Hayatın altının üstünden daha önemli olabileceğini vurgulayan inanılmaz bir kitap. Keşke daha önce okusaymışım dediğim ve milyonlarca kez de sıkılmadan okuyabileceğim, her bir satırın altını yorulmadan çizdiğim olağanüstü bir eser.
20 bölümden oluşan eser, makale tadında, akıcı ve ilgi çekici ( bir çırpıda bitirmek isteyeceksiniz) .
Yalnızca gündelik algı problemlerine değil aynı zamanda totaliter rejimi de eleştiren bu kitabın her bölümünün başında ilgi çekici resimler de mevcut.
“Sözcük Mahpusları” bölümününden sonra iç sesim:
* Acaba sözcük, içimizin dışavurumu mudur yoksa içerideki duyguların tümünü filtreleyip arıtarak standardize edilmiş bir kelime yığını mı? İnsan konuştuğunda mı daha güçlü hisseder, suskunken mi? Peki asıl soru, insan sessizken mi daha insan -duygu dolu- dır yoksa kendimizin bile inanmadığı, karşı tarafı tatmin etmek için kurduğumuz bir dize dolusu laflarla mı?