• Nereden başlayacağımı bilemiyorum... Bilsem de başlayamıyorum.
  • Bilsem uzaklarda kimler ağlıyor
    Kimlerin kalbini aşkı dağlıyor?
    Acep kederli mi yas mı bağlıyor?
    Yoksa eskisinden bahtiyar mı ki?
  • Döktüğü yaşları kurutmuş mudur?
    Kendini aldatıp avutmuş mudur?
    Vaadini tutmuş mu unutmuş mudur?
    Şimdi başkasına meyli var mı ki?

    Bilsem uzaklarda kimler ağlıyor
    Kimlerin kalbini aşkı dağlıyor?
    Acep kederli mi yas mı bağlıyor?
    Yoksa eskisinden bahtiyar mı ki?

    Orhan Seyfi Orhon
  • Hz. Fatıma'nın Şehadeti Hikaye Değil Gerçektir

    Son zamanlarda Sistan Beluçistan eyaletinde (İran Sünnilerinin yoğunlukta yaşadığı eyalet) sahih İslam tarihinden habersiz biri çıkmış Peygamber efendimizin değerli kızı Hz. Fatıma (s.a) hakkında bir makale yazmış adını da “Hz. Fatımatu’z Zehra’nın (s.a) şahadet hikayesi” koymuş. Bu makalede Hz. Fatıma’nın menkıbe ve faziletleri zikredildikten sonra, Hz. Fatıma’nın şehadetini ve ona karşı yapılan saygısızlığı inkar etme eğilimine gidilmiştir. Bazıları da yaptıkları konuşmalarda bunu onaylamıştır! Bu makalenin bazı yerlerinde açık ve net olan İslam tarihinin tahrif edilmesi, bizi bu tahrifi açıklamaya ve bu hakikatlerin bazılarını beyan etmeye mecbur bırakmıştır. Böylelikle İslam’ın hanımefendisi olan Hz. Fatımatu’z Zehra’nın şahadetinin asılsız bir hikaye olmadığı, tam tersi şüphe götürmez tarihi bir gerçek olduğu anlaşılmış olsun. Yoksa eğer onlar bu konuyu açmamış olsalardı, bizler bu şartlar altında konunun takipçisi olmazdık.Umudumuz, bu makalenin yazarının bu yazıyla birlikte hakikat karşısında teslim olması ve yazdıklarından pişmanlık du***** bunu telafi etmesidir.Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise bu yazıda getirilecek kaynakların tamamı Ehli sünnetin meşhur kitaplarından alıntı olmasıdır.

    Hz. Peygamberin (s.a.a) Diliyle Hz. Fatıma (s.a)Resulullah’ın değerli kızı çok yüce makamlara sahipti. Allah Resulünün açıklamaları, Hz. Fatıma’nın her türlü günahtan beri ve masum olduğunu göstermektedir. Hz. Resulullah şöyle buyurmuştur:“فاطِمَةُ بَضْعَةٌ مِنّي فَمَنْ أَغْضَبَها أَغْضَبَني”“Fatıma, benim bir parçamdır, her kim onu öfkelendirirse beni öfkelendirmiştir.” [1]Söylenmeden açıktır ki Allah Resulünün öfkelenmesi onun incinmesi ve üzülmesi neticesinde oluşmaktadır. Böyle birinin cezası Kuran-ı Kerim’e göre şöyledir:“وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ”

    “Allah'ın Resulünü incitip, eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.” [2]Hz. Fatıma’nın fazilet ve masumluğunu anlatan hadisten daha sağlam bir delil var mıdır? Bu hadiste Hz. Fatıma’nın hoşnutluğunun, Allah’ın hoşnutluğuna, onun öfkelenmesinin Allah’ın öfkelenmesine sebep olduğu anlatılmaktadır. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma! Kuşkusuz Allah senin öfkelenmenle öfkelenir ve senin hoşnutluğunla hoşnut olur.” [3]Hz. Fatıma, böyle yüce makama sahip olduğundan âlemlerin kadınlarının efendisidir. Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma! Âlemlerin kadınlarının efendisi, bu ümmetin kadınlarının efendisi ve mümine kadınların efendisi olmağa razı değil misin?” [4]Kur’an ve Sünnette Hz. Fatıma’nın Evinin Saygınlığı “(Allah’ın bu nuru) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir.” [5] ayeti nazil olduğunda, Peygamber bu ayeti camide okudu. Bu sırada birisi yerinden kalkarak “Bu özellikteki evler hangi evlerdir ya Resulullah?!” diye sordu. Allah Resulü (s.a.a) “Peygamberlerin evidir” diye buyurdu. O esnada Ebu Bekir yerinden kalkarak Hz. Ali ile Hz. Fatıma'nın evlerine işaret ederek “Ya Resulallah, dedi, acaba bu evde onlardan mıdır?” diye sordu. Resulullah: “Evet, onların en üstünüdür.” [6] buyurdu.

    قرأ رسول الله هذه الآية (في بُيُوتِ أَذِنَ اللهُ أَنْ تُرْفَعَ وَ يُذْكَرَ فيها اِسْمُهُ) فقام إلَيْهِ رَجُلٌ: فَقالَ: أَيُّ بُيُوت هذِهِ يا رَسُولَ اللهِ(صلى الله عليه وآله)؟ قالَ: بُيُوتُ الأنْبِياءِ، فَقامَ إِلَيْهِ أَبُوبَكْرُ، فَقالَ يا رَسُولَ اللهِ(صلى الله عليه وآله) : أَهذَا الْبَيْتُ مِنْها، ـ مُشيراً إلى بَيْتِ عَلِىٍّ وَ فاطِمَةَ(عليهما السلام) ـ قالَ: نَعَمْ، مِنْ أَفاضِلِهاKaynaklar:[1] Fethu’l Bari, Şerh-i Sahihi Buhari, c. 7, s. 84 ve ayrıca Buhari bu hadisi Nübüvvet alametleri bölümünde, c. 6, s. 491 ve “evahiru mağazi, c. 8, s. 110’da bu hadisi zikretmiştir.[2] Tövbe Suresi, 61. Ayet.[3] Müstedrek-i Hakim, c. 3, s. 154; Mecmeu’z Zevaid, c. 9, s. 203 ve Hakim “Müstedrek” adlı kitabında Buhari ve Müslim’in hadisin sıhhatinde gerekli gördüğü şartlarda hadisler zikretmiştir.[4] Müstedrek-i Hakim, c. 3, s. 156[5] Nur Suresi, 36. Ayet[6] Durru’l- Mensur, c. 6, s. 203 (Nur Suresinin tefsiri) ve Ruhu’l Meani, c. 18, s. 174......Hz. Fatıma (salamulahialeyha)'nın Evine Karşı Hürmetsizliğin Anlamı

    Değerli İslam peygamberi (s.a.a) dokuz ay boyunca bu eve gelerek Hz. Fatıma ve aziz eşine selam vererek [7] bu ayeti okudu: “إِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً” “Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit çirkinliği-kötülüğü uzaklaştırmayı ve sizi tertemiz kılmayı diler.” [8] Evet İlahi nur merkezi olan ve Allah’ın yüceltilmesini istediği bu evin saygınlığı çok yüceydi.

    Evet, öyle bir ev ki “Ehl-i Aba” ve “Ehl-i Kisa” olanları kuşatmıştır. Allah bu evi azamet ve yücelikle anmıştır. Böyle bir evin tüm Müslümanların tam bir hürmetine mazhar olması gerekmektedir.

    Şimdi bakalım acaba, Peygamber (s.a.a) bu dünyadan göçtükten sonra bu evin saygınlık ve hürmeti ne kadar korunmuştur?! Peşinen söylemek gerekirse bu saygınlık birileri tarafından ayaklar altına alınmış ve hiçbir şekilde korunmamıştır. İleride göreceğimiz üzere bunu yapanların kendileri bu hürmetsizliği itiraf etmişlerdir. Şimdi bunlar kimler olduğunu ve bu olaydan neyi hedeflediklerini idelemeye çalışacağız.

    Hz. Fatıma’nın Evine Karşı Hürmetsizlik!

    Bu evin hürmeti hakkında bu kadar kesin buyruklar olmasına rağmen bazıları maalesef bu eve karşı saygısızlıkta bulunmuş ve hürmetini ayaklar altına almışlardır. Bu, üzerinden öylesine geçilecek ve saklanacak kadar basit bir konu değildir.Hz. Fatıma’nın (s.a) evine karşı hürmetsizlik yapıldığının anlaşılması ve ondan sonra yaşanan olayların, kesin ve kati tarihi gerçekler olduğunun ortaya çıkması için Sünni kaynaklarda geçen belgeleri burada zikrederek bunun bir hikaye olmadığını ortaya koyacağız. Bilinmelidir ki halifeler döneminde Ehl-i Beyt’in (a.s) menkıbe ve faziletlerinin yazılmasına olağanüstü bir kısıtlama getirilmişti; buna rağmen “bir şeyin hakikati onun koruyucusudur” gerçeğinden hareketle bu hakikat de zinde bir şekilde tarih ve hadis kaynaklarında kaydedilmiştir.Belgeleri, ilk yüzyıldan başlamak suretiyle sırasıyla aktarıp çağdaş kaynaklara kadar vermeye çalışacağız.

    1- Ehli Sünnet'in meşhur hadisçilerinden İbn-i Ebi Şeybe (159-235), “el-Musannef” adlı kitabında sahih senetle şöyle rivayet etmiştir:

    «إِنَّهُ حينَ بُويِعَ لاِبي بَكْر بَعْدَ رَسُولَ اللهِ(صلى الله عليه وآله) كانَ عَليٌّ وَ الزُّبَيْرُ يَدْخُلانِ عَلى فاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ الله، فَيُشاوِرُونَها وَ يَرْتَجِعُونَ في أَمْرِهِمْ. فَلَمّا بَلَغَ ذلِكَ عُمَرُ بنُ الْخَطّابِ خَرَجَ وَ دَخَلَ عَلى فاطِمَةَ، فَقالَ: يا بِنْتَ رَسُولِ الله(صلى الله عليه وآله) وَ اللهِ ما أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَيْنا مِنْ أَبِيكِ وَ ما مِنْ أَحَد أَحَّبَ إِلَيْنا بَعْدَ أَبيكِ مِنْكِ، وَ أيْمُ اللهِ ما ذاكَ بِمانِعي إِنِ اجْتَمَعَ هؤلاءِ النَّفَرُ عِنْدَكِ أَنْ أَمرْتُهُمْ أَنْ يُحْرَقَ عَلَيْهِمُ الْبَيْتَ.قالَ: فَلَمّا خَرَجَ عُمَرُ جاؤُوها، فَقالَتْ: تَعْلَمُونَ أنَّ عَمَرَ قَدْ جاءَني، وَ قَدْ حَلَفَ بِاللهِ لَئِنْ عُدْتُم لَيَحرِقَنَّ عَلَيْكُمُ الْبَيْتَ، وَ أيْمُ اللهِ لَيْمِضَيَّن لِما حَلَفَ عَلَيْهِ.

    Resulullah’tan (s.a.a) sonra halk Ebu Bekir’e biat ettiği sırada Hz. Ali ve Zübeyr, Hz. Fatıma’nın evinde oturup konu hakkında istişarelerde bulunmaktaydılar. Bunu duyan Ömer bin Hattab, dışarı çıkarak doğru Fatıma’nın yanına geldi ve ona şöyle dedi ki: “Ey Allah Resulünün kızı! Vallahi insanlar arasında bize en sevgili kişi babandır. Babandan sonra ise bize en sevgili kişi sensin. Allah’a yemin ederim ki bu sevgi, bu kişilerin (Hz. Ali ve taraftarlarının) senin evinde bir araya gelerek toplandıkları sırada evinin yakılmasına emretmeme engel değildir!” Ömer bunları deyip gittikten sonra Hz. Ali ve Zübeyr, Hz. Fatıma’nın yanına geldiler. Hz. Fatıma (s.a) Hz. Ali ve Zübeyr’e hitaben şöyle söyledi: “Biliyor musunuz? Ömer buraya gelerek eğer siz, bir daha burada bir araya gelecek olursanız siz içinde olduğunuz sırada evi yakacağına dair Allah’a yemin edip gitti. Allah’a yemin ederim ki! Yemin ettiği şeyi yerine getirecektir!” [9]Tekrar diyorum bu olay Musennef adlı kitapta sahih senetle nakledilmiştir.

    2- Ehl-i Sünnetin bir diğer büyük hadisçi ve tarihçisi olan “Ahmed b. Yahya b. Cabir Belazuri” (ö. 270) “Ensabu’l- Eşraf” adlı kitabında bu konuyu şöyle aktarmaktadır:“Ebu Bekir, Ali’ye biat etmesi için birini gönderdi, ama Ali ona biat etmedi. Sonra Ömer meşale ile birlikte Hz. Fatıma’nın kapısına dayandı. Kapının önünde Hz. Fatıma’yla karşılaştı. Hz. Fatıma, Ömer’e “Ey Hattab’ın oğlu! Evimi mi yakmak istiyorsun?!” Ömer: “Evet, bunun kendisi babanın gönderildiği şeye yardımcı olacaktır…” [10]

    3- Ehl-i Sünnetin çok meşhur tarihçilerinden ve ediplerinden olan “Abdullah b. Müslim İbn-i Kuteybe Dineveri (212- 276) “el-İmametu ves-Siyase” isimli kitabında şöyle yazmıştır:

    «إنّ أبابَكْر(رض) تَفَقَّدَ قَوْماً تَخَلَّفُوا عَنْ بَيْعَتِهِ عِنْدَ عَليّ كَرَّمَ اللهُ وَجْهَهُ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ عُمَرُ فَجاءَ فَناداهُمْ وَ هُمْ في دارِ عَليٍّ، فَأَبَوْا أَنْ يَخْرُجُوا فَدَعا بِالْحَطَبِ وَ قالَ: وَالَّذي نَفْسُ عُمَرَ بِيَدِهِ لَتَخْرُجَنَّ أَوْ لأَحْرَقَنَّها عَلى مَنْ فيها، فَقيلَ لَهُ: يا أبا حَفص إِنَّ فيها فاطِمَةَ فَقالَ، وَإِنْ!

    “Ebu Bekir, kendisine biat etmeyip Hz. Ali’nin evinde toplananları aramaya koyulmuş ve Ömer’i bu iş için onların peşi sıra göndermişti. Ömer, onlar Hz. Ali’nin evinde olduğu sırada oraya gelerek dışarı çıkmaları için bağırdı. Ancak onlar dışarı çıkmaktan kaçındı. Bunun üzerine Ömer odun getirmelerini isteyerek şöyle dedi: “Ömer’in canı elinde olana andolsun ki dışarı çıkın, yoksa içindekilerle birlikte ateşe vereceğim!” Birisi “Ey Ebu Hafs! (Ömer’in Künyesi) Peygamberin kızı Fatıma da buradadır.” dedi. Ömer: “O da olsa fark etmez!” dedi. [11

    İbn Kuteybe, bu hadisenin geri kalanını daha acıklı ve yürek sızlatan bir şekilde şöyle nakletmektedir:

    «ثُمَّ قامَ عَمُرُ فَمَشى مَعَهُ جَماعَةٌ حَتّى أَتَوْا فاطِمَةَ فَدقُّوا الْبابَ فَلَمّا سَمِعَتْ أصْواتَهُم نادَتْ بِأَعْلى صَوْتِها يا أَبَتاهُ يا رَسُولَ الله ماذا لَقينا بَعْدَكَ مِنْ ابنِ الْخَطّابِ وَ ابنِ أبي الْقُحافة فَلَمّا سَمِعَ الْقَوْمُ صَوْتَها وَ بُكائَها انْصَرَفُوا وَ بَقِيَ عُمَرُ وَ مَعَهُ قَوْمٌ فَأَخْرَجُوا عَلَيّاً فَمَضَوْا بِهِ إلى أبي بَكْر فَقالُوا لَهُ بايِعْ، فَقالَ: إنْ أَنَا لَمْ أَفْعَلْ فَمَه؟ فَقالُوا: إِذاً وَاللهِ الَّذي لا إلهَ إِلاّ هُوَ نَضْرِبُ عُنُقَكَ...!

    “Daha sonra Ömer, bir grupla birlikte Fatıma’nın evinin önüne gelerek kapıyı çaldı. Hz. Fatıma onların seslerini duyunca, en yüksek sesle “Ey babacığım! ey Allah'ın Resulü! Senden sonra Hattab’ın oğlu (Ömer) ve Ebu Kuhafe’nin oğlu (Ebu Bekir)den nedir bu çektiklerimiz!” diye feryat etti. Hz. Fatıma’nın bu feryadını ve çığlık sesini duyan bir grup, bu işten vazgeçip ayrıldılar. Ancak Ömer ve başka bir grup orada kaldı. Sonra Hz. Ali’yi dışarı çıkarıp Ebu Bekir’in yanına götürerek biat et dediler. Hz. Ali (a.s) “eğer biat etmezsem ne olacak?” deyince, “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a and olsun ki boynunu vuracağız…!” dediler. [12] Kaynaklar:[7] Durru’l- Mensur, c. 6, s. 606[8] Ahzap Suresi, 33. Ayet[9] Müsennef, İbn Ebu Şeybe, c. 8, s. 572, Kitabu’l- Meğazi.[10] Ensabu’l Eşraf, c. 1, s. 586 Kahire baskısı.[11] el-İ’lam Zerkuli, c. 4, s. 137[12] el-İmamet ve’l Siyaset, İbn Kuteybe, s. 12, Mısır baskısıTarihteki bu kesit, kesinlikle Şeyheyn’e (Ebu Bekir ve Ömer) sevgi besleyenlere ağır gelmekte ve üzüntü vermektedir. Dolayısıyla bazıları İbn Kuteybe’nin bu kitabından şüpheye düşme eğilimine gitmişlerdir! Halbuki tarih konusunda uzman olan İbn Ebi’l Hadid, bu eserin ona ait olduğunu söyleyerek o kitaptan bilgi ve belgeler nakletmektedir. Maalesef bu kitabı basarken tahrif etme eğilimine gidilmiş ve kitaptaki bazı tarihi gerçekler makaslanmıştır! Oysa İbn-i Ebi'l-Hadid, şu anda İbn-i Kuteybe'nin kitabında bulunmayan bir çok gerçeği aynı kitaptan nakledilerek “Nehcü’l Belaga” kitabının şerhinde yer vermiştir!Zerakli, “El-E’lam” kitabında bu eserin İbn Kuteybe’ye ait olduğunu bildirmiş ve eklemiştir: “Bazı alimler, bu kitabın İbn-i Kuteybe'ye ait olduğunda şüphe etmişlerdir.” Görüldüğü gibi, o şüphe ve tereddütü başkalarına isnad etmektedir.” İlyas Serkis de kitabın ona ait olduğunu bildirmiştir.

    4- Ehl-i Sünnet'in önemli alimlerinden ve tarihçilerinden Muhammed b. Cerir Taberi (ö. 310) meşhur tarih kitabında Hz. Fatıma’nın evine karşı yapılan saygısızlığı şöyle nakletmiştir:

    أتى عُمَرُ بنُ الْخَطّابِ مَنْزِلَ عَليٍّ وَ فيهِ طَلْحَةٌ وَ الزُّبَيْرُ وَ رِجالٌ مِنَ الْمُهاجِرِينَ، فَقالَ وَاللهِ لاََحْرِقَنَّ عَلَيْكُمْ أَوْ لَتَخْرُجَنَّ إلى الْبَيْعَةِ، فَخَرَج عَلَيْهِ الزُّبيرُ مُصْلِتاً بِالسَّيْفِ فَعَثَرَ فَسَقَطَ السَّيْفُ مِنْ يَدِهِ، فَوَثَبُوا عَلَيْهِ فَأَخَذُوهُ.

    “Ömer bin Hattab, Hz. Ali’nin evine geldiğinde Talha, Zübeyr ve muhacirden bir grup da orada idi. Ömer onlara hitaben şöyle seslendi: “Allah’a and olsun ki ya dışarı çıkıp biat edersiniz ya da evi yakarım!” O sırada Zübeyr elinde kılıcıyla dışarı çıktı. Ansızın ayağı ka***** elinden kılıcı yere düştü. Oradakiler ona saldırarak onu tuttular.” [13]Bu tarihi belgeler, Ebu Bekir’e tehdit ve zorla biat alındığını göstermektedir; böyle bir biatin de ne kadar değerinin olup olmadığını okuyucuların feraset ve basiretine bırakıyoruz.

    5- İbn-u Abdi Rabbih-i Endülüsi olarak meşhur olan Şahabuddin Ahmed, (ö. 463) el-İkdü’l Ferid kitabında “Sakife” olayına yer vermiş, Ebu Bekir’e biat etmekten kimlerin kaçındığı konusuna ayrı bir başlık açarak şöyle yazmıştır:

    فَأمّا عَليٌّ وَ الْعَبّاسُ وَ الزُّبَيرُ فَقَعَدُوا فِي بَيْتِ فاطِمَةَ حَتّى بَعَثَ إِلَيْهِمْ أَبُوبَكْرُ، عُمَرَ بْنَ الْخَطّابِ لِيُخْرِجَهُمْ مِنْ بَيْتِ فاطِمَةَ وَ قالَ لَهُ: إنْ أَبَوْا فَقاتِلْهُمْ، فَأَقْبَلَ بِقَبَس مِنْ نار أَنْ يُضرِمَ عَلَيْهِمُ الدّارَ، فَلَقِيَتْهُ فاطِمَةُ فَقالَ: يا ابْنَ الْخَطّابِ أَجِئْتَ لِتَحْرِقَ دارَنا؟! قالَ: نِعَمْ، أوْ تَدْخُلُوا فيما دَخَلَتْ فيهِ الأُمَّةُ!.

    “Ali, Abbas ve Zübeyr, Fatıma’nın evinde oturmuştu. Ebu Bekir, Ömer’i onlara göndererek dışarı çıkmamaları halinde onlarla savaşmasını istedi! Ömer ibn Hattab, evi yakmak için bir meşaleyle birlikte Fatıma’nın evinin yolunu tuttu. Evin önünde Fatıma ile karşılaştılar. Hz. Fatıma ona “Ey Hattab’ın oğlu! Evimizi yıkmaya mı geldin?” dedi. Ömer: “Evet, yakacağım. Veya siz de ümmetin dahil olduğuna dahil olun!” [14]Buraya kadar eve karşı girişilen saygısızlıklara yer verildi. Şimdi de Hz. Ali ve yarenlerini biate mecbur bırakmak için yapılan bu tehditlerin, sadece lafta kalmadığını, alınan bu uğursuz kararın uygulamaya konulduğunu gösteren bilgi ve belgelere yer vereceğiz.Kaynaklar:[13] Taberi Tarihi, c. 2, s. 443 Beyrut baskısı.[14] Akdü’l Ferid, c. 4, s. 93

    Saldırı Gerçekleşmiştir!Gerçi buraya kadar bazı tarihçiler halife ve yandaşlarının niyetlerine yer vermekle yetinerek bu facianın sonrasına açıktan değinmemişlerdir. Ama diğer bazıları, bu elim facianın devamına değinmeyi de ihmal etmemişlerdir. Şimdi de bu konuda açıklama yapmış tarihçilerin görüşlerine en eskilerinden başla***** yer vermeye çalışacağız:6- Ebu Ubeyd Kasım b. Selam (ö. 224), Ehl-i Sünnet fakihleri tarafından güvendiği “el- Emval” isimli kitabında şöyle yazmaktadır: “Abdurrahman bin Avf, şöyle demekte: “Ebu Bekir hastalandığında ziyareti için evine gittim. Aramızda geçen uzun konuşmaların ardından şöyle söyledi: “Keşke yaptığım üç şeyi yapmamış olsaydım. O üç şey şunlardı: “....” Ebu Ubeyd bu üç şeyden ikisini zikrettikten sonra, diğer kaynaklarda da geçen üçüncüyü, yani:

    وَدَدْتُ أنّي لَمْ أكْشِفْ بَيْتَ فاطِمَةَ وَ تَرَكْتُهُ وَ إنْ أُغْلِقَ عَلَى الْحَرْبِ

    “Keşke Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım ve onu kendi haline bıraksaydım. Savaş için kapanmasına rağmen...” [15] cümlesini “keza ve keza” diyerek es geçiyor ve “bu üçüncüyü zikretmeye gönlüm varmıyor!” diyor.Ebu Ubeyd, mezhebi taassubu veya başka sebeplerden dolayı bu hakikati zikretmemiştir, ancak “el-Emval” kitabının muhakkikleri kitabın dip notuna şöyle yazmışlardır: “Burada silinen cümle “Mizanü’l-İ’tidal” kitabında, aynı şekilde Taberani'nin “Mu’cem” kitabında ve İbn-u Abdi Rabbih'in “İkdü’l-Ferid” kitabında olduğu gibi nakledilmiştir.” (Dikkat ediniz!)

    7- Zehebi'nin, “Mizanu’l-İ’tidal” kitabında, Muteber birisi diye övdüğü Ebu’l Kasım Süleyman b. Ahmed Teberani (260–360), defalarca basılan Mu’cemu’l-Kebir kitabında Ebu Bekir’den, hutbelerinden ve vefatından bahsettiği yerde şöyle diyor:“Ebu Bekir, ölüm anında bazı şeyleri temenni ederek şöyle söyledi: “Keşke yaptığım şeylerden üç tanesini yapmasaydım ve Allah Resulü'nden onları sorsaydım.

    أمّا الثَّلاثُ اللاّئي وَدَدْتُ أنّى لَمْ أَفْعَلْهُنَّ، فَوَدَدْتُ أنّي لَمْ أَكُنْ أكْشِفَ بَيْتَ فاطِمَةَ وَ تَرَكْتُهُ...

    “Keşke Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım ve onu kendi haline bıraksaydım…”[16]Bu cümleler, Ömer’in tehditlerinin pratiğe döküldüğünü net olarak ortaya koymaktadır. Evet, evin kapısını zorla (veya yakarak) açtılar.

    8- İbn-u Abd-i Rabbih Endülisi (463) “İkdü’l-Ferid” kitabında Abdurrahman bin Avf'tan yukarıdaki rivayeti Ebu Bekir hakkında eksiksiz nakletmiştir.

    9- İbrahim b. Seyyar-i Nezzam Mu’tezili (160-231), nazım ve nesirdeki sözlerinin güzelliğinden dolayı kendisine Nezzam olarak lakap takmışlardır. Nezzam, çeşitli kitaplarında Hz. Fatıma’nın evine karşı yapılan baskını anlatmıştır. Nezzam şöyle yazmaktadır:

    إِنَّ عُمَرَ ضَرَبَ بَطْنَ فاطِمَةَ يَوْمَ الْبَيْعَةِ حَتّى ألْقَتِ الْمُحْسِنَ مِنْ بَطْنِها

    “Ömer, biat günü Hz. Fatıma’nın karnına vurdu! Ömer’in bu darbesi sonucu adını “Muhsin” koydukları karnındaki çocuğunu düşürdü!” [17]Kaynaklar:[15] el- Emval, dördüncü dipnot. Ayrıca 144. Sayfa. Akdü’l Ferid, c. 4, s. 93.[16] Mü’cemu’l Kebir, c. 1, s. 62 h. 34[17] el- Vafi Bilvefiyyat, c. 6, s. 17, 2444. Sayı. Milel ve Nihel, Şehristani, c. 1, s. 57 Beyrut baskısı....10- Müberred ve “el-Kamil” kitabı:İbn-i Ebi’l-Hadid, şöyle yazmakta: “Ünlü yazar, edip ve meşhur eserleri olan Muhammed b. Yezid b. Abdulekber Bağdadi (210- 285), “el-Kamil” kitabında Abdurrahman b. Avf’dan şöyle nakletmektedir:“Keşke Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım ve onu kendi haline bıraksaydım. Savaş için (halifeye itiraz ve biat etmemek için ) kapanmış olmasına rağmen…”

    11- Mes’udi ve “Murucu Zeheb” kitabı:Mes’udi (ö. 325) Murucu’z-Zeheb adlı kitabında şöyle yazmaktadır:

    فَوَدَدْتُ أنّي لَمْ أَكُنْ فَتَّشْتُ بَيْتَ فاطِمَةَ وَ ذَكَرَ في ذلِكَ كَلاماً كَثيراً!

    “Ebu Bekir ölüm döşeğinde iken şöyle söyledi: “Dilerdim ki keşke Hz. Fatıma’nın evinin hürmet perdesini yırtmasaydım. Kendisi bu konu hakkında daha birçok şey söyledi.” [18]Mes’udi, Ehl-i Beyt’e muvafık temayülü olmasına rağmen halife Ebu Bekir’in sözlerini nakletmeyerek kinayeli bir biçimde olayı örtbas etmiştir. Elbette sebebini Allah bilir ve elbette Allah kulları da icmali olarak bilmektedirler!12- Zehebi ve “Mizanu’l-İ’tidal” kitabı:Zehebi, Mizanu’l-İ’tidal kitabında, Muhammed b. Ahmet Kufi Hafız’dan nakletmektedir ki İbn-i Ebu Darim adıyla meşhur olan Ahmed b. Muhammed Muhaddis-i Kufi (ö. 357) şu haberi söylemiştir:

    إنّ عُمَرَ رَفَسَ فاطِمَةَ حَتّى أسْقَطَتْ بِمُحْسِن

    “Kuşkusuz, Ömer Hz. Fatıma’ya bir tekme vurarak, Muhsin adındaki çocuğunu düşürdü!”[19]

    13- Abdulfettah Abdulmaksud ve “el-İmam Ali” kitabı:Abdulfettah, vahiy evine baskın konusunu, kitabının iki yerinde işlemiştir. Biz burada sadece birisini zikretmekle yetineceğiz:

    وَالّذي نَفْسُ عُمَرَ بِيَدِهِ، لَيَخْرُجَنَّ أَوْ لاَحْرَقَنّها عَلى مَنْ فيها...! قالَتْ له طائفة خافت اللهَ ورَعَتِ الرَّسولَ في عقبه: يا أباحَفْص، إِنَّ فيها فاطِمَةَ...»! فَصاحَ: لايُبالي وَ إن...! وَ اقْتَرَبَ وَ قَرَعَ الْبابَ، ثُمَّ ضَرَبَهُ وَ اقْتَحَمَهُ... وَ بَدالَهُ عَليّ... وَ رَنَّ حينَذاكَ صَوْتُ الزَّهْراءِ عِنْدَ مَدْخَلِ الدّارِ... فَإنْ هِيَ إلاّ طَنينَ اسْتِغاثَة...

    “Ömer, dedi ki: “Ömer’in canı elinde olana and olsun ki ya dışarı çıkarsınız ya da içindekilerle birlikte yakacağım…! Allah’tan korkan ve Resulullah’tan sonra neslinin hürmetini koruyan bir grup dedi ki: “Ey Ebu Hafs! Fatıma bu evdedir.” Ömer pervasızca bağırarak “O da olsa fark etmez…!” dedi. Sonra eve yaklaştı ve kapıyı çaldı. Sonra kapıyı vurarak içeri girdi… Sonra Hz. Ali ortaya çıktı… Daha sonra Hz. Fatıma’nın sesi evde yankılandı… Bu ses yardım isteme sesinden başka bir şey değildi…”[20] Bu konuyu “Mukatil İbn-i Atiyye”nin “el-İmametu vel-Hilafe” isimli kitabında geçen bir hadisle kapatıyoruz. (Bu konuda söylenecek daha birçok şey olmasına rağmen):Bu kitabında şöyle yazmaktadır:

    إنّ أبابكر بَعْدَ ما أَخَذَ الْبَيْعَةَ لِنَفْسِهِ مِنَ النّاسِ بِالإرْهابِ وَ السَّيْفِ وَ الْقُوَّةِ أرْسَلَ عُمَرَ وَ قُنْفُذاً وَ جَماعَةً إلى دارِ عَلىّ وَ فاطِمَةَ(عليهما السلام) وَ جَمَعَ عُمَرُ الْحَطَبَ عَلى دارِ فاطِمَةَ وَ أَحْرَق بابَ الدّارِ

    “Ebu Bekir, kendisi için halktan tehdit, kılıç ve zorla biat aldıktan sonra Ömer, Kunfuz ve bir grubu Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evine gönderdi. Ömer odun topla***** evin kapısını yaktı!...” Bu rivayetin devamında bazı tabirler kullanılmıştır ki kalem onları beyan etmekten acizdir! Bizi mazur görün! [21]Kaynaklar:[18] Murucu Zeheb, c. 2, s 301 Beyrut baskısı.[19] Mizanu’l İ’tidal, c. 1, s. 139 552. Sayı.[20] Abdulfettah Abdulmaksud, Ali ibn Ebu Talib, c. 4, s. 276-277[21] el- İmamet ve’l Hilafet, s. 160-161Dünya ve Ahiret kadınlarının hanım efendisi Fatimenin (sa) Gazabı Sünni Kaynaklarda1“Aişe diyor: Fatime Ebubekiri Fedek hadisesine göre gazaplandı (konuşturmadı) ve onunla vefat edene kadar konuşmadı ve Peygamberden sonra 6 ay yaşadı, vefat ettiyinde Ali onu gece defn etti ve Ebubekire izin vermemişdi ki, defnde iştirak etsin.”Kaynak:Muhemmed ibn İsmail Buhari “Sahih Buhari” c.5,sah.177, Beyrut çapı.

    2. “Fatime (sa) Ebubekire qazablandı ve onu konuşturmadı ve vefat edəne kadar onunla bir kelime bile konuşmadı. Ali (as) onu gece defn etti.”Kaynak:Beyhaqi “Sunenul-Kubra” c.6, sah.300, Beyrut çapı

    3.“Fatime (sa) vefat ettiyinde Ali (as) onu gece cenaze namazı kılıp defn etti ve Ebubekire haber vermedi ki, onun cenaze namazında iştirak etsin.”Kaynak:Müslim ibn Haccac “Sahih Müslim” c.3,sah.1380

    4. Aişe diyor: “Fatime Ebubekiri konuşturmadı ve vefat edene kadar onunla bir kelime bile alıp vermedi. Ve Peygamberden sonra 6 ay yaşadı, vefat ettiyinde Ali onu gece defn etti ve izin vermedi ki, onun cenazesine hazır olsun ve namaz kılsın.”Kaynak:İbn Esir “El-Kamil Fit-tarix” c.2,sah.126

    5. “Heqiqeten Ali Fatimeyi gece defn etti.”Kaynak:Muhemmed ibn Ebi Şeybe “El-Musennef” c.4,seh.141

    6. “Fatimeye Esma binti Umeys ve Ali meyyit kuslu verdi ve gece (Ali) onu defn etti.”Kaynak:Ebi Felah El-Hanbeli “Şezeratuz-Zeheb” c.1, sah. 15, Kahire çapı.

    7. “Fatimenin vasiyyetine göre, ona Ali (as) ve Esma meyyit kuslu verdiler. Ve Ebubekirle Ömer onun ölümünden haber bile vermediler ve Ali Fatimeyi gecə defn etdi.”Kaynak:Bilazeri “Ensabul Eşref” c.1,sah.405, Mısır çapı

    8. “Ona (Fatimeye (as) Ali kusul verdi ve ona (meyyit) namazı qılıb gece defn eledi.”Kaynak:Suyuti “Es-Suğurul-Basime” sahife 15, Bombey çapı, Hindistan

    9. “Benim nazarımda sahih (doğru) olan budur ki, hazret Zehra (sa) Ebubekirle Ömerden gazaplı halde vefat etmişdir. Ve hakiketen (hiç şüphesiz ki) o vasiyet etmişdir ki, o ikisi onun cenazesinde namaz kılmasınlar.”Kaynak:İbn Ebil Hedid Mutezili “Şerhu Nehcil-Belağə” c.6,seh.50

    Hz.Fatime (sa) Şehadeti hakkında Daha fazla bilgi edinmek isteyen arkadaşlar aşağıdakı kaynaklara Muracat edebilirler:1) “Sahih Buhari” c.5,sah.9; c.7,sah.87;2) “Tarih Yakubi” c.2, sah.115;3) “İkmalur-rical” sah.753.

    10. Hazreti Zehra (sa) Ebubekir ve Ömere hitaben diyor ki: “Hakiketen ben Allahı ve meleklerini özüme şahid tutarım ki, siz ikiniz beni qazablandırdınız, beni razı etmediniz, ona göre de Peygamberle (sas) görüştüyünüzde kati olarak ona sizin ikinizden şikayet edeceyim.”Başka bir yerde isə Hanım Zehra (sa) Ebu Bekire hitaben deyir: And olsun Allaha ki, mutlak her namazımda seni nifrin (lanet) edeceyim.Kaynak:İbn Kuteybı “Al-İmametu ves-siyasetu” sah.14 ve Muhammed ibn Yusuf Genci Şafei “Kifayetut Talib” bab 99:

    Acep bazıları, bizzat Ehl-i Sünnet kaynaklarından naklettiğimiz bu açık ve net belgelere rağmen yine de sıkılmadan bu acı hadiseyi “Şehadet Hikayesi” olarak adlandırma cüreti gösterebilecek mi?! Aslında onların bu hakikatleri yok sayma girişimi olmasaydı biz de konuyu bu kadar uzatmayacaktık.Ümidimiz, uykuda olan insanların uyanması ve tarihin köşe bucağında zikredilen hakikatlerin saklanmaması ve inkar edilmemesidir.
  • 535 syf.
    ·Puan vermedi
    Birden fazla kez yazdım bu değerlendirmeyi, bilemedim çünkü; kırmadan dökmeden, kalemimi hoyratlaştırmadan nasıl izah edebileceğimi bilemedim.
    “Defterler” 535 sayfa, siz bunu peşinen ikiye bölebilirsiniz, zira orijinal metinleri de kapsıyor. Yani, yazanının elinden çıktığı şekli, kitaba dahil edilmiş. Raf fiyatı 43 lira. O kadar çok sorum var ki, maalesef bir kısmını törpülemem ya da yumuşatmam, çeşitli denemelerime rağmen mümkün olmadı, ben de içimden geldiği gibi soruyorum.
    Kimdir mesela Nilgün Marmara? Niçin günlüklerine kadar basılıp kitaplaştırılmış? Ölmeden önce edebiyatımıza hangi eserleri kazandırmış? Birebir tanışıklık ve arkadaşlık içinde olduğu ünlü yazarlarla nerede tanışmış, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk liste uzayıp gidiyor. Ölüm yaşı 29 olan biri için biriktirilen bunca insanın menşeini merak ediyor, ama esaslı bir kaynak bulamıyoruz.
    Defterler, eşi Kağan’ın iş için gittiği Libya’nın Tobruk kentinde başlıyor. Marmara da eşinin yanında birkaç ay geçirip oradan eşe dosta bolca mektup gönderiyor. Temize çekilmeden önce de defterlere yazılıyor. İlk 200-220 sayfa bu mektuplardan oluşuyor (yine sayfa sayısını ikiye bölün) . Yazılan kişiden kişiye üslup farklılığıyla anlatılan şey hep aynı. Evin içine dolan kum, evdeki fareler, çöl ve onun birebir söylemiyle “şantiyedeki gerzek karılar”. (Diğer birkaç çalışanın eşi) . Mektubun adresi x kişi isimsiz bir arkadaşsa, dil “gerzek kelimesi Gerze’den mi gelir” şeklinde yuvarlanırken, ünlü bir şaire yazılıyorsa şu yazardan şu makaleyi okudun mu diyerek form buluyor. Elbette alıntıyı da ekliyor. :)
    Önce kolej sonra İngiliz Dili ve Edebiyatından mezun, dile yazarlara, yaşı tecrübesi elverdiğince hakim. Yine genç yaşta intihar eden Sylvia Plath üzerine yazıyor bitirme tezini. (Hayranı demeye gerek var mı bilemedim) Kelimelerle oynuyor, bazen bilinçli olarak deforme ediyor, kendince tekrar yoğurup şekillendiriyor, böylece kendine has bir dil yaratma gayreti de var. Libya onun için bi nevi inziva, kendini dinleme yeri. Dönebilir, kalabilir bu bir zorunluluk değil, yine bilinçli tercih. Hep aynı ortamda yapacak bir şey bulamadan, durağan bir hayat yaşananın sıkıntısını anlarım. Bir kişiye üç kişiye neyse artık, olduğu yerdeki rahatsızlıklarını, ortamı anlatmasını anlarım, fakat; defalarca defalarca aynı şeyi ufak tefek farklarla bu kadar çok kaleme almasını anlamakta yetersiz kaldım. Mektuplar bitince yazdığı oyun başlıyor, o da elli altmış sayfa kadar (ikiye bölün lütfen). Oyunun ismi, bir oyun yazıyorum söylemi, neredeyse oyunun kendinden daha uzun. İki kişilik oyunda, oyuncular çırılçıplak olacak, ismi “Sırttaki Mor Yürek, Sırtındaki Yürek, Sırt Kalp, Sırt Yürek, Sırtlan Yüreği” vs vs. Yaşasaydı oyunu sahnelenir miydi? Nasıl bir başarı sağlardı? Yine soru işareti.
    Oyun sonrası çöl döneminde okuduğu kitapları değerlendiriyor, notlar alıyor. Bazılarını ben de okuduğum için, tekrar okusam satır satır söyleyeceğim başka sözler de olacak. Hele okuduğum için net bildiğim Freud’un “Totem ve Tabu” kitabı, madde madde özet çıkarılmış, muhtemelen ezbere katılmak istenen kısımlar listelenmiş. Okuduğu her yazardan, her eserden etkilendiğini özgün kalmakta zorlandığını gördüm, kaldı ki onun kalemini, tesirinde kaldıklarından arındırmak için, bir okuma listesi oluşturup süzmek, karşılaştırmalarla mümkünsüz değil. Gençtir heyecanlıdır, çok okuyanın kendini çevresel faktörlerden ya da okuduklarından izole edip, ari bir dil oluşturması zordur, bu benim bile kitapları değerlendirirken çekindiğim durum. Nerdeyse anı anına okuduğu eserleri paylaşma konuşma, karşılıklı eleştirme arzusu belki onu her okuduğunu, yazdığına yansıtır hale getirmiştir. Ben bunu hep genel olarak, yeni öğrendiği kelimeyi olur olmaz her yerde kullanan çocuk literatürü olarak değerlendiriyorum. Yaşamı boyunca yayımlanmış eseri yok, eşi şiir yazdığından haberim yoktu demiş (kimler neler demiş? Ölümü dahil pek çok spekülatif şey var) Oysa mektup yazdığı şahıs şairse, şu şiirimi de ekliyorum diyerek, onlara şiirlerini göndermiş. Aldığı notlar arasında rüyaları da var, tutulan bir günlük dahi olsa, rüyamda babamla ilişkiye giriyordum diye “ensest” ilişkinin neden kişisel kalsa bile, kayıt altına alındığını yine anlamlandıramadım.
    Çok mu yazdım acep :)
    Neyse sona geliyorum. İntihar mektubunun da yer aldığı kitapta, eşine şiirlerini yayımlatabileceğini söylüyor. Sevdiklerinden, canından geçmiş birinin, ölmeden önce şiirlerini daktilo edip, intihar notuna iliştirmesi yine yeni bir soru işareti.
    Daha da yazmamak için tutuyorum kendimi. Son iki sorumdan ilki, neden kitapların eşinin soyadı ile basılmadığı. Edebiyat camiasında en az bir kitabı olsa ve o kitapla tanınırlık kazansa? İkinci ve son sorum verdiğim 43 lira nereye gidiyor? Marmara kitaplarının geliri nasıl değerlendiriliyor.
    Kitabı tavsiye listeme almadım. Sevenlerini üzmemek için de, birçok düşüncemi içime attım. Ama şunu anladım ki, gerekli çevreye sahipsen, edebi başarın/başarısızlığın ne olursa olsun, öldükten sonra bile ünlendirilebilirsin.
    Saygılarımla..
  • " Sen katillerini Avrupa'nın hapishanelerinden çıkarıp Amerika'ya gönderip, Kızılderililerin hepsini kesip, oraları yağma edip, ondan sonra Kovboy filmleriyle dünyayı fethetmeye çalışan bu katillerin, hırsızların, dolandırıcıların torunusun. "
  • (aman) Doğar yaz ayları çiçekler açar
    Eller yaylasına da yavrular göçer
    Acep bizim kuzuları da oy oy kimler seçer
    (aman) Ağlama anacığım ağlama oy oy buyumuş kader
    Takdir böyle imiş zalım of sabreyle peder oy

    https://youtu.be/n-9qrszdhgw