı zamanda Kabbalah’a kadar gidecek Gökyüzü’ne çıkma motifinin de başlangıcıdır. Bilindiği gibi İslam’da gökyüzüne yükseltilen, kendisine ölüm dokunmamış sadece iki karakter vardır. Birincisi Hz. İsa, ikincisi ise Hz. İdris, yani Enok. Enok’un Tanrı yanına yükseltilmesi İncil’de de geçer. İbraniler 11;5
    Rohl, Enok’un İbranice’si olan “Hanok”un “Kurucu” anlamına geldiğinden yola çıkarak, Mezopotamya Mitolojisi’nde ki Anunnaki ile Enok arasında ilişki kurar, ancak bu tartışmalı bir görüştür. Ayrıca Enok, Mısır Tanrısı Toth, Yunan Tanrısı Hermes ve İslam’da ki Hz. İdris ile de ilişkilendirilmiştir. (Meryem: 56–57)
    Ölü Deniz Yazmaları ve Enok Kitabı’nın, Esseni adı verilen bir tarikata ait olduğu düşünülüyor. Bu kitabın yazılışı İsa’dan önce, İsa zamanını ve İsa’dan sonrasını da kapsadığı için, bu Kitabı anlamak için Tanah ve İncil’i de okumuş olmak gerekiyor. O dönemde Yahudi halkı için dini kaynaklar büyük bir çeşitlilik gösteriyordu. Tanah’ın yanında Yahudi Talmud’u denilen ve Din büyükleri tarafından oluşturulmuş yazılar da önem taşımaktaydı. (Yani Yahudi Hadisleri) O devirde Kudüs Talmud’u (Yerushalmi) ve Babil Talmud’u (Babli) çok yaygındı. Eğer bir Yahudi, Kutsal yazıları daha derinlemesine öğrenmek isterse Midrash (Çoğulu Midrashim) adı verilen tefsir yöntemini uygulamak zorundaydı. Yazıcılar da (Sopherim) aslında bu tefsir işi ile uğraşıyorlardı. Dini üstatlar ise Rabbi (Efendi, Üstad) ünvanını alıyorlardı. Bkz: Rab, Rabbi, Rabbiri. Alimlik kademeleridir. Esseniler ile ilgili kitaplarda sıkça geçer.
    Midrashim, Rabbinik eğitimin temelini oluşturuyordu. Eğitim, kutsal yazılardaki öykülerin anlatıldığı metinler olan Hagadoth (Çoğulu Haggadah) ile kuralların ve törelerin yer aldığı Halakoth’dan (Çoğulu Halakah) oluşuyordu. Bunlar dışında doğal olarak Talmud da kıymetli bir kaynak olarak yer almaktaydı. Ancak bütün bu kitaplardaki yorumlar farklılık gösteriyordu ve farklı mezheplerin oluşmasına sebebiyet vermişti. Bu dönemde bulabildiğim en önemli topluluklar Sadukiler, Ferisiler, Zelotlar ve Esseniler’dir.
    Hahamlar tarafından yok edilen bu kitabın, sadece mağaralarda saklanmak suretiyle değil, geleneği sürdürerek bu güne kadar hala devam edip, korunduğunu görüyoruz. Bu görüşü kabullenip bu güne kadar getiren Yezidi(Yezdani), Yaresan gibi topluluklar, dört dörtlük sapıklar olarak görülüp her fırsatta katledildi.
    Önemli bir konu ise, burada Nefilim, Dev olarak adlandırılan Melek-İnsan karışımı çocukların, Mu Kıtası gibi farklı bir bölgeden gelmiş başka bir Irk insan olma ihtimali. Çünkü bunlara Gözcüler dendi, ve tamamen insan gibi yaşadılar. Antik tabletler, kayıp kıtalar, Geçmişe bir üst akıl veya uzaylıların, ya da daha üstün bir insan ırkının etki edip din yaratması gibi komplo teorileri üretenler için bu Nephilim içeren tevrat ayetleri büyük bir dayanak görevi görmekteydi. Şimdi Ölü Deniz Yazmaları sayesinde bu teorileri daha da güçlenmiş oldu ve Erich Von Daniken ya da Zachariah Sitchin gibi yazarlar için bolca malzeme çıkmış oldu.
    Fakat dikkatimizi çekmesi gereken asıl konu, Kutsal Kitaplarda bütün bu olaylar gerçekleşirken (Melek-İnsan cinsel ilişkisi vb.) Tanrı’nın bunlardan haberi yoktu ve 4 Büyük Melek, gidip ona bildirdiler. Sümer (Gözcünün Ülkesi), Nefilim, eski Mısır’da Neter. (Gözleyenler, Osmanlıca’da da Nöbetçi Askerlere Nefer denilir.) bütün kültürlerde yer alıyor. Kuran zamanına gelene kadar bütün dinler, Melekleri sanki bir Süper İnsanmış gibi, yiyip içen, yorulan, seks yapan cinsiyetli varlıklar olarak tanımlıyor. Tevrat da buna dahildir.
    Erich Von Daniken’in, Tanrıların Arabaları Kitabı da, bu konu üzerine yazılmış popüler bir kitaptır. Üstün bir Irk veya Uzaylılar tarafından bize ulaşıldığı ve bizim onları Melek, Tanrı olarak adlandırdığımız konusu ile alakalı birçok film, kitap, görüş var ve Enoch kitabı, bu görüşleri güçlendiren türden. Bu konuyu “Antik Astronot Teorisi” başlığıyla aratırsanız daha çok bilgi edinebilirsiniz. Ancak bana sorarsanız, direk kitapları satın alsanız daha iyi. Bu yasaklanmış mirasın izleri, bugün hala bazı ‘Melekçi’ toplumlarda bulunuyor. Örneğin; Yezidilerin en yüce varlığı, meleklerin başı Meleke Tawus’un ilk ismi, Gözcülerden biri olduğu bilinen Arapça Azazel’den geldiği bilinen Azazil. Enok kitabında da buna rastlayacağız.
    Diğer bir gizemli toplum olarak Yaresanların da insana çok benzeyen melekleri var. Azazel, Adem ve Havva’yı kışkırtmadan önce, Yılan Tawus’un hizmetinde çalışıyor. Ayrıca bu “Nephilim” diye bilinen, insan ve melek karışımı olan devlerin, Tevrat’da anlatıldığına göre o dönemlerde Tanrı veya büyük çağ kahramanları olarak bilindiğinden bahsediliyor. Yani zamanla bunların Mısır veya Yunan tanrıları olarak anılmaları (eğer gerçekse) muhtemeldir.
    Enok’ta dikkati çeken şey, Işık Prensi ve Karanlıklar Prensi (Belial) ve bunların yolundan giden Oğullar konusudur. Bu konuya değinme, Tevrat’da Kurallar 3;19–20 bölümünde de vardır.
    Ayrıca Kurallar 3; 24–25, Karanlıklar Prensi’nin, ölüler kalktığı zaman hüküm gününden sonra sonsuza kadar ateşlere atılacağı konusu, Hristiyanlık ve İslam’ın temelini oluşturuyor. Kitaptaki en dikkat çekici bölüm yine de bence düşmüş melekler konusudur. Tevrat’da düşmüş meleklere de, yarı meleklere de Nefiller diye hitap ediliyor. Meleklerin günaha yenik düşerek kötüleşmesi konusu, Işık Getiren (Lucifer) meleğin de bunlardan birisi olması hala Hristiyan Teolojisi’nin önemli konularındandır. Yaratılış 6;1–2
    Bir diğer isimleri Tanrı Oğulları’dır. (Elohim. Tekili Eloh. Tanrı İlu-Elu ile İlah sözcüğü ile ortak kökenden gelir. Melek isimlerinin sonundaki -El takısı da bundan gelir. Bu bağlamda İsa Haç’ta Elohim’e beni neden bıraktın diye seslenirken, kendisini kandıran Düşmüş bir Meleğe seslendiği anlamı da çıkabilir.)
    Kuran’da ise bu düşmüş meleklerin aslında Melek değil birer Cin olduğu, ve iyi veya kötü olabilecekleri söylenir. Ancak Tevrat’da, bilinen Melek hariç bütün varlıklar Kötüdür. Yani bütün cin veya kötü ruh benzeri varlıklar, eskiden melek olmak zorundadır. Dolayısıyla Tevrat ve Kuran’ın teolojisi gerçekten de çakışmaktadır. “Kuran’ın %70i Tevrat’dan alıntıdır!” diyen arkadaşlar için bu husus göze çarpmalı. Aktarılan hikayeler bile farklı versiyonlarda aktarılmaktadır çünkü. Yine de, zaten “Biz önceki kitapların tasdikçisiyiz” diyen bir kitapta alıntılar olması göze garip gelmemelidir. Devam edelim:
    Enok Kitabı 2. Bölüm : “İşte! Herkesi yargılamadan geçirmek ve günahkârları yok etmek için on bin aziziyle birlikte geliyor!”
    Bu bölüm ayrıca İncil’de Yahuda 1; 14'de “İşte Rab herkesi yargılamak üzere Onbin kutsalıyla geliyor!” diye ifade edilir.
    Demek ki o zamanlarda bu ayet yazılırken ellerinde Enok kitabı vardı. Zaten günümüzde kabul gören İncil’in m.s 4.yy’a kadar bütünleştirilmemiş olduğunu, ve Roma kralı Konstantin tarafından ‘bütünlettirildiğini’ hatırlarsak, 1. İznik Konsil’nde yoksayılan, apokrif ve gnostik ilan edilerek yakılan-yokedilen yaklaşık 27 ayrı kitap daha olduğunu unutmamalıyız. Yani günümüzdeki İncil’in kronolojik sıralaması dahil, Tevrat ayetlerinin çoğu, eldeki 50'yi aşkın kitaptan “ayıklanarak” oluşturulmuştur ve bu ayıklamayı da Roma kendi isteği doğrultusunda yaptırtmıştır. İşte burada “tahrif”in ne denli büyük olduğu inkar edilemeyecek kadar ortadadır. Unutmamalısınız ki Enok Kitabı, İsa gelmeden önceki Tevrat’ı ve İsa dönemindeki orjinal İncil’i temsil etmektedir. Bu ne Barnabas, ne Meryem, ne de bir başkasının inciliyle kıyaslanabilir. Şimdi elimde bulunan bu Enok kitabındaki ayetleri sıralama vakti gelmiştir sanırım.
    Enok 7;7 “Sonra hep birlikte yemin ettiler ve planı uygulayacaklarına söz verdiler. Toplam İki Yüz kişi, Yeret’in zamanında Hermon Dağı’nın zirvesine indiler.
    Enok 7;9 “Liderlerinin isimleri şöyleydi: Semyaza, Araklba, Rameel, Kokablel, Tamlel, Ramlel, Danel, Ezeqeel, Baraqiyal, Asael, Armarel, Batarel, Ananel, Zaqiel, Samsapeel, Satarel, Turel, Yomyael ve Azazyel. İki yüz meleğin lideri bunlardı.
    Enok 7;11 “Sonra kadınlar hamile kaldı ve boyları 135 metre olan devler doğurdu. (Tevrat’da bu konu daha farklı geçer. Yar. 6;4'de bunlar Nefiller diye geçer. Nefilim, İbranice hem Gözcü, hem de Dev demektir.)
    Ayrıca gökten inen bu meleklerin insanlara büyü ve gizli ilimleri öğretip, onları saptırdıkları da belirtilmektedir. İnsanlığın sonunun gelmesinin sebebi de budur. Bu “gizli ilim ve büyü, Tanrılaşmak” konusu da ayrı bir yazıda işlenecektir.
    Enok 8; 1 “Azazil insanlara kılıç, bıçak, kalkan ve zırh yapmayı öğretti. Ayrıca onlara metal işçiliklerini gösterdi: Bilezikler, takılar, boya kullanımı, kaşların güzelleştirilmesi, en değerli ve seçkin taşların kullanımı ve topraktan çıkan maddelerin ve metallerin boyanması.”
    Enok 8; 2 “Kötülük arttı. Çok zina işlediler ve yoldan çıktılar.
    Enok 8; 3 Semyaza büyü yapmayı ve kök kesmeyi,
    Enok 8; 4 Armaros büyü çözülmesini,
    Enok 8; 5 Baraqiyael astrolojiyi,
    Enok 8; 6 Kokabel yıldızları,
    Enok 8; 7 Ezeqeel bulut bilgilerini,
    Enok 8; 8 Araqiel toprak bilgilerini,
    Enok 8; 9 Shamsiel güneş bilgilerini ve
    Enok 8; 10 Sariel de Ay’ın hareketlerini öğretti.
    Enok 8; 11 İnsanlık mahvoldukça çığlıkları göklere ulaştı.”
    Sonraki bölümde de 5 (!) büyük melek bunları görüp Tanrı’ya söylerler, ve Tufan başlar.
    Enok 9; 1 “Sonra Mikail ve Cebrail, Rafael, Suryal, Uriel göklerden aşağı bakıp dünyada dökülen hesapsız kanı, işlenen sonsuz kötülükleri gördü.” (Devamında da “bu kadar şey olup bitiyor sen bir şey yapmıyorsun, bize de ne yapacağımızı söylemiyorsun!” tarzı Tanrı’ya isyanlar var.)
    Enok 9:9 “Büyük yargı gününde Azazil ateşe atılacak.” (Kuran’da ki Şeytan benzetmesi)
    15. bölümde de Tanrı, Mikail’e diğer melekleri de yakalamasını ve hapsetmesini söylüyor. (Kafes)
    Enok 9;16 “O günler geldiğinde işkenceyle ateş çukuruna gönderilecek, sonsuza kadar hapsedilecekler.”
    Enok 9;18 “Tüm bu yozlaşmışların ruhlarını, Gözcüler’in (Düşmüş Melekler) çocuklarını yok edin, çünkü onlar insanlığa zulmettiler.”
    Sonra hikaye Nuh tufanına geliyor. Birçok Mitolojide ve kültürde yer etmiş Gılgamış vb. Hepsi Nuh karakteridir. Bu kitapta ilgi çeken başka bir şey ise, 4 yerine 7 Başmelek olması.
    Enok 20;1–8 “Bunlar, gözleyen başmeleklerin adlarıdır.
    Uriel, başmeleklerden biridir. Haykırışları ve korkuyu yönetir.
    Rafael, başmeleklerden biridir. İnsanların ruhlarını yönetir.
    Raguel, başmeleklerden biridir. Dünya’da ve diğer yıldızlarda ceza verir.
    Mikail, başmeleklerden biridir. Günaha sapan insanların ruhlarını yönetir. Ramiel, başmeleklerden biridir. Başkaldıranları yönetir.
    Sarakiel, başmeleklerden biridir. Cennet’i, Ikisat ve Kerubileri yönetir.
    (Ikisat, Seraphim; yani yılanlar demektir. Yasak elmayı yediren Yılan burayla ilişkilendirilebilir. Ayrıca bir grup meleği tanımlamaktadır. Kerubiler ise, gene Meleklerdir, Tevrat’da da birçok yerde Kerubi, Keruv ifadesi geçer. Örneğin Aden bahçesinin etrafına koyulan dönen alevli kılıçlar-keruvlar.)
    Ayrıca 40. bölümde, Tanrı’nın yanında duran 4 farklı ruh gördüğünü ve adlarını öğrendiğini söyler, daha sonra bunların 4 büyük melek olduğundan bahseder, “En yüce olan 4 Melek.”
    Yani 4 den fazla Başmelek olduğu, ama aralarında bir derecelendirme yapıldığı kanısına varıyoruz. Bu 4 Melek ise, Mikail, Rafael, Gabriel ve Fanuel. (!) Azrail veya 4 Başmelekten biri olarak bildiğimiz düşmüş olan Lucifer’in ismi kitapta geçmiyor.
    (Ayrıca 60. Bölüm 13. Ayet’de Meleklerin sınıfları ile alakalı bir açıklama vardır. Kerubim, Serafim ve Ofanim. Güç melekleri.
    Bu da “Savaşçı Melek” figürünü ortaya koyar. Kiliselerde elinde kılıçla çizilmiş melek figürleri bolca görülür. Kuran’da ise tamamen iyilik ve merhamet üstüne, Robotumsu bir anlatım vardır.
    Enok 21; 1–3 “Ve hiçbir şeyin tamamlanmamış olduğu bir yere vardım. Orada korkunç bir şey gördüm. Ne üstünde gökler var, ne de altında sağlam bir zemin. Sadece kaotik ve korkunç. Orada birbirine bağlanmış yanan büyük dağlara benzeyen, göklerin yedi yıldızını gördüm.”
    (Göklerin yedi yıldızı, o dönemde bilinen yedi gezegendir. Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jupiter, Satürn. Bunların her birini eski bir Tanrı olarak da görebiliriz. Ayrıca haftanın 7 günü de buradan gelir. 7 Sembolizmi Tevrat ve İncil’de ve o zamanki Pagan inançlarda çok önemli yer kaplar, neredeyse her dinde rastlamak mümkündür. Kökeni ayrıca Mu Mitolojisine dayanır.)
    Kitapta çok önem çeken bir diğer konu ise, Mesih motifinin işlenmiş olması. Yani Tevrat’da açık açık ifade edilmeyen ancak hemen sahiplenilen İsa, burada gelişinden önce net bir şekilde belirtiliyor. Demek ki 325. yılda bu kitap çıkarılana kadar Yahudiler, İsa’yı bu kitaptaki anlatımlara göre bekliyorlardı.
    Enok 46; 1–2 “Ve orada Kadim Olan’ı (Tanrı) gördüm. Başı yün gibi beyazdı. Yanında yüzü insan yüzüne benzeyen başka biri daha vardı. Yüzü çok güzeldi; tıpkı kutsal meleklerden birinin yüzü gibiydi. Benimle birlikte gelen ve bana bütün sırları gösteren meleklerden birine o adamın kim olduğunu, nereden geldiğini ve neden Kadim Olan’la birlikte olduğunu sordum. Cevap verdi; Bu adil olan İnsan Oğlu’dur; (İsa’nın diğer ismi İnsan Oğlu’dur. İncil’de ona sık sık böyle hitap edilir.) onun içinde adalet vardır. O tüm hazineleri ortaya çıkartır (Bkz: Kutsal Ruh’ı ortaya çıkarması, Tanrı’nın hazinesi) çünkü Ruhların Tanrısı onu bunu yapması için seçti. (!) Onun topluluğu Ruhların Tanrısı önünde sonsuza kadar üstündür.”
    (Görüldüğü gibi, burada Seçilmiş Kişi, bir Peygamber gibi anlatılır, İncil’de söylendiği gibi “Tanrı” olarak değil. Eğer 4.yy’da yapılan toplantıda İsa’nın Tanrı değil, peygamber olduğunu savunan görüş sayıca üstün gelseydi, şuan bütün Hristiyanlar İsa’yı Peygamber kabul edecek, belki de İslam’a geçeceklerdi.)
    Ayrıca bir de Gizli Olan vardır. (Muhammed veya Mehdi profiline giriş.)
    Enok 48;5 “Seçilmiş Olan ve Gizli Olan dünya yaratılmadan önce bu amaçla seçildiler ve sonsuza kadar O’nun önünde olacaklar.” (İncil, İsa’nın ruhunun her şeyden önce yaratıldığını ileri sürer, çünkü o ayı zamanda Tanrı’nın ruhudur. Bazı İslam hadisleri ise, Muhammed’in ruhunun her şeyden önce yaratıldığını, çünkü alemlerin onun yüzü-suyu hürmetine yaratıldığını iddia eder. Dolayısıyla bu ayetle arada bir paralellik kurmak mümkün.)
    Sonrasında Yargı Günü ile alakalı bir ayet gelir;
    Enok 48;11 “Onun huzurunda düşecekler ve tekrar kalkamayacaklar. Onları elleriyle tutup kaldıracak kimse olmayacak çünkü onlar Ruhların Tanrısı’nı ve onun Mesih’ini inkar ettiler! (İnkar edilen Mesih ifadesi yer alıyor gene. Yani İsa daha gönderilmeden, onun inkar edileceği söylenmiş. O zaman için daha gelmemiş olan, ve geldiğinde kendisini İnsan Oğlu olarak tanıtıp inkar edilen İsa konusu. Gerçekten de böyle olmuştur. Yahudiler onu inkar etmişlerdir.)
    Ayrıca Cennet’de İsa ile sonsuza kadar kalmak kısmına değinen bir ayet daha vardır, bildiğiniz üzere İncil’deki Cennet, İsa ile birlikte oturmak, yemek yemek, Tanrı ile birleşmekten ibarettir. Bkz;
    Enok Kitabı 61. Bölüm 17. Ayet. “Sonsuza kadar İnsan Oğlu’yla birlikte kalacaklar, yiyecekler, yatacak ve kalkacaklar.” (Gerçekten deHristiyanların inandığı cennet tam olarak budur. Çünkü İncil’de bir çok kere Cennet’de berayer yiyip içmek konusu anlatılır.)
    İncil’in Vahiy bölümünde; gelecek olan 7 başlı 10 boynuzlu Canavar’dan bahsedilir, burada ise farklı bir versiyon ile karşılaşıyoruz. Ancak çok benzer anlatımlar var her konuda Yuhanna’nın buradan esinlendiğini söylemek abartı olmaz. Ayrıca Yuhanna’nın vahiylerini bir rüya yoluyla aldığınız hepimiz biliriz. Ancak Enok, göğe yükseltilmiştir. Bunu Miraç hadisesine benzetmek mümkündür. Gerçi Miraç konusu da tartışmalı bir konudur ancak o hadiseyi başka bir yazıda ele alacağım.
    Enok 58; 7–8 “O günde yiyecek olarak iki canavar türeyecek. Bunlardan dişi olanının adı Leviathan olacak ve denizlerin diplerinde, su kaynaklarının üstlerinde yaşayacak. Bunlardan erkek olan canavar ise Behemoth adını taşır. Göğsünün üzerinde hareket eder ve görülemez bir vahşiliği vardır.”
    64. Bölüm, yani Nuh ile alakalı kısımların başladığı yere tekrardan gelirsek; kısa kısa ayetlere değinicem.
    64;1 “O günlerde Nuh, dünyanın suya gömüldüğünü ve yıkımın yakın olduğunu gördü.”
    64;6 “Tanrı’dan dünyada yaşayan herkese bir buyruk geldi. Onları yakın. Onlar meleklerin tüm sırlarını, şeytanların tüm vahşiliklerini öğrendiler. Gizli güçleri, büyücülüğün güçlerini, tüm dünyada eriyik metalden şekiller yapanların güçlerini öğrendiler.”
    Enok 66;2 “Şimdi melekler ahşap bir araç yapıyorlar. İşlerini bitirdiklerinde elimi onun üzerine koyup koruyacağım.” (Tanrı konuşuyor. Gemiyi meleklerin yaptığına dikkat edelim. Diğer kaynaklarda bunu Nuh’un yaptığı söyleniyor.)
    Ayrıca bu kitapta, Havva’yı saptıran kişinin bir yılan veya Lucifer değil, başka bir melek olduğu söyleniyor. Dünyaya inen ve sonsuzlukla cezalandırılan melekler arasındadır.
    Enok 68;4 “İlkinin adı Yekun’du. O kutsal meleklerin tüm kutsal oğullarına şeytani klavuzlukta bulundu ve onları yoldan çıkarıp vücutlarını insanların kızlarıyla kirletmeye sevk etti.”
    Enok 68;6–7 “Üçüncüsü Gadreel’di. Havva’yı yoldan çıkardı. İnsanoğullarına savaş zırhlarını, savaş kılıçlarını ve diğer tüm ölüm silahlarını gösterdi.” (Şuna dikkat etmek lazım bu melekler gelip nasıl bir şey yapılacağını göstermiyorlar, aklınıza getiriyorlar, ilham veriyorlar sadece ve Gadreel, Havva’yı yoldan çıkardığı halde bir ceza alıp kovulmamış, Nephillerin gününe kadar serbestmiş görüldüğü üzere.)
    68;9–13 “Dördüncüsünün adı Penemuel’di. İnsanlara mürekkep ve kağıtla yazmayı öğretti; böylece bugüne kadar pek çokları günaha girdi. İnsanlar böyle bir amaç için, inançlarını kalem ve mürekkeple göstermek için yaratılmadı.”
    Bilginin kayda geçirilmesi eski öğretilerde hiç hoş karşılanmıyordu. Özellikle ezoterik gelenek hep sözlü olarak aktarılmıştır.
    Örn: Atlantis’in aktarılışı, Platon’a gelişi konusu. Yazı ile değil sözle aktarılmıştır. Platon da bu teoriyi ortaya atarken bir evrakla, kaynakla değil, üstadlarından öğrendiği şeylerle ortaya koymuştu. Ancak Atlantis ve kayıp kıya olayları bu yazının konusu olmadığından es geçiyorum. İlgili yazıyı, yazının başında Mu Kıtası adıyla zaten sunmuştum.
    Eski zamanlarda “Bilmek” her zaman doğru karşılanmamıştır. Tevrat’da da ‘’Bilgelik Ağacı”ndan yemek konusu işlenmiştir. Zaten Adem ile Havva, ağacın meyvesinden yiyerek bunu “Bilmişler”dir. Ayıbı ve günahı öğrenmişler, çıplak olduklarını fark edince de utanıp hemen yapraklarla cinsel organlarını örtmüşlerdir.
    Ayrıca bunun metafiziksel yönüne kayarsak, Nuh Tufanı’nda herkesin Melekî bilgileri öğrendiği için Tufan oluyor, ancak günümüzde Tufan her zaman Mu Kıtası ile ilişkilendirilir ve Mu Kıtası da, kayıtlara göre zihinsel olarak bizden ileri bir medeniyettir ve insanlar parapsikolojik olarak çok gelişmiştir, bizim şuan bildiklerimizden daha çok şey bilmişlerdir. Benzerliği yakalamak lazım. Bu tip kayıp kıtaların varlığı her zaman tartışma konusudur, ancak bir Tufan olduğu gerçek. Ki, Mezopotamya’yı etkileyen bir tufanla alakalı hazırlamış olduğum ayrı bir yazı hali hazırda mevcut. Ayrıntılı bilgi edinmek için bkz:
    Dinler ve Toplumlarda Tufan Hadisesi
    68;19–22 “Kasbaal’ın görevi, En Ulu Olan’ın tüm görkemiyle yaşarken ululara sunduğu ahitin liderliğini yapmaktır. Melek Beka, Mikail’den ona gizli adı göstermesini istedi. Böylece o gizli adı ahitte söyleyebilecek, insanoğullarına tüm gizli şeyleri açıklayanlar o adın ve ahitin önünde titreyecekti. O ahitin gücü o kadar yüksektir, çok kudretlidir. Akae’nin bu ahitini Mikail’e teslim etmişti.”
    Tevrat’da geçen Kutsal Ahit’e geldik. Kabbalah ve Mason takipçileri de bu Ahit’in peşindedir ve İslam’da da bu konuya değinilir. Bir bakıma Pandora’nın Kutusu olarak düşünülebilir. Bütün gizli sırları ve dünyayı yönetecek güçleri barındırdığını, ancak melekler tarafından korunduğunu ve bu yüzden bir insanın ona dokunamayacağını, dokunduğu anda öleceğini aktarır Tevrat. Yine de, bu kutsal emaneti elinde bulunduran toplumun büyük bir güç elde edeceğinden bahsedilir. Aslına bakarsanız Ortadoğu üzerinde oynanan oyunlar ve Siyonizm, gücünü buradan alır. Yahudiler gerçekten de dinlerine sıkı sıkıya bağlılar. Çünkü bu yahudilikte bu Ahit, kurtuluşun sembolüdür. Pandora’nın tam tersi yani.
    Olaylar daha da ilginçleşmeye başlıyor..
    Enok, 86;1 “Göklerden beyaz adamlara benzeyen varlıklar geldi. Onlardan bir kişi çıktı ve onlarla beraber gelen üç kişi daha vardı.”
    Melekleri gördüğünü düşünebilirsiniz; ancak bunlara “beyaz adamlara benzeyen varlıklar” diyor. Meleklerin neye benzediğini zaten biliyordu, daha önce görmüştü. Oyüzden Melek görse, “Melek gördüm” derdi. Ancak burada başka varlıklardan bahsediyor… Belki de kafasındaki cam fanus yüzünden suratı görünmeyen beyaz kostümlü Astronotlardır? Tevrat’da ki Hezekiel bölümünü hatırlayalım. Onun da bahsettiği gökten gelen varlıklar ve uzay araçları Tevrat’da nakledilir. Hatta bindikleri araçlarının kaç pencereli, kaç katlı olduğuna kadar... Geçmiş mitolojilerde çok fazla uzaylı motifi resmedilmiş, konusu işlenmiştir. Yazının başında bundan bahsetmiştim.
    104;4–5 “Günahkarların güçlendiğini, işlerinin yolunda gittiğini gördüğünüzde korkmayın adiller! Onlarla yoldaş olmayın, onların zulmünden uzak durun, çünkü siz göğün topluluklarıyla dost olacaksınız.” (Kuran’da ki Al İmran 28 ayetine benzer bir ayet. ‘Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin’)
    Bu kitap, birçok teoriyi körükleyecek bilgiler içermektedir ve zamanında, Tevrat’ın içinde bulunan bu bölüm saklanıp, gizleyen kişiler sayesinde hep gölgede bırakılmıştır. İnsanların inançlarını sarsacak ayetler bulundurduğu için adeta çıkarılmıştır. Enok ile alakalı birçok kültürde birçok karakter bulabiliriz. Enok, her kültürde yer edinmiş bir karakterdir. Özellikle Masonlar olmak üzere konuya ilgi duyan bazı yazarlar, Enok’u Memfisli Tehuti, Toth, Grek Hermes ve hatta Latin Merkür ile ilişkilendirmişlerdir. Kişi olarak bunların hepsi birbirinden ayrıdır çünkü mitolojiler farklıdır, ancak; esas anlamda hepsi aynı kutsal yazarlar, inisiyatörler ve Okült ve Kadim Bilgeliğin kayıt edenleri kategorisine dahildir.
    “Bilgelik Tanrısı” olarak adlandırılmışlardır çünkü mitolojilere göre bütün insanlara bilgiyi bu karakterler vermiş, kutsal öğretmen görevi görmüşlerdir.
    Kuran’da da İdris, Bilge (İnisiye) olarak geçmektedir. 7 Sayısı ile alakalı takıntı ise, şuna dayandırılabilir;
    Enok, Adem soyunun yedinci neslinin, yedinci önderidir.
    Orfeus inisinasyonun yedi katmanlı sırrını temsil eden yedi telli lir, Forminks’e sahiptir.
    Başında yedi ışınlı güneş diskli Thoth, güneşsel gemisiyle 365 derecelik yolculuğunu yapar.
    Son olarak Thoth-Lunas, haftanın 7 gününün yedi yönlü tanrısıdır.
    Enok hakkında Josephus (MS 1. Asır) anlattığı hikayeye göre, yazma ve kıymetli kitaplarını Merkür veya Seth (Şit) sütunlarının altında saklamıştı. Bu da “Bilgeliğin Babası” Hermes hakkında anlatılan hikaye ile aynıdır.
    Şu anda İznik Konsili eliyle 325.yılda yapılan toplantı sebebi ile içeriğiyle oynanmış, değiştirilmiş Tevrat’dan önce, orjinal Kutsal Kitap sayılan Tevrat’ın içinde bulunan Enok/Hanok bölümü hakkında bazı bilgiler edindiniz. Belki de hiç duymadığınız (Çünkü Katolikler tarafından sizden saklatılmış) ayetler öğrendiniz.
    Eğer Hristiyan veya Yahudi iseniz; bunun elinizdeki Kitabı Mukaddes ile aynı, hatta daha büyük ölçüde “Tanrı Sözü” olduğuna iman etmeniz gerekir. Red edemezsiniz.
    Eğer Müslüman iseniz; bu kitapta anlatılanların, “DEĞİŞTİRİLMEMİŞ TEVRAT”dan bir bölüm olduğu ve en az inandığınız Kuran kadar “Tanrı Sözü” olduğuna iman etmeniz gerekir. Red edemezsiniz. Çünkü bu kitap Tevrat’ın bir parçasıdır.
    Kitabın içinde çok daha ilgi çekici bölümler bulunuyor ancak ben İncil, Tevrat, Zebur ve Kuran okumuş bir kişi için bu kadarının bile yeterli olduğunu düşünmekteyim. Bu yüzden yazıyı burada sonlandırıyorum... Din, Bilim, Tarih ve Mitolojiler ile alakalı daha zengin yazılarım gelmeye devam edecektir. Takipte kalın lütfen. Keyifli okumalar.
    NOT: Bu yazı ve diğer yazılarım benden özel izin alınmadan ve kaynak belirtilmeden hiçbir ortamda kullanılamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Benden özel izin almadan ve kaynak belirtmeden kullandığınız taktirde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır.
    Kaynakça
    Kitab-ı Mukaddes Şirketi, Kutsal Kitap Yayınları, Kitab-ı Mukaddes (Tevrat,Zebur, İncil), Kasım 2011, İstanbul. (Ayetler yazıda belirtildi.)
    Kuran-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı, yayın no 86. (Ayetler yazı içerisinde belirtildi.)
    Peygamber Enok’un Kitabı, Hermes Yayınları-26, Şubat 2016, Çeviri: Günyüz Keskin. (Ayetler yazı içerisinde belirtildi.)
  • MEKKELİ MÜŞRİKLER ALLAH’I BİLEN … O’NUN YARATICI OLDUĞUNA İNANAN … VE … O’NA İBADET EDEN KİMSELERDİ
    💮
    Bilindiği gibi şirk, insanın ebedi hayatını mahveden en büyük ve en çirkin zulümdüm…. Dolayısıyla inanan bir müslümanın özellikle ve öncelikle kendisini tanıyacağı ve ondan uzak duracağı şey de şirk’tir.

    Onu tanımanın en güzel yolu ise,gönderilen Rasulün muhatabının ve muhatablarına karşı kullandığı hitabının çok iyi anlaşılması gerekir.

    Diğer bir ifadeyle ; Rasulullah s.a.v’in kullandığı ifadelerle neyi kasdettiğinin çok iyi anlaşılması ve muhatabı olan Mekkeli müşriklerin inanç ve amellerinin de neler olduğu iyi bilinmesi gerekir.

    Öyleyse Şirk ve küfür konusunu daha güzel anlayabilmek için asrı saadete yöneliyoruz ve o anki, Allah’ı tanıyıp O’na ibadet etmelerine rağmen hala müşrik olarak kabul edilen Mekkelileri tanımaya başlıyoruz.

    Değerli kardeşlerim … ! tevhidin mana ve mahiyetini anlayamayan bir çok zavallının hayret ettiği gibi Peygamberimiz s.a.v, Allah’ın varlığını birliğini tanıyan, O’nun isim ve sıfatlarını kabul eden ve O’na bir takım ibadetler takdim eden bir topluluğa peygamber olarak gönderilmiştir. Neden … ?

    Çünkü Rabbimizin mana olarak ifade buyurduğu gibi :

    “ Onların çoğu Allah’a ortak koşarak ibadet ediyorlardı ”

    YUSUF : 106.AY.

    Halbu ki Allah’u Teala’nın istediği ise, sadece ve sadece kendisine ibadet edilmesi ve o ibadetlerde hiçbir şeyin kendisine ortak koşulmamasıdır.

    Rabbimiz kerim kitabında Mekkeli müşriklerden bahsederken onlardan şöyle bahsetmektedir :

    وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْ عُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

    { Onlara, “ Gökleri ve yeri kim yarattı ? ” diye sorsan, muhakkak ki Allah diyeceklerdir. o zaman De ki : O halde bana söylermisiniz, Allah bana zarar vermek istese, sizin Allah’tan başka yalvardıklarınız, O’nun zararını benden giderebilirler mi ? Yahut Allah bana bir rahmet murat etse, onlar O’nun rahmetinin önüne geçebilirler mi ? Ve yine de ki : Allah bana yeter. Tevekkül edenler, yalnız O’na tevekkül etsinler. }

    ZÜMER : 38.AY.

    قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ

    { O müşriklere De ki : Yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir ? Diyeceklerdir ki : Allah’ın De ki : O halde hiç düşünmüyor musunuz ? Yine De ki : Yedi kat göğün Rabbi ve O büyük Arş’ın Rabbi kimdir ? Onlar yine diyeceklerdir ki : Allah’tır. De ki : O halde hiç korkmuyor musunuz ? Keza de ki : Eğer biliyorsanız, söyleyin bakalım her şeyin hükümranlığı elinde olan, her şeyi himaye eden, fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir ? Diyeceklerdir ki : Allah. De ki : O halde nasıl aldanıyorsunuz ? }

    MÜ’MİNUN : 84.85.86.87.88

    قُل مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ السَّمْعَ والأَبْصَارَ وَمَن يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّهُ فَقُلْ أَفَلاَ تَتَّقُونَ

    { O müşriklere De ki : Gökten ve yerden sizi rızıklandıran kimdir ? Yahut kulak ve gözlerinize sahip olan kimdir ? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor ? Bütün işleri bir düzen içerisinde kim idare ediyor ? Onlar diyeceklerdir ki : Allah. De ki : O halde neden korunmuyorsunuz ? }

    YUNUS : 31.AY.

    Rabbimiz yine Mekkel’li müşriklerden bahsederek buyuruyor ki :

    وَمَا كَانَ صَلاَتُهُمْ عِندَ الْبَيْتِ إِلاَّ مُكَاء وَتَصْدِيَةً “ ……………..

    { Onların beytullah yanındaki namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmadan ibarettir …………. }

    ENFAL : 35.AY.

    { … Ebu Zerr r.a, ravisi olan ben Abdullah ibn Samit’e : - Ey kardeşimin oğlu ! ben Rasulullah’a kavuşmadan - Yani Müslüman olmadan - üç sene önce namaz kılmışımdır, dedi. Ben ona: - Kimin için namaz kıldın ? diye sordum. Ebu Zerr : - Allah için dedi…… }

    MÜSLİM : 7.C.2473.N

    Bu ve emsali deliler, Mekkelilerin Peygamber s.a.v’e tabi olmadan önce namaz kıldıklarını göstermektedir.

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَـذَا”………………………..

    { Ey iman edenler ! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıldan sonra artık mescidi Harama yaklaşmasınlar …… }

    TEVBE : 28.AY.

    { … Ebu Hureyre r.a şöyle demiştir : Ebu Bekr şu - ma’lum olan - Hacc’da nahr gününde birçok münadilerle birlikte Mina’da “ Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hacc, hiçbir çıplak Beyt’i tavaf etmesin” diye İ’lana beni de gönderdi.

    Ravi Humeyd ibnu Abdurrahman dedi ki : sonra Rasulullah s.a.v Ebu Bekr’in ardından Ali’yi gönderip : Berae - yani Tevbe - suresini ilan etmesini emretti .Ebu Hureyre dedi Ki : Ali’de bizimle beraber nahr gününde Mina’daki halk arasında : “ Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hacc etmesin, hiçbir çıplak ta beyti tavaf etmesin “ diye ilan etti. }

    BUHARİ : 1.C.464.S

    Bu ve emsali deliller, Mekkelilerin Hacc yaptıklarını göstermektedir.

    { … Abdullah İbn Ömer r.a şöyle haber vermiştir : Cahiliyet devri insanları aşure günü oruç tutarlardı …….. }

    MÜSLİM : 3.C.1126.N

    Bu delil de cahiliye dönemi insanlarının oruç tuttuklarını isbat etmektedir.

    { Müşriklerin kendi küfürlerine kendileri şahit iken ; Allah’ın mescidlerini tamir etme hakları yoktur. İşte onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalıcıdırlar. }

    TEVBE : 17.AY.

    Bu Ayet’i celile de onların mescidler imar ettiklerinin açık delillerinden bir tanesidir. Rabbimiz yine onlar hakkında şöyle buyurmaktadır :

    { Allah’ın yarattığı ekinden ve hayvanlardan Allah’a pay ayırdılar. Zanlarınca bu Allah’a bu da ortaklarımıza dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor. Fakat Allah için ayrılan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar. }

    EN’AM : 136.AY.

    عن أنس قال : قال رسول اللّه صلى اللّه عليه وسلم : " لا عقر في الإِسلام "
    قال عبد الرزاق: كانوا يعقرون عند القبر يعني بقرةً أو شاةً.

    { … Enes R.A’dan ; Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam’da kabir yanında hayvan kesmek yoktur.”

    Abdurrezzak şöyle dedi : - Cahiliye döneminde - kabirlerin yanında sığır veya koyun kurban keserlerdi. }

    EBU DAVUD : 4.C.3222.N - ABDURREZZAK : 6690.N

    Görüldüğü gibi bu hususta da Mekkeliler haddi aşmış, kabir ve türbelere adaklar adamış ve oralarda kurbanlar kesmişlerdir. Halbu ki Allah’ın Rasulü s.a.v şöyle buyurmuşlardır :

    { … Allah’tan başkası için kurban kesen kimseye Allah lanet etmiştir… }
    MÜSLİM : 6.C.1978.N

    Rabbimizin Mekkeli müşrikler ile alakalı haber verdiği hususlardan bir tanesi de, onların sıkıntıya düştüklerinde Allah’a yalvarmaları hususudur :

    { Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur…… Birden gemiye şiddetli bir kasırga gelip çatıp da, her taraftan gelen dalgalar onları sarıp sarmaladığı ve artık bu dalgalarla gerçekten kuşatıldıklarını anladıklarında, din’i yalnız O'na halis kılarak Allah'a yalvarmaya başlarlar ve : " Andolsun ki eğer bu sıkıntıdan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız " derler.}

    YUNUS : 22

    { Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen Allah’a şirk koşarlar. }

    ANKEBUT : 65.AY.

    İşte bu deliller, Mekkeli müşriklerin sıkıntı anında Allah’a yöneldiklerini ve O’na yalvadıklarını açıkça anlatmaktadır.

    { … Ubeydullah r.a şöyle dedi : Buna Nafi, İbn Ömer’den haber verdi ki, Ömer r.a Rasulullah’a :
    -Ya Rasulallah ! Ben cahiliyet devrinde Mescidi Haramın içinde bir gece itikaf etmeyi adamıştım , dedi. Resululllah s.a.v :
    - Adağını yerine getir. buyurdu. }

    MÜSLİM : 5.C.1656.N

    { … Hakim İbn Hizam r.a şöyle demiştir ; Ben Rasulullah’a :
    - Ya Rasulallah ! Cahiliyet devrinde kendileriyle ibadet edegelmekte olduğum sadaka vermek, köle azadetmek, sılayı rahim yapmak nevinden bir takım işler hakkında ne düşünürsün ? bu işler de benim için bir ecir var mıdır ? Dedim. Peygamber s.a.v :
    - Sen, geçmiş olan hayırların üzerine İslam’a girdin, buyurdu. }

    BUHARİ : 3.C.1361.S


    İşte zikri geçen bu deliller Mekke’lilerin, Namaz kıldıklarını … Oruç tuttuklarını … Hacc yaptıklarını … Kurban kestiklerini … Mescidler imar ettiklerini … itikaf yaptıklarını … sadaka verdiklerini … Köle azad ettiklerini … Sıkıntı anında Allah’a yalvardıklarını … ve … sılayı rahim yaptıklarını açıkça ortaya koyan delillerdir.

    İşte Allah’ın kendilerine Peygamber gönderdiği, Kitap indirdiği Mekkelilerin itikad ve inançları bu merkezde idi. Onlar, Allah’ın varlığını birliğini kabul eden … O’nun isim ve sıfatlarını kabul ve ikrar eden ve ayrıca - delilleri ile de gördüğümüz gibi - O’na bir takım ameli ibadetlerle kulluk etmeye çalışan kimselerdi.

    Peki problemleri ne idi de Allah’u Azze ve Celle onları müşriklikle tavsif ediyordu ?....

    İşte – tabiri caiz ise – işin püf noktası denilen yer de burasıdır. Yani bu kadar inanç ve amellerine rağmen, neden hala Allah c.c onları müşrik ve kafir kabul ediyordu ... ?

    |🌻••🌸••Alıntıdır.
  • 152 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Napoleon



    Çiftliğin büyük lideri ve hayvanlar içinde en kudretlisi. Muhteşem bir domuzdur ve çiftlikteki tüm hayvanlar ona kulak verir. Denetime son derece düşkün bir domuzdur. Kendisine sigara ve içki tüketimi izni verip, yatakta uyuması ve insan giysileri giyebilme ayrıcalığı sağlar; böylece diğer hayvanlara eşitsiz muamele de yapmış olur. Diğer hayvanlar genellikle onun günah keçisi olurlar. Napoelon, Hayvan Çiftliği’nin sembolizmi içerisinde Stalin'i temsil eder.

    Snowball



    O da bir domuzdur, ancak çiftlikteki geçmişi o kadar da eskiye dayanmaz. Hayvanlar için kahramanca mücadele eder ancak köpekler tarafından çiftlikten sürülür. Hem retoriği hem de yaratıcılığı daha gelişkindir onun. Troçki’yi simgeler.




    Squealer



    O bir domuz. Mükemmel bir konuşmacı ve tüm hayvanlar onu dinler. Ne zaman kurallardan biri değiştirilecek olsa, bunun her şeyin daha iyi olması için gerekli olduğunu söylerdi. Squealer’ın cırtlak bir sesi vardı ve hayvanlara her zaman yalan söylerdi, çünkü Napolyon ona böyle yapması gerektiğini anlatmıştı. Kimi yorumculara göre Squealer, Sovyetlerdeki parti yanlısı Pravda gazetesini simgeler.

    Boxer



    'En zekilerden sayılamayacak' türden bir at. Çok sıkı çalışırdı. Düsturu 'daha çok çalışacağım'dı; ve öyle de yaptı. Napolyon ne dediyse inandı. Boksör derdi ki: 'Napolyon haklı'. Çiftlikte çok saygı gören bir hayvandı çünkü herkesten çok çalışırdı. Çin’deki Boxer Ayaklanması’nı simgeler. Tıpkı Clover gibi, Boxer da Sovyetler’deki vasıf işçileri ya da Proleterya’ya karşılık gelir. 

    Clover



    Dişi bir at. Clover asla yakınmaz. Boksör için endişelenir ve onun hastalanacak kadar çok çalışmasını önlemeye çalışır. 

    Yaşlı Benjamin



    Nadiren konuşan yaşlı ve inatçı bir eşek. Çiftlikte olup bitenlerle çok ilgilendiği söylenemez. Benjamin uzun ömrünün tüm ayrıntılarını hatırlar ve işlerin bundan çok daha iyi ya da çok daha kötü olamayacağını bilir. Benjamin, yaşlı kuşağı, her yeniliğin karşısında olanları temsil eder. Her türlü yeniliğin geçici olduğunun farkındadır. Eninde sonunda eski sorunlar yeniden peydah olacaktır. 'Boşunalık tezi'nin somutlaşmış halidir de denebilir.

    Moses



    Bir karga. Hayvanlara, öldüklerinde gidecekleri ve hayal ürünü bir yer olan Şeker Kaplı Dağlar’dan bahsedip durur. Bir ajan ve çok akıllı bir konuşmacı aynı zamanda. Hayvanlar ondan nefret eder çünkü hiç çalışmaz ve sadece öykü anlatır. Hayvanlardan bazıları ona inanır ve domuzların, diğer hayvanların ona kanmaması için çok uğraşması gerekmiştir. Moses, kiliseyi ya da daha geniş anlamda dini temsil eder.

    Mollie



    Çiftliğin ana karakterlerinden biri. Önemi, yeni çiftlik düzenine muhalif olmasından kaynaklanmakta. Muhalifliği politik olmasından ileri gelmez: Derdi daha iyi bir hayat yaşayabilmek, şeker yiyebilmek vs. Orta-sınıf ideolojisine sahip beyaz yakalı işçileri temsil eder. Eskisi gibi şekerini alamayacaktır, çünkü artık işçiler arasında eşitlik vardır. 

    Muriel



    Clover için kuralları okuyan, bilgili bir keçi. Kendi adlarına karar alabilecek kadar eğitilmiş olan ve bu yüzden yöneticilere eleştiri yöneltebilecek düzeyde olan işçi kesimlerini simgeler. Ne yazık ki, Muriel karizmatik değildir ve Napoleon’la diğer domuzlara karşı çıkacak kadar da inançlı değildir.

    Jones



    Çiftliğin sahibi; en azından başlangıçta! Çok fazla içki ve sigara içer. O kadar çok içer ki, hayvanlara bakmayı unutur. Köpekleri yaşlandığında, boyunlarına bir ip bağlayıp onları göle atar. Bay Jones’un Çarlık dönemini, hatta Çar II. Nikola’yı temsil ettiği söylenir.

    Fredericks



    Hitler figürünün romandaki ve filmdeki karşılığı

    Domuzlar



    Napoleon’u destekleyen bu grup, açıktır ki, parti örgütünü ve bürokrat sınıfı temsil eder. Kısacası Stalin’in yakın çevresini onlar meydana getirir. Onlar, diğer hayvanlardan farklı olarak, lüks ve bolluk içinde yaşarlar; kısacası denetlenmesine yardım ettikleri toplumun tüm nimetlerinden onlar faydalanır.

    Köpekler



    KGB'yi (Sovyet Gizli Servisi) ve Satlin’in korumalarını simgelerler. Her türlü kovuşturma ve uzaklaştırma işinde onlar kullanılır. Pek konuşmazlar, ama etkilidirler. Napoleon onları kurnazca kullanır: Snowball (yani Troçki), değirmen konusunda yeni görüşünü aktaramadan sabahın köründe apar topar 'gizli' köpekler tarafından götürülür. Orwell bir yerde köpeklerin Napoleon’a, tıpkı önceki sahipleri Mr. Jones’a yaptıkları gibi sürtündüklerini ve kuyruklarını salladıklarını yazar.

    Sıçanlar ve Tavşanlar



    Vahşi hayvanlar olarak da anılan bu hayvanlar, Menşevik hareketi simgelerler. Daha hemen kitabın başında, diğer hayvanlar, sıçan ve tavşanların 'yoldaş' olup olamayacaklarını oylarlar.

    Güvercinler



    Güvercinler de propagandayı temsil eder: ama Rusya’daki değil, diğer ülkelere yapılan propagandayı.





    Bay Jones’un Çiftliği

    Kısaca Kremlin’i simgelediği söylenir.

    Değirmen



    Rus Endüstrisini temsil ettiği iddia ediliyor.

    Foxwood Çiftliği



    İngiltere’yi simgeler

    Pichfield Ciftliği



    Almanya’nın romandaki karşılığı

    Değirmenin yıkılışları



    Beşer yıllık Kalkınma Planları'nın başarısızlığa uğraması.