• Bir gün həyat sənə nə verdi, bunca ildə nə qazandın, kim ola bildin ? deyə soruşulsa insanların böyük faiz'i deyəcək bir şeyi olmadığından susar, özüm ola bilmədim,, başqalarının isdədiyi robot oldum deyə bilmədiyindən susar ... və içində böyük bir KAŞ... səslənər... hansı ki, kaş mənə verilən həyatı özümü düşünərək yaşaya bilsəydim. Kaş etməyə çəkindiyim, GÖRƏN BAŞQALARI NƏ DÜŞÜNƏR DEYƏ YANAŞDIĞIM, AMMA BİR O QƏDƏR DƏ ETMƏK İSDƏDİKLƏRİMİ edə biləydim.. amma bunu anlamaları üçün artıq çoox gec olacaq,, nə o həvəs qalmayacaq, nə də o gənclikləri, nə də o imkanları .. Həyatınızı Həyat dolu yaşayın!,,, inanın ölüm vaxtınız çatanda heç kim deməyəcək 《zamanında sənə mane oldum》, sən onları et mən sənin əvəzinə həyatımı verərəm.. ona görə heç kimə görə, heç nəyə görə həyatınızı qurban verməyin🤫 həyatınızı özünüz isdədiyiniz kimi yaşayın,,, heç deyilsə 100'larla itirdiyiniz deyil, 10'larla qazancınız olacaq 😌
  • ALLAH NEREDEDİR?

    Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16)

    Her ne varsa, Cenab-ı Hakk’ın varlığı ile vardır. Tüm varlıklar, Hakk’ın vücudundan meydana gelmiştir. Tüm varlıklar sonunda Hakk’ın zatına dönerler yani cümle eşya hakikatte Hakk’ın vücudundan zuhur eder. Yine Hakk’a dönerler. Allah yerlerin ve göğün nurudur. (Nur 35) Nur varlıktır. Varlık ise Hakk’tır. Hakk’tan gayrı bir varlık yoktur. Allah nerededir diye sorarsan, yer, gök her yerdedir.

    O evveldir, ahirdir, zahirdir ve batındır ve O her şeye alimdir. (Hadid 3)

    Gizlide olan, aşikare olan hep O’dur. O’ndan gayri yoktur. Yüzünüzü nereye dönerseniz Hakk’ın yüzü oradadır. (Bakara 115)

    Ben bir şey görmedim ancak o şeyde Allah’ı gördüm. Sen her eşyada Allah’tan başkasını göremezsin çünkü eşya Allah’ın cemal perdesidir.

    İnsan-ı Kamil o dur ki, gafleti kaldırır, eşyayı Hakk’a perde etmez, can gözü ile daima müşahede ederse Hakk’ı görür. Eşyayı Hakk’a perde edersen, Hakk’ı göremezsin.

    Fena huylardan kurtulursan, Allah’ın cemalini ayan beyan görürsün yani eşyayı görürsen Hakk’ı göremezsin. Eşyalar Hakk’a perdedir. Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki; Yarabbi! Bana eşyanın hakikatini göster. Eşyanın hakikati Hakk’tır yani Yarabbi, can gözünden gafleti kaldır daima cemalini müşahede edeyim.

    Tüm kainat Hakk’ın vücudundan meydana gelmiştir. Allah bilinmeyi murad etti, halk yüzünden zuhur etti yani zatı sıfatına tecelli etti. Zatı sıfatına tecelli etti, sıfat yüzünden göründü. Bizim sıfat zannettiğimiz zattır. Sıfatı kaldırırsak, zatı müşahede ederiz. O zaman tevhid meydana gelir. Hakk’tan gayrı vücud görmek şirktir. Sen beni göremezsin. (Araf 143) ayetiyle Allah halktan gizlendi. Gören, görünen kendi zatıdır.

    Şimdi, senden, benden ve cümleden, sen ben diyen O’dur zira can zattan ayrı değildir. Allah-ü Teala zatından olan kemal kudretini göstermeyi murad etti ise, görmeye göz, tutmaya el, işitmeye kulak, yürümeye ayak lazım oldu ise senin ve benim vücutlarımızı kendine alet etmiştir. Kendini bizde gizlemiştir.

    Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (Secde 9)

    Sana ve bana tecelli ederek diri kalır. Bizim vücudumuz Hakk’ın bize emanetidir. Emaneti sahibine veren azaptan emin olur. Allah efalini, ekvalini, zatını, sıfatını insana yükleyip, bütün kudretini ve tasarrufunu insan yüzünden zuhur etti. Gerek kahır, gerek lütuf cümle tasarrufu zahiren ve batınen insan yüzünden zuhur eder. Allah-ü Teala, insanı insan vasıtasıyla terbiye eder. İnsan Hakk’ın gören gözü, tutan eli, söyleyen dili, yürüyen ayağı olur. Allah bizden söyler, bizden görür, bizden işitir, her tasarrufu bizimledir. Kısaca, “Nefsini bilen Rabb’ini bilir”…

    Demek ki, bizim vücudumuz Hakk’a alet olup, gerek şer ve gerekse hayra kullanan Hakk’tır. Bizden şer sadır olursa nefsimizden bilmeliyiz. Hayır olursa Hakk’tan bilmeliyiz. Böyle olursa kemal sıfatı tecelli olur. Şerleri Hakk’a verirsek, zındıklık sıfatı zuhur eder. Zahir ilmiyle gururlanıp, bu sözlerden yanlış manalar çıkaranlar, zira şeriatta küfür ne ise hakikatte de o küfürdür. Buradaki sırları anlamak için zulmani perdelerin açılması lazımdır. Perdeler açılmazsa bu sırlar anlaşılamaz.

    Cümle tasarruf Hakk’ındır. Halkın vücudu hayal gibidir. Geçici bir varlıktır, gölgedir. Halk vücudunu Hakk’tan alır. Allah-ü Teala iradesini kimseye vermez zira senin talebinle bir şey olduysa sen onu kendi iradenle oldu zannedersin oysa o senin değil Hakk’ın iradesidir. Gerek hayır, gerek şer, her tasarruf Hakk’tan gelir.

    Bazen, zahir ilimle uğraşanlar İnsan-ı Kamil’e teslim olamazlar. Onlar ancak müftüye soralım derler. Bunlar nefisten geçememişlerdir. Kamil’i küçük görürler, kendini OL-dum zannederler. Gururlanıp dururlar, hakikate ulaşamazlar. Mürşid’in tam karşısında otururlar oysa Yemen kadar uzaktırlar. Bazıları da biraz ilahi sırlar açıldığında, kendini olmuş, ipek halıda oturuyorum zannederler. Nefs’in hilesine aldanmışlardır. Tasavvuf kitapları okuyarak, OL-madan OL-muş ayağına yatarlar. Bazıları şeriat dairesinden dışarıya çıkmaya korkarlar, o günah, bu günah deyip, zilli sofu olurlar. Aşıklara sorar isen, aşıklar mezhepsiz ve milliyetsizdirler. Cümle korkularından kurtularak, gece gündüz ilahi aşk ile mest olmuşlardır.

    Deme kim Hakk’ı sende mevcûd ola ya bende,
    Ne sendedir ne bende sığmaz ol bir mekânda. (Niyazi Mısri)

    Cümlemiz Hakk ilmi ile nurlanalım. Ne Hakk, halk olur ne de halk Hakk olur. Zira halkın evveli yoktur, sonu yine yoktur. Zira yok var olmaz. Sen, halk olunmazdan evvel ruhun ve cesedin yok değil idi yani ruhun başka cesedinde ki ateş, su, hava, toprak başka idi. Allah’ın emri ile dört unsurdan meydana geldin. “Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 9)

    Vakit gelince adem olarak olduk. Sen kulsun, Allah’lık davası gütme. Halkın sonu yine fanidir. Her şey aslına döner. Ezelde her azan vardı. Ahrette yine dağılıp başka başka olur. Sen mahluksun, var olan Hakk’ın vücudundan meydana geldin. “Göklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) O'ndan isterler. O, her gün (her ân) yeni bir iştedir.” (Rahman 29). Hep Hakk vardır, arada kimse yoktur. Kendi aldı gitti, kendisi alıp sattı, kendisi pazar eyledi.

    Allah kuluna bela verir fakat kul beladan maksadın ne olduğunu bilmez. Kul, Allah’ın bela ile maksadını bilseydi, vallahi sevinirdi. Allah kuluna düşman değildir. Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara 216)

    Kul iyiyi, kötüyü bilmez. Bilirsen sana çirkin gelse de sen onu kötü görme, belki o sana hayırdır. Bilirsen sana sevgili ise sevinme belki senin için kötü olabilir. Allah’ın velileri bu sırrı bildiklerinden, Allah-ü Teala onları nasıl kullanırsa kullansın, onlar Hakk’ın hükmüne teslim olup, razı olurlar.

    İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Ali İmran 7). Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu buyurdu Resulullah (s.a.v), fekad arefe Allah demedi. Bunu demekten maksat, zatı bahriye akıl ermez, her sırrı bildim zannedersin, gururlanırsın. Bizden bilenin Hakk olduğunu unutma! Bize ne kadar bildirirse, o kadar biliriz. Öyle ise biz daima aciz biri olalım.

    Hakiki alim iyi ameli değil, gösteriş için olan ameli terk eder. Hakikate erdim demek ibadeti terk etmek demek değildir. Yani, ibadeti kendine mal etmeyi terk etmektir. Zındıklar bu sırrı anlamazlar.

    Hakikat, sanma ki ameli terktir. Görmeyi, nispeti terk et ki güzel odur. Kim şeraiti yerine getirmezse o kimse delalete düşmüştür. Ama biz(im uğrumuz)da cihâd edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allâh, iyilik edenlerle beraberdir. (Ankebut 69) bu ayette, Hakk kötü ahlaktan kurtulmak isteyenlere yardım edeceğini açık açık belirtiyor. Bir kimse şeriat (namaz, ibadetler vs.) yerine getirmezse, kötü ahlaktan kurtulmazsa, ruhu temizlenmemiş olur. O kimse davadan, gururdan kurtulamaz, yalancıdır. Bu kimseler kendini Kutup, Mehdi zannederler. Dinde, tasavvufta bunlara yalancı mehdi denir. Bu iddia sahipleri şeriata aykırı davranırlar. Gerçek mehdi olsalardı, şeriatı muhammediye üzere olurlardı çünkü şeriatı yerine getirmeyen, Hakk’a vasıl oldum derse yalancıdır.

    Tasavvufta mehdi beklentisi yoktur. Mehdi demek hidayet bulmaktır. Mürşid-i Kamil’i bulan mehdiyi bulmuştur. Hz.İsa’dan murad, ruh nefisten temizlenip, Ruhül Kudüs’e tebdil olmaktır. Yani bu demektir ki, iyi ahlak sahibi olmaktır.

    Allâh, göklerin ve yerin nurudur. (Nur 35). Hakk tarafından o aşıkın gönlüne hidayet nuru tecelli eder. Bu ilahi nura cezbe-i Hakk ve Sırrı Hafi ve Ruhül Kudüs, Ruhül İzafi derler. Hz. İsa’nın gökten nazil olması ve mehdinin çıkması işte budur. O aşıka, o saat hidayet yetişip kendi vücudu ve kendi ayıbı, eksikliği keşif olunur. Kendini kamil görmesinin nefsinin hilesi olduğunu görüp uykudan uyanır. Kendinde yalancı evliyalık davası güttüğünden, gerçek erenlerden medet istemeye başlar. Hakk tarafından hidayet yetişir. Sırrı Hafi tecellisi zuhur eder. Gurur, benlik gider, Hakk’ın sevgili evliyası olur. O zaman, bu kimsenin vücudundan gerçek mehdi çıkarak, şeriatı Muhammediyeyi yerine getirir ve Hz. İsa gönül göğünden nazil olarak, kalbe ve deccali Mekke kapısında darbi ile (darbi zikir) vurarak katleder. Ve Hz. İsa mehdiye Ruhül Kudüs olur, değişir. Hz. İsa, mehdiye uymak demek, yani Allah-ü Teala tarafından Sırrı Hafi tecelli zuhur edince nefis ruh olur. Deccalden murad, nefistir çünkü nefis baş kaldırarak bilmek ile söz ile hakikate ulaştım diye salik i aldatır, gururlanıp, davayı bırakmıştır. Nefis, deccal – Hz. İsa, ruh. Mürşid mehdidir.

    Hazreti İsâ inüp gökten tamam etti zuhûr,
    Ger sen idrâk eylemezsen belki sendendir kusûr. (Niyazi Mısri)

    Eğer Hakk Teala senden Hadi ismi ile zuhur etti ise öyle hareket eder, hidayete erersin. Eğer Mudill ismi ile zuhur etti ise dalaletle hareket edersin.

    Tüm kainatta Allah’ın 99 Esması zuhur eder. Tüm Esmalar Hakk’ındır sırrına erenler huzura ererler.

    Kahr u lütfu şey'-i vahid bilmeyen çekdi azab
    Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi (Niyazi Mısri)

    Ey inananlar, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. Yoldan geçici olmanız dışında, cünüp iken de yıkanıncaya kadar (namaza yaklaşmayın). (Nisa 43) burada sarhoştan murad yani siz gaflet şarabını içip sarhoş iken, benim vuslatımı düşünmek hatadır. Sarhoşluk gaflettir. Vuslat, daima Hakk’la beraber olmaktır. Hakk’ı her nefes kendi vücudunda görmektir.

    Kim tâğût (şeytân)ı inkâr edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir. (Bakara 256) şeytana küfretmeyince Allah-ü Teala ya iman etmiş olunmaz yani bir kimse nefsinin arzusundan (şeytan) kurtulmazsa Allah’a ibadet edemez, huzur bulamaz.

    Sen canından geçmeden,
    Canan-ı arzularsın.
    Belden zünnuru kesmeden,
    İman-ı arzularsın (Yunus Emre)

    En doğrusunu Allah bilir...

    Mustafa Hakkı Söyler
  • BUDA BU GECENİN SÖZÜ OLSUN

    Benimle yaşlansana
    Benimle yaşlansana
    Kitap okurum çay demler şiir yazarım sana
    Haa birde her sabah için şükür ederim
    Sonra gözlerine bakar amin amin amin derim
    Bugünde gördümseni bugünde güzel
    Geçecek demekki
    Ben herkes gibi değilde duam gibi severim seni
    Kalbimden gönlümden kopan gizli saklı sözler gibi
    Duam gibi severim hem kim duasını sevmeden
    Diler ki
    Aşk ola.....
  • 176 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selamlar ola şekerim .. Kitabı henüz bitirmedim ama dayanamayıp yazayım istedim bir şeyler .. O kadar kırmızı tuborg içmişiz bari bi işe yarasın di mi ama?!? =)) Bu yolla yazdığım sanırım ikinci inceleme olacak bu .. Yani kitabı bitirmeden yazdıklarım .. 1000 kitap, hem yönetimiyle olsun hem de okuyanları ile olsun çeşit çeşit garip gurup insanla dolu olduğu "İÇÜN" ( AZİZ "BABA" BÜYÜKSÜN! BABALARIN BABASISIN SEN !! ) henüz kitabı okuyorken yazdığım ilk inceleme şikayet edilmişti ( Bkz: #44585204 ) .. Sanırım bu inceleme de şikayet edilip kaldırılacak .. Yine de şikayete bakacak moderatör arkadaşımız olur da benim dişimi kırar da okur diyerek bu notu düşmek istedim buraya ki BİLİNSİN !!! Site kuralları gereği yaptığım bir ihlal değil .. Ve hemen ahlak jandarmaları için de not düşeyim siz sevgili 18 yaşı görmemiş kardeşlerimiz için : ALKOL ALMAYIN !! =)) Evet .. Sanırsam bahsedilen bu iki noktada mutabığız .. O yüzden ben dolgulu dişimi test ederek kemirdiğim kavurgaların tuz oranını test ederken dilimle ve kırmızı tuborgları güp güp deyerek mideme indirirken startı veriyorum ... Damalı bayrağımız havada !!!!

    Bir cumartesi .. 80 lerin neredeyse sonundayız .. Sabah Star'da Transformers izlenmiş .. Neşe damarlarda akıyor.. Dönüşebilsem dönüşeceğim ( PEK TABİİ DECEPTICONS!!!! ÖLÜMÜNE KÖTÜLÜK !) ama realite izin vermemekte .. Ve talihe bakın ki uyanır uyanmaz pencere önüne koşmuş "şahsımın" çapaklı gözleri bembeyaz bir örtüyle sarmalanmış Ankara sokaklarına bakıyor .. Hava bunca kirlenmediği ve metropol hayatı henüz Ankara'yı esir etmediği için o dönemlerde kar , yağınca 10 AYI gücünde yağıyor .. İnanılmaz bir neşe .. Gözü kör olası ifrit kargalar henüz bokunu yememiş...Öyle ki henüz merkezi ısı sistemi devreye girmemiş .. Sevgili Salvatore' un Buzyeli Vadisi Üçlemesi'ni yazmasına daha seneler var ama paf küf sesleriyle alıp verilen soluklar ile kara tren misali beyaz buharlar atarak gezmekteyim ben o buzdan vadi içinde ... Bizde kuraldır .. Herkes sofraya oturacak .. Kahvaltı yahut yemek adı her ne ise beraber yapılacak ! Lakin benim beklerken beyin hücrelerimi buharlaştıran dermanım ve sabrım limitleri zorlamakta ... Dokuzarlı dokuz doğum yapıp atıyorum kendimi sokağa.. Annemin ardımdan, "montunun önünü sakın açma, sonra götün cücük salar oğlum!" seslerini hiç duymaksızın .. Nereye gidiyorum derseniz söyleyeyim .. Dinazorlu parka !!! Benim o gün için adını öylece koyduğum dinazorlu parka .. İşçi kesiminin oturduğu parktan ne olacak diyorum şu an ama o zamanlarda çakıl taşları üstüne oturtulan bir gemi , iki salıncağından birinin zincirleri kopmuş malulen emekli eğlence birimleri ve uzun boynundan kaydığımız bir dinazorun olduğu bu park bizim için bir define adası .. Hem de karlarla kaplı !!! Kar öyle güzel bir olgu ki kanlı bıçaklı olduğumuz aşağı mahalle çocuklarıyla bile koalisyon kurdurtuyor bizlere .. Daha düne kadar bahçedeki iğdeye daldı diye kafasına tuğla attığım kızla beşik kertmesi olmuşuz .. Sarmaş dolaşız .. Pek tabii karlar eriyene kadar !!! HIH !!! NE SANDIN !! =))

    İğde in the bahçe is our namus..
    Bu yolda ölüm gerekirse tek HUSUS!! =))

    KuP KuP Boy from Mexico

    Evet !! O gün sabah 9' da çıkıp eve akşam 8' de girip türlü türlü zılgıtları yedik mi ? YEDİK !! Ölümüne CIRCIR olduk mu ?!? EVET! Olduk !! Yine olsa yine gider miyiz !! EVET !! GİDERİZZ !! =))

    Şimdi diyeceksin ki kenafir gözlü "gavur" Tuco !!! Bana bunları niçin anlatıyorsun .. Banane ulan senin dinazorlu parkından .. Bu kitapla bu anlattıklarının ne alakası var ?!?!?

    ÖYLE Mİ ?!?!?

    Madem öyle .. Buyrun HÖŞMERİME !! O parkın bir adı var .. O ismin de bir hikayesi .. HEPİNİZİN ELİNDE BİR KAŞIK VAR !! Lokmasını yutmadan tatlıya kaşık sallayanın gözünü oyarım .. Açgözlülük yapmayın !!! Sindire sindiree !!!

    İki kardeş .. Bir anadan doğma iki kardeş .. ÖZ BE ÖZ !! Bir cipin içindeler o dönem .. Bir gece yarısı .. Ben henüz anamın karnındayım .. Nato paşası kenan evren denen tipleme kurmuş cuntasını .. Vurmuş demir yumruğunu sofraya !! HÖŞMERİM DE BENİM KAŞIK DA deyerekten esip gürlemekte .. Bir gece yarısı alınmışlar evlerinden bu iki kardeş .. Nereye götürülüyorlar dersiniz ? MAMAK CEZAEVİNE !!! O dönemleri okuyanlar Mamak'ı çok çok iyi bilir .. O döneme dair yazmak istemiyorum .. Yazayım diyeceğim ama çok uzayacak bu inceleme .. Ne sizde o sabır, ne de bende o siniri izole edecek dirayet var .. 24 Ocak kararlarını bu millete kim nasıl kabul ettirmiş .. O kararlar ne imiş siz açıp bakın .. Bizi Usa'in koynuna kim sokmuş açıp okuyun !!! Ben ağzımı bozmak istemiyorum ...

    Yanaşıyor cip Mamak'a .. RACİ TETİK isimli bir nazi subayı emir veriyor erlere : "ANALARINI AĞLATMAZSANIZ BEN SİZİN ANANIZI AĞLATIRIM!" ... Daha adımlarını atar atmaz başlıyor darp .. Şimdi herşeyi bir kenara bırakalım .. Ben size tek bir soru sorayım! Kaçınızın gözleri önünde DÖVE DÖVE ÖZ KARDEŞİ ÖLDÜRÜLDÜ !!

    Bu sorunun yanıtı sanıyorum ki 1000kitapta bir boş küme !!!

    BOMBOŞ!!!

    Ben yaşadım diyen var mı aranızda ? Onu geçtim .. Ben aklıma getirebiliyorum şu dediklerini , kendimi onun yerine koyabiliyorum diyen var mı ?!? VAR MI ?!?!?

    EFENDİM ?!?

    "Vurma !!" "Bizi artık dövme" diyor subaya ağabey !! DÖVE DÖVE ÖLDÜRÜYORLAR !!!

    Büyük kardeşin hiçbir suçu yok .. Kardeşinden dolayı onu da gözaltına almışlar .. Küçük kardeşin suçu ne peki biliyor musunuz ? Bilmek ister misiniz ?

    KİTAP BASMAK !!

    KİTAPÇI DÜKKANI VAR ONUN !!!

    OLUR MU ULAN ÖYLE ŞEY !!!! OLUR MU ?!?!?

    Soruyorum olur mu ?!?!? Ben soruyorum ben cevap vereyim .. 12 Eylül ' de en çok toplatılan kitaplar listesinin başında kim var biliyor musunuz ? JACK LONDON !! DEMİR ÖKÇE İLE İLK ONDA.. HATTA BEŞTE .. Peki bu listede daha kimler var ?! Bekir Yıldız !! Halkalı Köle kitabı ile yer alıyor ... "EVLİLİK KURUMUNU ANLATAN ROMANI İLE !!!! AMA HEM HALKALI HEM DE KÖLE !! OLACAK İŞ Mİ?!?!?

    Görüyor musunuz hayatınızın nelere bağlı olduğunu .. O gün pamuk ipliğinden çekip koparılan iki isimden biri kimdi peki bilmek istermisiniz ?


    İLHAN ERDOST !!

    Ağabeyinin gözleri önünde öldürülen İlhan Erdost !! Benim gidip oynadığım o parka adını veren İLHAN ERDOST !! SIRF KİTAP BASTI DİYE , NE BASTIĞINA BAKILMAKSIZIN ÖLDÜRÜLEN İLHAN ERDOST !!!

    Geçen yine bir dost meclisindeyim .. Yine oturuyoruz karşılıklı .. Ne okuyorsun muhabbeti açıldı .. Karşımdaki sayıyor bana okuduklarımı.. Fakir Baykurt .. KÖYLÜLER.. KAHROL AMERİKA !!

    BAK SEN !! =))

    Ulan o adamlar, o kitapları zamanında yazmasalardı , sen bugün bu denli rahat ağzını açıp cümle kurabilecek miydin? "Köylü" diyip dudak büzerek bugün aşağıladığın o insanlar ve o insanların yanında yer alan İLHAN ERDOST gibiler olmasa sen bugün bu denli rahat konuşabilecek miydin ? NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİN ??!? NEYİ BAŞARDIN ? NE BEDEL ÖDEDİN ?!??

    Bu soruların cevabıdır işbu kitap ! Cevapların karşısındaki muhataptır Osman Şahin ...Kitaba dair tanıtım da sadece bu 3 soru cümlesinin yazar tarafından kitap içinde verilen cevabıdır..


    Kusura bakmayın .. Alkol tamam .. Davaro OST si de arkada çalıyor ama GOY GOY yapamadık bugün .. İLHAN VE MUZAFFFER İLHAN ERDOST' un hatırası izin vermedi .. Bir başka işsiz incelemede görüşmek üzere .. Başlığı tanıtım içerisinde geçirmedim bilerek .. Eşleşmeyi sizler yapasınız siz sevgili Cin Ali ve Aliye'ler ..
  • "Onlar yaptıkları şey üzerinde düşünmüyor, sadece yapıyorlardır"
  • O zaman
    Güneş soğudu
    Ve bereket topraklardan gitti
    Ve çöllerde yeşillikler kurudu
    Ve balıklar denizlerde kurudu
    Ve toprak
    Ölülerini kabul etmez oldu artık.

    Bütün solgun pencerelerde gece
    Belirsiz bir düşünce gibi
    Birikiyor durmadan ve taşıyordu
    Ve yollar
    Sonlarını karanlığa bıraktılar
    Kimse aşkı düşünmez oldu.
    Kimse düşünmez oldu yengiyi
    Kimse
    Hiçbir şey düşünmez oldu artık.
    Mağaralarında yalnızlığın
    Uyumsuzluk doğdu
    Afyon ve esrar kokusuyla kan,
    Başsız çocuklar doğdu
    Gebe kadınlardan.

    Koştular mezarlara sığındılar
    Beşikler
    Utançlarından.
    Kötü günler geldi ve karanlık
    Yenilince ekmeğe şaşırtan gücü
    Tanrı elçiliğinin
    Kaçtılar adanmış topraklardan
    Aç ve sefil peygamberler.
    İnsanın kaybolmuş kuzuları
    Çobanın seslenişini duymaz
    oldular
    Çöllerin cennetinde.
    Aynaların gözlerinde sanki
    Tersine yansıyordu renkler
    Kıpırtılar, davranışlar, görüntüler

    Bir şemsiye gibi tutuşuyordu
    Başlarında aşağılık soytarıların
    Utanmaz yüzlerin orospuların
    Tanrının o kutsal ışık çemberi
    Bataklıkları alkolün
    Ağulu buharlarıyla buruk
    Çekti derin köşelerine
    Durgun aydınlar yığınını
    Kemirdi aç gözlü fareler
    Altın yapraklarını kitapların
    Eskimiş raflarda, dolaplarda.

    Güneş ölmüştü
    Güneş ölmüştü ve yarın
    Uslarında küçük çocukların
    Yitik, belirsiz bir kavramdı.
    Defterlerine sıçrayan kapkara
    İri bir mürekkep lekesiyle
    Anlatıyordu çocuklar
    Tuhaflığını bu eskimiş sözcüğün.

    Zavallı halk
    Yüreği ölgün, bitmiş, dalgın
    Huzursuz ağırlığı altında ölü
    gövdesinin
    Bir yerden bir yere sürünüyordu
    Ve önlenmez cinayet isteği
    Durmadan büyüyordu ellerinde.

    Kimi zaman ufacık bir kıvılcım
    Bu cansız ve sessiz topluluğu
    Ta içinden dağıtıyordu birden.
    İnsanlar saldırarak birbirlerine
    Biri karısının boğazını
    Kör bir bıçakla kesiyordu
    Bir ana birer birer çocuklarını
    Tandırın ateşine atıyordu.

    Boğulmuş kendi korkularında
    Ürkütücü duygusu suçluluğun
    Öldürdü öldürdü kör ruhlarını
    Ve çocukları.

    Ne zaman bir tutsak asılırken
    Darağacının yağlı halatı
    Korkudan kasılan gözlerini
    Sıkarak dışarıya fırlatsa
    Onlar dalardı içlerine
    Şehvetle titreyen bir düşünceden
    Gerilirdi yaşlı, yorgun sinirleri.

    Ama her zaman alanın kıyısında
    Bu küçük canileri görürdün
    Durmuşlar ve dalgın bakıyorlar
    Fıskiyelerden suyun durmaksızın akışına.
    Ola ki gene de arkasına
    Ezilmiş gözlerinin ve donmuş derinlerde
    Yarı canlı bir küçük şey karışık,
    Kalmıştır.
    Güçsüz bir çırpınışla istiyordu
    İnanmayı su sesinin doğruluğuna

    Ola ki...
    Ola ki.. ama ne sonsuz boşluk...
    Güneş ölmüştü
    Kim bilebilirdi artık
    Yüreklerden kaçan o üzgün
    güvercinin
    İnanç olduğunu...

    Ah tutsağın sesi...
    Büyüklüğü senin umutsuzluğunun
    Işığa bir küçük yol açmayacak mı
    Bu uğursuz gecenin bir köşesinden?
    Ah tutsağın sesi...
  • Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su 
    Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su 

    (Ey göz! Gönlümdeki ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, zira bu kadar tutuşmuş ateşe su fayda vermez.) 

    Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem 
    Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su 

    (Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..) 

    Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk 
    Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su 

    (Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.) 

    Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin 
    İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su 

    (Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.) 

    Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün 
    Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su 

    (Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.) 

    Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna 
    Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su 

    (Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. ) 

    Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola 
    Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su 

    (Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.) 

    Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ 
    Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su 

    (Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.) 

    İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it 
    Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su 

    (Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.) 
    Fuzuli