Ahmet Yetik, bir alıntı ekledi.
27 Oca 00:26 · Kitabı okudu

VE ÇOCUĞUN UYANIŞI  BÖYLE BAŞLADI
Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor 
Acıyı ve insanlığı çocuklar 
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları 
Onların bilgileri getirdi 
Elleri önlerine bağlı - duruşları 
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu 
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı 
Ki şimendifer 
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını 
Oralarda civarda 
Böcekler sürüngenler bulunan kırda 
Dönen çember - toprakla çalkalanan çocukların önünde 
Bir dev gezinir 
Şimşek düşer

Ve balık yumurtaları 
Ki onları balıklar 
Suyun gencine bırakırlar 
Ve suları da gezer ölüm 
Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak 
Hem balığı hem yumurtayı 
Hem yumurtadaki balığı 
Hem balıktaki yumurtayı.

Toprağa dikili gözler neler bulmaz 
İstese dağlar mı bulmaz 
Sonsuz gebelik ölümü su çiçeği gibi döken hayat 
Suları ve karaları uluyor birbirine 
Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları 
Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan 
Yakından aynı ve ayrı uluslardan

Genç bir adamdım 
Tren uğurladım

Eski ve yeni efendileri 
Taç giyen şahzedenin karpuz gibi 
Yada gemilere açılan çelik bir köprü gibi 
Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak 
İkiye bölüneceği haberini 
Büyük olayları hava limanlarında zonklayan 
Trenlerle ben yolladım

Parklarım vardı akşamları 
Kapatırdım 
Saati vurunca trenlerin bekleyip gelmiyenlerin

Bıldırcın tüneli  ve bir açık ve bir örtülü tren 
Akşamsa hemen 
Korkardım - bir kızeline tutunarak 
Karşı komadan sarışın - onu dökülmüş yapraklara yayarak 
Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı 
Ve çantalı adamım 
Yaklaşırdı ve sorardı 
- Oralı mısınız oralıyım 
- alın ve okuyun incil ve yohannaya göre 
- misyoner misin değilim 
- o hah ha
- Değilim ve okuyun yohannaya göre 
İnsana olan sevgim - bodurluğuna kurnazlandığına 
Birden bilerek 
İstasyon bir boşluk 
Çünkü bir yok bir var 
Trenler çenreler

Üçüncü hat koş üçüncü hat 
Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim 
Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın 
Yanıldım avrupalanmakla çün bizde 
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle 
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı 
Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdim 
Sıtrasburg akşamın karnında 
Uslu çocuk olarak bekledi 
Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı 
İstersek durduruldu diyelim 
Çünkü halklar vardı 
Güvercin halkı 
Meydan 
Göz halkı 
İnce doğranmış fransız halkı 
ey Anna sen kalkan balığı 
Kafa vurmayan fakat gövde vuran 
Ağzın karnından biraz yukarda 
Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri 
Kan gidişmeleri 
Açık göğün önünde açık meydan halkları 
Bianka kıvılcım 
Ucu kendine kıvrılmış kılınç

Öpüşümüz gizli olmalı 
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli 
Sıcak gözyaşı ve şikayetle 
Ağzı konuşmaz kılan 
Ağzımızda 
Dilimizi şişiren ayrılık bademi

Senin elin söyler 
Avucunun toprağa deyip donan çızgileri 
Anlatır 
İstasyon çayevini dolduran gebeyi 
Aşkın 
Şişen bir yara gibi gelişi 
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini

Venedik birdenbire kavruldu 
Nedensiz ve niçin 
Çün korkunç 
Ve savaşla gidiyorsun 
Ama ancak sen 
Vurulduktan sonra ve kurşun 
Benden ayrıldı 
Ve gittin 
Ve dağ çöktü
         

*

Artık dayanamam 
Yabancı isimlerin ebelerinin içinden 
Yabancıların ter kokusunun içinden 
yabancının buyruğu ile geçmeye

Ey toprağım kalkamadığım 
Üs kimin üssü 
Kime ait minare

Ey sen karşımda paylaşılan 
Alna dudağa ve kalbe ayrılan 
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdığım 
Geceleri sancınla kıvrandığım

Karanlığı itiyorum yine gelir 
Sabahı seviyorum özlüyorum 
Seni aydınlığa getirip anlıyorum 
Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız 
Ve sancım var

İnceden ve derinden gözlüyorum 
Çılgınlık ve inceliyorum 
Kilom elli beş boy bir yetmiş üç 
Sen kendime etiplikle eklediğim 
Kanı benden canı ciğerimden alırdım 
Aydınlıktın 
Hep onarırdım eksiyenlerini güneşle

Ay gece görününce açar aylığını 
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın 
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım

Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde 
Etinin lekelerini doğduğum şehirde 
Korkularını ve yüksek korkmalarımla 
Irmağı kapayan boydan boya 
Suyu toprağa ilave eden şehirde 
Gidişini özel olarak 
Kalbimin bağışladığı şehirde - en önce

Ayrılık vardı hep

Ay gece olunca pay ederdi ayrılığı 
Ey güzelce yakalandığım 
Mutlulukla sunulan 
Bize bahşedilen armağan kılınan 
Ayrılık sen ki 
Aşkın ve sanatın 
Durmadan doğumlar getiren anası 
Hep orda gebe kadınların dibinde içinde 
Doğuma en yakın 
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak

*                         

Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız

*
                           
Fakat sen 
Hep karşımda kalan 
Ağzı ağzımdan alınan 
Paylaşılmakta olan

*                           

Biz dördünce Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz 
Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla 
Hızla akan bir vatan tutular 
Aşkın ve birlekteliğin çatısını orada kurdular

Karılarımız her asrın insan güzelleri 
İmkan bekçileri 
Ağır arabalarla taşınan sancılarımız 
Ağır tabanlarımız 
Etten değil gibi az yiyen gövdemiz 
Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan 
Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan 
Sıcağa ve nalın kıvılcımlarına gerçek isimler koyan

Irmak ve ırmağı süren yol 
Biri uzağında kaldığımız 
Öteki içine daldığımız

Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa 
Sabaha çıkmamız kolay 
Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz 
Yabanı kolundan tutup germemiz 
Alnına bir mıh 
Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz 
Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip 
Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz 
Yavuz boğalara benzeyecek 
Ve sancı değiştiren hayvanlara

Küçük kahraman öğütlerle büyük esere 
Bir mısramızdan girer 
Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların 
Anneleri ablaları sahilde çay içen ev'den konuşan 
Gelecekle haberli yemiş yutan elleri 
Şimdi salıncakta aynı anda 
Bir fotoğrafta gibi 
Her geçen anı fotoğraf olan çocukların 
Altlarındaki toprağa 
Öğütlerle büyük eser okları işaretleri 
Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için 
Biz açıyoruz 
Ekonomik iktisat risaleleri

Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile 
Barut ateşle harmanlandı 
Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi 
Ve nasıl kan göstermedi et 
Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe 
Örtü yapıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar 
Güvercin teslimiyeti içinde 
Bakın istiyorsak

Nasıl yıllarla sürüyor bir salise 
Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar 
Kuşların yalnız uzanıp pencereden

Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştırdıkları 
O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları 
Sızıları tahta kulübelerin 
Dağda tahta kulübelerin

*                           

Ateş için odun topladık 
Ben makki ve beşimiz 
Kısa ama kesin çağırarak 
İçeriksiz coştuk hemen.Hey önce ateşin içinde ol 
Hey önce alevin sıçrasın 
Yüreğimizi kavuran soluğumuzu başka yollardan geçir 
Aynı an ayağa kalkıldı 
Doğranıldı 
Nasıl söylenir bir erkeğe bir kadın 
Denize atılan bombanın 
Balıklar delirtiğini 
En zor sorunun yöneltildiği 
Bir kadındı 
Nasıl ki kelimisiz ve gözler olmadı

Rensiz bir iz seçiliyor 
Belki karanlığın kendisi işaret veriyor 
Saçların değişiyor 
Karanlık tahta kulübe ve saçların 
Hepsi bu hepsi bunlar

özgürlüğü kur 
Suyu dök yürek etlerimizi 
Parçalanmalarımızı topla 
Büyük ateş meydana yağmur getirdi 
Gökteki kazan devrildi 
Ağaçların gece aydınlığı 
Duygunun canlılığı 
Kıvrılıp eğilişi dalların hüzne ateşe 
                                  hüzne ateşe 
                                  hüzne ateşe tutuşu

Toprağı üzüntüden ayıklayışı 
Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat 
Taktığım tarafımızdan sevilen 
Haklarımız esenliğimiz karanlığımız 
Güzelliğin ellerin alnınla 
Mızrağını seç önce seç kabarık alnımı 
Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini 
Dişlerimin ortasına 
Sar beni kumlu ağaç kütükleriyle 
Ki suyu geç beni kurula

Arkamdan rüzgar seğirtiyor 
ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor 
Orman uğultular kurt ulumaları 
Aşkın omurgan 
Yapışkan 
Yak beni çocuğumsuz

Senden ışıklandırılmış havuzlarımda 
Ve gizli su yollarında 
Sözün ediliyor

O sen sen 
Gölgemi bırak beni sürme 
Ben benimleyim

İçim büyük sabırla haşlandı 
İçim ey İçim bu yolculuk nereye 
Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin

 *                          

Ve çocuğun uykusu böyle başladı 
Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır

Ey ana 
Parkları çocuğumla eş doğurdun 
Çimenleri mutlu kıldın

Bayrakların sularda aktı 
Pulatın 
İnce ve yumuşak saçın 
Yaralı ağzın

Mutlu kılan çocuk 
Çimene düşen yaprakları

Kadın sen tattın 
Babanıkine benzeyen 
Çocuğun böbreğindeki katlar 
 
*                         

Gün gelişini açıkladı 
Sen kapanan gözü açıkla 
Karısına arabayla tabut taşıyan adamı 
Güzel yontulmuş ve sarıları olan kadını 
Yeni bir çocuk planı yapan 
Yeni ve ölümü de trasfer eden aileyi

Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsam yere 
Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime 
Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum 
Değil vurmaya ve raslantıya 
Değil hülyalanıp dalgalanmaya 
Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasını 
Değil sarı demire 
Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri

Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur 
Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin 
Hak dünyasında hastalanırım olağandır
Neden mi şimdi tepilebilirim
Maden ocaklarına dinamit yerine

Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam 
Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi 
Bileklerime aklım aksın 
Damrlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini 
Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak 
Nerede olursan ol kim olursam olayım

Sesimi bir dağ zannet 
Irmağa ver haberi 
Yangına doğru sürünen haberi 
Güneş beni saklar 
Sen alnındaki dumanı kazı 
Kemiğimin geleceğini düşün beni yont alıştır

Sararan örtü cafe müller 
Gırtlakta sarı halka 
Esirlik ve kendimden kayma halkası 
Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarını ilanı 
Çarmıh yaylı ve değişken 
Karın çarmıhı bel kemiği ve baldırı 
Karnımız ayrı sancılardan kaymış 
Yeşil yada yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış 
 
*                      

Ey gece sen de aldatıldın 
Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız

Rosemariegirbach 


                         
Gidip bilmediğin kentlerin 
Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm 
Kartpostal tüccarlarını 
Kilise ortak pazar dirlik orak çekiç 
Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını

Ve kimseyi göstermeyen aynaları

Ve bir istasyonda 
Hatta önemsiz bir memurun yakınında 
İçinden asya çıkan bir balya

Geleceği 
Ormana terk etmeği dener gibi yeni doğan çocuğu 
Ananın karın bulaşıklarını arımadan 
Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine 
Alabildiğine gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek 
Geleceği ormana iter gibi ormana iterek 
Meleklerin hayatını yaşamaya 
Gidelim sizinle kendimde insan olmadan 
Kimseyi insanlamadan yaşamaya 
Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi 
Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi 
Bellemeden 
Etle bilinçlemeden 
Evdeki sevincin ballanan hüzünleri 
Bilmeden aşkı ve aşk benzerini 
Çocuk sesinin düzgünlüğünü arayan bir çeşit insan olarak

Görevi bu olarak 
Yalnızlığımızı sesizce ortaya koyalım 
Erkeçe sesiz ve erkekçe 
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın 
Ağırlasın

Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten 
Onun başının önündeydi alevli sancak 
Elimi ve kalbimi uzattım 
Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin 
Bekliyen güvercine 
Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle 
Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim 
Bilesiniz 
Ona döndürüleceksiniz

Ve başı yeşil haleyle çevrilen 
Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren 
Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren 
Bir güvercin ki ne gören olmuş 
Ne işiten

Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde 
Gözleri burçlara 
Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın 
Buyruğundan hızlanarak 
Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş 
Döşü surları geriletmiş 
Durur gücercinlerin en önünde

Emrolundu.Haliç bir yılan gibi yönelip 
Soktu Kayser'i

Zaman bir takla attı 
Zaman bir takla daha attı

Zaman altında kalan 
Çıplak boynu hançer kuşaklı 
Başı sülük ağızlarında 
Ayakları boşlukta çırpınan 
Bir millettik artık

Güvercin 
Merhamet kılıçlarını toplayabildi ancak

Camide toplantı var davranın 
Aşkı denetleyen güvercinler 
Kılınçlar eskinin habercileri 
Keskin bekçiler 
Bildirciler.

Bir iç çığlıkla 
Yürüken üstüne bir mısır habbesinin 
Yeni yorum yatırımcıları 
Ve büyük doğrulma günüyle 
Bir aliterasyon olan güvercin

Dansöz kalkışlı güvercin 
Gel.Sen gelince 
Azap çıkacak her evden 
Gidecek kendi evine

Organlar sizinle benim savaşım 
Ben ahretim 
Ahret yere gebedir

Sizinle hep beraberim 
Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim 
Güzel duydunuz ve durduruldum 
Atımı atınız büyüledi 
Okyanus everesti nişanlayıp durdu 
Çünkü etin ötesinde 
Bir şey değildi everest ve okyanus

Korkunun yüzüne ayna konmuş  gibi 
Başkayım sizinle 
Aynayı eline alan korkuyu bilir 
Çün korku etin içinden yekinir

Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız 
Tarlayı çok severiz.Yaradan 
Lokma lokma bölmüş istiyenlere 
Karından gelenlere 
Ve karna gelenlere 
 
*                          

Aşkı canbazımız aldı 
Tokmak kırıldı 
Kapının çatlağı esner 
Gözetleyen göz şişer küçülür 
Et aralığından görmeyi dileyince

Duyulur iç ses 
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat 
Çünkü kıymet sezilsin otobüs devrilsin 
Kımıldat kanlarını 
Koşanın yıldırım gibi duranın 
Susanın ve dağlarla konuşanın 
Kendiyle 
Dağları konuşturan 
Aklı çok kez hançerce bulunduranın 
Kendini sürü için öldürüp 
Sürüyü çobansız bırakan çobanın 
Hep içilmez sulara varan koyunların 
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın 
İçinden hata edilerek çıkarılanların

İnsan yüzleri 
Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri 
Yaralar kan akmayan 
Kanla işi olmayan 
Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri 
İnsan sanatı çığlıkları 
(bir yerde onlarlayım) 
Öpülerek topuğu parlatılan tuncun 
Günah anlatılan karanlıkların 
'Enriko istersen anlat önce sonra işle'

O dağlar güvercinin yabanına yuvadır 
Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgar 
Dünya sürü yürüdükçe döner 
Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için 
Yaşamağa bakar 
Kısa süren bir hatıra değildir toplum

Mısır taneli çocuk avuçları 
Fotoğraflarını çek günahların 
Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de

Esmeri 
Karayı 
Kızıl ve sarıyı bir tutanı 
Benden aldın

Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi 
Maraşın seferde 
Fakat İstanbul ve Maraş 
Fakat Maraşın 
Her kurban arayışında 
Fazla davrandım ben 
Yangına uğradım ben 
Kara bir moloza uğradım 
Bazen marsık sanıldım

Maraşın her kurban arayışında 
Ve bulup sunuşunda 
Mutlaka bir işareti vardı 
Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın 
Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın 
Harbeder gibi sevişin

Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi

Üstümüzden aynı katr geçti 
Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık 
Toprağa yayıldık ve büyüdük 
Çünkü topratan ancak böyle geçtik

Kızlar burgulu 
Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları 
Alabildiğine açılmış bir organ 
Bir gramofon 
Geniş ağızlı

Her adımlarını bildiğimiz 
Hangi yörüngeye güttüklerini 
Hangi suyu geçtiklerini 
Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını 
Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar 
Hangi tahta kapıdan çıktıklarını 
Zenginini ve bulgurlu su içenini 
Ellerinin çatlaklarını yine krem sürüleni 
göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini 
Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini

Çünkü kara dumunlı ocak 
Ve sürmeydi

Sürmeyi niye çekmeli 
Sürmeyi çekmeli mi

- Annen ne söyledi 
- (Elmanın yarısını kardeşin yesin) 
Kardeşin yesin anne yemesin mi

Elmayı yemiyorsun bir 
Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek 
Ne sen yiyeceksin 
Ne kardeşin ne annen

Bu evde yılanı yine değiştirmemişler 
Baba ana ve kardeşler 
Aynı odada soluyorlar 
Oda şişip iniyor 
Dışardan bakınca odaya 
Duvarlar kıvrılan oda 
Özel bir skorku ve kuşkuyla irkilerek 
Tehlikenin hayvanları yönünden 
Boğularak 
Yılandan gizli işaret alarak 
Göz kırpar gibi yapıp uluyor 
Oda uluyor

Yılan göz kaş işareti 
Konuşmayan hiç bir şey yapmayan

Başını yılandan çevir yemek taşmasın 
Başını yılandan çevir kuyu yakın 
Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut 
Baba dağ ve balata

Anne 
Kolundan koynunda karnında çocuklar 
Gitti pazara dolandı çocuk beğendi

Anne ve dönünce 
Anne eve dönecek

Ölüm bilinecek küçük ölüm 
Mahalle daracık bilinecek

alçak duvar ötesinde ölün taht asıcak su 
Ve odun kokusu 
Kabre akıtılan sabunlu suyu 
(Yolun burasında çoşkuyla karşı ko) 
Nasılki beyninden apartman fışkıran mimarın 
Yaşamın öte yarısı 
Burçları gezer 
Kutup yıldızından söz eder

Gök çoğalınca 
Göğe açılan göz kapanınca beni duyacak anlamayacaksın

Bunlar hep senin ölün 
Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların 
Suçları bir atmacayla alınan çobanların

Her şey karıştı çünkü öldün 
Artık kimse bulamaz kendini 
Eller birbirinin içinde 
Senin ölmüş elin yapışır 
Benim tetiğimin üzerine 
 
                           
*

Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim 
Parmak senin et senin güç senin 
İrade kimde 
Benim elim hangi köpeğin içinde 
Dişleri birbirine geçmiş bileğimde 
İlk traşını olan gencim 
Jileti kemiğin iliğinde 
- Kan seli 
- Tetik kan seli 
Hedef nerede kız mı erkek mi 
Dünya çekirdeği mi 
Yeryüzü ateş mi 
Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin 
Sanat'ın içinde beklerken herşeyi önceden kestirenin 
Çünkü şarttı bir kere 
Ölümle yanyana şeytanın içinde durmak

Karnından geçmek 
Bir lambayı bekleyen makkinin 
Öpüşünü kanla bekleyen 
En küçük kilisede çarmıha çekilen 
Dom'un üç asrın 
Kana kan koyup 
Yücelttiği abesin 
Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi

At gözü oyuk 
Heykel atın içinde 
Çünkü at büyük heykel 
Sürücünün içinde on aziz bir kaç isa yezus hiristus

Yüz bin haç 
Atın ayağında bir nalbant heykeli 
Nalın içinde bir at benzeri 
Karşılıklı uyuşan iki arslan 
Biri dişi diğeri dişi 
Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri 
Ki karpuz yenmiş gibi 
Goldah karpuz 
Anna karpuzun çekirdeği 
Frankrayh şu dağın ardındaki dağ 

*                           

Düşman kim onu anlat 
Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır 
Kalbine planlı ve 
Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli 
Saçlarına çocuk kuşlrı konmaz 
Çocuk uçmaz dallarından.İçinden yanından 
Boy tüfeği patlatsan 
Tuzaklı 
Hatırlat mişeli mişeli 
İçinden hep bir kuşku tankeri 
Bir petrol tankeri namıyla yol alır 
Pergel petrol 
Borusu motorun icadı 
Aşkın feda bayramı cenaze şekli 
Boyuna hatırlat 
Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi

Telefon 
- Görüşünüz nasıl 
- Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer

Tanımadığım kentin 
Ağırlık merkezine alındım 
Taşıtlar grevler insan böğürmeleri 
alış verişler 
Şapka çekerken birden çocuk doğuruyorlar 
Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir 
Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne 
Suda kayan cilalı bir taş gibi seyirtir 

*                           

Her doğan çocukla orda 
Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan 
Kırbaçlarınız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan 
Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime

Her doğan çocuk 
Bir ertelemeydi analarca bağlanarak memelere 
(Artık sigara içmeyeceğim artık 
Koyun gütmiyeceğim) 
Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de 
Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan 
Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek 
Bir gün önceki bedenini 
Kaybedilmiş bir okul eşyasını gibi özliyerek

Her doğdu 
Bir ölendi

Mayland uzun yüzlü bir kız resmi 
Hani şu hep 
Selamlaşıp geçerdik 
Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla 
Aklımı anlat gönlümü kazandır 
Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım 
Üstüme beni koy bir de 
Gözle dayana bilecek miyim 
Yoksa hemen birkez daha bütünle bende beni 
özümü kullan 
Çünkü aşktır 
Beyaz bir sanat 
 
*                         

Evlerin dışında 
Çünkü böyle oldu

Pencereden uzanan başın dışında 
Günahın ve sevabın

Merkezinde hem tanımadığım 
Alışmadığım bir sistem gitgelinde 
Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğim 
Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü 
Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan 
Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından 
Her an biraz daha soyunarak 
Yatağında 
Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan

Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü 
Ölümün 
Saklanacağı kalmayan avhayvanı gibi 
avcısına göründüğünü 
Ah anlıyorum 
Çünkü annanın 
Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla 
İçimde bir gemi batırıp döndüğünü

Unutmadı 
Yanlışlıkla 
Onlara: 
Beni unutmayacaksınız  

*                           

Anlat kızın ekmek tutuşunu 
İçimdeki soylu kişiden  utanışını 
Annayı tutarken balık tutuyorum 
Ekvator ağzıyla kolumu buzdan indirmişim 
Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken 
Arada bir kanla uslayıp 
Seni anıyorum 
- eyeski sevdiklerim - 
Sizi şaşırtıyorum?Sanatım 
Fakat ben korkutuldum 
 
*

Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim 
Ağırlaşmış dalmışım 
Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış 
Neredeyse belleğinden kan ürperten 
Birsipahi sureti

Aşka ne zaman veda 
Demiş ki bu topraklar 
Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle.Isınamıyorum. 
Ve Baden Baden'de kaçtım 
Başka bir kiliseye 
gittim.Hafifçe. 
Çok ve canlı renkli süslemelerden azürpererek

Dost için yani dosto için 
Dönerken 
Kule yerine 
Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım

Dosto Badende 
Ve kumar da oynardı 
Bir çocuğun.Hırsla.Bir taşı 
Atışı gibi.Dikine.

Kapa perdeyi kapa köprüyü 
Ve şatonun ta kendisini 
İnce bedenin mühürlenişini 
Tüfek mahzenini 
Sevginin tiklerini aort deliklerini 
Duvarda asırlardır dinlenemeyen 
Dört işkence resminin

Takip tutuklanma işkence 
Ve tahta kurulan işkenceli etin 
Bin dokuz yüz 77 yıl 
Yenilen içilen kan ve etin 
Yarı açılan mor pelerinin 
Çizgi - kan 
Çizgiler ve kanın 
Başta yer yer kemiğe batan tacın 
Dört resmin dört korkunç dakikanın 
İri jestlerini anlıyorum

Makkiyi hayır 
Sigridi tren getirdi 
tren götürdü 
Yedi 
 

*

Duruşu kımıldanışı 
Mağrur tavırları olan 
Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan

Göllerin beşiği toprak eğrisi 
At yiyen ejderdi 
Tılsım 
Karıncanın kölesi

At köpeğin kuruyan ölüsünü 
Minderi düzelt 
Baklava kırıntılarını 
Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını 
Mutfak ve yüznumara korolarını 
Yatak amaliyatlarını cinsiyet taslarını 
An binlerce yıl olan et kabartmalarını

Pervaz ve şimdi 
Büyük terasalarda doğuruyorlar 
Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı 
Gebelik ve sancı limonlukları 
Sıcağa karşı ay ışığı 
Yelpaze atkı palan 
Acılar yerdeler sinir göğü tırmalayan 
Kutlu sevinç giysileri yalayan 
Ve yağmur suyunu 
Havuza koyan ırgat olarak

Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının 
Hangi ağacın kıvranışı olduğunu 
Güzün hazırladığı insan yavrularını 
Kışın insan yeteneklerini 
Anlat durmadan

Hurmayı anlat hala uzanan 
Tüylü kalın dudağı anlat 
Yaban elmayla eriği 
Aşıyı 
Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini 
Atlı karıncayı 
Lunaparkta bir hayvan olan

Atlı karınca bir hayvansa 
'İsa ağladı' 
Kuzeyde ses kalmadı 
Alnımız buz kondu gece 
Aksın.Gündüz karıştırılmasın 
Ah sade bir gün yaşasak 
Dal dal - Kitap bil 
Lord kimin lordu hangi mabadin 
Sinonimi 
İkisi duman tütsü su rengi 
Perde kıllı el korku 
Bölüşmek kekelemek 
Donup kal - Aklımı al

Durmak bilmez yaşamakla 
Senin yaşamın nereye kadar neyana böyle benimki 
Can kamaram 
Yalnız göğsüm değil 
Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da 
Ölmek koşup varmak mıdır oralara 
Soluğunu yatıştırarak 
Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara 
Ah kıra gitmek böyle zor olmasa 
Ellerimiz ısınan ocakta - Tabaktaki zifafet tasında 
Kızartılmış bir keklik 
Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla 
Tatlılıkla ololki 
Ölünü gebeliğini morarmışlığını 
Etin devinme sanatını 
Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca 
Yuvarlak akşam akşam 
Serçenin girdiği dolap

Şehri - eycanım - uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan 
Devgözüyle - bakışı görüyorsun 
Süzül.Kanatlar arasından 
Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır 
Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük 
Sür yeryüzünü hamuruna 
Ki orda 
Bir yılan renkli başını onarır 
Kuyruğunu ağrı dağında yakala

Ekmek raketini çıkar kuşlar çağrılsın 
Kirazın yuvarlağı gibi yanağın 
Bir güçlü böceğen ki gibi alnın 
Otlara yayılmiş çıplaklığnda bir uçuç böceği 
Yanından dikene toprağa iniyor 
Ekmeği göğsünde ufala kuşlar çağrıldı 
Tutulmuş ve öyle güzelken 
Korkarak.Ağaçların arasında dolanan cin 
 

Sen misin-Ama içim Eyiçim

Kara başımı tutup kara başımı

Şu suyun insanını güttüğüm vakit 
Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit 
Hem barışmak ne demek kendimle 
'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil'dediğim vakit 
Sen ölçesilirsin sesimdeki beygirimsiliği 
Çün bu çamur 
Şu yaşamı bulandıran su 
Donyüzlü rahibe şu 
Şu ev ki ev 
Ve o karanlıkta cin 
Ve ormandaki dev

Oysa melodim 
Ne güzel. Sözlerim ne tatlı

Kuşkusuz. Yanımda olaydın 
Testiyi deler ırmağı temizlerdik 
Avucumuzla buz gibi içer 
Bileğimizden akan toprağa düşerdi



Ve şimdi 
anlat bana ey can tatlısı kız ki 
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye 
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını 
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu 
Hep şarkı sancıyan dizelerini 
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin 
Arasından destanlara sarkan yılanı 
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı 
Ölümsüzlüğünün kar yığını - granit yığınını - su yığınını 
Anlat durmadan

Oğlu teketek öldüren babanın 
Oğula mızrağın ucuyla 
Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın 
Anlat bize içinde koşan atların 
Hangi koşudan kaçtıklarını 
Yani ilkel 
Ya da kültürle deşilmiş olmanın 
Anlat durmadan anlat oğlum 
Gençliğin 
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın 
Genç ve geniş bir yaradan 
Hem babanın elinden mızrakla 
Ve baltayla açılmış yara'dan 
Şefkat ve müthiş bir dikkatle 
Ve müthiş bir hayranlıkla 
Şövalyelik adına açılmış yara'dan 
- Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz -

Anlat ki ey can tatlısı kız 
Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını 
Yine de kanın sonuna dek atamadığını 
Anlat 
Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu 
Aydınlığa sun 
Toprağa sözü olan kanın 
Neden sonunadek akmadığını

Karşılık verir 
Can tatlısı kızlar korosu:

- OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ 
oğul genç mızrak keskin 
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ 
oğul baba 
MIZRAK BABA 
ÖLÜM baba 
Ölün Oğul Mızrak 
Ölüm Baba Mızrak 
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM

Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı

Genç cesedin ölüm gölünün başında 
Diz çökmüş olan baba 
Hınç ayırdı 
Hayret ve üzgünlük şerbeti 
Ve abes ayırdı 
Çok yıl sonraki tanrı tanımaz savaşlara 
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu 
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan

Babanın yüreği ordu yüreği 
/ Zırhını kırdı / 
Narası göğe vurdu 
Daha gür bir ses duyuldu 
Belki bir melek gülümsedi 
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden 
Belki ayağının dibine vuran sesten

Eybaba 
Kılıcı toprağa gizle 
kendini kınamak için çıkarıdı gerektikçe 
Yüzünü saratıp karatmak için 
Kavurması geldikçe

Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce 
Beyaz güvercinin 
Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin 
Taşı heykelleştiren eğlimin 
Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin 
Erkeği kadında koşturan geleneğin 
Kızlıkta açan çiçekleri 
Sevişen fillerin 
Uyuyan çocuk ellerinin 
Karaya vuran geminin 
Yemeği hazır eden annenin 
... yalvaran dilin diliyle 
Gelmiyordu düşünce 
Geliyordu düşünce 
Ateş kuşunun gagasında

Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba 
Bir'din orda oldun 
Zamanın bir gerisine bir ilerisine 
Son dünya savaşının eşiğine serildim 
Çocuğu vururken çekilen işkencenin 
Beşiğine

Baba çocuk 
Azap sancak

Baba genişledi nalbantı bildi 
Toprağın içinde oğlun ölümü 
Artıkça ve gezdikçe denizlerin dibini 
Çünkü ölüm artık canlı oldu 
Nasıl kuduran boğa canlıysa 
Ve bir şeye koşarsa

Baba açığa çıkan kandan yedi 
Gezdi yeryüzünü 
Hayvan alım satım yerlerini 
Annenin ayak diplerini 
Karnı karıncanın ölmez gelenekçiliğinin 
Hayvanları şartlayıp 
Şatoları kefenleyip 
Ahırları koyunları 
Gördü baba gezdi baba 
Oğulun taş benzerlerini 
Nasıl ki oğulun ölümü 
/ Eli babanın derisinde / 
Bir gerisinde bir ilerisinde 
Artıkça ve gezdikçe suların dibini

Baba devşirdi bir ana 
Ki yüreğinin altında 
Bir et kordonla tutan 
Oğlu delmeyecek olan babayı

Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 77)Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 77)

Dostamisc
Kırmızı Toprak Çelik Olur

bizim oralarda,
demir biçerler,
kırmızı topraklardan,
dağ dağ.
patlar, paramparça dağlar,
dinamit gibi yüreğimde çocuk.
bilemezsin sen gülüm
kızaran terin tendeki çamurunu,
ekmek arası yediğimiz
ve sayılı lokmaları kursağımızda hâlâ,
riya yok.
sahipsiz, kimsesiz,
umursanmayan toprakların,
umursanmayan yetim çocuklarıdır ırgatları,
umursanmayan kentimin garipleridir.
dillerinde “kara tren” hüznün türküsüdür bu mütemadiyen,
bıyıkları buz,
elleri paramparça,
elleri kırmızı,
yüzleri kırmızı,
yürekleri mangal mı mangal, ama çaresiz.

çelik biçerler
başka diyarlarda
büyük derin sulara,
büyük mavi sulara.
Karadeniz olur bu
Fatma, Zeynep, Ülkü, Ayşe ya da Zübeyde,
hırçın ve azgın dalgalarına direnen.
Akdeniz olur
Cemile, Ayfer, Gönül, Dilek,
hararetini dindirmeyen,
kucakladığı sıcak sularında.
ne fark eder, ötesi yok.
mahsulün hasadı,
toprağı.
yetim kalmışlığa ağıtları
umurumda mı,
payitahtımın
ve gelmiş
ve geçmişleri
ve gelecekleri.

bizim oralarda
demir biçerler.


dostamisc
27.02.2016 - İstanbul

Kıvanç Yıldız, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
 24 Oca 2016 · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · 9/10 puan

İhsan Oktay Onar'ın bu muhteşem kitabında tek eksik olan bir sözlük. Bu kitap kelime dağarcığınızı geliştiriyor...
İhsan bey'in bu kadar kelimeyi nasıl öğrendiğini merak ediyorum doğrusu. Bir elimde kitap, Bir elimde tablet. Tableti sözlük olarak kullanıyorum. Şu an itibari ile 10 sayfalık bir sözlüğüm oldu. Bu sebeple bu kitabı bitirmek öyle sandığınız kadar kolay değil. İnternet'te bir kaç kaynakta yer alan sözlüğe yeni kelimeler ekliyorum. İsteyen olursa kitabı bitirince sözlüğü paylaşabilirim.
Yaşasaydı padişahlar, çatır çatır Osmanlıca konuşurdum diye geçirdim içimden.

Çeşitli sitelerden yararlanarak oluşturduğum, yaklaşık 640 kelimeden oluşan, Puslu Kıtalar Atlası sözlüğü:

"Abanoz: 1. Abanozgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kerestesinden yararlanılan birçok ağacın ortak adı
2. Bu ağacın ağır, sert ve siyah renkli tahtası
3. Koyu, parlak siyah"
Adülkahır: Ödül Kahır olarakta bilinen bu bitki,ülkemizde yetişmez,daha ziyade tropikal iklimlerde,Kuzey Amerika ve Güney Asya bölgelerinde dağlık ve kayalık arazilerde kendiliğinden yetişen bir ağaçtır.Çiçekleri pembe renkte papatya ya benzer.Çok yıllık bir ağaç olup,sürgünleri damarlı ve kahverengi renktedir.
Abıru: 1.Yüz suyu. 2.Irz, namus, şeref, haysiyet.
Acem: Araplar'ın kendileri haricindeki yabancılar için kullandığı bu sözcük, Osmanlılar tarafından ise genellikle İranlıları nitelemek için kullanılmıştır. Bu sebepten dolayı Türkçe'ye de İranlı anlamında kullanılan bir sözcük olarak geçmiştir.
Acuze: Huysuz, yaşlı kadın
Agâh: 1.Bilen, bilgili 2.Haberli
Aglaya: (kişi) Ebrehe’nin Bünyamin için aldığı Rus cariyedir.
Ah minel aşk ve minel garip: Aşktan ve gariplikten
Ahali: 1. isim Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk
Akarca: Sürekli işleyen çıban, fistül
Akçe: 1. Küçük gümüş para
Akletmek: (Akıl etmek) Düşünmek, saymak, anmak, sanmak, tasavvur etmek, zannetmek, aklından geçirmek, planlamak
Akreb: Akrep burcu
Aksak: 1. Aksayan, hafifçe topallayan
Alamet: Belirti, işaret, iz, nişan
Âlem: Evren
Alemsattı: Bünyamin’in baş amiridir. Kağıtçıbası, göygoycubaşı, kasidecibaşı ve
Alet Edavat: Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar
Aleyhillane: Lanet ona
Ali Said Çelebi: Uzun İhsan Efendi’nin zihninde yasadığına inanan tek kisidir.
Âlim: Bilgin
Alimallah: Söylenen bir sözün doğruluğuna inandırmak için "en iyisini Allah bilir" anlamında kullanılan bir söz
Allahumme Ya Vedud: "Allahumme Ya Vedud Ağzını Bağla Dilini Tut" şeklinde okununan bir duadır. Müslüman uydurma ve caiz olmayan dualara yönelmemelidir. Ya Vedud Allah’ın isimlerinden bir tanesidir. Elbette bu isimle dua dilebilir ama meşru olmayacak gayeler için bu esmayı kullanmak asla caiz değildir.
Alman Ektileri: ???
Alman Eküleri: ???
Altar: Tapınaklarda, üzerinde kurban kesilen, günlük yakılan, dinî tören yapılan taş masa, sunak.
Âmâbaşı: Dilencilerde bir kısım amiri
Amme Cüzü: 1. Namaz sureleri denilen kısa sureleri içinde bulunduran kuran i kerimin son 20 sayfasina verilen isimdir. 2. Amme Sûresiyle başlayan Kur'ân-ı Kerim'in son cüz'ü.
Anber: Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. güzel koku. 3. güzellerin saçı.
Apış Arası: İki bacağın arasında kalan yer.
Aptes: 1 - Müslümanların, namaz kılabilmek için el, ağız, burun, yüz, kol, ayak yıkama ve başa, enseye ıslak el gezdirme, kulağı temizleme biçiminde yaptıkları arınma.
Arap İhsan: Kocamustafapasalı Arap İhsan Uzun İhsan Efendi’nin dayısıdır.
Arkebüz: XV. yüzyılda Fransa'da kullanılmaya başlanan, taşınabilir ateşli silah. // Namludan dolan tüfek.
Arpacık: Göz silleri enfeksiyonlarından biridir.
Aruz Vezni: Aruz ölçüsü ya da aruz vezni (Osmanlıca: vezn-i aruz), nazımda uzun veya kısa, kapalı ya da açık hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı ölçü.
Asesbaşı: Yeniçeri Ocağındaki askerî görevinin yanı sıra, başkentin düzenini korumakla da yükümlü olan yirmi sekizinci ortanın çorbacıbaşısı // Asayiş - Polis Müdürü
Atlas: Bir konuyu açıklamak için hazırlanmış resim veya levhalardan oluşmuş kitap (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
Aynalı kerteriz: Pusulanın yönü ile hedef nokta arasındaki açıyı gösteren ölçü aleti.
Ayranı Kabarmak: 1. öfkelenmek, coşmak
Aza: Vücut parçası, organ
Azamet: 1. Ululuk, büyüklük
Azap Kapısı: İstanbulda bir sur kapısı
Azat: Serbest bırakma,
Azül Taşı: ???
"Bab-ı Humayûn: Topkapı Sarayı’nın üç törensel kapısından biri olan ve I. Avlu’ya geçit veren Bâb-ı Hümâyûn, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478 tarihinde yaptırılmıştır. Orijinalinde İki katlı, simetrik, iç ve dış cephe arasında kubbeli bir mekâna sahip olan dikdörtgen planlı kapı, Orta Çağ kalelerini ve iki yanındaki nişlerle Selçuklu yapılarının anıtsal portallerini hatırlatır. İki yanında kapıcı koğuşları yer alır. Üst kat padişahların çeşitli alayları (törenleri) izlediği bir Hünkâr Kasrı olarak kullanılmıştır. Kapının iç ve dış cephelerinde Kur’ân-ı Kerim'den ayetler, Sultan Abdülaziz’in tuğrası ile Ali b. Yahya es-Sufi’nin imzasını taşıyan ve 1478 tarihini veren Arapça bir kitabe yer alır. Bu kitabeyi günümüz diline çevridiğimizde şu cümleler yazılıdır:

“Allahın inayeti ve izniyle, iki kıtanın Sultanı ve iki denizin Hakanı, bu dünyada ve ahirette Allah’ın gölgesi, Doğu’da ve Batı’da Allah’ın gözdesi, karaların ve denizlerin hükümdarı, Kostantinopolis Kalesi’nin fatihi, Sultan Mehmed Han oğlu Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehmed Han, Allah mülkünü ebedi kılsın ve makamını feleğin en parlak yıldızlarının üstüne çıkarsın, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han’ın emriyle, 883 yılının mübarek Ramazan ayında bu mübarek kalenin temeli atılmış ve sulh ve sükûneti güçlendirmek için yapısı gayet sağlam olarak birleştirilmiştir”"
Balyemez: Kara ve deniz savaşlarında kullanılan, orta çapta, uzun menzilli, tunçtan top
Balyos: Osmanlı Devleti'nde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad
Banlamak: Bağırmak
Barbut: Zarla oynanan bir kumar türü
Bareta: (Baret) Küçük takke, papaz takkesi
Barka: Büyük sandal
Barkalonga: Eskiden İspanyolların büyük küreklerle kullandıkları gambot sınıfı teknelere denir.
Başeski: 1. Yeniçeri bölüklerinin en kıdemsiz subayı ve erlerinin en kıdemlisi. 2. Saray ahırı erlerinin en kıdemlisi.
Başgedikli: En yüksek rütbeli astsubay (Kıdemli Başçavuş)
Başkarakullukçu: Yeniçeri koğuşlarında ayak hizmetlerini gören yeniçerilerin amiri. Osmanlı ordusunda geri hizmetle görevli bir takım yardımcı askerlerine, yeniçeri teşkilatındaki emir çavuşlarıyla emir erleri ve yeniçeri ağasına bağlı olarak hizmet veren imalathanelerin sanatkar ve çalışanlarına da ‘karakullukçu’ adı veriliyordu.
Batakçılar: Borcunu ödememeyi alışkanlık edinmiş kimse.
Bayraktar: Osmanlı askerî örgütünde yeniçeri ve öteki kapıkulu ortaları ile sipahilere, beylerbeyi ve daha başka ümeraya bağlı birliklerin bayraklarını taşıyan kimselere verilen san. 
Bedesten: Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı çarşı
Beher: Her bir 
Bekçi: (kişi) Yüzyıllardır bir sedir üzerinde uyuyan kişi.
Beşe: 1. “Baş ağa”dan esinlenme. Büyük erkek evlat, ilk doğan erkek çocuk.
Bet: Kötü
Beyeh: Çıkışma bildirmek için kullanılan bir söz
Beyhude: 1. sıfat Yararsız, anlamsız
Bezen: (Bezek) Süs
Bıcılgan: Kadınların meme uçlarında, çocukların ayaklarında, hayvanların ayak parmaklarıyla bileklerinde ter, pislik, çamur v.s. sebeplerden ileri gelen sulu yara.
Biçare: Çaresiz
Bileği Taşı: Bıçak, çakı, makas vb. kesici araçları bilemekte kullanılan ince taneli sarı şist (Şist: Kolayca yapraklara ayrılabilen, silisli, alüminli tortul kayaçların genel adı)
Billur: Kesme cam, kristal
Binbereket: (kişi) İri memeleri, koca göbeği ve büyük sağrılarıyla devanasını andıran dilenci bir kadındır. Tam yedi sırnaşık çocuğu anaları pozunda dilendiren ve Hınzıryedi’nin bile çekindiği bir kadındır.
Bir eli kan, bir eli katran: Çeşit çeşit kötülükler yapmasıyla tanınmış kişi.
Börk: Genellikle hayvan postundan yapılan başlık
Bucurgat: Vinç
Bukağı: Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka
Burç: Kale burcu, savunma amaçlı kalelerde savunma etkisini arttırmak ve rahat karşı savunmaya geçebilmek adına inşa edilen kale bölümüdür. Bu yapılar, düz kale surlarının ön cephesine bir çıkıntı oluşturacak şekilde inşa edilir. Buraya konuşlandırılan askerler, herhangi bir saldırı sırasında rahat bir şekilde savunmaya geçer. Tarihte bu yapılar, düşman askerlerinin üzerine kızgın yağ dökmek, taş atmak ve barut ateşlemek için kullanılmıştır.
Burun otu: Burna çekilen tütün, enfiye
Buyurgan: Sık sık buyruk veren, buyruk verir gibi konuşan.
Buyurmak: Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek, emretmek
Bünyamin: Kumral bıyıklı, iri gözlü ve ölçülü yüz hatlarıyla yakısıklı bir delikanlı
Cahil: 1. Öğrenim görmemiş, okumamış
Camgöz: Takma gözlü.
Cedi: Oğlak burcu
Cellat Mezatı: Bir mahkum cellada verildi mi, esvabıyla (giysi) beraber üzerinden çıkan her şey cellatların olurdu; bu eşyalar toplanır ve senede bir veya iki defa büyük bir mezat ile satılır, tutar bedelleri cellatlar arasında taksim edilirdi. Buna «Cellat mezatı» denilirdi.
"Cendere: 1. Pres
2. Bir şeyi sıkmak, ezmek gibi işlerde kullanılan düzenek."
Cepken: Kolları yırtmaçlı ve uzun, harçla işlenmiş bir tür kısa, yakasız üst giysisi
Cerahat: İrin toplamış, irinli (mikroplu)
Ceriha: Yara
Cevza: İkizler burcu
Cıvalı zar: Bir yüzü ağır olacak biçimde yapılmış, hileli zar
Ciharyek: Tavlada zarın 4-1 gelme durumu
Cühela: Bilgisizler, cahiller
Cümbüş: 1. isim Eğlence
Cürmü meşhut: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak. Çaba göstermek
Cüz Kesesi: Eskiden mahalle mektebine giden çocukların Elifbâ’larını (alfabe) ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.
Çağanak: 1. Çalgılı, neşeli ve gürültülü bir biçimde,
"Çağrışım: 1. isim, ruh bilimi Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması
2. Davranışlar, düşünceler ve kavramlar arasında yer ve zaman birliğinin etkisiyle kurulan bağlantılar sonucu, bilinç alanına bunlardan birisi girdiğinde ötekini de bilince çekmesi olayı, tedai"
Çakaralmaz: Basit, ilkel tabanca
Çakşır: Paça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı
Çalgı: Müzik aleti, çalgı aleti, enstrüman
Çalık: Yüzünde çıban veya yara yeri olan
"Çeçe Sineği: 1. Uyku hastalığına yol açan trypanosoma gambiense parazitini taşıyan sinek türüdür.
2. İki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği (Glossina)"
Çekül: Ucuna küçük bir ağırlık bağlanmış iple oluşturulan, yer çekiminin doğrultusunu belirtmek için sarkıtılarak kullanılan bir araç, şakul
Çeldirme: Yanılmaya yol açmak.
"Çeşmibülbül: 1. Üzeri beyaz, sarmal süsler ve çiçek motifleri ile bezenmiş cam işi.
2. Çeşm-i bülbül (Bülbülün gözü), 18. yüzyılın sonunda III. Selim’in Mevlevi dervişi Mehmet Dede’yi cam tekniklerini öğrenmek için Venedik’e göndermesi sonucunda ortaya çıkmış bir cam işleme sanatıdır."
Çıkın: Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça, çıkı
Çiftenara: Birbirine bağlı iki küçük dümbelekten oluşan müzik aleti
Çolak: Eli veya kolu sakat olan (kimse)
Çorbacı: Yeniçerilerde bir birlik komutanı. Osmanlı saray teşkilâtında Acemi Ocağı ile Osmanlı ordusunun yaya askerini teşkil eden bölük zabitlerine verilen addır.
Çuha: Tüysüz, ince, sık dokunmuş yün kumaş
"Dabbetü'L Arz: Dâbbetü'l Arz, İslam eskatolojisinde ahir zamanda (yerden) ortaya çıkacağına inanılan canlı varlıktır.
Eskatoloji İnsanlığın nihai kaderi veya dünya tarihini sonuçlandıran olaylar, daha kaba bir tabirle dünyanın sonu ile ilgilenir."
"Dalkavuk: 1. Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı
2. Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse"
Damla: Kalbe inen inme, felç
Damlalı: Felçli
"Daniska: Danimarkalı
Âlâ (İyi, pekiyi)"
Darbezen: (Darbzen) Osmanlı zamanında kullanılan, ikisi bir ata yüklenebilir top
"Darçın: Diğer Türk dillerinde (Azerice darçın; Türkmence dalçın; Kırgızca darçin; Kazakça darşın) kullanılan Türkçedeki tarçın sözü

Baharattan maruf kabuk ki, yakıcı ve lezzetli olup, toz hâlinde kullanılır, (bk.) Tarçın. Aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı Çin darısı anlamına gelen «dâr-ı Çin» dir. Tarçın suyu eskiden keyif verici bir içki olarak kullanılırdı. "
"Darülfülfül:
Ülkemizde yetişmeyen Dar-ül fülfül Doğu Hint adalarında yabani olarak yetişmekteaynı zamanda da ekimi yapılmaktadır.Halk tabiriyle uzun biber ve Tiflis biberi olarak anılır,yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Beden ısıtıcı ve öksürük kesici olarak kullanılan bir baharattır."
"Deccal: İslam mitolojisine göre ahir zamanda, Mesih'in ikinci kez yeryüzüne gelmesinden önce insanları dini inancından saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan ve şeytanı temsil eden varlıktır.

Hristiyan eskatolojisinde Antichrist, Yahudi eskatolojisinde ise Armilus karşılığı olarak bilinir."
Defteri Kebir: Yevmiye defterlerine kaydedilmiş olan işlemleri buradan alarak sitemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve düzenli olarak bu hesaplarda toplayan muhasebe defteridir. Defteri Kebir'in diğer adı da Büyük defter'dir
Dehliz: Üstü kapalı, dar ve uzun geçit
Deliler: Osmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliği
"Demkeş: Nefes çeken, soluk çeken. (Osmanlıca'da yazılışı: dem-keş)
Keyfçi
Şarap İçen"
Demlenmek: İçki içmek
Denk: Yatak, yorgan, kumaş vb. eşyanın sarılıp bağlanmış biçimi, balya
Devi: Kova burcu
Devletlû: Devletli
Didinmek: Çok güçlük çekerek sürekli çalışmak
Dikâlâsı / Dik Âlâsı: Genellikle hoş karşılanmayan bir durumun aşırılığını anlatan bir söz
Dikke: İğne.
Dirim: Hayat, yaşam
"Diş Kirası: 1. Bir kimseye fazladan verilen para, armağan vb.
2. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler. Diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra ""Kesenize bereket"", ""Allah daha çok versin"", ""Ziyade olsun"" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
“Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır."
Diz Çakşırı: Paça bölümü dizin altında veya üstünde kalan erkek şalvarı.
Dizdar: Osmanlı Devleti'nde kalelerin savunması, güvenliği ve yönetimden sorumlu komutan. Dizdarlar, görevleri gereği beylerbeyi, sancakbeyi ve kadıya karşı sorumlu ve onların denetimi altındaydı.
Dolama: Tırnak yöresindeki yumuşak bölümlerin, bazen de kemiğin iltihaplanmasından ileri gelen ağrılı şiş
"Dölyatağı: Rahim,Dölyatağı veya Uterus memelilerde gebelik organı.

Rahim, ucunda rahim ağzı (serviks) bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır."
Dört Cihar: Tavlada zarın 4-4 gelme durumu
Dubara: Tavlada zarın 2-2 gelme durumu
Dübeş: Tavlada zarın 5-5 gelme durumu
Düstur: Genel kural
Düşeş: Tavlada zarın 6-6 gelme durumu
Ebcet: Arap alfabesinin her harfi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik bir düzeni.
"Ebrehe: (kişi) Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayûn'un efendisidir.
Ebrehe (ö. MS 525 veya en geç 553),Habeşistan'daki Aksum Krallığı'nın Yemen valisi iken sonradan bağımsızlığını ilan ederek Yemen kralı olmuştur.
Ebrehe Fil Suresi ile ilgili efsanevi anlatımların kahramanlarından biridir. Bu anlatımlara göre Ebrehe, Yemen'de, Aksum Krallığı'na bağlı Hristiyan bir vali idi ve Arapların her sene hac amacıyla Mekke'ye gitmelerini istemiyordu. San'a'da büyük bir kilise yaptırdı ve ismini Kuleys koydu. Ebrehe Habeş Kralı'na halkın hac için ancak Kuleys'i ziyaret edebileceklerini, Mekke'ye gidenlere izin vermeyeceğini yazarak onun da desteğini aldı. Ebrehe'nin haccı engelleme niyeti Yemenli Arapları öfkelendirdi. Rivayete göre Nukayl isminde bir yerli, Kuleys'e girerek kimsenin olmadığı bir zamanda içeriyi harabeye çevirdi, kirletti ve kayıplara karıştı. Ebrehe ağır bir hakarete uğramıştı. Olayın üzerine bir de kilisenin yanması eklenince vali intikam almaya karar verdi, Kâbe'yi yıkmak ve enkazı fillerle Yemen'e taşımak için dört bin fil ve üç yüz bin Habeşli'den oluşan ordusu ile harekete geçti. Mekke çevresine kadar gelen öncüler Mekkelilerin koyun ve develerini alıp konaklama yerleri olan Taif'e kaçırdılar. Ebrehe Mekke emiri olan Abdulmuttalib'in pazarlık tekliflerini de geri çevirdi. Ordu Mekke üzerine yürümeye hazırlanırken gökyüzü Ebabil kuşları ile doldu, gagaları ve ayaklarında taşıdıkları taşlar ile Ebrehe ordusunu taş yağmuruna tuttular. İstilacı ordu bozguna uğradı. Etleri lime lime dökülerek ölüyorlardı. Kalanlar Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette Yemen'e doğru kaçtılar."
"Ebüşşeyh: (kişi) EBÜ’ş-ŞEYH Hadîs âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, adı Abdullah bin Muhammed bin Ca'fer İbni Hibbân'dır. 274 (m. 887) senesinde doğdu. On yaşından itibaren hadîs-i şerîf dinlemeye ve ilim öğrenmeye başladı. Ebü'ş-Şeyh diye tanınan Abdullah bin Muhammed, 369 (m. 973) yılında vefât etti.

Ebü'ş-Şeyh, başta babası olmak üzere, Mahmûd bin Ferec, İbrâhîm bin Sa'dan, Muhammed bin Abdullah, Muhammed bin Esed el-Medînî, Ahmed bin Muhammed, Ebû Bekr İbni Ebî Âsım, İshâk bin İsmâil er-Remlî, Ebû Halîfe el-Cumehî, Ahmed bin Hasen es-Sûfi, Ebû Ya'lâ el-Mevsılî ve birçok âlimden hadîs-i şerîf dinlemiş ve ilim öğrenmiştir."
Ecinni Taifesi: Cin Topluluğu
Efkâr: Tasa, kaygı
Efraim: Teşkilat-ı istihbarat-ı humayûn'un ilk büyük efendisi tefeci çırağı.
Efrasiyab: (kişi) İran edebiyatının ünlü şairi firdevsî'nin şehname adlı eserinde Alp Er Tunga'dan bahsedilirken ona verilen isimdir.şehname'de efrasiyab kahraman,yiğit ve korkusuz bir insan olarak tanıtılır ve rüstem'in efrasiyab'ı nasıl yendiği anlatılır.
Efsun: Büyü
Ehli dubara: Hilenin ve düzenbazlığın ustası
Ehli işret: İçki içme erbabı
"Ehli Keyif: 1. Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, meraklı, tutkun
2. Rahatına düşkün kimse, keyif sahibi"
Ehlikeyf: İçki.
"El Kimya: Simya (alchemy, alchimie) kelimesi Arapça ""el-kimya""(alkheemee) kelimesinden gelir. İlk uygarlıklardan, 17yy'dan itibaren, hatta 19 yy'da modern kimyanın gelişimine kadar varlığını sürdürmüştür.Mezopotamya, Mısır, Hint, Çin,Yunan, Roma, islam ve Avrupa'da simya maddenin tanınması ve anlaşılması çabasında önemli yer tutmuştur.

Simya , kimyanın ilk şekli denilebilecek bilim, büyü, sanat karışımı olarak tanımlanabilir. Simyanın çağunlukla amacı ""Filozof Taşı"" olarak adlandırılan bir ruhani etken varlığına nesnelerin özünü dönüştürmekti. Bu bir anlamda maddeyi altına çevirmek ve ölümsüzlüğü elde etmekti.
Simya nedir?
Günümüzdeki modern kimya biliminin temelleri atılmadan binlerce yıl önceden başlayıp, 17. yüzyıla kadar etkileri devam eden, maddeleri birbirine karıştırıp, değiştirmeye çalışan kişiye simyacı, bu insanların yaptıkları çalışmalara ise simya denir."
Eni konu: İyiden iyiye. İyice.
Enfiye: Kurutulmuş tütünden yapılan ve burna çekilen keyif verici, aksırtıcı toz, burun otu
Enfiye Kutusu: Enfiye taşımak için kullanılan genellikle süslü kutu.
Entrika: Bir işi sağlamak ya da bozmak için girişilen gizli çalışma, oyun, dolap, düzen, dek, desise, hile.
Envai çeşit: Çeşit Çeşit
Ergimek: Sıcaklığı artırılmak yoluyla bir cisim katı durumdan sıvı duruma geçmek, zeveban etmek
Esed: Aslan burcu
Esedi Altınlar: Yabancı altını
Esedî: Osmanlılar tarafından özellikle XVII. yüzyıldan itibaren kullanılan bir para birimi.
"Esrefî: 1. Mısır altını.
2. Yavuz Sultan Selîm'in, Mısır'da bastırdığı paralar üzerinde sâdece Sultan ünvanı olup, bu paralara sultanî veya esrefî adı verilirdi. Böylece Osmanlı altınları da esrefi, şerifi adlarıyla anılmaya başlandı."
Esvap: Giysi
Eşkinci: Savaşa giden eyalet askeri.
Eşraf: Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler
Evliya: Ermiş
Eyyamıbahur: 31 Temmuz ile 7 Ağustos arasında, sıcaklıkların maksimum seviyeye çıktığı, yılın en sıcak günlerinin yaşandığı dönem
Ezgi: Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi, haz, nağme, melodi
Failatun – Failatun – Failun: Divan edebiyatında sık kullanılan aruz kalıplarından birisidir.15li kalıplardandır.
Faka Bastırmak: tuzağa düşürmek
Fasıl: Bölüm, kısım, devre
Fasıla: Aralık, ara, kesinti
Fels: İslâmiyet’in ilk devirlerinden itibaren basılan bakır veya bronz sikke.
"Ferman: 1. Buyruk, emir
2. Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk, yarlık"
Feryad: Bağırıp çağırma
Feryat: Haykırış, çığlık
Fî Tarihinde: Oldukça eski bir zamanda, bir zamanlar
Fiili livata: Fiili livata bir erkeğin başka eşcinsel bir erkeğe yada bir erkeğin bir kadına arkadan(dübüründen) yaklaşmasına Livata denmektedir. Bunu olayın hukuktaki adı Fiili livata'dır.
Filinta: Namlusu kısa, kurşun atan bir çeşit küçük tüfek
Filuri: Eski Ceneviz para birimi
Flemenk: Kuzeybatı Avrupa'da Ren Irmağı deltası çevresindeki "Çukur Ülkeler" (Alçak Ülkeler, Aşağı Ülkeler) de yer alan şimdiki Hollanda ile Belçika'nın kurulmasına kadar varlığını sürdüren çeşitli kontluk ve dukalıklar ve sonra doğan devlete 1830 yıllarına kadar verilmiş olan addır.
Flok: Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken
Forsa: Gemilerde kürek çeken tutsak veya hükümlü kimse
Frenk: Frenk veya Efrenç, Osmanlıda Avrupalılara, özellikle de Fransızlara verilen ad.
Fuzuli: Yersiz, gereksiz
Gadir: 1. Haksızlık etme, zarar verme. 2. Acımasızlık, merhametsizlik, kıygı.
Gadr: Hainlik, vefasızlık, merhametsizlik. Muamelede aldatmak.
Gaflet: Aymazlık
"Galen: Bergamalı Galen (Claude Galen; Yunanca Galenos, Latince Galenus, İslam dünyasındaki adıyla Calinus;d. 129 - ö. 216), tıp doktoru, bilim insanı ve filozof.

Antik Roma'nın en önemli hekimlerindendir. Deneysel fizyolojinin kurucusu ve dünyanın ilk spor hekimi ve kabul edilmiş; Hekimlerin İmparatoru, Şeyhû’s Seyadile (hekimlerin babası) gibi unvanlarla anılmıştır.[2] Galen’in tıbbi görüşleri “Galenizm” olarak adlandırılır ve yüzyıllar boyunca tıpta etkisini sürdürmüştür[3]. Tıbbın yanı sıra farmakoloji alanında da yeni teoriler geliştirmiştir."
Gark olmak: Gömülmek, Batmak
Gayb: Gayb,Gaip veya Gayp, (Arapça: غيب) İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz âlem.
"Gedik: Gedik osmanlıdaki dükkan açma hakkına denir. Bu vasfa sahip olabilmek için çıraklık kalfalık yapıp ustalık belgesini almak gerekir.
Bir işi yapmak, bir şeyden yararlanmak yolunda verilen hak, imtiyaz"
Gedik Sahibi: Çıraklıktan ve kalfalıktan yetişip, ustalık makamına geçmek.
Gıpta: Beğenilen bir kişi veya şeye benzemeyi istemek, imrenmek
Gothik: Gotik, kendine has özelliği olan bir sanat anlayışı ve yazı şekli. Gotik yazılar ilk baskı denemelerinde denenmiş, çoğunlukla Almanlar tarafından kullanılan bir yazı stilidir. Gotik sanatı 12. yüzyılın ikinci yarısında Romanesk sanatının değişmesiyle, Latin sanatına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Gök Kubbe: Gök
Göygoycubaşı: Goygoycu dilencilerin başı. Goygoycular kör olduklarından yedekçi adlı yardımcılarıyla altı kişilik gruplar halinde, birbirlerini omuz başlarından tutarak tek kol nizamında dilenirdi.
Gözleri Yuvalarından Uğramak: Şaşkınlık hali.
Göztaşı: Boya ve tarım ilacı olarak kullanılan mavi bakır sülfatın halk dilindeki adı. 
Güden: Kalınbağırsak
Güderi: 1.Genellikle geyik veya keçi derisinden yapılmış yumuşak ve mat meşin 2.Bu meşinden yapılmış
Gülam: Kölelerden oluşan, hükümdarı korumakla görevli olan askeri birlik. (Osmanlı'da Kapıkulu askerleri)
Gülbank: Hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua veya ant
Gürz: Silah olarak kullanılan ağır topuz
Hacıyatmaz: Yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dibinde bulunan ağırlık nedeniyle dik bir durum alan oyuncak.
"Hadsiz: 1. Sınırsız, ölçüsüz, aşırı, kontrolsüz
2. Hudutsuz, sınırsız, nihayetsiz
3. Kontrolsuz."
"Hafız İbni Hacer: İbn Hâcer el-Askalanî (d. 18 Şubat 1372, Kahire - ö. 2 Şubat 1449), Mısır'lı hadis alimi.
Tam adı 'Ebu'l Fazl Şihabuddin Ahmed bin Ali bin Muhammed el-Askalanî olan alim 18 Şubat 1372 yılında Mısır'ın Kahire şehri yakınlarında doğdu. Küçük yaşlarda anne-babasını kaybetti, eğitimini babasının dostları üstlendi. 9 yaşında hafız oldu ve 12 yaşında babasının bir dostuyla Mekke'ye gitti. Mekke'de hadis derslerinin yanı sıra fıkıh, Arapça ve matematik dersleri aldı. 20 yaşından sonra ise seyahat etmeye başlayarak gittiği şehirlerdeki bilginlerle görüşerek ilmini arttırdı. Ardından yine memleketi Mısır'a döndü ve Mısır sultanının görevlendirmesiyle Diyarbakır'a kadı olarak gitti.
İbn Hâcer, asıl uğraşı olan hadisin yanı sıra, fıkıh ve fıkıh usulü, tefsir, lugat, edebiyat ve tarihle de meşgul olmuştur."
Halep çıbanı: Kaşıntılı bir sivilce gibi başlayıp yangılı yaralar olarak genişleyen ve en az bir yıl süren deri hastalığı; şark çıbanı.
Haleti Ruhiye: İnsanın ruh hâli. Manevi ve iç durumu.
"Halvet: 1. Hamamlarda çok sıcak küçük yer
2. Yabancı bir kadınla yabancı bir erkeğin bir odada, kapalı bir yerde yalnız kalmaları."
Hamel: Koç burcu
Harısinî: Aynaya parlaklık veren ve yedi asal cisimden biri.
Harisini: Aynaya parlaklık veren ve yedi asal cisimden biri.
Hasen: Güzel, hüsün, güzellik
"Hasılat: 1. Ürün
2. Gelir, kazanç"
"Hasım: 1. Düşman, yağı
2. Bir oyun, dava veya yarışta karşı taraf"
Hattat: Çok güzel el yazısı yazan sanatçı
Havacıva: Sığırdiligillerden, Akdeniz bölgesinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen, çok yıllık otsu bir bitki
Hayreti mucip: Hayreti icap ettiren, hayreti gerektiren
Hepyek: Tavlada zarın 1-1 gelme durumu
Hercümerc: Altüst, karmakarışık, darmadağınık, allak bullak
Heybe: Omza geçirilebilen tek gözlü bir çanta türü
"Hınzır: 1. Domuz
2. Genellikle hoşa giden bir davranış veya durum için şaka yollu söylenen bir söz
3. Yaramaz, haylaz
4. Katı yürekli, kötü düşünen, gaddar
5. Kurnaz, içten pazarlıklı olan"
"Hınzıryedi: “Bağdat Acem mülkü olmadan çok önce bu kentte hırsızın biri açılmadık
kilit, girilmedik ev, soyulmadık konak bırak(mayan), gözden sürmeyi, alttan minderi,
parmaktan yüzüğü, kulaktan küpeyi çalıp gününü gün, gecesini sefa eyleyen biridir.
Bu hırsız tam anlamıyla bir kılık değistirme ustasıdır. Sadece
yakalanmamasının değil, onun meslekteki basarısının nedeni de budur. Domuz yedirildiği için Hınzıryedi denilmiştir."
Hırpani: Perişan, derbeder. (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
Hışım: Öfke, kızgınlık
Hıyarcık: Kasık lenf bezlerinin iltihaplanması.
Hiciv: Bir kişi, olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilmesidir.
Hilat: Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi, Kaftan
Hilye-i şerif: Hz. Muhammed’in sıfatlarını anlatan manzum veya nesir halindeki yazılar, kitaplar ve tablolar
Hiyle: Aldatmak, kandırmak maksadıy­la yapılan düzen, oyun, dek, desise, dolap, entrika.
Horkum Taşı (Sayfa 72): ???
Hoyrat: Kaba, kırıcı ve hırpalayıcı
Humbara: Demir veya tunçtan dökülmüş, yuvarlak ve boş olan içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya el ile atılan, yuvarlak bir tür bomba, kumbara
Huruç hareketi: 1. Kale kuşatıldığında kuşatma kuvvetlerine yapılan kontra-atak saldırı.
Husye:  Er bezi, testis.
Husye Burmak: İşkence yöntemi. Testisi döndürmek.
Hut: Balık burcu
Hüllüoğlu Oyunu: Ütmeli aşık oyunlarından Hüllüoğlu oynanış olarak Çizgili Aşık oyununa benzer. Dizilişi daha değişik olan bu oyunda önce düz bir çizgi çizilir. Çizginin tam ortasına aşıklardan biri dik olarak konur. Buna Hüllüoğlu adı verilir. Oyuncular Çizgili Aşık oyununda olduğu gibi kararlaştırdıkları sayı kadar Hüllüoğlu’nun sağına ya da soluna aşıkları dizerler. Belirledikleri kaleye sakalarla atışlarını yaparlar. Kaleye en yakın atan birinci, ondan sonrakiler ikinci üçüncü olur.
Hülyalı: Hayal kuran veya insanı hayal kurmaya sürükleyen
Hüsnü kabul göstermek: İyi karşılamak, güler yüz göstermek
Hüsnühal: İyi hâl.
Hüsnühal Kâğıtları: Bir kimsenin yaşamında kötü bir şey bulunmadığını gösteren resmî kuruluşlarca verilen belge, iyi hâl belgesi.
Irlamak: Türkü, şarkı söylemek, yırlamak
Iska Geçmek: Hedefi tutturamamak.
Istavroz Çıkartmak: Hristiyanların elleriyle haç işareti yapmalarına istavroz çıkartma denir. İstavroz Baba, oğul ve kutsal ruhu temsil etmektedir.
Izdırap: Acı, üzüntü, sıkıntı, keder
İblis: Şeytan
İbn-İ Merdüveyh: İsfehan’da yetişen hadîs, tefsîr ve târih âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Ahmed bin Mûsâ bin Merdüveyh el-İsfehânî olup, künyesi Ebû Bekr’dir. İbn-i Merdüveyh diye tanınır. Hadîs ilminde çok bilgisi vardı. 323 (m. 935)’de doğdu. 410 (m. 1019) senesi Ramazân-ı şerîf ayında vefât etti. İsfehan ve Irak âlimlerinden ders okudu. Ebû Sehl bin Ziyâd, Ahmed bin Abdullah bin Delîl, İshâk bin Muhammed bin Ali el-Kûfî ve başka âlimlerden ilim öğrendi. Kendisinden de, Ebü’l-Kâsım İbni Mende, Ebû Abdullah es-Sekâfî, Ebû Mutı’ el-Mısrî ve başka zâtlar ilim öğrendiler.
İbrik: Su koymaya yarayan kulplu, emzikli kap
"İdrak Etmek: 1. akıl erdirmek, anlamak, kavramak
2. erişmek, ulaşmak
3. algılamak"
İhsan etmek: Bağışta bulunmak, bağışlamak.
"İhtimam: 1. isim Özen
2. Özenli bakım"
"İkircikli: 1. İşkilli
2. Kararsız, mütereddit
3. Kararsız, mütereddit bir biçimde"
İletki: Bir açıyı ölçmeye ve başka bir yerde aynı açıyı çizmeye yarayan, yarım çember biçimindeki araç, açıölçer, mastara, minkale
İncitmebeni:  Kanser.
İnmeli: Bir tarafında inme (hareketsizlik, felç) bulunan, mefluç
İntikal: Bir yerden başka bir yere geçme, geçiş
"İnziva: 1. Toplum hayatından kaçıp tek başına yaşama
2. Dış dünyayla bütün bağlarını keserek Tanrı'yla birleşebilmek için insanın kendi içine kapanması"
İptila: Düşkünlük, tiryakilik
İsilik: Terlemekten veya sıcaktan vücutta meydana gelen küçük pembe kabartılar, ısırgın
İstifrağ: Kusma.
İstihare: Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyuma.
İşret Âlemi: İçki sefası, İçkili Eğlence
İşve: Kadınların ilgi çekmek, gönül çelmek için takındıkları hoş, aldatıcı tavır, kırıtma, naz, cilve, eda
İtalik: Yatık Yazı
İtdirseği: Arpacık
İtikat: 1. İnanma, inan. 2. İnanç
İtimat: Güven, güvenç, emniyet
"İzbe: 1. Basık, loş, nemli, kuytu (yer)
2. Sapa"
İzzetü İkram: Ağırlama
Kadırga: Hem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz'de kullanılmış bir savaş gemisi
"Kadidi Çıkmak: 1. çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna gelmek
2. iskeleti görünmek"
Kadim: Başlangıcı olmayan, eski, ezelî
Kadit: 1. Güneşte veya hafif alevde kurutulmuş et. 2. İskelet. 3. Çok zayıf
Kadrini bilmek: Değer, zâtî kıymet bilmek
"Kâfir: 1. Tanrı'nın varlığını ve birliğini inkâr eden kimse
2. Genellikle Müslüman olmayanlara verilen ad"
Kaftan: Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi, Hilat
Kağıtçıbaşı: Yazı gereçlerinin sağlanması, saklanması ve gerekli yerlere dağıtılması ile yükümlü olan kimse.
"Kâhin: 1. Doğaüstü yollardan gizli, bilinmeyen şeyleri, geleceği bilme iddiasında bulunan kimse
2. Yahudilerin din reisi"
Kakule: Zencefilgillerden, sıcak iklimlerde yetişen güzel kokulu bir bitki. Elettaria ve Amomum cinslerini kapsayan bitkilerin genel adıdır. Batı ve Güney Hindistan, Güneydoğu Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişen, 4-5 m boyunda, büyük yapraklı çok yıllık bir bitki cinsidir.
Kâkül: Alna düşen kısa kesilmiş saç, perçem
Kalafatçı: 1. Gemi ve kayıklarda kalafatlama işini yapan kimse. 2. Kalafat yapan veya satan kimse. 
"Kalfa: 1. Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı
2. Mimar yardımcısı
3. Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların başında bulunan kadın
4. İptidailerde hoca yardımcısı
5. Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren kimse"
Kalyoncu: Osmanlılarda yalnız savaş zamanlarında çalışmak üzere her yıl belli bölgelerden toplanan deniz eri.
Karabina: Tüfeğe veya muskete benzer ancak daha kısa ve daha güçsüz ateşli silah. Birçok karabina tüfek modeli geliştirilmiştir, aynı mühimmatı kullanırlar ancak daha az uzunluktadırlar.
Karakullukçu: Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarında odaları ve odaya gelen konukların ayakkabılarını temizlemek, yemek kaplarını yıkamak ve benzeri işler görmekle yükümlü er.
"Karina: 1. Gemi omurgası
2. Gemi teknesinin su içinde kalan bölümü"
Kaside: On beş beyitten az olmayan, bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı olan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı şiir türü
"Kasideci: 1. Kaside yazan şair
2. Birine yaranmak amacıyla aşırı övgüde bulunan kimse"
Kasidecibaşı: Kaside yazan şairlerin başında bulunan kimse.
Kasnak: Enli çember
"Katmerli: 1. Katmeri olan, kat kat olan
2. Çok fazla olan, aşırı"
Kav: Ağaçların gövdesinde veya dallarında yetişen bir tür mantardan elde edilen ve çabuk tutuşan, süngerimsi madde.
Kavs: Yay burcu
Kaynana Zırıltısı: Bir sap etrafında çevrilen, çevrildikçe takırtılı bir ses çıkaran çocuk oyuncağı.
Kebabe: Kebabe (Piper cubeba), karabibergiller familyasına dahil bir bitki türü. Kebabe, karabiber bitkisinin arkabasıdır ve anavatanı Endonezya ve Çin'dir.
Kefere: Müslüman olmayanlar, kâfirler
Kelepir: Değerinden çok aşağı bir fiyatla alınan veya alınabilecek olan şey, okazyon
Kem: Kötü
Kenef: Tuvalet
"Kerte: 1. İşaret için yapılmış çentik veya iz, kerti
2. Derece, radde"
Kerteriz: Herhangi bir cismin yönü ile esas alınan yön arasındaki açı.
Keşmekeş: Karışıklık.
Kethüda: Zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse, kâhya
"Kezzap: Kezzap (Nitrik Asit), bileşiminde üç oksijen, bir hidrojen ve bir azot bulunan kuvvetli bir asittir. HNO3 formülüyle gösterilir. Konsantrasyonu arttıkça daha tehlikeli olur, gliserin ile reaksiyona sokulduğunda nitro gliserin elde edilir. Dinamit, çeşitli patlayıcılar, plastik ve gübre yapımında kullanılır.

Nitrik asit patlayıcı madde olacak kimyasalları nitrata çevirdiğinden patlayıcı maddelerin çoğunda kullanılır. Dinamit, gliserin-tri-nitrattır. TNT Tri-Nitro-Toluen."
Kıblenüma: Kıble yönünü göstermek için, bulunulan yere göre özel işareti olan pusula.
Kıpti: Eski Mısır halkı
Kıraat: Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okuma
Kıraathane: Kahve, kahvehane
Kırba: Sakaların içinde su taşıdıkları ağzı dar, altı geniş, deriden yapılmış kap, su kabı, matara
Kifayet: Bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlik, liyakat, iktidar.
Kiriş: Okçulukta kiriş, yayın tutturulduğu ve çekildiği sert iptir. Eski Türkçede kirişe "tirkeş" ya da "çile" de denmektedir. Saf ipekten yapılan sert bir sicimden oluşur.
"Kisnis: (Kişniş) 1. Maydanozgillerden, yaprakları maydanozu andıran, 20-60 santimetre yüksekliğinde, tüysüz, bir yıllık ve otsu bir bitki (Coriandrum sativum)
2. Bu bitkinin baharat olarak kullanılan kurutulmuş meyvesi veya tohumu"
Kollukçu: Kollukçu (Kullukçu) Zabıta hizmetlerini yürüten kişilere denir. Semtlerde o bölgenin en büyük zabıta âmirinin emrinde kolluklar, yani bugünkü tabirle karakollar bulunurdu.
Kolomborne: Demir gülle atan bir top türü.
Köçek: Kadın kılığına girmiş erkek dansçı.
Kör İmbik: Kör (gagasız) imbik, katı maddelerin ısıtılınca, ara bir hal olan sıvı hâle geçmeden doğrudan gaz hâle geçmesi (Süblimleşme) için kullanılır. Ürün (süblime), «kör» miğferin kanalında toplanır.
Körük: Ateşi canlandırmak için kullanılan ve açılıp kapandıkça içindeki havayı üfleyen araç.
Köse: Bıyığı, sakalı çıkmayan (erkek)
"Kötek: 1. Baston, sopa
2. Sopayla atılan dayak, patak"
Kubbealtı Vezirleri: Kubbealtı vezirleri, Osmanlı devletinde dîvân-ı hümâyûn üyesidirler. Askerî sınıfa mensup beylerbeyi rütbeli paşalar arasından sadrâzam ve pâdişâh tarafından seçilirler. Sadrâzama bağlı olarak çalışırlar. Sadrâzama ve pâdişâha danışmanlık ederler, verilen özel görevleri yerine getirirlerdi. Dîvân müzakerelerinde ve siyasî herhangi bir işin hallinde de tecrübeli devlet adamları olan kubbealtı vezîrlerinin fikirlerinden istifade edilirdi.
Kubur: Tuvalet deliğinden lağıma inen boru
Kufi: (kûfi) Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
Kûfî: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
Kukuleta: Yağmur, soğuk vb. dış etkilere karşı başa geçirilen, giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık
Kulaç: Metrik sisteme geçilmeden önce özellikle denizcilikte kullanılan bir uzunluk ölçüsü.
Kulampara: Oğlancı
"Kurtubî: Muhammed bin Ahmed el-Kurtubi, (doğum tarihi XI. Yüzyılın sonları ve XII. Yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir.), Eserlerinde Ehl-i Sünnet’i savunan, başta Mu’tezile olmak üzere İmâmiye, Râfiziyye, Kerrâm’îyye gibi fırkaları eleştiren âmelde Malikî, i'tikatta Eş’ari olmakla birlikte, mezhep taassubuna karşı tavır takınan ve taklitçiliği bir metot olarak benimsemediğini dile getiren[3] Endülüslü ve Arap, muhaddis, müfessir, fakih, dilci ve kıraat âlimi.
Kurtubi, Endülüs'ün yetiştirdigi büyük alimlerdendir. Endülüs Emevileri’nin başşehri olan, dönemin ilim yuvası Kurtuba’da dünyaya geldi. Doğum tarihi 12. yüzyılın sonları ve 13. yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir. Kurtuba'da çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Hıristiyan İspanyolların 16 Temmuz 1230 tarihinde gerçekleştirdikleri bir saldırıda öldürüldü. Kurtubi, gençlik yıllarında çömlek yapımında kullanılan toprak taşımacılığı ile uğraşarak ailesinin geçimine yardımcı olmuştur."
Kuvvetle Muhtemel: Büyük olasılıkla
Küfe: Genellikle söğüt veya başka ağaç dallarından örülen, yük taşımaya yarayan, kaba ve dayanıklı sepet
Küfi: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
Külahçı: Külah (Başlık) yapan kimse
Külhan: Hamamları ısıtan, hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak, cehennemlik
Külhani: Külhanbeyi, kabadayı, serseri, hayta
Külliyat: Külliyat, bir yazar ya da şairin tüm eserlerini bir araya toplayan dizi.
Küstah: Saygısız, kaba, terbiyesiz (kimse)
Lap Taşı: Bir çocuk oyununda kuka olarak dikilen şeyi kaleden çıkarmak için kullanılan yassı taş.
"Levye: 1. Bir mekanizmanın kumanda kolu
2. Bir şeyi yerinden oynatmak, kaldırmak, harekete geçirmek, gevşetmek vb. için kullanılan, kaldıraca benzer araç"
Lisan-ı erazil: Rezil, aşağılık kimselerin dili, argo
Lisan-ı hal: Hal dili; meramını durum ve görünümüyle anlatma
Livata: Oğlancılık 
Lonca: Belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan dernek, korporasyon
Maamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen
"Madrabaz: 1. Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse
2. Hile yapan kimse"
Mağrip: kuzeybatı Afrika bölgesi. Tarihte, Müslüman idaresi sırasında İber Yarımadası, Malta ve Sicilya'yı da içerirdi.
Mahcup: Utangaç
"Mahmur: 1. Sarhoşluğun sebep olduğu sersemlik içinde olan
2. Uykudan sonra üzerinde sersemlik, ağırlık bulunan
3. Süzgün, dalgın bakışlı (göz)"
Mahmuz: Çizmenin, potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelik parça.
Mahmuzlamak: Hızlanması için hayvana mahmuzla dürtmek.
Maiyet: Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.
Mangır: Akçenin büyüğü olan para.
Manivela: 1.Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol 2.Kaldıraç.
Mano: Kumar oynatan kişinin kazançtan aldığı pay
Mapamundi: Dünya haritası
"Marazi: 1. sıfat Hastalıkla ilgili, hastalıklı
2. Hastalık derecesinde olan"
Martaloz: 1.Eskiden saraylarda çalışan garsonlara verilen ad. 2.Çift cinsiyetli
Maşa: Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç
Maşrapa: Metal, toprak, plastik vb.nden yapılmış, ağzı açık, kulplu, bardağa benzeyen, küçük kap
Maval: Yalan, uydurma söz
Mayna: Yelken indirme, fora karşıtı.
Mazbata: Tutanak.
Mazgal: Yağmur sularını kanalizasyon şebekesine çekmek için kullanılan üzeri parmaklıklı demirle kapatılmış delik.
Mebun: Erkekleri baştan çıkarıp, paralarını alan erkeklere verilen ad. ibne (Eşcinsel)
"Meddah: 1. Taklitler yaparak, hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı
2. Öven, aşırı övgüde bulunan kimse"
Medet Ummak: Yardım beklemek.
Mehdi: "hidayete erdirilen ya da hidayete vesile olan" anlamlarına gelmektedir. "Kendisine rehberlik edilen", Allah tarafından yol gösterilen, hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan kişi manasındadır. Ahir zamanda geleceğine ve İslam'ın dünya hakimiyetini gerçekleştireceğine inanılır.
Mekruh: İslam dininde, dinî bakımdan yasaklanmadığı hâlde yapılmaması istenen
"Melun: 1. Tanrı tarafından lanetlenmiş olan, lanetli
2. Lanetlenmiş kimse
3. Nefretle karşılanan, kötü"
"Mengene: 1. Onarma, işleme, düzeltme vb. işlemlerin uygulanacağı nesneyi sıkıştırıp istenildiği gibi tutturmaya yarayan bir tür alet
2. Pres"
Meşum: Uğursuz
Metris: Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper.
Metruk: Bırakılmış, terk edilmiş
Mevzi: Bir askerî birliğin yeri veya bu birlik tarafından ele geçirilen bölge.
Meyus: Kederli; üzgün
Meyyit Kapısı: Ölü Kapısı
Mezat: Açık artırma ile satış
Mezatçı: Arttırma ile satışı yönlendiren kimse
Mıknatısiyet: Mıknatıslık
Mihel Çıkmazı: Mihel, Ahırkapı’da hekimlik yapan biridir.
Minelaşk: “Aşktan” demektir. (Ah Minelaşk: Hat sanatında kahreden aşk anlamına gelen ağlayan iki göz ve bir eliften oluşan çizim.)
Minelgaraib: “Gariplikten” demektir.
Mizaç: Huy, yaradılış, tabiat, karakter
Mizan: Terazi burcu
Muallim: Öğretmen
Muhakeme: Yargılama, akıl süzgecinden geçirmek, düşünmek
Muhasara: 1. Kuşatma 2. Çevirme
Muhkem: Sağlam, sağlamlaştırılmış
Muhteva: İçerik
Mukadderat: Yazgı
Mumcu: Yeniçeri Ocağında çavuşlardan sonra gelen, yeniçeri ağasına bağlı on iki subaydan her biri.
Mumhane: Mum üretim yeri
Muntazaman: Düzenli olarak
Murassa: Değerli taşlarla bezenmiş, cevahirle süslenmiş 
Murdar: 1.Kirli, pis 2.Cinsel birleşmeden sonra yıkanmamış (kimse) 3.Dinî kurallara uygun olarak kesilmemiş olan (hayvan)
Musallat: Bir kimse veya şeyin üzerine bıktıracak kadar düşen (kimse)
Mutemet: 1.Dairelerde, iş yerlerinde bazı para işlerine bakan görevli. 2. Kendisine inanılıp güvenilen kimse.
Mutrip: Çingene
Müdavim: Bir işi sürekli yapan, bir yere sürekli giden (kimse), gedikli
Mükellef: Eksiksiz, özenli bir biçimde yapılmış
Müneccim: İnsanları ve olayları etkilediği inancına dayanan ilim dalıyla uğraşan kimse; astroloji ve yıldız falcılığını meslek edinen kişi.
"Müptela: 1. Bağımlı
2. Tutulmuş
3. Âşık, vurgun"
Mürdesenk: Doğal kurşun oksit 
Müreşebbis: Girişimci
Mürmür Kuşu: ???
Mürmürbağa Eti: ???
Müşteri: Jupiter
"Mütalaa: 1. Etüt
2. Herhangi bir konu üzerinde ayrıntılı düşünme ile oluşan görüş ve yorum"
"Mütevazı: 1. Alçak gönüllü
2. Gösterişsiz, iddiasız"
"Nağme: 1. Güzel, uyumlu ses, ezgi, melodi
2. Ezgi
3. Birinin yalandan ve nazlanarak söylediği söz"
"Nakkaş: 1. Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta, bezekçi
2. Nakışçı"
Nakşetmek: Kalıcı ve etkili olmasını sağlamak, işlemek.
Nazar: Belli kimselerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, göz
Nazari meseleleri çözmek: Ilmi kaide ve fikri gayrete dayanan, teorik çözüm.
Nekkarezen: Nakkare çalan kimse
Nemçe: Osmanlı devrinde, Avusturya'ya ve halkına verilen ad.
Nemrut Suratlı: 1. Yüzü gülmeyen. 2. Acımaz, can yakıcı
Nevale: Gereken yiyecek ve içecek şeyler, Azık
Neyzen: Ney çalan kimse
"Nüfuz Etmek: 1. bir şeyin içine işlemek, geçmek
2. inceliğine varmak, anlamak
3. etkili olmak"
Nükte: İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri
Odabaşı:  1.Hanlarda çalışan uşakların başı 2.Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay 
Okka: 1,282 kilogram veya 400 dirhemlik ağırlık ölçüsü birimi, kıyye 
Ordu-Yu Hümayûn: Osmanlı İmparatorluğu'nun ordusudur.
Otlakiye: Osmanlı döneminde, devlet malı otlaklarda yayılan hayvanlardan alınan vergi.
Öküz zar: Cıvalı zar
Ömrü Billah: Hiçbir zaman veya şimdiye kadar.
Öterbülbül: Alemsattı’nın yardımcısı inmeli biridir.
Palanka: 1. Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar
Paluze: Zerdeçal kullanılarak hazırlanan, jöle kıvamında bir tatlı
Paluze tenli gülam: Buruşuk tenli asker.
Parsa toplamak: Gösteriden sonra, bir kutu, tepsi vb. gezdirerek izleyicilerden para istemek.
Payanda: Bir duvarı tutmak, yıkılmasını önlemek için yanlamasına dayatılan destek.
"Paye: 1. isim Rütbe
2. Derece, aşama"
Paytak: Çarpık, eğri bacaklı
Pazubent: 1. Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak, kolçak. 2. Kol muskası.
Penciyek: Tavlada zarın 5-1 gelme durumu
Pencüse: Tavlada zarın 5-3 gelme durumu
Pes Perde: Alçak ve kalın ses
"Peştemal: 1. İş yaparken bele bağlanan uzun, geniş dokuma
2. Hamamda örtünmek ve kurulanmak için kullanılan ince dokuma
3. Başa örtülen dokuma"
"Pışpışlamak: 1. Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak
2. Teselli etmek, avutmak"
"Pîr: 1. Pir, (Farsça: pir, ""ihtiyar, yaşlı, koca""), tarikat kurucusu mutasavvıf (Mutasavvıf: Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Tanrı'ya adamış kimse, İslam gizemcisi, sufi).
2. Yaşlı, koca, ihtiyar kimse"
Pirpak olmak: Tertemiz bir duruma gelmek.
Pistol: Tabanca şarjörü
Piştov: Osmanlı ordusunda bir süre kullanılan, paçavrayla sıkıştırılmış barutu horozunda bulunan çakmak taşı ile ateşleyip kurşun bilyeyi atan, kısa namlulu, tek atış yapılabilen bir tür tabanca
"Pota: 1. Toprak veya mâdenden yapılmış, kimyacı, eczâcı, mâdenci veya kuyumcu âletlerindendir.
2. Altın, gümüş ve benzeri mâdenlerin eritilimesine mahsustur.
3. İçinde madenlerin eritildiği ve şekillendirildiği kap.
4. Bir çeşit tas."
Pundura Getirmek: Fırsat kollamak.
Rahle: Üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen alçak, küçük masa
Raptedilmek: Tutturulmak, bağlanmak
Rendekâr: Fransız matematikçi ve filozof René Descartes. (RENe DEsCARtes)
Rivayet: 1.Söylenti 2. Bir olay, bir haber veya sözü nakletme
Rubu tahtası: Çeyrek daire şeklinde, yıldızların ufuksal açıklık ve yükseklik olarak koordinatlarını saptamaya yarayan astronomi aleti
Sabık: Geçen, önceki, eski
Sadak: Ok ile yay koymaya yarayan torba. Daha çok omuzdan bir bağla sırta asılır (sırt sadağı) ya da belde kemere takılı (bel sadağı) olarak taşınır.
Sağrı: Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm
Sahaf: Genellikle kullanılmış ve eski kitap alıp satan kitapçı
Sahtekâr: Sahte işler yapan, düzmeci, sahteci
Saka: Evlere, mezarlara su taşımayı iş edinmiş olan kimse
Sakilik: İçki dağıtan, içki toplantılarında sohbet eden kimse.
Saksoncubaşı: Saksonlar, Osmanlı padişahlarının av maiyetinde bulunan ve av köpeği yetiştirmekle görevli bulunan yeniçeri koludur. Başlarında saksoncubaşı bulunur.
Sanduka: Mezarın üzerine yerleştirilmiş, tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık
Sanı: Sanma durumu veya sonucu, zan, zehap
"Sarraf: 1. Kuyumcu
2. Mesleği, değerli kâğıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek, tahvil alışverişi yapmak olan kimse"
Savsaklamak: Belirli bir sebebi olmaksızın bir işi isteyerek geri bırakmak, geciktirmek, umursamamak, ertelemek, sallamak, ihmal etmek
Sebare: ???
Sebaye Dü: Tavlada zarın 3-2 gelme durumu
Sebayüdü: Tavlada zarın 3-2 gelme durumu
Sedir: Arkalıksız, üstü minderli ve yastıklı olabilen, oturmaya veya yatmaya yarayan ev eşyası, divan
Sefaret: Elçilik
Seğirtmek: Sıçrayarak yakın bir yere doğru koşmak.
"Selamet: 1. Esen olma durumu, esenlik
2. Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu
3. Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması"
Seratan: Yengeç
Serbaz: Yürekli, yiğit, korkusuz (kimse)
Serdengeçti: Fedai
Seretân: Yengeç burcu
Serpuş: Başa giyilen başı örten külâh, takke, sarık.
Sersem Sepelek: Sersem bir biçimde, sersemliği geçmeden
Sevr: Boğa burcu
Seyis: At bakıcısı
Seyyare: Gezegen.
Sırım: Bazı işlerde sicim yerine kullanılan, ince ve uzun, esnek deri parçası
"Sırnaşık: 1. Can sıktığına, rahatsız ettiğine aldırmadan bir kimseden sürekli, yalvarırcasına istekte bulunan ve bu isteğinde direnen (kimse)
2. Rahatsız eden, sıkıntı veren
3. Yapmacık"
Sırrolmak: Bir şey veya kimse akılalmaz bir biçimde ortadan yok olmak
Sicim: Keten, kenevir vb. bitkilerin liflerinden yapılan ince ip, kınnap
Siğil: Deride, özellikle ellerde oluşan zararsız, pürtüklü küçük ur
"Silah Horozu: Silahın patlamasını sağlayan parça

Tetik çekilirken önce horoz kalkar sonra tetik bir sınır noktasına dayanır. Bu noktadan sonra tetik çekilmeye devam edilir ise horoz düşer ve silah ateş eder. Bu Kullanım şeklinde horoz kalkarken toplu döner ve ateşe hazır bir fişek yatağı namlu ağzına gelir. Her tetik çekildiğinde, mermi ister ateş alsın, ister almasın, yuva dönerek diğer mermi namlunun ağız hizasına gelir ve horozun iğnesi bu merminin kapsülüne vurarak mermiyi ateşler."
Sille: Elin iç yüzüyle vurulan tokat.
"Simsar: Komisyoncu
Bir iş karşılığında yüzde alan kimse"
Simurg: Simurg veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur. Türk mitolojisinde karşılığı Tuğrul kuşu'dur.
Sipahi: Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker
Sofa: Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer, hol
Sofu: sıfat Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan (kimse)
Sorguç: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.
Sökün etmek: Birdenbire görünüp arkası kesilmeden gelmek
Subaşı: 1. Şehirlerin güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı. 2. Acemi ocaklarında küçük aşamalı subay. 3. Osmanlılarda kapıkulu süvarileri arasından, savaş zamanı güvenlik işlerine bakmak, barış zamanı da vergi toplamak işleri için ayrılan kimse.
"Supap: Bir yay yardımıyla gergin tutulan ve yatağın düzlemine dik olarak yaptığı gidip gelme hareketiyle bir akışkanın geçişini ayarlamaya yarayan kapak, sibop.
(TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)"
Sûr: Sûr, İslam inancına göre, İsrâfil meleğin üfleyerek kıyamet gününün geldiğini haber vereceği araçtır.
Suvaç: İsveç
Sübyan: Çocuk
Sülüs: Arap alfabesiyle yazılan bir tür süslü yazı veya Hicrî IV. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan, nesihe benzer, kalınca bir yazı türüne verilen ad olarak tanımlanır.
Sülyen: Kurşun asıllı, parlak kırmızı renkli toz halinde bir boyarmadde
Sümbüle: Başa burcu
Sümün: XVII. yüzyıl ortalarında bir süre Osmanlı ülkelerinde kullanılan ve kuruşun sekizde biri (beş para) değerinde bir yabancı para.
Sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
Şahadetname: Bir işin yapılmasına müsaade veren resmî izin kâğıdı. Vesika. Diploma.
Şahî: İran kaynaklı bu para birimi, Osmanlı İmparatorluğu 'nun Azerbaycan ve güneyindeki topraklarında tedavül edildi. Akçe karşılığı daha değerli ve itibarı daha yüksek olduğundan süratle yaygınlaştı. İran'a komşu Bağdad, Basra, Halep, Amid ve Van darphanelerinde de basımına izin verildi. 1513'te gümüş sikke olarak bir miskal 4,608 gr ağırlığında yaklaşık 6.5 akçe değerindeydi. II. Selim Amid darphanesinde şahinin yerine selimî adıyla bir sikke kesilmesini emretti ise de şahinin de basımı sürdü. 1583'de doğu darphanelerinde basılan ayarsız ve bozuk vezinli şahiler toplattırıldı. 1588/89'da İstanbul'da 1 şahi'nin değeri 8 akçe olarak belirlendi.
Şahidarbezen (Şahi Topu): Osmanlı zamanında kullanılan uzunluğu yedi karış her biri 56.5 kğ. ağırlığında ikisi bir ata yüklenebilir top. Bunlar büyüklük sırasına göre Şahi Darbzen, Miyane Darbzen ve Darbzen olmak üzere 3 ayrılır. İstanbulun fethinde de kullanılmıştır.
Şap: Şaplar çift tuz grubuna giren bileşiklerdir. Şaplar, suda kolayca çözünürler ve tatlımsı bir tada sahiptirler.
Şarkiyat: Doğu bilimi, oryantalizm
Şarkiyatçılık: Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak ad.
Şayia: Yayılmış haber, yaygın söylenti, duyultu
Şehla: Kusurlu sayılmayacak kadar hafif şaşı (göz)
Şer: Kötülük, fenalık
Şeşiyek: Tavlada zarın 6-1 gelme durumu
Şilte: Üstünde oturulan, yatılan, içi yünle, pamukla doldurulmuş döşek
Şirpençe: Deri altı hücre dokusunun ve yağ bezlerinin iltihaplanmasından oluşan, genişlediğinde çok tehlikeli olabilen, stafilokokların sebep olduğu bir kan çıbanı, kızılyara, aslanpençesi
"Şive: 1. Söyleyiş özelliği
2. Tarz, tavır, üslup
3. Naz, eda
Şive için örnek; Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ."
Şive Taklidi Yapmak: İnsanın kendi normal ses tonuyla konuşmak yerine, ait olmadığı bir yörenin şivesini taklit ederek konuşması.
"Taberani: İmam Taberânî’nin tam ismi, Süleyman bin Ahmed bin Eyyûb eş-Şâmi el-Lahmî'dir. Künyesi ise Ebu'l-Kâsım'dır. Ba'ka'da doğ­muştur. Taberiyye'ye nispet edilerek Taberânî denilmiştir.
Hicrî 260 (M. 873) yılında doğmuş, 273 yılında hadis dinle­meye başlamış, otuz sene ilim tahsilinde bulunmuş, o devrin ağır şartlarında Kudüs, Kayseriyye, Humus, Medâin, Şam, Mısır, Arabistan, Yemen, Irak, Bağdad, Küfe, Basra, İran ve İsbahan'a seyahat yapmıştır.
Taberânî, bin veya daha fazla hadis âliminden (şeyh) hadis dinlemiş ve rivayet etmiştir. Taberânî, hadis hafızlarının büyüklerindendir. Hadiste hüc­cet, yani 300 000'den fazla hadisi senetleriyle birlikte ezbere bilen unvanına sahiptir."
Tahayyül Etmek: hayal etmek
Tahnit: Bozulmaması için ölüyü ilaçlama.
Takım Taklavat: Araç gereçlerin bütünü
Takke: İnce kumaştan dikilmiş veya ipten örülmüş, çoğunlukla yarım küre biçiminde başlık
"Talan: 1. Yağma
2. Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması"
Tamburi: Tambur çalan kimse
"Tapmak: Tapınak, İçinde ibadet edilen, tapınılan yapı, mabet, ibadethane, ibadetgâh
(TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)"
Tarraka: Gümbürtü
Tarumar: Dağınık, karışık, perişan
Tasnif Etmek: Bölümlemek, sınıflamak.
Taşıllaşmak: Fosilleşmek
Tatar oku: Kavisli ve Nişangahlı ok.
Tebaa: Uyruk
Tebelleş olmak: İstenmediği hâlde, birinden veya bir yerden ayrılmayan, gitmeyen, musallat olan
Tebliğ: 1. Bildirme 2. Haber verme
Telakki Etmek: Saymak, öyle kabul etmek, öyle anlamak.
"Telkin: 1. Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama
2. Bilinç dışı bir sürecin aracılığıyla, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi"
Tellak: Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek
Tembih Etmek: Bir şeyin belli biçimde ve yolla yapılmasını istemek, söylemek, uyarmak
Temriye: Deride yer yer küme durumundaki birtakım kabartılarla kendini gösteren hastalık.
"Tenezzül Etmek: 1. Alçak gönüllülük göstermek
2. Kendi durumuna, düzeyine aykırı düşen bir şeyi veya işi kabul etmek
3. Herhangi bir şeyi yapmaya istekli olmamak"
Terennüm:  1.Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme. 2. Kuş şakıma, ötme. 3.Anlatma, ifade etme.
Teres: 1.Aşağılık anlamına sövgü sözü 2. Pezevenk, Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse, dümbük, godoş, muhabbet tellalı, kavat, astik, dasnik
Teşrih: 1.Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma, açımlama. 2.Anatomi
Tevekkeli: Boşuna, boş yere, sebepsiz olarak
Tezkire: Divan şairlerinin hayatlarını ve şiirlerini genellikle öznel bir bakış açısıyla değerlendiren eser
Tıyniyet: (Tıynet) Yaradılış, huy, maya
Tirid: Basitçe Tirit, et suyuna kızartılmış veya bayat ekmek konularak yapılan yemeğe verilen isimdir. Kaz, ördek, tavuk, inek, koyun eti ile yapılan çeşitleri görülmektedir
Tizap: Altın ve gümüşün işlenmesi sırasında kullanılan tizap adlı kimyevi madde. Tizadçı esnafı (ki kezzapçı denilirdi.) Tizap denilen mai ile bakırda, kurşunda bulunan gümüş, gümüşteki altını eritip ticaret eden esnaf.
Tolgalarının burunlukları: Miğferin arkasında ve yanlarında enseyi ve kulakları koruyan, zincir halkalardan oluşan enselik. Bu enseliğe Tolga da denir.
Top Kundağı: Nişan almaya yarayan yuvarlak parça
"Tramola: 1. (Tremolo) Bir enstrümanda tek bir tonun hızlı tekrarlarla çalınmasına verilen isim.
2. Bir çeşit darbuka solosu"
Tulumba: Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkarmaya yarayan araç.
Tüfekçi: Sekbanların önemleri azalınca yerine geçen yeni bir piyade sınıfı. Sekbanlar, Pâdişahla berâber ava giderler, av köpekleri yetiştirirler, sekban fırınında çalışırlardı. Savaş zamanında, diğer yeniçerilerle birlikte çarpışmaya giderlerdi.
Udi: Ut çalan çalgıcı, utçu
"Ulah: 1. Romanya'nın yerli halkına ve bu halkın soyundan olan kimselere Osmanlı Türklerinin verdiği ad
2. Vlahlar veya Ulahlar, Makedonya'da ve Romanya'da yaşayan bir etnik grup."
Ulak: Haberci
Ulema: 1. Bilginler 2.Sarıklı din bilginleri
Ulufe: Osmanlılarda kapıkulu askerlerine, saray ve devlet kuruluşlarındaki bazı görevlilere üç ayda bir verilen ücret.
Upir: Vampir kelimesinin kökeni olduğu düşünülen, aynı anlama gelen kelime
Urgan: Keten, kenevir, pamuk, jüt gibi türlü dokuma maddelerinden yapılan ince halat
Usturup: 1. Dürüst davranış. 2. Ustalıklı.
Usturlap: Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç
Utarid: Merkür
Utarid: (kişi) Dilencilerden biri. Bünyamin onun çırağı olmustur.
Uzam: Bir nesnenin uzayda kapladığı yer, vüsat
Üstünkörü: İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, şöyle bir, baştan savma, eğreti, üstten. (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
Vakanuvis: Vak'a-Nüvis, Osmanlı İmparatorluğu zamanında saltanatın tarihî olaylarını kaydetmekle görevlendirdiği kişilere verilen isimdir.
Vakanüvis: Osmanlı Devleti'nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi
Vecd: 1. (Arapça) Sevgi yada heyecandan doğan coşkunluk, kendinden geçme, esriklik, esrime. Vecd içinde olmak. (kelime ile ilgili cümle) 2. (tasavvuf) Allah (c.c.) sevgisinin doğurduğu derin sevinç ve coşkunluk.
Vekilharç: 1. isim Zengin kimselerin parasını yöneten ve gerekli harcamaları yapan kimse, Kesedar.
Veledizina: Zina mahsülü çocuk. (O.Ç.)
Velvele: Gereksiz telaş, gürültü ve heyecan
Venedik Dukası: Altın/Gümüş para
Venedik Sekineleri: ???
Virtus Vacui: güç vakum
Vuku bulmak: Olma, meydana gelme.
Yâd Etmek: Anmak, hatırlamak
"Yalım: 1. Alev
2. Kılıç, bıçak gibi kesici araçların keskin yüzü"
"Yamak: 1. isim Bir işte yardımcı olarak çalışan erkek
2. tarih Yeniçeri Ocağında topçu ve humbaracı gibi askerî kuruluşlarda aday olarak bulunan kimse
3. Birinin etkisinde kalarak onun sözünden çıkmayan kimse"
"Yâren: 1. Arkadaş, yakın dost
2. Dostların oluşturduğu topluluk"
Yatağan: Namlusu kavisli, iki yanı da kesici, bir tür uzun savaş bıçağı 
Yavuz Dil: Nazar değmesine sebep olacak kötü söz.
"Yazıhane: 1. Yazı ve danışma işlerinin yürütüldüğü iş yeri, büro
2. Yazı masası"
Yecüc ve Mecüc: Kıyamete yakın, ortaya çıkıp insan ırkını ortadan kaldırmaya çalışacak ve büyük zararlar verecek olduğu söylenen yaratık cinsi.
Yedmek: 1.Çekerek peşinden götürmek, yedeğinde götürmek. 2.Yanında, beraberinde götürmek
Yegâne: Biricik, tek
Yekün: Toplam
Yeltenmek: Yapamayacağı bir işe g