Mehmet kılıç, Bilinmeyen Adanın Öyküsü'ü inceledi.
14 May 03:40 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Küçük prens, Martı ya da Dönüşüm tarzında daha çarpıcı bir kitap bekliyordum ancak basit dille yazılmış masalımsı bir öykü. Kişisel düşüncem tek başına kitap olmayı hakeden bir kitap değil. Bir kaç tane vurucu cümlesi dışında pek de kayda değer bişey yok desem yerinde olur. Farklı ya da sıra dışı bir kitap olmadığı gibi, uzun uzun düşündüren bir kitap da değil.

Safiye Bilgi, Ikigai - Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı'ı inceledi.
12 Nis 14:55 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Benim düşüncem klasik kişisel gelişim kitaplarının bir tık üstü onun sebebi de Japonların yaşam sırlarıyla birleştirip anlatılması bence.Uzak doğuya duyduğum ilgiden belki de okurken yabancılık çekmediğim kelimeler ve yer isimleri hoşuma gitti.Kitap kısacası 'Ne için yaşadığımızı,anı yaşamamızı' gibi bilindik şeyleri anlatsada sıkılmadan okunup çabuk bitebilecek kitaplardan.

Nehir Granger, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
05 Nis 21:49 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

"Böylesine gerçek aşk denebilir miydi?"

Denilebilir miydi, bilmiyorum. Normal aşk kitaplarında görmeye alışık olduğumuz cinsten karakterler yok karşımızda. Hem kadın hem de erkek tarafı öyle kusurlarla dolu ki bu kusurlar olayın etkileyiciliğini daha arttırıyor zannımca.

Kadın karakterimiz, hikayeyi anlatan karakter, aşık olduğu kişiye öyle bağlanmış ki bunun gerçek aşk olmadığını düşünmemize sebep oluyor. Ne de olsa aşık olduğunda sadece on üç yaşında, nereden bilsin aşkı? Katılmıyorum ben bu düşünceye, kendi on üç yaşınızı hatırlayın. Kişisel gelişiminizi tamamlamış, tamamlamasanız bile oldukça gelişme katetmiş, oluyorsunuz bu yaşta.

Evet, ben de düşündüm bu aşkın gerçek olmadığını. Çok bağlıydı R. olarak bildiğimiz kişiye. Onun her kötü yanına rağmen R.'siz yaşayamayacağını söylüyordu. Çok abarttı bu aşkını, büyüyünce de unutamadı, söylersem spoiler olacak şeyler yaptı. Yaptıkları çoğunlukla yanlıştı ama tüm karakterlerin mükemmel olduğu romanları okumaktan sıkılmadık mı? Toplumun anlayışına uygun olmayanlar da aşk yaşayamaz mı?

R. kadın karakterimizden daha kötü durumdaydı. Kitap okuyan bir insan olması ilk başlarda onu sevmemi sağlamıştı ama gördüğü her kadınla işi pişiren bir adamdı. Pislik bir insandı bence. Yine de kadınımız ona bağlılığından vazgeçemedi.

Gerçekten düşüncem kadının abarttığı yönünde ama Stefan Zweig bu olayı o kadar güzel anlatıyor ki hayran olmamak elde değil. Her Stefan Zweig kitabı için söyleyebileceğim bir durum bu, o kadar mükemmel karakter analizi yapıyor ki her şekilde kendinize katacak bir şeyler bulabiliyorsunuz. Herkesin okumasını tavsiye ettiğim bir kitap.

Umut kara, Tolkien'i inceledi.
14 Mar 15:28 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir Tolkien hayranı olarak en çok arzuladığım kitaplardan birisi.Kişisel düşüncem bazen gereksiz ayrıntıya girerek sıkıyor ama onun haricinde kitapları milyonlarca satmış dünyaca ünlü yazarın hayatını okumak tabiki benim gibi yazarın hayranı olanlar için keyif verici.

Prof. Ayşe, Simyacı'ı inceledi.
 31 Ara 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

Dikkat Spoiler içerir!!!
1000 Kitabı keşfetmeden önce, okuduğum kitapların bende bıraktığı hisleri ve beğendiğim cümleleri not aldığım kara kaplı :) bir ajandam vardı. Son okuduğum kitapla ilgili (Bilim İnsanının Medya Rehberi) notları yazmak için karıştırınca, "Simyacı" ile ilgili yazdığım cümleleri fark ettim ve paylaşmak istedim. Düşüncelerimde bakın şunlar olmuş:
Kitapta kahramanın düşünde gördüğü ve ulaşmak istediği bir piramitten bahsediliyor. Bu piramide ulaşmaya ise "Kişisel Menkıbesini" gerçekleştirmek olarak isimlendirmiş yazarımız. Benim gözümde hemen "Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi” canlandı. Bu piramitteki basamaklar aşağıdan yukarıya doğru ilerler ve birince basamak gerçekleştirilmeden, diğer basamağa geçiş mümkün olmaz. Piramidin en tabanında kişinin "yemek, içmek ve uyumak” gibi temel ihtiyaçları yer alır.(Kahramanın çoban olarak temel ihtiyaçlarını gidermesi).Kişi bu basamağı gerçekleştirdikten sonra ikinci basamak olan "güvenlik” aşamasıdır. Kişi kendini güvende hissedeceği bir ortam, bir ev, bir yaşam bölgesi arar.(Kahramanın Billuriyeci de çalışmaya başlaması). Bundan sonraki basamak "sevgi ve ait olma” basamağıdır.(Kahramanın çölde gördüğü kıza aşık olması). Bunun üzerindeki basamak "saygınlık, tanınma, başarılı olma, takdir edilme” gibi değerleri içerir. (Kahramanın vahadaki reise, simyacının zoru ile de olsa; çöl ile, rüzgar ile, güneş ile
konuşarak rüzgara dönüştüğünü gösterme seremonisi). Piramidin en son ve çok az kişinin ulaşabildiği en son basamağı ise "kendini gerçekleştirme” ya da yazarın deyimiyle (Kişisel Menkıbeye ulaşma) basamağıdır.(Kahramanın sonunda istediği hazineye ulaşması). Tabi bunlar ana hatları. İçeriği canlı ve dikkatleri açık tutmak için yaşanan hikayeler de yok değil. Bazı cümlelerin sık tekrar etmesi biraz can sıkıntısı yaratsa da güzel bir kitaptı. Ancak kitapta, eksik olan bir şeyler var gibiydi. Hani bir yemek yaparken tüm malzemeler hazırdır ama yapanın elinin lezzetine de ihtiyaç vardır ya onun gibi bir şey...Benimle aynı düşüncede olmayabilirsiniz. Yazarın da deyimiyle herkesin "Kişisel Menkıbesi farklıdır" ne yazık ki benim düşüncem bu yönde...Her kitap yeni bir kapı açar yine de siz okuyun derim :)
"Hazineye ulaşmak için işaretlere dikkat etmen gerekiyor. Tanrı, herkesin izlemesi gereken yolu yeryüzüne çizmiştir, yazmıştır. Senin yapman gereken, senin için yazdıklarını okumak yalnızca(sayfa 45) "

İsmail KAPLAN, Simyacı'ı inceledi.
30 Ara 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Sonunda ben de okudum :) Sanki bu kitabı okumayan adam kitap okumamış sayılır tarzı bir algı vardı heryerde.
"Aaaa sen Simyacı'yı okumadın mıı? Tüh tüüüh. Okumalısın... Okuuuu"
Okudum valla.
Aslında bu tarzı çok sevmiyorum. Her sayfasında okuyana nasihatler barındıran kitaplar çok çekmiyor beni. Çekmese de okudum ve hatta beğendim.
Arka kapağında Mesnevi'de bulunan bir hikayeden esinlendiği belirtilmiş. Mesnevi'nin bu kitap kadar (En azından 1k'da) popüler olmaması dikkatimi çekti.
Kişisel olarak bu tarz kitapların çok satılıyor ve okunuyor olmasının en büyük nedenlerinden birisinin ince olması olduğunu düşünüyorum (Mesnevi 616 Sayfa - Simyacı 188 Sayfa). Bu düşüncem beni rahatsız etmiyor sizi de etmesin lütfen. :)
Sonuç mu? Eveeet. Sonuç olarak okudum, beğendim. Bir daha okur muyum ya da bana yapılan "okumalısıııın" tarzı tacizlerden ben de yapar mıyım? Iıh yapmam.
Siz yine de okumadıysanız okuyun çabucak bitiyor. ;)
Ben de Mesnevi'yi okuyayım o zaman.

TSena_gl, bir alıntı ekledi.
06 Eyl 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Neil birasını tekrar kaldırdı ama o daha bir yudum alamadan Gwen şişeyi elinden alıp kafasına dikti.
Ardından Eliza ve Karen'ı gururlandıracak bir hareketle şişeyi eline tutuşturup bacaklarının arasına girdi.
Neil'in çenesi yine seğirdi.
Neil'ın saf kokusu olan keskin misk kokusu, bütün algılarını işgal ederken Gwen elini onun bacağına koydu. "Benim düşüncem bu, Neil... Ya geri çekil ya da öne çık..."
Gwen onun bacağını sıktıktan sonra kişisel alanından çıktı ve kızların yanına döndü.
Yüzünde kendinden hoşnut bir gülümseme vardı.

Cumaya Kadar Sözüm Söz, Catherine Bybee (Sayfa 83 - Novella Yayınları)Cumaya Kadar Sözüm Söz, Catherine Bybee (Sayfa 83 - Novella Yayınları)
Emrah Kars, bir alıntı ekledi.
09 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

/ I Think I Smeel A Rat - The White Stripes \
Sizinle alay edip etmediğimi mi soruyorsunuz hanımefendi? Bir erkeğin hiçbir zaman sevdaya tutulmamış olabileceğine inanmıyor musunuz? İyi ama, ben hiç ama hiç kimseyi sevmedim.

Neden ileri geliyor bu? Bilmiyorum. Hani şu sevda denen esrikliğe hiç düşmedim ben! Bir kadının görüntüsünün bizi kaptırdığı çılgınlık, kendinden geçme, düş içinde bir gün bile yaşamadım. Bir anda benim için bütün mutluluklardan daha çok istenen, bütün yaratıklardan daha güzel, bütün evrenlerden daha önemli duruma geliveren bir varlığı beklemek ya da ona sarılmak bir kez bile kafamı kurcalamadı, aklımdan çıkmaz olmadı, beni alıp cennete uçurmadı! İçinizden hiçbiri için gözyaşı dökmedim, acı çekmedim. Gözüm açık, onu düşünerek tek bir gece geçirmedim. Onu düşünerek ya da anımsayarak uyanmanın ışıl ışıl aydınlattığı tek bir sabah yaşamadım. Geleceği zaman insanı kaplayan çıldırtıcı sinirliliği de, odada bir menekşe ve ten kokusu bırakarak kaçıp gittiğinde yaşanan kutsal özlem hüznünü de tanımam.

Hiçbir zaman sevmedim ben.

Bunun nedenini ben de kendime sık sık sordum. İnanın, pek bilmiyorum. Bununla birlikte, birtakım nedenler buldum elbet; ama daha çok doğaötesine giriyorlar ve söylesem belki de hiç hoşunuza gitmeyecekler.

Sanırım büyülerine kapılmayacak kadar çok yargılıyorum kadınları. Bu sözden ötürü özür dilerim. Açıklayayım. Her yaratıkta bir bedensel, bir de düşünsel varlık var. Sevebilmek için, bu iki varlık arasında benim hiçbir zaman bulamadığım bir uyuma rastlamak gerek. Hep bunların biri, kimi zaman düşünsel, kimi zaman bedensel varlık ağır basıyor.

Sevebilmek için bir kadından beklediğimiz zekânın erkek zekâsıyla hiçbir ilgisi yok. Bir bakıma ondan fazla, bir bakıma eksik. Bir kadın açık görüşlü, ince duygulu, duyarlı, ince, etkileyici olması gerekir. Düşüncesinin güçlü, girişken olması gerekmez, ama iyi yürekli, zarif, sevecen, hoppa olmalıdır, bir de hani şu, onu bir anda yaşamını paylaştığı kişiye benzer kılan özümseme yeteneğini taşımalıdır. En büyük niteliği sezgi, beden için dokunma ne ise zihin için o olan şu ince duyu olmalıdır. Bu ince duyu ona kavrama alanında bin bir küçük şeyi, sayısız kıvrımı, açıyı ve biçimi açık seçik gösterir.

Güzel kadınlarda çoğu kez kişişel görünüşlerine uygun bir kavrama yeteneği yoktur. Oysa en küçük bir uyum kusuru beni daha ilk anda çarpar, yaralar. Dostlukta bunun hiç önemi yoktur. Dostluk bir antlaşmadır, içinde kusurlara da, niteliklere de yer vardır. Bir erkek ya da kadın dostu yargılayabilir, iyi yanlarını göz önünde bulundurup kötü yanlarını görmezden gelebilir, özel, derin ve hoş bir sevgiyle onları oldukları gibi değerlendirebiliriz.

Birini sevebilmesi için insanın kör olması, kendini bütünüyle teslim etmesi, hiçbir şey görmemesi, hiç akıl yürütmemesi, hiçbir şey anlamaması gerekir. Güzellikler kadar zayıflıklara da hayran olması, her türlü değerlendirmeden, düşünmeden, uzak görüşlülükten vazgeçmesi gerekir.

Bense gözümü böyle kör edemem, her türlü akıldışı gönül çelmeye karşıyımdır.

Dahası var. Uyum konusunda o kadar yüce, ince bir düşüncem var ki, bu ülkü hiçbir zaman gerçekleşemez. Çılgın diyeceksiniz şimdi bana! Dinleyin beni. Kanımca, bir kadının çok tatlı bir ruhu, sevimli bir bedeni olabilir, ama o bedenle o ruh tam bir uyum içinde olmayabilir. Bununla, burunları belli bir biçimde yaratılmış kişilerin ille de belli biçimde düşünmeleri gerekir demek istemiyorum. Şişkolar, zayıfların kullandığı sözcükleri kullanma hakkına sahip değildir. Mavi gözlü olan siz, hanımefendi, yaşama gözleriniz karaymış gibi bakamaz, nesneleri ve olayları öyle değerlendiremezsiniz. Bakışınızdaki ince ayrıntıların kaçınılmaz olarak düşüncenizin ayrıntılarına yansıması gerekir. Bunu sezme konusunda burnum av köpeğininki kadar duyarlıdır. Gülün isterseniz. Ama böyle bu.

Gezgin Satıcı, Guy De Maupassant (Sayfa 115)Gezgin Satıcı, Guy De Maupassant (Sayfa 115)