• Film önerisi isteyenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum..

    1- Yağmur Adam (Otizm)
    2- Benim Adım Sam (Zeka geriliği olan bir baba ve kızı)
    3- Sol ayağım (Fiziksel engeli olan bir adam)
    4- Guguk Kuşu (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    5- Aklım Karıştı (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    6- Akıl Oyunları (Şizofreni)
    7- Wilber Ölmek istiyor (İntihar ve Depresyon)
    8- İçimdeki Deniz (Ötenazi isteyen bir adam)
    9- Kimlik (Çoklu kişilik bozukluğu)
    10- Şanslı
    11- Atlı Karınca
    12- Zenne
    13- Siyah Kuğu (Mükemmliyetçilik psikolojik gerilim)
    14- Gözlerimi de Al (Karı koca ilişkisi)
    15- Karanlıktakiler (Sosyofobi- cinsel taciz)
    16- Otomatik Portakal (Vicdan deneyi- vicdan var mıdır? var edilebilir mi?)
    17- Sineklerin tanrısı (İnsanların medeniyetten uzaklaştıklarında “id” lerinin nasıl devreye giridğini anlatıyor)
    18- Babam Büfe (Fakir bir aile yapısı)
    19- Benny’nin Videosu (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    20- Funny Games (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    21- Hayat güzeldir (Nazi Almanyası, baba oğul ilişkisi)
    22-İnsomnia (Polisiye , gerilim uyuyamayan bir polisin maceraları)
    23- Akıl defteri (Hafıza Kaybı)
    24- Tehlikeli ilişki (Freud- jung)
    25- Dövüş kulübü (Saldırganlık)
    26- Ceket (Psikolojik gerilim)
    27- Truman şov (Kurgu bir yaşamda insan psikolojisi)
    28- Makinist (Uykusuzluk problemi- insomnia)
    29- Gizli pencere (Paranoya)
    30- Nietzsche Ağladığında
    31- Sen ne dilersen (İki kız kardeşin ilişkisi
    32- Dönüş (Aile içi ilişkiler)
    33- Yirmi Üç (Takıntılı kişilik)
    34- Sil Baştan (İki farklı kişiliğin beraberliği- bilinçte yolculuk)
    35- Piyano öğretmeni (Aşırı tutucu bir kişilik ve beraberinde getirdiği cinsel sapkınlığı anlatan bir film)
    36- Takva
    37- Büyük balık (Baba- oğul ilişkisi)
    38-Abim evin tek çocuğu (Aile ilişkileri- özellikle kardeş ilişkisi üzerinde durulmuş)
    39- Beyza’nın kadınları (Çoklu kişilik bozukluğu)
    40- Max ve Mary (Asperger sendromu)
    41- Babam ve Oğlum
    42- Benim Adım Khan / Konusu: Rizwan Khan Otizm türü rahatsızlığı olan sperger sendromu hastasıdır..
    43-Beşir'le Vals
    44- İnception
    45- 3 İdiot
    46- Her Çocuk Özeldir
    47- 28 Gün (Bağımlılık ve Alkol)
    48-Yukarıya Bak (Animasyon)
    49- Sybil
    50- Oğul Odası
    51) Ekim Düşü
    52) Muhteşem Üçlü
    53) Gökten İnen Melek
    54) Son Armağan
    55) Kırmızı Köpek
    56) Tavuklar Firarda
    57) Neşeli Günler
    58) Yumurcak (Yabancı Film)
    59) Altına Hücum
    60) Düşler Ülkesi
    61- Gen
    62- Ölü Ozanlar Derneği
    63- The Game
    64- Black (Kör bir kız çocuğunun hayatı)
    65- Billy Elliot
    66- Forrest Gump
    67- Atlıkarınca
    68- Tavşan Deliği
    69- Herkes Mi Aldatır?
    70- Mozart ve Balina
    71- Good Will Hunting (Can Dostum)
    72- American Psycho
    73- Rüzgar gibi geçti
    74- İn Treatment (Dizi Film, her bölüm bir danışma seansıdır)
    75- Lie To Me (Beden Dilini Anlatmaktadır)
    76- Sherlock Holmes (Psikolojik analizler ve vaka çözümlemeleri)
    77- Umudunu Kaybetme
    78- Zindan Adası
    79- Zoraki Kral
    80- Öğretmenim Mori
    81- Özgürlük Yazarları (Varoş bir okulda bir idealist öğretmenin verdiği mücadele)
    82) The Mentalist (Dizi)
    83- Uçurtmayı Vurmasınlar
    84- Kelebek Etkisi
    85-Çıldırış
    86- Ghajini
    87- Kuzuların Sessizliği
    88- Kır Zincirlerini
    89- Aile Babası
    90- Başkalarının Hayatları
    91) K Pax (Uzaydan geldiğini söyleyen bir adamın ilginç anlatıları)
    92) Shine (Pırıltı) (Sıradışı kabiliyetli bir çocuğun müzikteki başarısı ve ailesini bir arada tutma çabası anlatılmaktadır)
    93) Tabutta Rövaşata (Evsiz barksız bir adamın (hüzünlü) hikâyesini konu edinir)
    94) Anayurt Oteli (Otel müdürünün birbirine benzeyen olaylar içinde, iç dünyasındaki fırtınaları dizginlemeye çalışmasını anlatır)
    95) Kader ve Masumiyet (Hayat kadınına saplantılı bir adam olan Bekir (Haluk Bilginer), hapisten yeni çıkmış amaçsız biri olan Yusuf (Güven Kıraç) ve annesinin hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğan Çilem (Melis Tuna) etrafında gelişen sıradan olayları ele alır)
    96) Six Feet Under (Dizi) (Geçimlerini başkalarının ölümlerinden kazanan bir ailenin hikâyesi)
    97) Fil (Elephant) (Okulda şiddeti konu alıyor
    98) Prestij (Önceleri birlikte çalışan iki sihirbazın daha sonra rekabete ve hatta düşmanlığa dönüşen öyküsü anlatılmaktadır
    99) Korkuyorum Anne (İnsan nedir ki? Film bunu merak ediyor)
    100) Mama-Anne-(2013): Anne babalarının öldürülmesinden sonra ormanda kaybolan iki kız kardeşin hikayesi. Kızlar yıllar sonra kurtarılır ancak yeni hayata adapte olabilecekler mi ?
    101) Life Of Pi -Pi'nin Hayatı- (2012): Okyanusun ortasında bir salda mahsur kalan Pi'nin hayatta kalma savaşı. Pi keskin zekası ile bu savaşı kazanacak mı acaba ? Dev kaplan ile birlikte yaşamayı öğrenip adaya varacak mı ?
    102) Lorenzo'nun Yağı(1992): 7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    103) Fil Adam-The Elephant Man (1980): Genetik şekil bozukluğu. John Merrick'in hayatının anlatıldığı filmde John Merrick' in görünüşünden dolayı gördüğü kötü muamele ve biz insanların yapabileceği kötülüğün sınırının olmadığını gözler önüne seren bir baş yapıt.
    104) Yazı- Tura (2004): Doğu Anadolu bölgesinde askerlik yapan iki gencin hayatları boyunca atlatamadıkları travmalarını ele alıyor film.
    105) Cennetin Rengi (1999): Dramatik bir İran filmi. Görme engelli Muhammed'in çevresini sadece dokunarak ve duyarak anlamaya çalıştığı masalsı hikayesi. Baba evlilik planlarını bozacağından korktuğu Muhammed'ten kurtulabilecek mi ?
    106) Cennetin Çocukları (1997): Yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra'nın aynı ayakkabıyı paylaşmasının öyküsü.
    107) Mozart ve Balina(2005): Otizmin bir türü olan Asperger sendromlu olan iki gencin aşk hikayesi. Donalt ve Isabella toplumun baskısını, asperger sendromunun getirdiklerini yenip ortak bir hayat kurabilecekler mi ?
    108) 21 Gram(2003): Bir kaza sonucu yolları kesişen 3 kişinin yaşadıklarını ele alan filmde ayrıca "şans" denen şeyin geçmiş, şimdi ve gelecek zamanda hayatları nasıl etkilediği ele alınmıştır.
    109) Şifre Merkür(1998): 9 yaşında otistik bir çocuğun Amerikan hükümeti güvenlik birimi tarafından yapılan hiç kimsenin çözemeyeceği bir şifre olan "merkür"ü kırması ve başından geçenler anlatılmaktadır.
    110) Maraton-Marathon(2004): otistik Cho-won' un yılmamak ve yorulmamak prensibi ile devam ettirdiği hayatını ele alıyor film.
    111) Kelebekler Hürdür- Butterflies Are Free(1972): Don, ailesinde, toplumdan uzak hayatını devam ettirmeye çalışan bir genç. Yaşadığı yerde hippi bir kız olan Jill ile tanışır aşık olurlar. Jill Don'a yaşama sevinci aşılayabilecek mi ?
    112) Kelebeğin Rüyası(2013): Veremli iki şairin 2. dünya savaşı döneminde halka şiiri sevdirme çabası ve kendi geleceklerini kurabilme adına gösterdikleri çabayı ele alıyor film.
    113) Ben X(2007): Ben otistik bir gençtir. Çevresiyle uyum sorunları yaşamaktadır. Ben, internet ortamında oynanan bir oyunda gerçek hayatında olduğunun tam tersi bir hayat kuracaktır kendisine.
    114) Koro(2005): Müzik öğretmeni Clement yatılı bir okula müdür olarak atanır. Kendisinden bu yatılı okuldaki çocukları rehabilite etmesi beklenilir ancak çocukların umursamazlıkları ve baskıcı eğitim sistemi başlarda onu hayal kırıklığına uğratır ancak Clement müziğin gücünü kullanacaktır.
    115) Ron Clark'ın Hikâyesi-The Ron Clark Story(2006): Gerçek bir hikayeden alınan filmde öğretmen Ron Clark'ın öğrencilerinin hayatını nasıl etkilediğini izleyiciye sunan biyografi filmi.
    116) İnception-Başlangıç(2010) : Rüya içinde rüya. Bilim kurgu ve aksiyon dolu bir film. Filmin başrol oyuncusu Leonardo Dicaprio için zihnin bilinçaltı derinliklerinde saklı değerli bilgileri çalmak için rüya görme anı kadar daha değerli bir an olamaz.
    117) Erkek Severse (1994): Alkolizmin pençesinde bir aile ve bu ailenin bu büyük soruna rağmen sevgi ve aşk ile birbirlerine destek olma çabaları
    118) Saklambaç(2005): Annesi intihar ettikten sonra Emily depresyona girer psikiyatrist olan babası kızına yardımcı olmaya çalışır ancak kendisi de çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Yeni taşındıkları evde Emily hayali bir arkadaş edinmiştir.
    119) Benden Bu Kadar(1997): Udall "obsesif kompülsif" başarılı bir yazardır.
    120) Kevin Hakkında Konuşmalıyız(2011): Çocuk gelişimi ve anne çocuk ilişkisini ele alan filmde anne Eva kariyerini ve planlarını bir kenara bırakarak çocuğu Kevini dünyaya getirir. Ancak Kevin toplumsal normlardan uzak kurallara aykırı bir hayat yaşar, çete gruplarına katılır. Anne Eva çocuğunun davranışlarından dolayı derin bir sorumluluk duymakta ve nerde hata yaptığını sorgular.
    121) Tehlikeli Oyun-Die welle (2008): 1967 yılında Kaliforniya'da geçen gerçek bir olayı perdeye aktaran filmde insanları robotlaştıran ideolojilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkisi ele alınıyor. The Wave grubu ilk başlarda dayanışma, saf bir birliktelik olarak ortaya çıkmışsa da durum kontrolden çıkmaya başlar ve farklı boyutlara ulaşır
    Toplum psikolojisi nasıl harekete geçirilir nasıl bir tehlikeli bir hal alır, bunu anlatıyor. Olay bir lisede geçiyor. Basit bir proje ödevi olarak başlayan hareket, çok tehlikeli bir hale dönüşüyor.
    122) Experiment (Deney): Bir bilim adamı grubunun, hapishane ortamına deney yapmak amacıyla girmesini ve sonrasında işlerin çığırından çıkmasını konu almaktadır.
    123) Billy Elliot(2000): Billy 11 yaşında bir çocuktur ancak yaşına fazlasıyla olgundur. Yeri geldiğinde babası ve abisi ile birlikte grevlere katılmaktadır. Ancak Billy bir gün bale yapmak istediğini söylediğinde ailesi nasıl bir tepki verecektir ?
    124) 12 Kızgın Adam-12 angry man (1957): Grup psikolojisinin, yabancı düşmanlığının kararları vermede ne kadar etkili olduğunu ortaya koyan bir film. Filmde babasını öldürmekle suçlanan latin amerikalı genci suçlu bulan 11 jüri üyesi ve genci suçsuz bulan 1 jüri üyesinin arasında geçen muhteşem diyologlar.
    125) İçinde Yaşadığım Deri(2011): Tarantula adlı romandan çevrilen filmde Ünlü bir plastik cerrahın kaza sonucu yanan eşine deri yaratmak için 12 yıl boyunca uğraşması, eşinin intiharı ve bu intihar sonucu psikolojik travma yaşayan küçük kızını konu alır ancak olanlar sadece bunlarla sınırlı kalmayacaktır. Plastik cerrahın kızı tecavüze uğrar ve baba intikam için tecavüzcü üzerinde deri deneyleri yapar.
    126) Amedeus (1984):8 dalda Oscar ve birçok ödül kazanan filmde ünlü besteciler Amadeus Mozart ile Antonio Salieri' nin başından geçenlere tanık olacaksınız.
    127) Beethoven'i Anlamak -Copying Beethoven (2006): Beethoven' ı daha iyi, daha yakından tanımak isteyenler için güzel bir film. Sağırlığı giderek artmakta olan Beethoven son bestesini bitirmeyi hedeflediği sürede bitirip başarısına başarı katabilecek mi ?
    128) Küçük Gün Işığım(2007): Hoover ailesinin küçük bireyi yarışmaya katılmak için ailesini ikna eder ve calofirniya' ya doğru eğlenceli bir yolculuk başlar.
    129) Bir Zamanlar Anadolu'da(2010): Bir Nuri Bilge CEYLAN filmi. Filmde cinayet soruşturmasında doktor ve savcının 12 saatlik gerilimli hikayesi.
    130) Baran -Yağmur(2001): Majid Majidi yapımı bir iran filmi. Büyük bir kinin derin bir aşka dönüşmesinin hikayesi.
    131) Kulübe-Enter Nowhere(2011): Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    132) Kız kardeşimin Hikâyesi(2009): Kate adından çocukları olan çift kısa bir süre sonra çocuklarının lösemi olduğunu ve ilik nakli yapılmazsa bir kaç yıldan fazla yaşayamayacağı bilgisi ile hayatları altüst olur. Çift bir çare olarak Anna adında bir bebek daha yaparlar ve 11 yaşında kate'e böbrek nakli yapılması gerekmektedir. Ancak anna kendisinin bu amaçla kullanılmasına karşı ailesine dava açar.
    133) Dorothy Mills(2008): Ailesini trafik kazasında kaybeden bir psikiyatrist ve daha sonrasında yolları kesişen aynı kazadan kurtulan bir kız çocuğu ile yaşadığı garip olaylar.
    134) Uyanış -Awakenings- (1990) (Dr. Sayer, uzun süre bilincini kaybetmiş hareketsiz bir nevi koma durumunda olan hastalarını iyileştirmek amacıyla çabalamaktadır. L-Dopa adlı ilacı deneyecektir ancak pahalı olduğu için sadece bir kişi üzerinde deneyecektir. Ancak ilacın yan etkileri de kaçınılmazdır.
    135) Behzat Ç. -Seni Kalbime Gömdüm-
    136) Aynı Yıldızın Altında (2014) – 3 yıldır troid kanseri ile boğulan 16 yaşındaki bir genç kız ve kanserli hastalar için oluşturulan terapi grubunda yaşadıkları.
    137) Lorenzo’nun Yağı(1992) –7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    138) Sevgili Öğretmenim (1967) – Asıl mesleği mühendislik olan Thackeray iş bulamadığından öğretmenlik yapar. Ancak idealist öğretmenimizi okulun haylaz öğrencileri rahat bırakmayacaktır. Thackeray pes edecek midir ?
    139) Tedavi – The Great Hypnotist(2014) – Xu, alanında uzman bir o kadar da ukala çinli, bir psikiyatristir. Hayalet gördüğünü iddia eden hastasına inanmamakta ve hastasını hipnoz terapisine alacaktır.
    140) Musaranas (2014) – 1950 İspanyasında geçen psikolojik gerilim filminde Montse agorafobisi (açık alan korkusu) bir bireydir. Hayatı bir apartman dairesinde geçmektedir. Montse hayatının kalanını bu apartman dairesinde mi geçirecek yoksa başına çok daha farklı olaylar mı gelecek ?
    141) Edit ve Ben (2009)– Psikoloji bölümü okuyan genç zekasını arttırmak amacıyla kendisine çip taktırır ancak içinde yapay bir benlik olması nedeniyle birçok tuhaf olay yaşayacaktır. Bir yandan da otistik olan matematik dehasının gizli araştırmanın formülünü çözmesi Edit ile yakınlaşmasını sağlar.
    142) İnfaz-Calvary (2014)– Psikolojik ögelerin yer aldığı bir kara komedi filmi. Günah çıkartmak için Rahibi ziyaret eden bir adam rahibe onu öldüreceğini söyler ancak rahip adamın yüzünü görememiştir. Rahip bir yandan ölüm hazırlıkları yaparken bir yandan da bu adamın kim olduğunu bulmaya çalışır.
    143) Koku -
    144) Yalanın İcadı –
    145) 12 yıllık esaret
    146) Şeytan Üçgeni -Triangle (2009) – Arabasıyla giderken çaptığı bir martı nedeniyle trafik kazası geçiren Jess, bu kazanın hayatının değiştireceğini sonradan öğrenecektir.
    147) İhtiyarlara Yer Yok (2007)- Birçok ödül alan filmde uyuşturucu çetelerinin kanlı bir pazarlığına denk gelen Moss'un hikayesine yer verilmektedir. Moss parayı alıp gidecektir ancak akşam yaralı birisine yardım amacıyla tekrar dönecektir. Ancak başına neler geleceğinin farkında değildir
    148) Yüksek Tansiyon (2003)– Psikopat bir katilin evdekileri teker teker öldürmesini ele alan gerilim dolu bir film.
    149) İhtiyar Delikanlı -Old Boy (2003)– Muhteşem bir psikolojik film. 15 yıl boyunca tek başına bir odada esir tutulan bir adam ve yaşadıklarının hikayesi. Aklını yitirmemesi için Oh Dae-Su' ya şizofreni ilaçları verilmektedir. Oh Dae-Su bu esaretten kaçıp kurtulabilecek mi ?
    150) Yalın Ayak -Barefoot(2014) – Annesini kaybetmiş, psikiyatrik bir hasta olan Daisy, zengin bir ailenin çocuğu olan Joy ile tanışır. Romantik komedi tadında saflık ve masumiyet dolu bir film.
    151) Kayıp Otoban -Lost Highway (1997) – Fred, eşinin geçmişinden habersiz onunla evlenir ancak işler yolunda gitmeyecektir. Fred' in kişilik bölünmesi yaşaması, cinayet, bir korku hikayesi ..
    152) Enter Nowhere -Kulübe (2011) – Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    153) Onur Savaşı (2012)– Küçük bir kız tarafından cinsel istismar ile suçlanan ve sonrasında da toplumsal histeriye maruz kalan bir adamın dramatik hikayesi. Film birçok ödül almıştır.
    154) Etki Altında Bir Kadın (1974) – Bir ev kadınının eşi ve çocuklarıyla kendini var etme çabası. Mabel'in manik davranışları, çok fazla gülmesi gibi bir çok psikolojik rahatsızlığı ile eşi baş edebilecek mi ? Toplumsal eleştiri ögelerini de barındıran film ağır gelebilir ancak izlenilmesi tavsiye edilir.
    155) Trainspotting (1996)-(Psikolojik, Macera, Uyuşturucu kullanımı)
    156) Öldüren Sis -The Mist (2007) – Tutucu insanların bulunduğu bir kasaba ve bu kasabada bulunan hür düşünceli gençler..
    157) İntihar Odası (2011) – ( Farklı bir birey olan Dominik depresyonun eşiğine gelmiştir. Ailesinden ilgi görmeyen ve sürekli dışlanan Dominin kendini internet oyununa verir. İşte bundan sonra olanlar olur.
    158) Davetsiz -The Uninvited (2009) – Annesinin ölmesi üzerine travma yaşayan ve bir süre psikiyatri kliniğinde yatan genç bir kızın hikayesi. Babasının bir hemşire ile evlenmesi genç kızın depresyon yaşamasına neden olacaktır.
    159) Bir Rüya İçin Ağıt (2000)– Uyuşturucu bağımlılığı olan bir genç ve televizyon bağımlılığı olan annesi arasında giderek yükselen bir uçurum ve iletişimsizlik.
    160) Şampiyon -The Wrestler (2008) – Ünlü bir güreşçinin kalp krizi sonrası şov dünyasına veda etmesi ve tezgahtar olarak işe başlaması. Ailevi bağları bozulmuş bir adamın hikayesi.
    161) Bipolar (2014) - Harry çekingen bir adam ve aynı zamanda bipolar bozukluğu olan bir hastadır. Yeni bir tedaviyi denemek üzere bir kliniğe yatar ve tüm günü kamera ile izlenilecektir. Harry düzelme gösterebilecek mi ?
    162) Kukla - The Beaver (2011) – Sıkıntılarla dolu günler sonrası hayatını ve ailesini yeniden keşfe çıkan bri adamın hem esprili hem de duygu yüklü hikayesi.
    163) Phobe Harikalar Diyarında (2008) – Geniş bir hayal gücüne sahip olan bir çocuk ve kendini Alice Harikalar Dünyasında piyesi için olan rolüne fazlasıyla kaptırması nedeniyle kendini birden bu dünyanın içinde buluverir.
    164) Sineklerin Tanrısı (1963) - Bütün yetişkin insanların öldüğü bir uçak kazasında hayatta kalan küçük bir grup küçük çocuk ve hayatta kalma savaşları.
    165) Aklım Karıştı (1999) Bir gencin 18 ay boyunca akıl hastanesinde kalışı ve yaşadıkları
    166) Ara (2008) - Tek bir apartman dairesinde geçen filmde 4 kişinin birbirini seven ve aldatan, kıran ama bırakmayan hikayelerini ele alınmaktadır.
    167) Aç Gözünü (1997) – Psikolojik gerilim filmi. Çok güvendiği güzel yüzünü kaybedince Cesar'ın hayatı çok farklı bir yöne doğru gidecektir.
    168) Beyaz Köpek (1982) (Klasik Koşullanma) Eski sahipleri tarafından sadece siyahları saldırması ve öldürmesi yönünde eğitilmiş bir köpek. Yeni sahibi bu köpeğin koşullamasını söndürebilecek mi ?
    169) Büyük Yalnızlık –
    170) Cennet –
    171) Gölgesizler –
    172) Güneş Yanığı –
    173) Küçük Kıyamet
    174) Solaris –
    175) Gerçeğe Çağrı –
    176) Küp –
    177) Ölüm Kitabı (Misery)
    178)Esaretin bedeli
    179)godfather 1-2
    180)kaplumbağlarda uçar
    181)bajrangi bhaijaan
    182)rab ne de bana di jodi
    183) Ekşi Elmalar
    184)Azap yolu
    185) Öteki
    186) Kadın kokusu
    187) La la land
    188)Benim komşum bir melek
    189)Bay hiçkimse
    190) Yaralı yüz
    191) Paramparça köpekler ve aşklar
    192) Ateş böceklerinin mezarı
    193) Cesur yürek
    194) Gladyatör
    195) Özgürlük yolu
    196) The İntouchables ( Can dostum )
    197) Aynı Yıldızın Altında
    198) Leon ( Sevginin gücü )
    199) Lucy
    200) Karanlıkta dans
    201) Remember ( Hatırla)
    202) Zorba
    203) Peekay
    204) Ekmek ve çiçek
    205) Sarhoş atlar zamanı
    206) Kirazın tadı
    207) Kış uykusu
    208) Üç maymun
    209) Şimdi yada asla
    210) Piyanist
    211) Yeşil yol
    212) Prestij
    213) Çingeneler zamanı
    214) August Rush
    215) Amelie
    216) Otomatik Portakal
    217) Ucuz Roman
    218) Rezervuar köpekleri
    219) Zincirsiz
    220) Kanlı elmas
    221) Adalet
    222) Schindler'in listesi
    223) Er Ryan'ı kurtarmak
    224) V for vandetta
    225) Köprüdeki kız
    226) The revenant ( Diriliş)
    227) Gone girl ( Kayıp kız )
    228) Titanic
    229) Nostalghia
    230) Libertarias
    231) Özgürlüğe giden uzun yol

    Film listesi Facebook/Yeraltı Edebiyatı Sayfası Admin’inin kişisel tercihleri ve sayfa üyelerinin desteği ile oluşturulmuş, yaklaşık bir yıldır faydalanmakta olduğum listedir. Ben sadece aracıyım, sitede böyle bir ihtiyaç gördüğüm için paylaştım. Teşekkürler oluşturulmasında emeği geçenleridir.
  • MİNİK BİR YÜREK

    Akşamın ayazından korunmak için yer yer patlamış komşunun verdiği eski ceketine iyice sarındı. Karanlık çökmeden en az on mendil daha satamazsa eve kuru ekmekle dönmek zorunda kalacaktı. Biraz daha köşeye büzülüp iş çıkışı kalabalığının ayaklarından sıçrayıp üstünü ıslatan sulu kardan korunmaya çalıştı. Sakindi. Onun için sıradan bir gün olmasına rağmen içinde tuhaf bir sıkıntı anlamını bilmediği bir an önce eve gitme arzusu vardı.
    Soğuktu yüzü. Alnına düşen siyah perçeminin ucu buz tutmuştu. On yaşındaydı. Okul çıkı bu zemheri gününde kağıt mendil ve küçük birkaç eşya satabilmek için bohçasını açmıştı. Çoğu zaman okula da gidemiyordu. Dersleri de çok iyi değildi zaten. Okumayı seviyor istiyor amma imkânsızlıkları onu zorluyordu. Birden önüne dikilen genç sayılamayacak düzgün giyimli eli çantalı adamı fark etmemişti. Adam beş on saniye onu seyrettikten sonra kaşları çatık olarak uzaklaştı. O kadar beklemesine rağmen tek bir mendil bile satamadı.
    Üzgün yerinden kalktı mendilleri torbaya doldurdu. Kalemleri kutusuna düzgünce koydu. Kutuyu torbada mendillerin üstüne. Bunları o kadar yavaş yaptı ki akşam ezanı okunmaya başlamıştı. Sanki birini bekliyordu. Onu eve bir kuru ekmek götürmekten kurtaracak birini. Hiç olmazsa yanına iki yumurta alabilseydi. Hasta annesi için şifa olabilirdi. Üstelik eczacı da bir daha para olmadan gelme demişti. Ona bir ağrı kesici bile alamayacak mıydı bu gün.
    Yavaş yavaş yürümeye başladı. En az beş kilometre yürüyecekti. Bıkmadan usanmadan yürüdü. Elli santimlik adımlarıyla on bin adım atması gerekiyordu. Eczanenin önüne geldiğinde daha beş bin adımı vardı. Camdan durup içeri baktı. Eczacı kalfası tezgahın ardından doğrulup karşıda beklemekte olan müşteriye verdiği ilaçların kullanma şeklini yazmaya başladı. İçeri girmeye cesaret edemiyordu. Aslında biliyordu ki iyi biriydi o. Her öyle dediğinden sonra akşam kendisi çağırır ve verirdi ağrı kesicileri. İki yıldır buna alışmıştı.
    İlaç kutusunu çantaya koyunca varsın ekmeğin yanında yumurta olmayıversindi. Annesi bir hafta daha geceleri rahat edecekti. Üstündeki tuhaflık geçmişti. Dudaklarına bir gülümseme yayıldı. Hızlı adımlarla eczaneden çıktı. Beş bin adım şimdi ona çok kolay gibi görünüyordu. Hızlı hızlı yürümeye başladı. Üstelik yırtık ceketinden içeri giren soğuğu da hissetmiyordu. Önünü açtı daha hızlı yürümeye başladı.
    Son köşeyi döndüğünde daha da mutluydu. Tam dokuz bin dokuz yüzüncü adımı attığında fark etti harabe evlerinin önündeki kalabalığı. Kör sokak lambasının altında evlerinin önünde duran dayısının siyah arabasını bile tanımıştı. İki yıl önce o arabayla kendilerini otogara bırakmıştı dayısı. Annesini kovarken söylediği Son sözleri de hiç unutmamıştı. Bazen uykusunda bile o sözlerle kovulurdu.
    “bir bok yedin kaçtın elin yabanına. Yüzümüzü yere eğdirdin. Şimdi gelmiş kocanın öldüğünü kalmak istediğini söylüyorsun. Seni öldürmediğimize dua et. Var git yoluna bir daha da gelme.”
    Kalabalığa doğru koştu. Tüm yorgunluğuna rağmen pire kadar çevik çita kadar hızlıydı. Bir solukta geçti son metreleri kapıya hücum etti. Komşu kadınlardan biri tuttu onu kucağına alıp bağrına bastı. Gözleri de doluydu. Üstelik dudakları titriyordu. Bir şeyler geveliyordu ya bir türlü kelimeler çıkmıyordu ağzından. Sonunda
    “annen öldü Harun. Polisler cesedini alıp gitti” dedi.
    Önce söylenenleri algılayamadı. Algıladığında ise kapkaranlık sokak önce aydınlandı sonra sokak lambaları da söndü. Zifiri karanlığın ortasında kaldı. İki yıldır unuttuğu hıçkırıklar geldi dudaklarına. Ölüm neydi ki. İki yıl önce babasının yaptığıyla aynı şey miydi? Yani gitmişti ve bir daha gelmeyecek miydi? Kışın “sokul da ısınalım yavrum” ya da yazın kavuran sıcaklarda “güneşte fazla kalma kuzum yüzün yanmasın" diyememek miydi? Yere çömeldi kimseye bir şey demedi binlerce kere hıçkırdı kimseye duyurmadan.

    On altıncı yaş gününde Harun cenaze namazı için en ön saftaydı. Yıllardır onu dayısının hışmından koruyan 83 yaşındaki dedesi de iki aydır süründüğü hastane köşelerinden dün ikindi vakti kurtulmuştu. Harun aynı annesini kaybettiği soğuk kış günündeki gibi bu temmuz sıcağında da kara haberi alınca yere çömelmiş binlerce defa Kimseye duyurmadan hıçkırmıştı. O günkü kadar zavallıydı. Artık dayısı onun üstüne yürüdüğünde "senin ellerini kırarım. Dokunma. O hem yetim hem öksüz. Anasında mahkemeyi kaybettik bari bunda kazanalım" diyecek dedesi de onu yalnız bırakmıştı.
    Servet dede el ne der korkusuyla kızında yaptığı hatayı torununda tekrar etmemişti. Sema’nın ölümünden bir kaç gün sonra Harun’u kaldığı yetimhaneden almış kol kanat germişti. Oğluyla çok çetin tartışmalar yaşamasına rağmen asla geri adım atmamıştı. Çok istemesine rağmen okula gönderememişti ama yakınlardaki bir taş ocağının kepçelerinden birine yağcı (kepçe operatör çırağı) olarak göndermiş ve iyi bir operatör olarak yetişmesini sağlamıştı. Dayısı her fırsatta onu azarlar pundunu da bulursa döverdi. İşyerinden aldığı haftalığına el koyar tek kuruşunu bile vermezdi. Dedesi durumu bildiğinden oğlundan saklı harçlık verirdi Harun’a.
    Dayısı tüm bunları miras için yapıyordu. Annesi köyden kovuldukları gün otobüste öyle demişti. Miras neydi ki. Sekiz yaşındaki aklına sığdıramamıştı. Kardeşlikten önemli miydi ki dayısı öz kardeşini ve yeğenini evden ve köyden değil şehirden bile kovuyordu. Şimdi ne olacağı hakkındaysa hiç bir fikri yoktu. Büyük ihtimalle dayısı onu buralarda barındırmazdı. Doğup büyüdüğü yerlere gitse büyük şehir değirmene düşmüş buğday gibi ezerdi onu. Ustası ilçede yalnız yaşıyordu. Lakin ayyaşın tekiydi. Az dayak yememişti. Dedesi teselli etmek için "döverse ustan dövsün. Ustalık böyle girer adama" derdi.
    Altı aydır taş ocağının küçük yemekhane karışık dinlenme yeri olan barakasında kalıyordu. Dedesi öleli bir yıldan fazla olmuştu. Dayısı son sözünü söylemiş onu dedesinin yılında mevlidine bile sokmamıştı. Bağlar tamamen koptuğu içinde kimsenin kimseden haberi yoktu.
    Yine sıcak bir temmuz günüydü. Öğlen yemeği için barakaya çıkıyordu. Barakanın kapısında elinde çantası ile birini gördü. Her zaman müşteriler gelir kapıdan arka taraftaki patronun bürosuna geçerlerdi. Her nedense bu adam kapının önünde aşçı ile konuşmaya devam ediyordu. Birden aşçı Harun’u gösterince adamda kendine doğru başını kaldırdı. Harun insanın algılama süresi olan 0,8 saniyenin sonunda gördüklerine inanamadı. Bu adam acının birçok türünü tattığı, babası öldükten sonraki iki yıl boyunca neredeyse her gün önünden geçerken bazen 30 saniye bazen bir dakika ona bakan kırklı yaşlardaki eli çantalı, çatık kaşlı iri yarı adamdı.
    O zaman anladı konu kendisi ile ilgiliydi ve Harun’u soruyordu. Hızlı adımlarla kapıya yaklaştı. Tanışma faslından sonra adam az ötedeki yaşlı çam ağacının gölgesini göstererek "şuraya oturalım konuşmamız lazım" derken sıcaktan çok bunaldığını anlatmak ister gibi kravatını gevşetti. Oturur oturmazda konuya girdi.
    "seni hatırlıyorum evlat. O kaldırımdan kurtulmuş olmana sevindim. Şimdi söyleyeceğim şey seni daha da mutlu edecek. Ben avukatım. Geçen hafta büroma dedenin kız kardeşi olduğunu söyleyen yaşlı bir bayan geldi. Dedenin öldüğünü ve tek varisi sen olduğunu söyleyerek seni bulmamı istedi. Çok şükür buldum"
    "benim dedem öleli bir yıldan fazla oldu. Üstelik bir kız kardeşi vardı. O da dedemden önce öldü. Sanırım yanlış kişiyi buldunuz"
    "hayır, doğru kişisin. Elbette bunu DNA testleri ile ispatlayacağız. Ben buradaki dedenden bahsetmiyorum. Babanın ailesinden bahsediyorum."
    Konu şimdi Harun’un ilgisini çekmişti. Onlar hakkında hiç bir bilgisi yoktu. Bildiği kadarı ile o da annesiyle evlenince evlatlıktan reddedilmiş ve bir daha da görüşülmemişti. Hatta babası ölünce annesi onlara da gitmiş ama görüşmeye bile tenezzül edilmeden geri gönderilmişti. Her şeye rağmen o merhamet dolu delikanlı yüreği cız etti. Adam anlatmaya devam etti:
    "uzatmayacağım. Ortada bir miras var. Öyle abartılacak bir şey değil amma yabana da atılacak gibi değil. Gençsin. Önünde uzun bir hayat var. Geleceğini baştan düzenleyebilirsin. Bu miras tek başına senin şu anda, tabi istersen.”
    Harun’un başından kaynar sular dökülmüştü. Miras neydi ki. Bir adama kız kardeşini ölüme terk ettiriyordu. Bir baya oğlunu evlatlıktan reddettiriyordu. İyi bir şey miydi? Kötü bir şey miydi? Bela mıydı yoksa huzur mu? Birden öfkesi kabardı sinirlendi. Ayağa kalkarken de avukata hışımla dönüp:
    “ben bir şey istemiyorum.” Dedi ve tam dönüp gidecekti ki yerde oturmakta olan adam onu bileğinden tuttu.
    “neden böyle davrandığını bilmiyorum ama yanlış yapıyorsun. Sen kabul etmezsen bu miras kötü yerlere gidecek. Bildiğim kadarı ile deden öldükten sonra velayetini alan olmamış. Bu nedenle senin velayetini alacak her hangi biri bu mirasa konabilir. Tam zamanı kendi iradenle kullan. Ben şimdi gideceğim. Karar verdiğinde beni ara ya da bana gel. Bir hafta içinde aramazsan ya da gelmezsen reddettiğini büyük halana ileteceğim. Hoşça kal” diyerek eline bir kart tutuşturdu. Ve ardına bile bakmadan arabasına gitti.
    İki yumurtadan oluşan akşam yemeğini yemiş dağdan aşağıdaki köylerdi seyretmeye çıkıyordu ki aşağıdaki yoldan çıkmakta olan dayısının arabasını gördü. Sinirleri bozuldu. Yanılmasına imkân yoktu. O arabayı iyi tanırdı. Bu adam asla da hayır için gelmezdi ona. Birden avukatın sözlerini hatırladı. Velayetini alabilecek en yakın akrabası dayısıydı. Tüyleri diken diken oldu. Üstelik nasıl haberi olmuştu bu ayrı bir muammaydı. Kan kokusu almış vampir gibi Hemen öğrenmişti.
    Zihnini meşgul eden düşüncelerden dayısının sesine ayıldı.
    “yeğenim nasılsın?” dehşet ve ibretle dayısına baktı. Yüzündeki sahte gülümsemeleri ile tam bir kusmuk gibi iğrendiriyordu. Bozuntuya vermedi. Ne de olsa büyüğüydü. Çay koydu. Kapının önüne birlikte oturdular.
    Sohbet ettiler. Dayısına söz verdi velayetini onun almasına ses çıkarmayacağına. Muhtardan yeğenini arayan avukatı, avukat daha köyden çıkmadan da yakalayıp her şeyi öğrenmişti. Şimdi de yeğenini ikna etmiş olmanın mutluluğu ile oradan ayrılıyordu. Birkaç hafta içinde konacağı mirasın hayali yüzünden sanki yere damlıyordu. Onun ardından da Harun’un yüzünde karar vermişliğin sinsi gülümsemesi vardı.
    Sabah işe çıkmadı. Doğruca patrondan izin almaya gitti. Çıraklığı ile birlikte üç yıldır burada çalışıyordu ve ilk defa izin istiyordu. Patronu çok itiraz etmeden izin işini kabul etti. Lakin ilçeye bırakmaya yanaşmadı. Çünkü misafiri gelecekti. Yinede çözümü aşçıda buldular. Patronun arabası ile aşçı onu götürecekti
    Üç günlük izin bittiğinde işinin başındaydı. İkinci kademede kesim devrilmiş bloklar parçalanıyordu. Parçalanan blokları dışarı taşıma işi Harun’a verilmişti. 25 tonluk bloğu omuzlayan sanki makine değil Harun’du. Araç zorlanıyordu. Blok ters kalmış uzununa duruyordu. Bu şekilde alamayacağını anlayan Harun bloğun soluna geçmek için üç metre geri çekilip sola kıvrıldı. Her zaman yaptığı kesimin ucundan tam döndüğü sırada aracın sol ön lastiği bir anda boşa çıktı. Altındaki kaya parçası kopmuş kepçe dengesi bozulunca titremeye başlamıştı. Birkaç saniyenin sonunda da dokuz metrelik kesimden aşağı yuvarlandı.
    Harun düşüşle birlikte koltuğundan fırlayıp kafasını cama çarptı. Yere çarpan kabin onu mutlak bir ölümden korumuş olsa da otuz tonluk aracın altında tamamen ezildiği için ağır şekilde yaralanmasına engel olamamıştı.
    Kasıklarının ve göğsünün üstünde korkunç bir ağırlık vardı. Eziliyor ezildikçe de sanki ağırlık artıyordu. Ağırlık bastıkça ciğerleri sıkışıyor nefes alması zorlaşıyordu. Artık dayanacak gücünün kalmadığını hissetti. Her şey bitmişti oracıkta. Şimdi çok anısı olmayan babası karşısındaydı. “en ben bekledim seni oğul” diyordu. Ardında annesi hastalığı geçmiş pembe yanakları ile ona gülümseyip “hasret bitti kara kuzum. Burada kimseden korkmayacağız yoklukta çekmeyeceğiz” diyordu. Dedesi mahcup başı önde susuyordu.
    Derin bir nefesle gözlerini açtı. Kepçe sumo güreşçisi gibi tamamen üstüne çullanmıştı. Etrafına baktı. Gülümsüyordu. Dün attığı imza onun hayatta verdiği en isabetli karardı. Bütün mirası kimsesiz çocuklara devretmişti. Artık içi rahattı. Acı çekiyordu. Bu acıyı hissetmemek için gözlerini kapattı. Gülümsedi yeniden. Ölüyordu
    Ölüm neydi ki? Gidip de gelmemek miydi? Gidiyordu bir daha da gelmeyecekti. Kalabalığın uğultusu yavaş yavaş azaldı ve sustu. En son yaşlıca bir işçi “öldü” dedi.
  • "Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi...Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya...
  • Yazar: Dilek
    Hikaye Adı : Tedbil-i Zaman
    Link: #29354519

    Güneş, ince, zarif vücudunda askılarının içinden geçiyor derisine nüfuz ediyordu kuşluk vaktinde. Beyaz askılarının biri ince koluna düşmüş, siyah saçları dağınıkken muntazam parmaklarını saçlarına geçirdi. İşaret parmağı saçlarına takıldı, eline tarağı aldı ve boylu boyunca duran camdan kendi aksini görüp saçlarını taramaya başladı. Kendi aksinden saçlarını, kendi aksinden hayatının dağdağalarını gördü.

    Takıntıları yüzünden ellerini defalarca yıkadıktan sonra yüzünü yıkayıp hemen mutfağa geçti. Çok sevdiği "Valse"i Evgeny Grinko'dan dinledi. Grinko'nun kendinden emin çalışını, piyanodan çıkan seslerin hayatına nasıl da bir gün ışığı gibi yayıldığını çayı demlerken, kokunun içine sesin yayıldığını bir buhar gibi tüttüğünü görünce kanaat getirdi. Sesleri bir duman gibi gözleriyle ayrımsıyordu. Hissettirdiklerini bir kokuya benzeterek başladı bu alışkanlığı. Ellerini yıkarken defalarca sıktığı yasemin kokulu sabundan iç ferahlatan beyaz bir bulut geçiyordu. O bulutların eğri büğrü şekillerini de sevdiklerinin yüzüne benzetiyordu; gözünün önünden çocukluğu geçti.
    Küçükken elektriğin gittiği o kış gecelerinde olduğu gibi yine sobanın deliğinden yayılan ateşin ışığı tavanı donattı. Avizenin yaydığı o yapay ışıktan çok daha görkemlisini gördü tavanda. Sonra annesiyle birlikte oynadıkları gölge oyunlarını hatırladı. Hatırladığı o gölge oyununun kokusu hanımeli çiçeğiydi ve biraz odun isi.

    Evden çıkmadan evvel, gönlünde başlattığı manevi sinemasını kapattı. Ayaklarında ince taban, açık kahverengi sandaletleri, üzerinde mavi- beyaz dikey çizgileri olan gömlek elbisesiyle ve sekizgen güneş gözlüğüyle kalabalık bir yalnızlığın içine daldı. Sözleştiği arkadaşıyla görüşmek için bıkkın, yorgun ve yavaş adımlarla gideceği mekana ilerledi. O kadar erken vardı ki yorgun adımlarına rağmen oturup düşündü Kireçburnu sahilinde. Hayır, hayır hiç Kireçburnu sahiline gitmemişti. zihninde tüm semtleri ve sahilleri taradı. Olmak istediği yeri seçti; Kireçburnu sahili. Bir ağacın altında oturmak istedi; takıntıları buna müsade etmedi, banka oturmaya karar verdi. Sevdiği her şeyi gözünün değil bu defa gönlünün önüne getirdi. Gönlüne oturan kırlangıçla hasbihal etti sonra dayanamadı muhabbet etti çünkü biliyordu ki bu ancak "sevginin dolup taşması" manasındaki "hibb" kökünden gelmeydi. Kırlangıçla dertlerini gökyüzüne bıraktı. Her zihayatın bir derdi vardı; bu dertlerin de medcezirleri.

    Aklına Edip Cansever'den birkaç dize geldi:
    "Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor.
    ...
    Avuçlarımda bir yanma.
    Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın.
    Oldu olacak.
    Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize.
    ..."

    Denizin en az yeri geldi aklına; en debdebeli yeri. Kırlangıç, herc-ü merc tüm ideleri ve hislerini hiç günah bulaşmamış bir taifenin içine götürmek için rıhtıma ulaştı.

    Gökyüzü berraklaştı, kırlangıç uçtu, deniz kokusu rüzgarın esişiyle banktaki kızın yüzünü ve gönlünü yaladı. O sırada anladı ki bu bir kaybediş değil bir tebdil-i zamandı.
  • Güneş, ince, zarif vücudunda askılarının içinden geçiyor derisine nüfuz ediyordu kuşluk vaktinde. Beyaz askılarının biri ince koluna düşmüş, siyah saçları dağınıkken muntazam parmaklarını saçlarına geçirdi. İşaret parmağı saçlarına takıldı, eline tarağı aldı ve boylu boyunca duran camdan kendi aksini görüp saçlarını taramaya başladı. Kendi aksinden saçlarını, kendi aksinden hayatının dağdağalarını gördü.

    Takıntıları yüzünden ellerini defalarca yıkadıktan sonra yüzünü yıkayıp hemen mutfağa geçti. Çok sevdiği "Valse"i Evgeny Grinko'dan dinledi. Grinko'nun kendinden emin çalışını, piyanodan çıkan seslerin hayatına nasıl da bir gün ışığı gibi yayıldığını çayı demlerken, kokunun içine sesin yayıldığını bir buhar gibi tüttüğünü görünce kanaat getirdi. Sesleri bir duman gibi gözleriyle ayrımsıyordu. Hissettirdiklerini bir kokuya benzeterek başladı bu alışkanlığı. Ellerini yıkarken defalarca sıktığı yasemin kokulu sabundan iç ferahlatan beyaz bir bulut geçiyordu. O bulutların eğri büğrü şekillerini de sevdiklerinin yüzüne benzetiyordu; gözünün önünden çocukluğu geçti.
    Küçükken elektriğin gittiği o kış gecelerinde olduğu gibi yine sobanın deliğinden yayılan ateşin ışığı tavanı donattı. Avizenin yaydığı o yapay ışıktan çok daha görkemlisini gördü tavanda. Sonra annesiyle birlikte oynadıkları gölge oyunlarını hatırladı. Hatırladığı o gölge oyununun kokusu hanımeli çiçeğiydi ve biraz odun isi.

    Evden çıkmadan evvel, gönlünde başlattığı manevi sinemasını kapattı. Ayaklarında ince taban, açık kahverengi sandaletleri, üzerinde mavi- beyaz dikey çizgileri olan gömlek elbisesiyle ve sekizgen güneş gözlüğüyle kalabalık bir yalnızlığın içine daldı. Sözleştiği arkadaşıyla görüşmek için bıkkın, yorgun ve yavaş adımlarla gideceği mekana ilerledi. O kadar erken vardı ki yorgun adımlarına rağmen oturup düşündü Kireçburnu sahilinde. Hayır, hayır hiç Kireçburnu sahiline gitmemişti. zihninde tüm semtleri ve sahilleri taradı. Olmak istediği yeri seçti; Kireçburnu sahili. Bir ağacın altında oturmak istedi; takıntıları buna müsade etmedi, banka oturmaya karar verdi. Sevdiği her şeyi gözünün değil bu defa gönlünün önüne getirdi. Gönlüne oturan kırlangıçla hasbihal etti sonra dayanamadı muhabbet etti çünkü biliyordu ki bu ancak "sevginin dolup taşması" manasındaki "hibb" kökünden gelmeydi. Kırlangıçla dertlerini gökyüzüne bıraktı. Her zihayatın bir derdi vardı; bu dertlerin de medcezirleri.

    Aklına Edip Cansever'den birkaç dize geldi:
    "Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor.
    ...
    Avuçlarımda bir yanma.
    Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın.
    Oldu olacak.
    Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize.
    ..."

    Denizin en az yeri geldi aklına; en debdebeli yeri. Kırlangıç, herc-ü merc tüm ideleri ve hislerini hiç günah bulaşmamış bir taifenin içine götürmek için rıhtıma ulaştı.

    Gökyüzü berraklaştı, kırlangıç uçtu, deniz kokusu rüzgarın esişiyle banktaki kızın yüzünü ve gönlünü yaladı. O sırada anladı ki bu bir kaybediş değil bir tebdil-i zamandı.
  • Sesin işler gibi bir şuh kanat gamlarıma 
    Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş, 
    Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş ; 
    Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma.  Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi  Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken .  Koklarım ellerini gülleri okşar gibi ben  Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.  Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan 
    Ne zaman gençliğini yolda hıraman görsem.  Eskiden pembe dudaklarda dağılmış busem  Toplanır leblerime bir gece dalgın dursan.  Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede  Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu,  Genç eder ufkumu hülyalarımın genç kokusu;  Sorarım ak saçlarımın örttüğü yıllar nerede.  Cephemi varsın o solgun seneler soldursun  Yeni yıldız gibi doğdukça güzel her akşam,  Gençliğin böyle benimken kocamam, hiç kocamam.. 
    Ruhum, ölsem bile ben, sen yaşayan ruhumsun.