• Zâhidü’l-Kevserî, Âlimiyye imtihanı öncesi üstadı Alasonî ile yaşadığı bir hatırasını
    kendisi şöyle anlatır, “Ruûs imtihanı (Âlimiyye) bizim medreseden mezun olduğumuz
    yıllarda beş yılda bir yapılıyordu. Bir imtihanda başarılı olamayanlar diğer imtihan için
    beş yıl daha beklemek zorundaydılar. Bu, gerçekten öğrencilerin sabır ve tahammüllerini
    tüketiyordu. Bundan dolayı talabeler önlerindeki ilk imtihanda başarılı olmak için bütün
    gayretlerini, tahsil hayatlarının en hayatî imtihanına sarf edip, var güçleriyle çalışıyorlardı.
    Ben ve bazı arkadaşlarım, medresedeki almamız gereken dersler daha tamamlanmadan,
    imtihana hazırlık yapıyorduk. Medresedeki sabah dersleri Nesefî’nin hâşiyelerinin ele
    alındığı bir dersti. Bu kısımların bahis olarak pek ağır olmamasını fırsat bilerek sabah
    derslerine katılmamaya karar verdim. Böylece imtihanda sorumlu olduğumuz diğer ilim
    bahislerine yoğunlaşma fırsatım olacaktı.
    Derslere katılmadığım o haftanın Perşembe gecesi Üstat Alasonî’yi rüyamda gördüm

    Fatih Camii’ndeydi, tebessüm ederek bana bakıyor ve şöyle diyordu: “Günlerdir seni
    sabah derslerinde göremiyorum. Olmadık bahanelerle sakın derslerden geri kalma.
    Derslerin sana mutlaka faydası vardır.” Uyanınca kendi kendime, “Herhalde üstadın,
    benim yokluğumu fark etmesinden duyduğum endişenin çok tesirinde kaldım.” dedim ve
    rüyadan da kimseye bahsetmedim. Bir gün sonra Cuma günü samimi arkadaşlarımdan
    birisi kaldığım eve geldi. Bana, “Akşam namazından önce Fatih Camii yakınında Üstat
    Alasonî ile karşılaştım, kendisine selam verdim. Durdu ve bana, “Arkadaşın falanı (beni
    kastetmişti) ziyarete gidiyor musun?” diye sordu. “Evet.” dedim. Bana, “Ona selam söyle
    ve de ki günlerdir onu sabah derslerinde göremiyorum. Olmadık bahanelerle derslerini
    aksatmasın. Bu derslerin ona mutlaka faydası vardır.” dedi. Arkadaşım rüyada gördüğüm
    şeyin aynısını bana naklediyordu. Ondan sonra bir daha dersleri ihmali göze alamadım.
  • https://www.youtube.com/watch?v=QTNIKqJEGjA

    Beni ona anlat şiiri - Sedef Mustafaoğlu

    Olur da bir gün biri çıkar
    da sorarsa beni şayet,
    Seni ne çok sevdiğimden bahset.
    O seni deli dolu severken
    Sevgimden boğulduğundan bahset.
    “En saf, En temiz duygularla
    tepeden tırnağa âşıktı bana” de.
    Ben geçtim, o geçmedi”
    de. Anlatabilirsen
    Aşkı anlat ona. Senin için nasıl
    deli divane olduğumu anlat.

    Aramadım Sormadım” de.
    Oysa her telefon çalışında
    her kapı zilinde,
    benmişim gibi, toprağın suya olan
    özlemi gibi hasretti bana de.
    Ben gelmişim gibi açardı
    bütün kapıları tek tek de.
    Çok sevdi de, Yandı,
    tutuştu, hala yanıyor de!
    s
    sönmedi, Dinmedi Bir an dahi de.
    Gitmedim, Sormadım, Aramadım de
    Kül oldu, yandı kavruldu de
    Hayatı vardı, İçinde var olan her
    şeyiyle yıktım, viran ettim de.
    En büyük hayali yağmurda başını göğsüme
    yaslayarak bir bankta oturmaktı.
    Bu yüzden yağmurları hiç sevmedi de.

    Onu bırakıp gittiğimde çok ağladı
    her gözyaşına, her
    umutsuzluğa defalarca.
    kez düştü Düştü de çıkmak bilmedi de.
    Kimseye ondan bahsetmedim de,
    oysa bütün kuşlara, kelebeklere,
    çiçeklere adımı fısıldadı de.

    Anlat beni ona
    Seni her köşe başında nasıl
    beklediğimi anlattığım gibi anlat!
    ok ağlattım, Çok üzdüm de. O
    bana bakmaya bile kıyamazken
    Her ayrılışımda arkama bile bakmadım de.
    Beni ona anlat. Ben ona bakarken, o
    bende senin bıraktığın bakışı aradı de

    Nasıl baktığını merak etti durdu de.

    Beni o kadar sevdi ki “olmayacağını”
    bildiğinden kendi elleriyle
    beni sana bıraktı de.
    Beni senle düşlerken, parçalara
    bölündü Yok olurcasına
    Yok oluşunu diledi durdu
    de. Ben hayatımı kurarken,
    o hayatından vazgeçti de.

    Benden hiç geçmedi, benden
    geçecek gibi sevmedi de.
    Ben sıkıntıya düşerdim O yanardı de.
    Bana zarar gelsin hiç istemezdi,

    bense onu, verilebilecek bütün
    zararlarla öylece bırakıp gittim de.
    Belki de gitmek bana, gitme
    dememekte ona hiç yakışmadı de...
    Anlat beni ona. Deki,
    Ben onu kaç kez ağlattım hatırlamıyorum.
    Oysa beni her gördüğünde kalbi
    bir kuş misali yerinden çıkıp
    fırlayacak gibi olurdu de.

    Hayatından hiç çıkmayacağım.
    Aşkına ihanet etmeyeceğim asla”
    dememi ne çok isterdi de.
    “Ben onu bütün acılarıyla bıraktım,
    oysa o bana bütün
    yarınlarıyla gelmişti” de.
    Aslında durumun farkındaydım.
    Ona ettiğim onca kötülüğü bilerek
    ama istemeyerek yaptım” de.

    Onun hayatına girdiğim ilk gün gibi…
    “Bilerek ve istemeyerek” yaptım de.
    Beni bu kadar seveceğini
    düşünmedim, hesap etmedim” de.
    “Sadece beni sevdi, bütün
    ezberlerini benim için bozdu,
    unuttu, bütün değerlerinden, her şeyden,
    herkesten benim için vazgeçti” de..
    Anlat beni ona
    Yaşamla ölüm arasında
    kaldı defalarca kez
    Şu an yaşayabiliyorsa devam ediyordur
    bıraktığım enkazın içinde.
    Hiçbir haykırışına kulak
    asmadım, asmadığım
    gibi onun hiçbir isyanında,
    bedduasında da yer almadım” de.
    Ona de ki “Onun kalbini her kırdığımda,
    o yüzümden tebessüm eksik olmasın diye
    Zikir bildi beni bütün tespihlerinde”
    Anlat beni ona…
    en kimseye umut vermedim, umut
    verecek bir şey de yapmadım.
    O mezarını kazdı bende ittim” de.
    Bütün bunları yaptığım
    halde, bugün çıkıp gitsem
    eni dün uğurlamış gibi karşılar,
    yaşadığı her şeyi bir anda unutur
    İşte beni bu kadar çok sevdi” de.
    Deki ona…
    “O bana âşıktı, senin hiçbir zaman
    olamayacağın kadar… Anlat Beni Ona…”
  • Bugün annem dayanamadı; ne yazdığımı sordu. Ona nasıl anlatsam? Bütün hayatımı birlikte geçirdiğim ve beni gerçekten seven bu insana hiçbir şey anlatamamak ne kötü. Ondan farklı gelişmeye ne zaman başladım? Bu ayrılık nasıl doğdu? Hiç anlamıyorum. Bir gün baktım, iki yabancı olarak yaşıyoruz aynı evde. Aslında kimseye bahsetmedim kendimden. İstemiyorum da.
    ( İnan ben de bilmiyorum Selim bu sorunun cevabını ama bilmek istemezdik bunu da biliyorum.)
  • Bütün hayatımı birlikte geçirdiğim ve beni gerçekten seven bu insana hiçbir şey anlatamamak ne kötü. Ondan farklı
    gelişmeye ne zaman başladım? Bu ayrılık nasıl doğdu? Hiç anlamıyorum. Bir gün baktım, iki yabancı olarak yaşıyoruz aynı evde. Aslında kimseye bahsetmedim kendimden. İstemiyorum da. Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı
    beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
  • Kimseye ondan bahsetmedim de, oysa bütün kuşlara, kelebeklere, çiçeklere adımı fısıldadı de.
  • Babamı kesin severdin. ..
    Sana ondan hiç bahsetmedim ; çünkü eğer mümkünse ben ne sana ne de kimseye hiç bir şey anlatmam.
  • Bugün annem dayanamadı ne yazdığımı sordu. ona nasıl anlatsam? bütün hayatım birlikte geçirdiğim ve beni gerçekten seven bu insana hiçbir şey anlatamamak ne kötü. ondan farklı gelişmeye ne zaman başladım? bu ayrılık nasıl doğdu? hiç anlamıyorum bir gün baktım iki yabancı olarak yaşıyoruz aynı evde. aslında kimseye bahsetmedim kendimden istemiyorum da

    Yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni
    işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. bana acımayın. ben kötüyüm; sizlere karşı kötü duygular besledim içimden. beceriksizliğimden uygulayamadım kötü düşüncelerimi. sizleri kıskandım küçük gördüm bayağı buldum. bana yapılmasını istemediğim kötülükleri sizlere yapmak istedim. fırsat bulunca da yaptım. dün gece rüyamda biri beni öldürdü. içimin boşaldığını hissettim. ben de ne işkenceler düşünmüşümdür bana kötülük edenler için. beni de öldürmelerini istiyorum artık. çünkü artık olduğum gibi kalmaya dayanamıyorum. yallnız, beni öldürürseniz kötülüklerim gene gizli kalacak. onları bir sır gibi mezara götüreceğim: gene aldatacağım sizleri. gelin hep birlikte önce yaşarken öldürelim beni.
  • Nasıl başladığını merak ediyorsanız hemen anlatayım, merak etmiyorsanız da anlatırım. Anlatacağım.

    Ankara'dan İstanbul'a tanışanlı 1 yıl olmuştu. Fakat anadolu yakasında oturduğumuzdan ve orta sonu Çengelköy'de bir okulda okuduğumdan Etiler hakkında pek bir fikrim yoktu. Saçlarım uzuncaydı, balık etliydim. Pantolonla okula giderdim, daha rahat bulurdum. Sosyal bir kızdım o zamanlarda fakat Etiler'i hiç bilmezdim.

    Okula gelip, ortamı anlamaya çalıştım. Kimse vahşi, yabani falan değildi. Yani bir Enka ya da Koç ortamı yoktu ancak ara geçişler vardı. Bir süre sonra ortama ayak uydurdum. İnsanları anlamaya başladım. Yakın arkadaşlarım da vardı ama bazen yalnız takılırdım.

    Bir öğlen tam öğle yemeğinden sonra merdivenlerden yukarı çıkıyordum. Öğle tenefüsünü sınıfta geçirmeye karar vermiştim. Merdivenlerden yukarı çıkarken aynı kararı benimle birlikte veren bir çocuk gördüm. Bilmiyorum. Tarif edemeyeceğim bir duyguya kapıldım. O, beni fark etmedi bile ama suratında mı, aurasında mı, ruhunda mı, bedeninde mi emin olamadığım bir şekilde tuhaf bir elektrik hissediyordum. Bana farklı göründü ve gerçekten aradığım için değildi. Sadece öyle hissettim. Onu gözüme ilk orada kestirdim.

    Sonra takip etmeye başladım. Okula girerken, okuldan çıkarken, öğle yemeği yerken, sabah telefonunu telefon kutusuna bırakırken, serviste, tuvalete giderken ve kantinden bir şey alırken. Arkadaşlarını taradım. Kimseyle fazla yakın değildi. Kendi bir dünyası vardı ve orada takılırdı. Ağırbaşlı bir çocuktu. Ortalıkta fazla gezmedi. Onun havalı olduğunu düşünürdüm.

    Adının Emre olduğunu öğrendim. Takıntım gün geçtikçe arttı. Fakat ona yaklaşmayı hiç düşünmedim. Onu uzaktan sevmek hoşuma gidiyordu. Eve giderken hayallere dalmaya başladım. Onunla kurduğum hayallere. Tek bir kelime bile etmeden yıllar geçti. Bazen onunla aynı sınıfta bulunduğumda ya da konferans odasında falan kalbim ağızıma gelirdi. Kalp krizi geçirmekten korkardım. Çünkü bayılırsam falan onun için bayıldığımı anlayacaktı. Rezil olacaktım!

    Emreyi uzun süre kendime sakladım. Kimseye bahsetmedim. İlk anneme anlattım. Anneme anlatınca bana bir rahatlama geldi ve en yakın iki arkadaşıma bahsettim. Ona bir isim taktık. Aramızda ona öyle sesleniyorduk. Bir akşamüzeri okul çıkışı telefon kutusunun önünde karşılaştık. Bir şey oldu ve gülümsedi. Ama bana değil. O beni hiç fark etmedi. Benden hiçbir zaman haberi olmadı. Yani yıllar boyu. Yani ben onunla ilgilenene kadar.

    Öyle dik dik bakmazdım hem ben, hep kaçak bakışlarım vardı. Bazen bakardım. Hep sanki bakmıyormuş gibi yapardım. Cesaretim yoktu onu sevmeye. Sonra derin araştırmalarım sonucu kız arkadaşı olduğunu öğrendim. İsmi Zeynep'ti.

    Onu unutmaya yemin ettim. Kendime söz verdim. Başkaları ile ilgilenmeyi denedim. Bir çocuk vardı Mehmetcan. Bana aşık olduğunu söyledi. Aylarca peşimden koştu. Gözümün önünde ağladı hatta. Bir gün gittim "Tamam, çıkıyoruz." dedim. Çıkmaya başladık sözde. Öğle tenefüsünde buluştuk. Kendimi korkunç hissettim. Emre'yi seviyordum. Yalnız onu. Karşı bankta oturuyordu ve onu seyretmek istiyordum. Yanımdaki çocuk yüzünden onu seyredemiyordum ve bu beni delirtti. Çocuğu sınıfa çağırdım. Sınıfta ona; "Bak Mehmetcan, sen beni seviyorsun biliyorum. Ancak ben seni sevmiyorum. Bu öğlen senin yüzünden sevdim çocuğu seyredemedim. Yani benim sevdiğim başkası var." dedim ve ondan ayrıldım. Mehmetcan okulun en hızlı çocuğuydu. Herkese yazar, herkes de ona yazardı. Uzun süre beni atlatamadı. Her sene bana bir kere kesin yazardı. Sonra bir şekilde beni unuttu. Elbette unuttu, zaten unuttu.

    Emre'yi sevmeye karar verdim. Herkes benimle ilgileniyordu. Zayıflamaya ve kadınsılaşmaya başlamıştım. Annem okulumuzda sarışın bir çocuğu gördüğünü, Emre'yi unutup onunla birlikte olmam gerektiğini söyledi. Çocuk bana aşıktı. Hatta bir keresinde camdan atlamıştı. Ben Emre'yi sevdiğimi, sadece onu sevdiğimi söyledim. Annem, Emre'yi maymuna benzetiyordu. Ben o sarışın çocuktan hiç hoşlanmıyordum.

    Emre, Zeynep ile ayrıldı. Esasında Zeynep, Emre'den ayrılmış; bunu yıllar sonra öğrendim. Emre, Zeynep'ten sonra kimseyi sevmedi; beni bile. Ona gerçekten değer veriyordu, yani o kıza. Emre fazla değer vermezdi. Yıllar sonra öğrendim. Ayrılık haberi karşısında muazzam bir sevince kapıldım, neredeyse göbek atacak kıvama geldim.

    Aşkım daha da artmıştı. Delirmiştim. Koşu bandında bir videom vardı. Hedef belli: "Emre, Emre, Emre" diye koşuyordum. Arkadaşım Ebru deli olduğumu düşünmüyordu, o da benim bir türevimdi zaten. Fakat ben çok derinlerde hissediyordum. Düzenli olarak ağlıyordum Emre diye. Kendimi arabaların önüne atmıştım bir seferinde, biraz da Ebru'ya komik geldiği için yapmıştım. Ama ezilseydim eğer sadece %50 üzülürdüm.

    Ben tam olarak bu gazdayken, Emre ve Anı'yı birlikte gördüm. Anı okulun en kötü kızıydı. Gerçekten kötüydü. Hem aptal, hem cahil hemde çok fena bir kızdı. Emre, Anı ile çıkıyordu. Ebru'ya canımın yanmadığını, iyi olduğumu söyledim. Ama tam olarak o gün, o gün içimden bir şeyler koptu gitti. Artık Emre'yi unutmaya yemin ettim. Yine yemin ettim. Kendime söz verdim. "UNUTACAKSIN!" dedim.

    Başka insanlarla çıktım. O sarışın çocukla çıktım öncelikle. Düzgün denebilecek bir ilişkimiz vardı. Bir buçuk yılımız birlikte geçti. İlk deneyimlerimi yaşadım. Beni ailesinin içine aldı. Hep birlikte yemek yerdik, sinemaya giderdik; hatta spor yapardık. Sarışın çocuğa aşık değildim, ama zaten aşkın ne demek olduğunu unutmuştum. Kaybolmuştu aşkım. Aşkımın içinde erimişti.

    Yıllar birbirini kovaladı. Emre ve Anı ayrıldı. Ben ve sarışın çocuk ayrıldık. Sonra ben büyüdüm. Daha bir güvenim geldi kendime. Emre ne yaptı bilmiyorum.

    Murat, Emre'nin en yakın arkadaşıydı. Sürekli, Murat ile haberleşirdik. Baya sosyal bir çocuktu. Hazirandı sanırım aylardan ya da Temmuz. Hayatımın en güzel yazıydı. O yaz teyzem evlendi yeniden, ben fiziksel olarak çok iyiydim, babam çok iyiydi, abim çok iyiydi. Her şey muhteşemdi. Üniversiteye başlayacaktım. Çok mutluydum. Ben bir şekilde, eskiden Emre'ye olan hislerimden Murat'a bahsetmiştim. Ufak da olsa biliyordu yani. Beni yanlarına davet etti. "Emre ile Etiler'deyiz. Gel istersen dedi." Hiç unutmam yataktan bir anda öyle bir havaya zıpladım ki, annem bana bir şey oldu sandı. İkizleri aradım. En yakın iki arkadaşımdı o zamanlar. Bu an benim hayatımın anı, beş yıldır bunu bekliyordum. "Giyinin, Etilere gidiyoruz." diye talimat verdim. Onlar da beni kırmadılar. Takside 6 tane falan sigara içtim. Konuşamıyordum, sadece mırıldanıyorum taksiciye. Taksici istersek hastaneye gidebileceğimizi söyledi. Adam öylesine korkmuştu.

    İçeri girdik. Emre'nin yanına oturdum. Karşımda ikizler ve Murat. Sohbet ettik biraz. Emre'nin mizacı, havalı hareketleri, uzuvları her şey aynıydı. Ben çok değişmiştim ve hala değişiyordum; eriyordum! Hiç iyi değildim ama belli etmiyordum. Heyecanımı gizlemeyi başardım. İyi denebilecek bir buluşmaydı. Heyecanımı kafenin tuvaletine saklamıştım. Telefonumu tuvalette unuttuğumu eve dönüş yolunda fark ettim. Sonra telefonumu almak için tekrar Etiler'e geri döndüm. Öylesine kötüydü durumum ama dünya böylesine güzeldi artık.

    Geri kalan zamanda hep araştırarak geçirdim. "Biri sizden hoşlanıyorsa yanınızda gözbebekleri büyür." diye bir şey okumuştum. Günlerce hatırlamaya çalıştım: Yanyana otururken gözbebekleri büyümüş müydü?
    Haydi Gizem kandırma kendini.

    Sonra Murat'la konuşmaya devam ettik. Fakat Emre'yle hiç konuşmadık. Bana bir süre mesaj atmadı, aramadı, eklemedi; hiçbir şey yapmadı. Ben de beklemeye başladım. Bir gün dayanamadım, tam bebek yokuşundan aşağıya yürüyordum. Mesaj attım aptal bir aplikasyondan. Dünyanın en salak konuşmasını yaşadık.

    "Napıyorsun"
    "Hiç, sen?"
    "Hiç ben de."

    Bu kadar, tam olarak bu kadardı. İntihar etmeyi bile düşündüm, şimdilerde iyi ki etmemişim diyorum.

    Sonra Murat bana bir ışık yaktı. "Siz ne saçma bir muhabbet etmişsiniz o gün Emre'yle, bence bir daha mesaj at." dedi. Ona atamayacağımı bunun dünyadaki en saçma şey olduğunu söyledim. "At sen, at. Bana bir kere güven. Mesaj atacaksın ve her şey değişecek" dedi. Tamam ulan dedim içimden, bu kadar bekledim zaten, bu işi bitireceğim.

    O an sevgilim, benim senden önce ilk kez bir erkeğe bu kadar ısrar edişimdi.

    ve sen de sonuncuydun.

    Ben mesaj attım o cevap verdi. Konuştuk. Sonra buluştuk. Sonra daha çok buluştuk. Sevgili olduk. Çok güzel zamanlar geçirdik. Sahile bir şişe şarap alıp gittiğimiz günü hatırlıyorum. Sarhoş olup, parande attığımızı. Bir taşa ismimizi kazıdığımızı ve diğerleri. Emre maneviyatı olan bir çocuktu. Yengeç burcuydu, duygusaldı. Çoğu zaman söylemezdi, ufak cümleler yazardı. Bir keresinde "Biz neyiz Emre, sevgili miyiz? Neyiz biz?" demiştim ona. Çıldırıyordum o zaman. "Biz hiçbir şeyiz. Gel hiçbir şey olalım. Belki böylesi daha güzel olur." demişti. Ben delirmiştim. Bak senin için bir cümle yazdım demişti. Hiç unutmam: "Saçları, sakallarımda." yazmıştı telefonuna. Bana o cümleyi gösterdiği gün dünyanın en mutlu insanıydım.

    Velhasıl, iyisiyle kötüsüyle zamanlar geçti. Bir yıl kadar bir süre birlikteydik. Her allahın günü hemde. Çok abarttık yine. Bana az geliyordu. Onu her gün, her an, her saniye ve salise istiyordum. Fakat sonra öyle kötü kavgalar etmeye başladık ki, beni çıldırtıyordu. Beni umursamıyordu ve sevmiyordu. Bir gün ona içimde; "Sen sevme beni sevgilim, ben bizi ikimizin yerine severim." demiştim. Öylesine seviyordum ama bana zarar veriyordu. O zararlıydı. O yanlış birisiydi. Benim için doğru değildi.

    Benden ayrıldıktan sonra çok uzun süre kendime gelemedim. Hep geldiğimi sandım ama hiç gelemedim. Düzenli olarak ağladım. Ama bu süreçte onun nasıl bir insan olduğunu görmeye başladım. O bencildi. Çok bencildi ve benim değerimi hiçbir zaman bilemedi. Fakat o sadece bana karşı değil, bütün ilişkilerinde bencildi. Paylaşmasını bilmezdi. Karakteri oturmuş bir çocuk değildi, onu sürekli itelemem gerekirdi. Bilmiyorum onu sevmek beni sadece yıpratıyordu. Bunu anladığımda ondan inanılmaz derecede soğudum. Daha biz yeni ayrılmışken ve ben ölürken, o başka bir kızla gezdiyordu. Hem benimle doğum günü arefemde ayrılmıştı benden ve doğum günümde sarışın bir kızla geziyordu. Bunu öğrendiğim gün yine içimden bir şeyler koptu, Anı ile olduğunu öğrendiğimde hissettiğimden. Çok canım yandı. Kayboldum. Onu içimde eritmeye karar verdim.

    Sonra yıllar geçti yine. Bir gün okulda oturuyordum. Üniversitede yani. Geldi karşıma oturdu Emre. Gözlerini bana dikti ve baktı. Öylesine acıdım ki ona, nedenini bilmiyorum. İçimden bir şeyleri gerçekten kopartmıştı. Hem içimden kopan şeyler, umuttu belki; ümitti aşka karşı düşlediğim. Ama o da vardı kopanların arasında. Beni benden çıkarttığımızda o da benden eksilmişti. Yani Emre. Emre de kopup, gitmişti. Nasıl oldu tam bilmiyorum ama bir şekilde hiçbir şey hissedemez hale geldim. Benden, o eski heyecanımdan; hiçbir şeyden eser kalmamıştı. Anlamadım. Gözlerine bile bakmadım onun. İçimden gelmedi bakmak. Sadece usulca kalkıp gittim. O gün anlamıştım, artık onu sevmiyordum.

    Sonra o bizim gruptan başka bir kızla çıktı. Yakın arkadaşımdı benim aslında, Merve diye bir kız. Biliyor musunuz sevindim onun adına. İnan olsun bir gün kıskanmadım. Canım bir gün yanmadı. Birlikte gördüm onu hatta bir gece klübünde. Sonra Emre kızı bırakıp yanıma geldi desem ve uzaktan beni kesti. O gün anladım. Biz birlikteyken de o başkasını kesiyordu ve kiminle birlikte olsa bir başkasını kesecekti. O gün anladım ve kendime söyledim:

    Doğru kararı vermişsin Gizem. İnsanlar değişmez ve Emre asla değişmeyecekti. Sen senin sevgine layik olan birini sevmelisin. Seni gerçekten sevebilecek birini.

    Sonra hep insanların beni gerçekten sevip sevmediğini araştırdım. Beni çok seven biriyle çıktım, ups bu sefer ben onu sevmiyordum. ve sonra BAM! bitti. kimseyle çıkamaz hale geldim. Çıksam bile hep bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum.

    Sonra sen geldin. Seni ilk kez gördüm. çok daha kuvvetliydi hislerim. Seni tanıdım; karakterine aşık oldum. sabrına, yüceliğine, ruhuna, kahkahana, yengeçliğine, utangaçlığına, beyefendiliğine, zekana, disiplinine, cümlelerine. HER ŞEYİNE.

    fakat sevgilim bilemedim, ah ben bilemedim. Keşke lisede karşıma çıksaydın. keşke içimde o zamanların inancı olsaydı, keşke ilk güvenimi sana verseydim. çünkü biliyorum. biliyorum sen beni hiç böyle kırmazdın.

    kırmazdın değil mi sevgilim?

    1.10.2018

    --we--