• “SOMAS’TAN AY IŞIĞINA” VE MEHMET KUVVET

    M.NİHAT MALKOÇ

    Mehmet Kuvvet Trabzonlu bir şiir işçisi… Daha düne kadar böyle anılıyordu; fakat artık ona bir de “öykü yazarı” sıfatını eklememiz gerekecek. Zira değerli şair ve yazar dostum Mehmet Kuvvet “Somas’tan Ay Işığına” adlı bir öykü kitabı çıkardı geçenlerde. Bugüne kadar şair olarak bildiğimiz ve şiirlerini zevkle okuduğumuz Mehmet Kuvvet’in “Somas’tan Ay Işığına” kitabı yayınlandıktan sonra onun aslında gizli bir öykücü olduğunu da keşfettik.

    Mehmet Kuvvet’in mesleği öğretmenlik, Biyoloji öğretmenliği… Aslında şiirle de, öyküyle de ilgisi yok mesleğinin. Fakat şair ve yazar olmak için edebiyat öğretmeni olmak gerekmiyor. Nice edebiyat öğretmenleri var ki iki satır yazı yazmamışlardır ömürleri boyunca.

    1962 yılında Trabzon’un Akçaabat ilçesinin Derecik beldesinde dünyaya gelen Mehmet Kuvvet ilk, orta ve lise öğrenimini Trabzon’da tamamlamıştır. Trabzon Lisesi’ni bitirdikten sonra 1983 yılında KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. İlk olarak Tunceli-Ovacık Mareşal Fevzi Çakmak Lisesi’nde öğretmenliğe başlamıştır. Daha sonra sırasıyla Giresun Eynesil İmam Hatip Lisesi’nde, Trabzon Affan Kitapçıoğlu Lisesi’nde çalışmıştır. Ardından da bir grup arkadaşıyla beraber Maraton Dershanesi’ni kurmuştur. Halen aynı kurumda idareci ve öğretmen olarak görev yapmaktadır.

    Mehmet Kuvvet, edebiyat hayatına hemen herkes gibi şiirle başladı. Kasım 2003’te “Çakmak Ateşi” adlı ilk şiir kitabını çıkardı. Daha sonra şiirin yanında öyküye de el atarak Şubat 2008′de “Somas’tan Ay Işığına” adlı öykü kitabını yayınlamıştır. Mehmet Kuvvet, Trabzon Çağdaş Yazarlar ve Sanatçılar Derneği Yönetim Kurulu üyesidir. Yazıları, şiirleri ve öyküleri Kül Öykü, Aykırısanat, Ardıçkuşu, Çalı, Ada, Maviada, Dönence, Kıyı, Boğaziçi, Göze, Taka, Berfin Bahar, Ekin Sanat, Tay, Alaz gibi bazı dergi ve gazetelerde yayınlanmaktadır. Trabzon’da günlük yayınlanan Taka Gazetesi’nde; 2006’dan beri her hafta “Şiir Takası” adlı şiir köşesinin editörlüğünü yapmaktadır. ÖZ-DE-BİR(Özel Dershaneler Birliği) Yönetim Kurulu Üyesidir. Aynı zamanda ÖZ-DE-BİR Trabzon İl Temsilcisidir.

    Mehmet Kuvvet’in ilk öykü kitabı ses getirdi. Zira Türkiye’nin yakından tanıdığı ve sevdiği şair ve yazar Cezmi Ersöz “Somas’tan Ay Işığına” adlı öykü kitabının arka kapağında Mehmet Kuvvet’in öyküleriyle ilgili olarak şu isabetli tespitlerde bulunuyor: “Mehmet Kuvvet, sıradan insanların sıra dışı öykülerini gösterişten uzak ve yalın bir dille anlatıyor. Bana biraz Sait Faik’i, Romanyalı öykücü Panait İstirati’yi anımsattı. Yazar, tıpkı öykücüler gibi mucizeleri uzakta değil, küçük insanların bildiğini sandığımız ama bilmediğimiz hayatlarında arıyor. Mehmet Kuvvet’in öyküleri incecik bir ironinin içine ustalıkla gizlenmiş hüzünden alıyor tadını. Ve öyküler usulca alıyor sizi içine ve öyle ki arzuyla imkânsızlık arasında savrulan kahramanlarıyla aynı düşleri görmeye başlıyorsunuz bir süre sonra.”

    Trabzonlu şairlerden biri olan Zekeriya Saka da Mehmet Kuvvet’in öykülerini söz konusu kitabın arka kapağındaki şu özgün ifadelerle anlatıyor okuyuculara: “Mehmet Kuvvet, geçtiği topraklardan derlediklerini kendi toprağına ekerek, yapay gübre kullanmaya gerek duymaksızın, çimlendirip gövertiyor. Yaşadığı yöre insanının kıvrak zekâsını yansıttığı öykülerinde, mısırların arasından Fadime’nin; karayemişlerin arkasından Temel’in size gülümsediğini duyumsar gibi olursunuz. Onun öykülerinde izlek, Karadeniz’in bir ucundan esen poyrazın, diğer ucundan esen karayelle çarpışıp teninizi yalayan meltemlere dönüşür.”

    Mehmet Kuvvet, “Tralles” öyküsünde iç dünyasında yaşattığı askerlik anılarına yer veriyor. Öyküde geçen bir yer adı olan Tavşantepe bana Tuzla Piyade Okulu’nu hatırlatıyor. Zira benim de askerlik yaptığım Tuzla Piyade Okulu’nun dağdaki eğitim sahasında bu adda bir tepe vardı. Yazar Mehmet Kuvvet de askerliğini burada yapmış bildiğim kadarıyla. Bu öyküdeki ifadeler bunu teyit ediyor bir anlamda. Söz konusu öyküde bir olaydan çok, bir durum anlatılıyor. Bu yönüyle öykü çeşitlerinden biri olan Çehov tarzı öyküye daha yakın duruyor. Yazar Mehmet Kuvvet daha sonra öyküsünü antik kent Tralles’le bütünleştiriyor.

    Yazmaya şiirle başlayan, öyküyle devam eden Mehmet Kuvvet’in; şiirin yanında öyküyü de devam ettirmesi veya tamamen öyküde yoğunlaşması Türk öykücülüğü için bir kazanç olacaktır. Edebiyatımızda şair sayısı çok olsa da öykü sahasında ciddi kalemlere ihtiyacımız vardır. Bu kanaatimi belirttikten sonra Mehmet Kuvvet’in “Somas’tan Ay Işığına” adlı kitabındaki öyküleri değerlendirmeye kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

    Mehmet Kuvvet “Somas’tan Ay Işığına” adlı kitaptaki “Mürekkebin Hesabı” öyküsünde, yaşamı insanlardan uzakta ve bir çöplükte geçen birinin hayatını öyküleştiriliyor. Bu kişinin hapse düşüşü ve orada gördüğü insanlık dışı muameleler sıralanıyor. Bu kişi, sonradan doktor olan “Ege” adlı kızıyla karşılaşıyor; fakat baba-kız olduklarını bilmiyorlar. Doktor Ege, sonradan babası olduğunu öğreneceği Ahmet’i tedavi ediyor. Daha sonra tesadüfler babayla anneyi buluşturuyor. Sonunda özlenen mutluluk tablosu oluşuyor. Bence buradaki tesadüfler biraz abartılı veriliyor, bu durum öykünün inandırıcılığını zedeliyor.

    “Nadia” söz konusu kitapta başarılı bulduğum, dikkat çeken öykülerden biri… “Nadia” öyküsünde güzel ve başarılı betimlemeler var. Mehmet Kuvvet “Nadia” adlı kızı anlatırken soyutlamalardan yararlanıyor. Bu öyküdeki şiirsel üslup, okuyucuyu büyülüyor. Öyküde gelecekte iyi bir ressam veya resim öğretmeni olmak isteyen Nadia’nın hayalleri sıralanıyor. Nadia’nın geleceği masaya yatırılıyor. Resimle yatıp resimle kalkan bir kızın bir resim öğretmeni tarafından yıkılan dünyası gözler önüne seriliyor. Aslında resimde çok iyi olan Nadia’nın yaptığı resimleri beğenmeyen öğretmeni onu okuldan ve resimden soğutuyor. Nadia da ailesinin isteği doğrultusunda Matematik bölümünü bitiriyor. Yazar Mehmet Kuvvet burada aslında biraz da mevcut eğitim sistemini, bu sistemin bir parçası olan öğretmeni ve çocuklarının tercihlerini dikkate almayan aile fertlerini üstü kapalı da olsa eleştiriyor.

    “Türküleri Tüketmek” öyküsü Kosif Hüseyin’in hayatından kesitler sunuyor okuyucuya. Bu öyküde yazar Mehmet Kuvvet’in yaşananları en ince ayrıntısına kadar çok iyi gözlemlediğini görüyoruz. Zaten iyi öykücüyü emsallerinden ayıran ve farklı kılan da onun gözlem gücüdür. Bu öyküde yazarın hayatından kesitler olduğu kanaatindeyim. Zira mısır püsküllerinden sigara sarmak, çoğumuzun çocukluğunda yaptığı sıradan işlerdendir.

    Bu öyküde radyonun hayatımıza girdiği o ilk devirlerden bahsediliyor. O zamanlar köyde radyoya sahip olmak bir ayrıcalıktı. Bu öyküde köylülerin teknoloji fakiri olduğuna vurgu yapılarak cahillikleri de gözler önüne seriliyor. Köylü kadın, radyodaki türkülerin bitmemesi için radyoyu kapattırıyor. Çünkü o türkülerin bitmemesi gerekir. Zira akşam onları eşine dinletecektir. Kadın, sözünü dinlemeyen oğluna okkalı bir de küfür sallıyor.

    Yazar “Kargaların Yaşar” öyküsünde kargaların yuvasını dağıtan talihsiz Yaşar’ın kargaların saldırısına musallat oluşunu ironik bir üslupla anlatıyor. Bu öykü konusu itibariyle masala daha yakın duruyor. Yaşar’ı tanıyıp belleyen kargalar ona dünyayı zindan etmiştir. O da bulunduğu ortamdan uzaklaşmak için yaşını büyüterek askere gitmiştir. Kindar kargalar Yaşar’ı, askere gideceği arabanın yanına kadar takip etmişler. Askere gidince Yaşar’ın izini kaybetmiş kargalar… Bundan sonra Yaşar’ın lakabı “Kargaların Yaşar” olarak kalmıştır.

    Mehmet Kuvvet, öykünün başkahramanı olan Yaşar’ın askerlik dönemini anlatırken “Mantık bitmiş, askerlik başlamıştı” derken aslında üstü kapalı bir eleştiride de bulunuyor.

    Yazar Mehmet Kuvvet, kitaba adını veren “Somas’tan Ay Işığına” adlı öyküsünde bir köylü kadınının yaşadığı sıkıntılı günleri saf yüreğini de tasvir ederek anlatıyor. Öykünün sonunda nineyle Somas’ın söylediği karşılıklı maniler dikkat çekiyor. Bu öyküde “Geçmekte olan dolmuşa el attı” ifadesini yazar yanlış kullanmıştır. Doğrusu “Geçmekte olan dolmuşa el kaldırdı” olmalıydı. Zira “el atmak” bir işe dâhil olmak, müdahalede bulunmak” demektir.

    Mehmet Kuvvet bu öyküsünde Trabzon ağız özellikleriyle konuşturmuş kahramanını. Fakat bunda ölçüyü iyi ayarlamış; zira bu tarz ağız özellikleri abartılı olursa okuru sıkabilir. “Somas” bu öyküdeki ninenin torununun soyadıdır. Somas aynı zamanda öyküde adı geçen bir dağın adıdır. Bu öyküde de ironiye sık sık yer veriliyor. Keza Ahmet Somas, ninesine ilaç diye şarap içiriyor. Nine şarap içince başlıyor mani sıralamaya. Bunlar öyküyü çekici kılıyor.

    Herkesin içinde bir şiir canavarı gizlidir. Bazı kalemler zamanla bu canavarın homurtularını dışarıya yansıtırlar; bazıları ise bir iç ses olarak içlerine hapsederler. Yazmaya meyli olanlar ve paylaşmayı sevenler iç dünyalarındaki hissî dalgalanmaları kelimelere dökerler. Bu, ilk dönemlerde genellikle “şiir” şeklinde kalıba dökülür. Zaman geçtikçe şiirden öyküye ve romana kayar. Hemen her öykücünün veya romancının işe şiirle başladığını görürüz. Trabzonlu Mehmet Kuvvet de yazmaya şiirle başlamış, öyküyle devam etmiştir. Bence şiirden sonra “Somas’tan Ay Işığına” adlı öykü kitabıyla da iyi bir eser meydana getirmiştir. Bundan sonra öyküde ısrar ederse gelecekte güzel yerlere geleceğini düşünüyorum. Zira yazdıklarını dikkatli bir gözle incelediğimizde bunu anlayabiliyoruz. Öte yandan şiir sahasında kalem oynatan kişi çoktur. Bu alanda yeni şeyler ortaya koyup farklı bir ses olarak sivrilmek hiç de kolay değildir. Biz yine Mehmet Kuvvet’in öykülerine geçelim.

    Yazar Mehmet Kuvvet “Somas’tan Ay Işığına” adlı kitabındaki “Daldan Dala” öyküsünde hayatını muz ve cinsellik üzerine kurmuş olan bir maymunun sıra dışı yaşamını ortaya koyuyor. Bu öykü bir belgesel üzerine kuruluyor. O belgeseli seyreden öğretmenin kendi hayatıyla maymunun hayatı arasında bağlantı kurması okuyucuyu gülümsetiyor.

    “Bedelli Yolculuk” öyküsünde okumayı çok seven bir babanın tıp eğitimi gören kızıyla diyaloğuna, çocukluk yıllarında yaşadığı sıkıntılara ve ani ölümüne değiniliyor. Baba ölmeden evvel, ölen babasını yarı uyur, yarı uyanık halde görerek onunla geçmişin bir çeşit muhasebesini yapıyor. Sonra o da ölen babasının yanına geçerek hayatına son noktayı koyuyor. Fakat yazar bunu oldubittiye getiriyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu öykünün kurgusu biraz havada kalmış, pek gerçekçi olmamış. Bu hesaplaşma kısmı, öyküden biraz kopuk duruyor. Aslında bu kısım isabetli ve başarılı ruh tahlilleriyle daha da derinleştirilip zenginleştirilebilirdi. Sanki biraz aceleye getirilerek erken bitirilmiş görünümü veriyor.

    “Anniy misun?” öyküsünde, yaptığı komikliklerle çevresindekileri gülmekten kırıp geçiren, bazen de usandıran muzip bir insanın davranışları anlatılıyor. Fakat onu da faka bastıran birileri çıkıp pabucunu dama atıyor. Bu öyküde lakap takma geleneği dikkat çekiyor.
    “Peygamber” öyküsünde hayatın zorlukları karşısında aklî dengesini kaybeden bir kişinin trajik sonu anlatılıyor. Kendisini, ‘peygamber’ olarak görecek kadar kaybeden bu kişi sonunda mutfak tüpünü açarak gazı içine çekiyor. Böylece zehirlenerek ölüyor. Bu öyküde yazar Mehmet Kuvvet, kahramanının bilinçaltına ayna tutarak başarılı psikolojik tahliller yapıyor. Fakat keşke kahramanını intihara götüren sebepleri biraz daha derin anlatsaydı.

    “Kıvırcıklar ve Kıvırmalar” bu kitaptaki en uzun öykü olarak karşımıza çıkıyor. 14 sayfalık bu öyküde Bayburtlu Pala’nın insanı bazen güldüren, bazen de üzen macerası trajikomik bir tarzda anlatılıyor. Pala, koyunlarını sattıktan sonra kendini Rus kızlarının tuzağında bulmuştur. Trabzon’da geçen öyküde yılların Pala’sı nefsine yenilerek kendini acınacak bir konuma ve dipsiz bir uçuruma sürüklemiştir. Trabzon’da gece hayatına alışan Pala, diskolarda gününü gün etmeye başlamıştır. İçkiyi fazla kaçırdığı bir gece aynı odayı paylaştığı bir Rus kızı tarafından soyulmuş, meteliksiz kalmıştır. Üstelik otele iki bin lira da borçlanmıştır. Parasını gece âleminde bir Rus kızına kaptırdığı için bir kuruşu bile kalmamıştır. Oteldeki görevlilerin zoruyla senet imzalamıştır. Onlarca koyunun satışından elde edilen para birkaç günde çarçur edilmiştir. Onu bu kötü durumlara düşüren ‘Kibar’ adlı sünepe tipli arkadaşıdır. Kötü bir arkadaşın insanı ne hallere düşüreceğinin ibretli bir örneği olan bu öyküden okuyan herkesin alabileceği mühim dersler vardır. Bu öykü çok ustaca kurgulanmıştır. Bu öykünün kitapta beğendiğim öykülerin başında geldiğini söyleyebilirim.

    “Kardelenler Büyüyecek” öyküsünde bir öğretmenin Tunceli’nin ücra bir köşesinde beş yıl boyunca; yazarın deyimiyle “öğretmenlik, müstahdemlik, idarecilik, ağabeylik ve babalık” yapışı anlatılıyor. Bu öyküde Doğu’daki zorlu hayata ayna tutuluyor. Yöre halkıyla, onların duygularını kötü emelleri için sömürenlerin birbirine karıştırılmaması gereğine vurgu yapılıyor. Bu öyküde anlatılanlar yazar tarafından yeniden kurgulansa da gerçek hayattan izler taşıyor. Mehmet Kuvvet bu öyküyü yazarken belli ki öğretmenlik hayatından esinlenmiştir.

    Mehmet Kuvvet “Somas’tan Ay Işığına” adlı öykü kitabında Türkçeyi zorlamıyor; dilin bütün imkânlarını ustaca kullanarak okuyucuya kendi diliyle sesleniyor. Onun bu ilk öykü kitabından yola çıkarak gelecekte bunlardan daha da güzel öyküler çıkaracağını düşünüyorum. Onun öyküde yeni arayışlara gireceğini, Türkçenin duru sularında ustaca kürek sallayacağını umuyorum. Bunun ilk işaretlerini vermiş zaten bu ilk öykü kitabında. Biz kaldığımız yerden onun öykülerindeki incelikleri ortaya koymaya devam edelim.

    Kuvvet’in “Somas’tan Ay Işığına” kitabındaki “Lütfen Ördekleri Lavaboda Yıkamayın” adlı öyküsünün adı gibi içeriği de bir hayli ilginç… Orhan adlı öykü kahramanının ameliyat olma serüveni anlatılırken ülkemizde sağlık alanındaki çarpıklıklara da göndermelerde bulunuluyor. Bu öyküde hayattan gerçek kesitler gözler önüne seriliyor. Bunlardan yola çıkarak bugün niçin hâlâ bu noktada olduğumuzu daha iyi anlayabiliyoruz.

    “Git Babana Sor” öyküsünde Mehmet Kuvvet, öğretmenlik hayatından siyah beyaz kareler sunuyor okurlarına. Tunceli’nin Ovacık ilçesinde öğretmen olarak görev yaptığı günlerin buruk esintilerini buluyoruz bu öyküde. Bunlara acı tatlı hatıralar dersek daha isabetli bir tanımlama olur kanaatindeyim. Bu anılarda öğretmenliğin sırlarını ve zorluklarını da görebiliyoruz. Munzur çayı bu öyküye bütün haşmetiyle damgasını vuruyor.

    Yazar Mehmet Kuvvet, “Samimiyet” öyküsünde çağımızın insanlarının köklü değerlerini ve insancıllığını kaybedişini örnek olaylarla pekiştirerek anlatıyor. Burada yazarın okuduğu bir kitabın bizleri farklı noktalara getirdiğini görüyoruz. Öyküde tam da bugünlerin güncel meselesi olan seçim kirliliğine değiniliyor. Seçim propagandalarının çevreyi ve ruhları kirletmesinden yakınılıyor. Yazar, Mustafa İnan’ın hayatından kesitler sunuyor. Kendisine araba çarpan bir kişinin çektiği sıkıntılar sıralanarak insanların samimiyeti sorgulanıyor.

    “Somas’tan Ay Işığına” adlı kitabın son öyküsü olan “Kar Kırmızı”da Trabzonlu şair Zekeriya Saka’nın “Yıkımlardan bıkmasa da katran elleriniz/bir gün uyanacaktır Anadolu/bilesiniz…” dizelerine yer veriliyor. Bu öyküde Karadeniz’den, Trabzon’dan ve yazarın bir zamanlar öğretmen olarak görev yaptığı Tunceli’den, Munzur’dan izler var. Kitabın bu son öyküsünde, okuyup memlekete faydalı bir insan olmak amacı güden genç bir kızın suçsuz yere terörist damgası yemesi ve tutuklanması anlatılıyor. Üç ay hapiste kalan kız, sonra suçsuz bulunarak salıveriliyor. Fakat adının altı kırmızı kalemle çiziliyor bir kere…

    Trabzonlu şair ve öykücü Mehmet Kuvvet, öykülerinde bazen güldürüyor, bazen de düşündürüyor. O, hayatın acı gerçeklerini anlatırken bile sıkmıyor, çok kere gülümsetiyor. Bu sıcak üslup okuyucuyu rahatlatıyor. Öyküleri birbiriyle bağlantılı değil; her biri bağımsız öyküler olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Bu sıcacık öykülerde kendimizi buluyoruz çoğu zaman. O, içinden çıktığı halkın hayatına ayna tutuyor. Anlattıkları bizim hayatımızdan derin izler taşıyor. Bu öykülerde zaman zaman kara mizaha da rastlıyoruz. Hüzünle gülümseme arasında gidip geliyorsunuz. İfadelerin derinliği ve özgünlüğü onun şairliğinden gelen hüneri olsa gerek... Çünkü şairlerin öykü kitapları genelde daha yoğun ve duygu yüklü oluyor.

    Şair olarak tanıdığım Mehmet Kuvvet, ilk öykü kitabı olan “Somas’tan Ay Işığına” adlı eseriyle iyi izler bıraktı bende. Bir kere dili sade, duru ve akıcı; fakat basit değil, belli bir derinliği var öykülerin. Kitabı bir oturuşta okudum, zira sürükleyici bir öykü kitabı bu…

    Kuvvet’in bende derin izler bırakan “Somas’tan Ay Işığına” adlı öykü kitabı Kül Sanat Yayınları arasında okuyucuyla buluştu. Söz konusu kitap “Kardelenler Büyüyecek” ve “Anıların Rüzgârıyla” adlı iki ana bölümden oluşmuştur. Her iki bölümde toplam 16 öykü yer alıyor. Fakat “Anıların Rüzgârıyla” adlı bölümdekiler öyküden çok, anı türüne giriyor bence.

    Öykücülüğümüze yeni bir soluk getiren Mehmet Kuvvet’in “Somas’tan Ay Işığına” adlı öykü kitabı 112 sayfadan oluşuyor. Kitabı okurken büyük bir keyif aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Sevgili arkadaşım şair ve yazar Mehmet Kuvvet’i bu ilk başarılı öykü kitabından dolayı yürekten kutluyorum. İyi ki şiirin yanında öykü yazmayı da denemiş, yoksa bu güzel öykülerden mahrum kalırdık. Onun öyküde ısrar etmesini ve bu alanda yoğunlaşmasını diliyorum. Zira kişi belli bir alanda yoğunlaşırsa yazdıkları daha seçkin olur.

    Yayınlandığı Yer: Mortaka Dergisi/Kış 2009/Sayı: 13