• Samimi bir anlatımla yazılmış Ali Lidar deneme- öykü kitabı. Kitaptaki öyküler de, denemeler de kısacık. Ama o kısacık yazılarda yazar ne demek istediğini gayet güzel anlatmış. Araya argo ve küfür koymayı da ihmal etmemiş.
    Ben tarzını biraz Umut Sarıkaya'ya benzettim.
    Tamamen bana ait olan ve kimsenin katılmasını beklemediğim bir düşüncem var. Böyle kitaplardan bir tane okumak yeter. Tıpkı, kişisel gelişim gibi, polisiye gibi, bir derinliği ve felsefesi olmayan tek taraflı aşk kitaplarını ise bir kez okumak bile ziyan.
    Sonuç olarak çerez diyebileceğim bir okumalık olmuş
  • Küçük prens, Martı ya da Dönüşüm tarzında daha çarpıcı bir kitap bekliyordum ancak basit dille yazılmış masalımsı bir öykü. Kişisel düşüncem tek başına kitap olmayı hakeden bir kitap değil. Bir kaç tane vurucu cümlesi dışında pek de kayda değer bişey yok desem yerinde olur. Farklı ya da sıra dışı bir kitap olmadığı gibi, uzun uzun düşündüren bir kitap da değil.
  • Safiye Bilgi
    Safiye Bilgi, Ikigai - Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı'ı inceledi.
    @safiyee·12 Nis 14:55·Kitabı okudu·1 günde·Beğendi·9/10
    Benim düşüncem klasik kişisel gelişim kitaplarının bir tık üstü onun sebebi de Japonların yaşam sırlarıyla birleştirip anlatılması bence.Uzak doğuya duyduğum ilgiden belki de okurken yabancılık çekmediğim kelimeler ve yer isimleri hoşuma gitti.Kitap kısacası 'Ne için yaşadığımızı,anı yaşamamızı' gibi bilindik şeyleri anlatsada sıkılmadan okunup çabuk bitebilecek kitaplardan.
  • "Böylesine gerçek aşk denebilir miydi?"

    Denilebilir miydi, bilmiyorum. Normal aşk kitaplarında görmeye alışık olduğumuz cinsten karakterler yok karşımızda. Hem kadın hem de erkek tarafı öyle kusurlarla dolu ki bu kusurlar olayın etkileyiciliğini daha arttırıyor zannımca.

    Kadın karakterimiz, hikayeyi anlatan karakter, aşık olduğu kişiye öyle bağlanmış ki bunun gerçek aşk olmadığını düşünmemize sebep oluyor. Ne de olsa aşık olduğunda sadece on üç yaşında, nereden bilsin aşkı? Katılmıyorum ben bu düşünceye, kendi on üç yaşınızı hatırlayın. Kişisel gelişiminizi tamamlamış, tamamlamasanız bile oldukça gelişme katetmiş, oluyorsunuz bu yaşta.

    Evet, ben de düşündüm bu aşkın gerçek olmadığını. Çok bağlıydı R. olarak bildiğimiz kişiye. Onun her kötü yanına rağmen R.'siz yaşayamayacağını söylüyordu. Çok abarttı bu aşkını, büyüyünce de unutamadı, söylersem spoiler olacak şeyler yaptı. Yaptıkları çoğunlukla yanlıştı ama tüm karakterlerin mükemmel olduğu romanları okumaktan sıkılmadık mı? Toplumun anlayışına uygun olmayanlar da aşk yaşayamaz mı?

    R. kadın karakterimizden daha kötü durumdaydı. Kitap okuyan bir insan olması ilk başlarda onu sevmemi sağlamıştı ama gördüğü her kadınla işi pişiren bir adamdı. Pislik bir insandı bence. Yine de kadınımız ona bağlılığından vazgeçemedi.

    Gerçekten düşüncem kadının abarttığı yönünde ama Stefan Zweig bu olayı o kadar güzel anlatıyor ki hayran olmamak elde değil. Her Stefan Zweig kitabı için söyleyebileceğim bir durum bu, o kadar mükemmel karakter analizi yapıyor ki her şekilde kendinize katacak bir şeyler bulabiliyorsunuz. Herkesin okumasını tavsiye ettiğim bir kitap.
  • Kitabın ilk bölümünde yazar Nazi soykırımı sebebiyle Polonya’daki Auschwitz toplama kampına gönderilmesiyle başlayan özyaşam öyküsünü gerçekliğiyle bizimle paylaşıyor.

    Gaz odalarında, krematoryumlarda yapılan katliamlar, gardiyanların, ustaların tutuklulara davranışları, açlığın, susuzluğun raddeleri, yüreği fazlasıyla sızlatan işkenceler, tutukluların acıya karşı yükledikleri anlamlar ve davranışları ile karşı karşıya kalıyoruz.

    O kadar zorluğa rağmen kurtulanlar( kendisi de dahil) nasıl başardılar? cevabını acılarında bir anlamı olduğuna vurgu yaparak pozitif bir yaklaşımla ele alıyor, yer yer Nietzsche, Thomas Mann, Spinoza ve Dostoyevski'den alıntılarla düşüncelerini zenginleştiriyor.

    2.bölümde akademik anlaşılır bir dille karşılaşıyoruz. Kendisi logoterapinin kurucusu olarak teorinin '' insan varoluşunun anlamı kadar, insanın böyle bir anlama yönelik arayıışı üzerinde de odaklaşmaktadır.''(113)
    ''Logoterapi, hastanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını sağlamaya çalışır; bu nedenle, kişiye, neye karşı, ne için ya da kime karşı sorumlu olduğunu anlaması seçeneğinin bırakılması gerekir.''(124)
    der.
    Daha birçok konu başlığı ile hastaların ruhsal problemlerine yönelik çalışmaları ile sevginin, acının anlamı, varoluşsal boşluk , varoluşun özü gibi konulara değinmiş yazar.
    3.Bölüm de Trajik bir iyimserlik tartışması ile genel yaşanan anlam boşluğunda, negatif durumlarda nasıl başa çıkabileceğimize dair kesitler vermiş.

    Kitaptan çıkardığım genel mesaj; Bir insanın yaşamındaki anlamı sorumluluk bilinciyle, hedef ve amaçların belirlenmesiyle vuku bulur. Acının da bir anlamı vardır şeklinde idi.

    https://www.guncelpsikoloji.net/...api-nedir-h6547.html daki yazıyı genel hatlarıyla okudum yazarı ve düşüncelerini anlamak adına açıklayıcı bir yazı olmuş, göz atabilirsiniz ^_^

    Puan kırma nedenim : Kitabın bazı yerlerinde sürekli aynı şey tekrarlanıyormuş hissi rahatsız etti, bazı yerlerinde ''nihai anlam'', '' potansiyel'' , ''acı'' kelimeleri sürekli karşıma çıkınca -tabi kitap anlam üzerine ne bekliyorsun acabaa diyenler olabilir_- şöyle ki daha kısa tutulabilirdi , uzatılmış gibi hissettim, kişisel düşüncem ^_^

    Kitap insana kendi adıma çok şey katan türden, edinip okumanızı tavsiye ederim.

    Bundan sonrası kitaba dair bilgiler içermiyor,zamanınızı almamak adına belirtmek istedim.
    Kitabı yakın zamanda okumak istedim çünkü hayatıma anlam katan bir dosta altı çizili bir şekilde ulaşsın ve hissettiklerimi paylaşabileyim diye. İyiki de yakın zamanda okuma fırsatım oldu. ^_^
    3 farklı durumdan bahsettim okurken kesik kesik değişik bir durum ortaya çıkıyor kusuruma bakmayın, yazma yeteneğim oldukça vahim ^_^

    1)-Hepimizin bunalımlı, hayatın anlamına dair sorgulamaları ara ara- belki bazılarımız için sık sık- yüzünü gösterip dil çıkartabilir ama güldürmez. Öyle durumlarda sürekli düşünüp acaba beni daha da karamsarlığa sürükleyen şeyler neler olabilir diyerek diplere çeken bir müzik ya da kaçış şeklinde karamsar kitaplara yönelim gibi gibi hallerle acı kavramını anlamsızlaştıran bir durum meydana gelir. İnsan amaçsız, değersiz hissettikçe bu durum sürekli tekrarlanabilir, eyleme geçirtmez, sorgulamalar silsilesi yaşatır, inancı var ise yiyerek zayıflatır, yüzün rengini solgunlaştırarak, hareketlerde yavaşlama ile devam eder. Bir şey sebep olmalı ki bu durumdan sıyrılalım, neler olabilir diye düşünürsek:
    -Hayvan sahiplenme/ ondaki karşılıksız sevgiyi görebilmek,
    -Çocukların gülüşüne ortak olmak,
    -Spor yapmak,
    -Bir amaç belirleyerek, sorumluluk bilinciyle hareket etmek vs.
    gibi daha bir çok adımla bu hissiyatın gün gün azaldığına şahit olabiliriz.
    Kısa süre de olsa bu durumları yaşayan biri olarak kurtulmama vesile olan şey kedi sahiplenmek oldu, minik minik adımlarla toparlanmayı mümkün kıldı.^_^ Hayatın anlamını daha bir kavrar oldum, kendime yönelik sorgulamam ile.

    2): 2 yıl önce genç kuzenim beyin tümörüne yakalandı ansızın. Anne-baba ayrı olduğu için sorumluluk babaya aitti, biz hastaneye ziyarete gidip gelirken babanın her şeye rağmen yüzündeki içten tebessümü, her defasında nasılsın diye hal hatır sorması, oğlunun yaşadığı acıya, bağırışlarına sabırla, iyi telkinlerle cevap vermesi ile elinden geleni huzurla yapması beni çok etkilemişti. Enişte nasıl bu kadar sabırlı ve iyi olabiliyorsun dediğimde: '' İnanıyorum ki bu hastalığı verenin vermesinde bir hikmet var, elimden geleni yapabiliyorsam ve buna olanak veriliyorsa daha ne olsun diyerek acının içinden anlam çıkaran en etkili örneğim olmuştu.2 yıla yakındır oğluna bakıyor, telefonda görüştüğümüzde sesi hep içten, nasılsın diye her defasında soruşu ve en önemlisi sağlığın, küçük şeyleri sakın dert etme diye düşünüşü ile insanları sevmesini gözler önüne seriyordu. Sevgi, sabır, emek ile acının üstesinden gelebilmenin örneği idi benim için. Var olsun böyle güzel insanlar.

    3) Kardeşimi okuldan almaya giderken hayatımın anlamına dair kitap bana ne kattı bir eyleme dönüştüreyim :P ve etrafı daha bir dikkatle gözlemleyim dedim, -defterime de not alayım hatıra kalsın diyerekten sokağımızda defter kalemle dolaşan, yazı yazan farkım tarzım olsun mesajıyla :P - bir binanın önünden geçerken küçük bir çocuğun içten merhabasıyla karşılaşıverdim , mesud ola ola okulun bahçesine ulaştım sonra mesudluğum yavaş yavaş kedere sürüklendi, bazı anne babaların şikayetlenmeleri, an da kalamayışları, çocuklarına karşı sevgilerini gösterememesi üzdü( ilerde hayatın telaşesine kapılınca ben de öyle olabilirim bilmiyorum, amacım yargılamak vs değil sadece gözlemlerim ^_^) sonra yanımda bembeyaz pamuk gibi yanaklarla (maşallah) beliren küçük çocuğun minik elleriyle pamuk şekeri heyecanla yemesi bolca tebessüm ettirdi ardından kardeşimin bir sinirle çıkması, yaşadığı problemi benim üzerimde denemesi tabi üzdü, o an konuşmamızın anlamı yoktu çünkü ikimizde sinirlenecek kalplerimiz uzaklaşacaktı ki ben de sinirlendiğimi hissettim :D sonra konuşalım bu mevzuyu diyerekten sessizlikle yürüdük ^_^ - son-

    Hayatıma anlam katan bir bal kardeşime ithaf ediyorum bu incelemeyi.

    Hayatımıza anlam katan şeyleri görebilmek, bulabilmek umuduyla ^_^

    https://www.youtube.com/watch?v=z-SlA2NI9kc
  • Bir Tolkien hayranı olarak en çok arzuladığım kitaplardan birisi.Kişisel düşüncem bazen gereksiz ayrıntıya girerek sıkıyor ama onun haricinde kitapları milyonlarca satmış dünyaca ünlü yazarın hayatını okumak tabiki benim gibi yazarın hayranı olanlar için keyif verici.
  • İşbu inceleme edebi olmaktan ziyade yazarın kişisel düşüncelerini içermektedir. :)
    İslam Deklarasyonu için, Aliya İzzetbegoviç'in, İslam dünyasının (kitabın yazılmaya başlandığı yıl olan) 1970'e kadarki geri kalmışlığını telafi edebilme ve hatta daha fazlasını başarabilme amacıyla yapılması gerekenleri sıraladığı bir reçete denilebilir.
    Görünen o ki, İslam dünyası olarak, kitabın yazılmasından bu yana geçen 40'ı aşkın yılda kastedilen hedefe ulaşabilmiş değiliz. Naçizane düşüncem;bu kitapta belirlenenlerin eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilebildiği gün, İslam aleminin hakikaten ıslah olduğu gün olacaktır. Geçen zaman içinde büyük bir adım atılmamış olması bugünden sonrası için umutsuzluğa sebep olmamalı.
    İslam aleminin ıslah olduğu gün, Türk toplumunun zaten kendini görmek istediği yerde görebildiği gündür. Çünkü gelişme önce her Müslüman'ın kendi içinde başlayarak sonra sırasıyla o ülkenin ve tüm İslam birliğinin gelişmesi şekilde ilerlemelidir. Yani İslam toplumu olarak gelişebilmek demek, Müslüman ülkelerin kendi iç işlerinde gelişmiş olması demektir. Bu noktada her birimize büyük iş ve fedakarlıklar düşüyor:Önce kendi adımıza, sonra milletimiz ve dinimizin dünyadaki tezahürü adına çalışmalı, çalışmalı ve yine çalışmalıyız. #24869905 #27793370
    Peki ben bu kitaptan kendime ne tür bir pay çıkardım? Bu hedefin gerçekleştirilebileceğinden kuşku duymamakla birlikte;gerek milliyetim gerekse üst milliyetim adına üzerime düşeni yerine getirmek amacıyla çaba göstermeye, çalışmaya, birtakım fedakarlıklarda bulunmaya hazırım ve geleceğimiz için umutluyum. Her Müslüman'ın üzerine düşen vazifenin bilincine daha iyi varabilmesi ve er ya da geç harekete geçmesi amacıyla bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum.