• "Öyleyse..." Beksultan tavana asılı duran torsıkı oradan aldı, tostagana kımız koydu. Kemerine bağlı ustura gibi keskin bıçağı alıp başparmağını çizdi ve kızıl kanını tostagana damlattı. Kudaybergen tıpkı bir rüyadaymış gibi ağırdan davrandı, gözünü Beksultan'dan ayırmadan başparmağına bir çizik attı. Kasedeki kımızdan önce Beksultan içti. Ve Kudaybergen çok dikkatle gözlese de onun yüzünde tek bir tiksinme veya yapmacılık emaresi görmedi. Ant kımızını Kudaybergen de yudumladıktan sonra kucaklaştılar. "Kardeşim." "Kardeşim."
  • "Öyleyse..." Beksultan tavana asılı duran torsıkı oradan aldı, tostagana kımız koydu. Kemerine bağlı ustura gibi keskin bıçağı alıp başparmağını çizdi ve kızıl kanını tostagana damlattı. Kudaybergen tıpkı bir rüyadaymış gibi ağırdan davrandı, gözünü Beksultan'dan ayırmadan başparmağına bir çizik attı. Kasedeki kımızdan önce Beksultan içti. Ve Kudaybergen çok dikkatle gözlese de onun yüzünde tek bir tiksinme veya yapmacılık emaresi görmedi. Ant kımızını Kudaybergen de yudumladıktan sonra kucaklaştılar. "Kardeşim." "Kardeşim." Rollan Seysenbayev'in KAÇIŞ kitabından...
  • Hep geride bekleyen, saygıda kusur etmeyen, söyleneni yapan, verilene razı olan tipleriz biz.
  • 118 syf.
    ·Beğendi·7/10
    George Orwel'ın deneme kitabı olan bu kitabı insanlar alırken mükemmel bir beklenti içine giriyorlar sebebi 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarında olan muazzam kurgu ve toplum üstü anlayışın hayranlığıdır ve biz insanlar edebiyatçıların kurgularında kayboluyorken onların bu kurguyu yaratan hayattaki zorluklarını, acılarını imkan ve imkansızlıklarını hayallerinin yıkılışını, çocukluk tramvalarını önemsemiyoruz çünkü biz sadece o an kitabı okurken ki duygularımız ile ilgileniyoruz peki biz kimiz ki ya da biz neler yaptık ki dönemin üstüne çıkan usta yazarların eserlerinden beklentilerimize ulaşmayan ya da uymayan şeyler olduğunu dile getirebiliyoruz kitap hakkında yapılan bazı yorumları okuduktan sonra edebiyat türlerinin ayrımını bile bilmeyen insanların ellerinde eleştiri gibi bir hak bulundurmaları ve bunu dile getirmeleri belki de ulaşılabilecek en yüksek bilinçsizlik seviyesidir döneminin şartlarını anlatan yazarın maddi değerlere saçılan paraların yerine manevi değer sağlayan kitapların tercih edilebilir olduğu üzerinden yola çıkılan temadan adını alan bu kitapta yazar çocukluk tramvalarının gelişimini çok şeffaf bir dille aktarıyor empati kurmak her okuyucu için mümkün değildir çünkü bilinçsiz okuma anlayışları bunu engeller o dönemin ülke siyaseti toplumu din anlayışı ve eğitim sisteminin ayrıntıları hakkında bilgi sahibi olmayan bir insanın Orwel kitapları hakkında okumanın ötesine geçmemesi edebiyat saygınlığının gereğidir.
  • 272 syf.
    Yazar, Türklere dair ne varsa bulabileceğimiz kapsamlı bir araştırmayı 228 sayfaya (ekleri çıkartırsak) sığdırmış. Eser iyi bir araştırmanın eseri olduğunu belli ediyor. Kitabı okuduktan sonra aklınızda pek bir şey kalmamış gözükse de :) kitabı özümsüyorsunuz aslında. Kitabın bazı yerleri sıkıcı olsa da genel anlamda fena değildi. Yazar, Medine Kahramanı Fahretttin (Türkkan) Paşa’nın yeğenidir. Daha önce bu kitaba benzer Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği adlı eserini okumuştum ve pek beğenememiştim. Reha Oğuz Türkkan’ın bu eseri Bozkurt Güvenç’in eserinden daha iyi diyebilirim. Çünkü Bozkurt Güvenç, yüksek oranda yabancı kaynak kullanmıştır. 4.500 yıllık yazılı tarihi bulunan ve coğrafyayı vatan yapan Türk milletine, Türklere oranla daha az geçmişi olan Avrupalıların gözlüğüyle bakmak bir hatadır. Ayrıca yabancıların Türk tasavvuru da ortadadır.
  • Ben kimim'in arayışı kaç adım gider öz-tanıma? Engin bir su izinde yanıta vardığında, ne kadar bilebiliriz Kimiz'i?
  • 125 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba…
    Sigarayı silah sanan gençler size de merhaba. Aaa… Tv karşısında akşamını sabah eden güzel kadınlarımız ve siz biricik erkeklerimiz, evet size de merhaba. Günün her zamanı sokağımızın başındaki üç katlı binanın giriş katında oturan; sokağın daimi sakini olan, asla kendi fikri olmayan ve başkalarının fikirlerini doğru, yanlış bakmaksızın kendi fikriymişçesine doğru kabul eden Nuran Abla bu merhaba en çok sana. Yumurtadan çıkıp da tavuğu beğenmeyen evlatlarımıza da merhaba. İyiliği, enayilik ile karıştıran canım eniştem sana da merhaba. Ve sen, bunu okuyan güzide insan; biliyorsun ki sen bu dünyanın merkezisin ve sen olmazsan bu dünya var olmaz. Her zaman aklından geçtiği gibi “benim doğumumla başladı yaşam ve benle sona erecek,” düşüncen gibi. Sana da merhaba. Nice nitelikli meslek sahipleri olanlar; sıfatlarınızın kudretinden artık sıkılmadınız mı? Ezmiyor mu artık taşıdığınız üniformalar içinizdeki insan yanınızı; size de merhaba.

    Merhaba kuşlara, kuşları besleyen doğaya ve doğanın daimi misafiri olan bütün sulara, su damlacıklarına ve yağmura. Can havliyle koşan tavşana, açlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş tavşanı kovalayan tilkiye; size de merhaba…

    “Kendini her yerde bulabilir ve her yerde tanıyabilirsin... Yeter ki, kendi yüzüne bakacak cesaretin olsun.” (Alıntı #41080662 )

    Telefonu iletişim aracı olarak icat Sayın Bell artık bütün insanlığımızı icadınla kölen haline düşürdün ve bir haberleşme aracı olan televizyonu icat eden Sayın Baird dahası Farnsworth, Jenkins ve Zvorikin eserinizi izleyen bir mankurt sürüsüyle övünebilirsiniz. Bilim; her zaman kendi zamanına ışık tutan bir uğraştır ve uzun vadede kesinlikle insanlığa faydası değil de zararı olan bir adını arşa yazdırma mücadelesidir. İyi tarafları da yok mudur diyeceksiniz? Elbette vardır, ancak “200 – 300 sene sonraki torunlarımızın bize aptal insansılar” deyip, demeyeceğini bilemeyeceğiz. Bu insanlık atom bombasını icat edip, bu bombayı çekinmeden kullanabilecek insanları da gördü.

    Bizim toplumla, aile ile başkaca kişiler ile bir alıp veremediğimiz yok. Bizim bütün sorunumuz kendimizle. Çünkü biz kimiz ki? Biz kendimizin gücünün farkında olmayan küçük insanlarız. Çevremizdekilerinin başarılarını küçümseyecek, inanmayacak, destek olmayacak kadar fikirsiz bireyleriz. Çünkü başarı biz gibi küçük insanların harcı değildir? Bu sebeple buna inanmaz ve inanmak istemeyiz.

    “Şayet yaşam ya da düşünme tarzında yüksek standartlara ulaşamıyorsak, bu vatanımızın küçüklüğüyle değil, kişisel yetersizlikle alakalıdır.” (Alıntı Plutarkhos’un Demosthenes - Cicero kitabındandır #38607669 )

    Sayın Wilhelm Reich’in eseri de kendi kabukları içerisine sıkışmış ya da sıkıştırılmış küçük insanlara “belki,” “neden olmasın,” “olabilir” ve en sonunda “başarabilirim” dedirtecek yazı topluluğudur.

    Eser içerisinde insan yaşam tarzı olan güden ve güdülenin bir nevi karşılaştırılması; tepkileri ve verilen tepkilerin “nedensellik” olarak görülüp bir sonuca vardırılma çabasıdır. Peşlerine taktıkları insanları yıkıma götüren akılsız fikir sahiplerinin toplumdaki sempatik pozisyonlarını ve onları bizlerin nasıl şakşakladığının bir vesikasıdır. Celladına âşık olmuş bir insanlığın kıyımdan kurtulması ise imkânsızdır.

    Kabuğunu kır ve hareket et. Konfor alanını terk etmedikçe Platon’un “Mağara Alegorisi’nden” öteye gidemezsin. Ancak kafanı mağaradan çıkarır; ışığı görünce yanan gözlerinden çekinir ve bir bilinmeyen dünyadan korkup yeniden zincirlenmek için mağara içerisindeki yerine geçersin. Bu sen değilsin.

    Nosce Te İpsum - Kendini Tanı – ve “içinden geldiği gibi yap,” kulak asma, eleştir ve eleştirilmekten korkma… Bil ki ancak sen kim olduğunu bilir ve belirlersin. Kendin ol. Hedeflerin daima büyük olsun, dünyayı dolaşacağım de ve kendi çevreni dolaşmakla başla. Hareket etmezsen başaramazsın!

    “İnsan bilim yapar, sabreder, çiftliğini yönetir, şiir yazar, siyaset yapar, iş çevirir, yolculuk eder, sevişir, hasılı bir alay şey yapar, umut eder, kendine zaman tanır ve hepsinden fazla, hayal kurar.” (Alıntı José Ortega y Gasset ‘in İnsan ve ''Herkes'' kitabındandır. #37118479 )

    Kitabım Cem Yayınevi’nden, çevirisi orta ayarda, anlaşılmayacak kadar kötü de değildir.

    Sözün özü; kitap son derece gerçekçi, kendi doğru ve yanlışlarınızı görmeniz için bir rehber. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

    Ama Fareler Uyurlar Geceleyin kitabından alıntıdır.
    Sen makine başındaki, sen atölyedeki adam: Sana yarın su boruları ve tencere üretmeyi bırakıp çelik miğferler ve makineli tüfekler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen tezgâh başındaki, sen bürodaki kız! Yarın sana mermilerin içine barut doldurmanı ve keskin nişancıların tüfekleri için dürbünler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen fabrika sahibi! Yarın sana pudra ve kakao yerine barut üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen laboratuvardaki araştırmacı! Yarın sana eski yaşama karşı yeni bir ölüm bulmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen odandaki şair! Yarın sana aşk şiirleri değil de nefret ve kin şiirleri yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen hasta yatağının başındaki doktor! Yarın sana hasta kişilerin raporlarına “savaşabilir” diye yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen mihraptaki rahip! Yarın sana cinayetleri takdis etmeni, savaşı kutsamanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen gemideki kaptan! Yarın sana geminle bundan böyle buğday değil, top ve zırhlı araçlar taşmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen hava alanındaki pilot! Yarın sana bir kentten bir kente bomba ve fosfor taşımanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen tezgâh başındaki terzi! Yarın sana bundan böyle yalnızca asker üniformaları dikmen emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!
    Sen cüppeli yargıç! Yarın sana bundan böyle “divanıharpte” çalışmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen istasyondaki görevli! Yarın sana bundan böyle cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkışı için işaret vermeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen köydeki, sen kentteki adam! Yarın seni silahaltına almak istediler mi, yapacağın tek şey var:
    HAYIR demek!

    Sen Normandiya’daki, sen Ukrayna’daki, sen Frisko’daki, sen Londra’daki, sen Hoangho’daki ve sen Mississippi’deki, sen Napoli’deki, sen Hamburg’daki, sen Kahire’deki, sen Oslo’daki anne, siz yeryüzünün dört bir yanındaki, siz bütün dünyadaki anneler, sizlere yarın askerî hastanelerde hemşirelik yapacak kızlar ve yeni savaşlar için askerler doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız tek şey var:
    HAYIR demek!

    Hayır demezseniz sizler, hayır demezseniz siz anneler...

    Sevgi ile kalın.