• Kitapta çok kendini tekrar vardı. Kişisel gelişim alanında evlilik ve sevgi hakkında okuduğum diğer kitapları kiyaslarsak sınıfta kalır diyebilirim.Yinede okumak isteyen okuyabilir ama tavsiye edemiyorum.
  • Bazı kitaplar vardır. Öylesine karşınıza çıkar ve hiç düşünmeden okumaya başlarsınız. Kitabın kendisini okutmak için tuhaf bir çekim gücü vardır. Biraz okuyup başka okuyan var mı diye kısa bir araştırma yapar, diğerlerinin fikirlerini almak istersiniz. Fakat o kadar da meşhur olmayan bir kitap olduğunu (en azından Türkiye'de veya daha da dar anlamda söylemek gerekirse 1K'da) görürsünüz. Ama okudukça gizli bir cevher olduğunu fark edersiniz. Iyi ki okumuşsunuzdur.

    Işte böyle bir kitap benim için Eşeklerin Bilgeliği. Epub kitaplarda okumak istediğim yazarların eserlerini ararken karşıma çıkmış ve o gizli çekim gücüyle kendisini okutmuştu. Burada baktığımda ise (05.11.2018) 22 okunması vardı. Umarım daha da artar.

    Andy Merrifield ve eşek dostu Gribouille ile çıktığı yolculuğu kaleme almış diyerek koca kitabı özetlersem sanırım yanlış demiş olmam. Yolculuklarını anlatıyor diyorum ama bu öyle sadece yolu anlatan bir kitap değil. Bu yolculukta yazarın insanın içini ısıtan, okurken yormayan, tam anlamıyla tertemiz diliyle size neler anlatıyor neler. Fransa'nın köy manzaraları geliyor önünüze , New York'un gürültüsü kulaklarınızda çınlıyor, Mısır'ın güneşi sırtınızı yakıyor. Elbette sadece betimlemelerle ilerlemiyor kitap. Bu yolculukta yazar birçok eser, yazar, film, filozof, ressam referanslarıyla sizi araştırmaya teşvik ediyor. Bu isimlerden birkaçı şöyle;
    - Milan Kundera- Yavaşlık (kitap)
    - Jacques Prévert
    - Robert Louis Stevenson’a - Travels with a Donkey in Cévennes
    - Robert Bresson - Balthazar
    - Dostoyevski - budala
    - Saint-Exupery - Küçük Prens
    - Cervantes - Don Kişot
    - John Fowles - Fransız Teğmenin Kadını
    - My Dinner with André (1980 yapımı film)
    - Gaston Bachelard
    - Spinoza
    - Yunan Mitolojisi
    - Van Gogh
    - George Orwell
    - Rimbaud

    Ben 15 yaşıma kadar köyde yaşadığım ve bizim de bir zamanlar eşeğimiz olduğu için Gribouille'yi (kitaptaki eşeğin ismi) canlandırmak daha kolay oldu benim için. Eşekler hakkında o kadar çok bilgi var ki, bu sizi korkutmasın, bu bilgileri size aktaran yazar asla sıkmıyor. Şöyle diyebilirsiniz; "Eşekler hakkında bilgim olsa ne olmasa ne. Neden okuyayım ki bu kitabı? Ne katacak bana?" Soruyu sorma da haklı olacaksınız fakat cevabını öğrenmek için 'mutlaka' okumalısınız diyeceğim ben de. Ve şöyle bir cümle bile kuracağım: Okuyun ve pişman olursanız bana ulaşın :)

    Unutmadan bana göre kitaptaki tek eksik Nasrettin Hocadan bahsetmemiş olması. Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Eyüp, Klopatra, Çin Mitolojisi ve daha fazlası var. Yukarıda da birkaçını yazdım. Ama gözüm Nasrettin Hocayı aradı.

    Ve daha da kişisel bir fikrim de; yazarın eşeği zaman zaman metafor olarak kullanmış olduğuna inaniyorum. Bazı bölümler de Gribouille (eşeğin) yerine bir insan figürü koyunca daha da anlamlı hale geliyor. Bütün kitap boyunca yazarın anlatmaya çalıştığı gibi metaforlarda eşeği akılsız, hakaret amacıyla kullanmıyor. Aksine insanlık tarihi boyunca hakkı verilmeyen bu canlıya geç kalınmış bir özür sunuyor bir nevi. Hani insanlara yaptıkları karşısında bazı hayvan isimleriyle hakaret ettiğimizi düşünürken aslında sadece insanlığımızı küçük düşürürüz. Çünkü o hayvanlar insandan daha da insandır. Andy Merrifield iste bunu anlatmaya çalışıyor genel olarak.

    Velhasıl zoraki yazılmış, edebiyat yapmak için ağdalı cümleler içinde boğuldugumuz, tabiri caizse gaz vermekten başka işe yaramayan kişisel gelişim kitapları yerine; insanı alıp götüren betimlemelerle dolu, onlarca referansın olduğu, zaman zaman gülümseten, insanla hayvanların bağını samimi bir şekilde anlatan bu kitabı okumamak bana göre eksikliktir.

    Son olarak Andy Merrifield'ın az da olsa bahsetmesini beklediğim bir şeyin linkini şuraya bırakıyorum.
    https://youtu.be/p1lGR0LC_2s

    Kitapla ve en önemlisi sevgiyle kalın.
  • Avucunuzdaki Kelebek/Ahmet Şerif İzgören
    Bundan uzun yıllar önce çok fazla okurdum bu tür kitapları ve bana her anlamda iyi gelmişti,o zamanlar. Aradan yıllar geçti bir kaç gündür kişisel gelişmeye ihtiyaç duydum sanırım kitaplığımda hediye olarak bana verilmiş bir kaç kişisel gelişim kitabından biri olan"Avucunuzdaki Kelebek"ği alıp bir solukta okudum. Kitap başından sonuna değerli yazar ve düşünürlerin sözleriyle dolu. Bir çok da kısa hikayeler içeriyor,bir çoğuna kaynak gösterilmiş ve gösterilmeyenler için,bildiğiniz varsa bize iletin ve paylaşalım demiş yazar. Bunları neden anlattım günümüzde o kadar çok karşılaşıyorum ki,bu tür kitaplar yazıp ünlü düşünürlerin sözlerini alıp kendi sözleri gibi yazan insanlara. Bu kitap da yazar en azından kimden aldığını paylaşmış. Kulaktan duyup yazdığı hikayeler içinse biliyorsanız bana iletin diyerek alçakgönüllülüğünü sergilemiş. Gelelim bu aralar sıkça rastladığım bir konuya; kişisel gelişim kitapları okunmalı mı?okunmamalı mı? Ben zamanında okudum çok da faydasını gördüm. Çıkmazda hissettiğim dönemlerde ellerimden tuttu. Söylemek istediğim şu,bırakın insanlar ne istiyorsa onu okusunlar ve kimin ne yaşadığı hakkında en ufak bilgi sahibi olmadan o insana hakaretler yağdırmanın,sırf bu tür kitaplar okuduğu için küçük görmenin mantığı nedir? Belkide bu kitapların içerisindeki bir cümleyle hayata bakışı değişecek yaşam enerjisi gelecek biz bilemeyiz. Kaldı ki bizler her gün yeni şeyler öğrenen insanlarız,bırakalım isteyen istediği kitabı okusun ve inanın bu okumalar onları daha iyi okumalar yapacakları duraklara ulaştıracaktır.
    Bu kitabı önerir miyim? derseniz beni çok tatmin etmedi. Daha iyi olabilirdi...
    Kitaptan bir kaç alıntıyla devam etmek istiyorum;

    Anadolu'nun küçük bir köyünde bir çocuğun gözleri, ateşli bir hastalık sonucu görmemeye başlar. Baba bir gün diğer çocukların artık oğluyla oynamamaya başladıklarını fark eder;gidip şehirden oğluna bir çalgı aleti alır,çocuk onunla tıngır mıngır vakit geçirir. Bir süre sonra gerçekten bir şeyler çalmaya başlar. Sonra yakındaki köyden bir adam, çocuğun yetenekli olduğunu düşünerek ona ders vermeye başlar. Çocuk yeteneğini çok geliştirir. Çok zeki,yaratıcı ve hazır cevaptır. Hatta bir gün gurbette sazı kırılınca bir dostundan saz almak ister,dostu fiyatına yüz elli lira der. Garibanın cebinde sadece elli lira vardır. Bu elliyi al,yüzüne tükürürüm der. Şaka öyle hoşuna gider ki satıcının,kalan yüz lirayı almaz... O görmeyen çocuğun adı Aşık Veysel'dir
    Köyüne ilk meyve ağacını diken insan, gözleri görmeyen Aşık Veysel'dir. Yüzyıllardır gözü gören o kadar çok insan var ve köye ilk meyve ağacını gözleri görmeyen biri dikiyor...

    Kitabın adı niçin "Avucunuzdaki Kelebek"?
    Zamanın birinde iki tane kız kardeş varmış,nasıl akıllılarmış anlatamam. Etraflarındaki ve okuldaki tüm bilgi onlara yetmez olmuş. Bir gün anneleri onları dağdaki bilge adama götürmeye karar vermiş.
    Kızlar,bilge adamla karşılaşınca ona sorular sormaya başlamışlar. Bilge adam bütün soruları doğru cevaplamış. Kızlar çok sevinmişler ve annelerinden eğitimleri için bir süreliğine izin isteyerek bilge adamın yanında kalmışlar.
    Sordukları soruların hepsinin cevabı doğruymuş. Bir süre çok mutlu olmuşlar;ama sonra sıkılmaya başlamışlar."Bilgenin bilemeyeceği bir soru bulmamız lazım"diye düşünmüşler.
    Kızlardan biri bir gün"buldum"diye sevinmiş."İki elimin arasına bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım,'avucumun içinde bir kelebek var canlı mı ölü mü?''ölü"derse kelebeği bırakacağım."canlı"derse avucumu hafifçe bastıracağım. Her ne derse cevabı bilemeyecek.
    Kızlardan biri kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatmış.
    Ve sormuş:
    "Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı ölü mü?"
    Bilge adam cevap vermeden önce uzun süre kızın gözlerine bakmış,bakmış ve cevaplamış:
    "Senin ellerinde kızım. Senin ellerinde..."

    Kitapla ve sevgiyle kalın...
  • Kitabın edebi yönüyle ilgilenmiyorum. Mesleki olarak okuduklarımın dışındakilerde, yani zevk için okumalarımda psikoloji ve felsefe alanındaki düşünme becerime sağladığı katkıyla ilgileniyorum. Temelde insan düşünce ve davranışını anlamak amaç. Tabii her soğuk kanlı bilimci düşünce gibi onun arkasındaki ajanda da davranışları önceden kestirebilmek ve kontrol edebilmek. Bunun içe dönük bir yansıması da var elbet. Din ehlinin kendini bilmek dediğiyle kast ettiği beceriye bir hayli yakın.

    Bu konuda, kurgu alanında klasikler ve onlardan etkilenen daha güncel yazarların romanları çok etkili. Psikoloji alanının, akademisyenleri tarafından yazılmış gerçek literatür taramaları ve Yalom'un çok eseri gibi psikoloji soslu romanlar da tatminkar. İşe yaramayan, anlamaya katkısı olmayanlar ise köpürtülmüş popüler kurgu romanlar ile yüzeysel hazırlanmış kişisel gelişim kitapları.

    Kurgu olmayan bir kitabın yüzeysel olup olmadığını referanslar listesinin var olup olmamasından anlayabilirsin. Eğer gerçek akademik yazına göndermeler verilmiyor ve bunlar eserin sonunda açıkça listelenmiyorsa o kitap tırttır. Kurgu romanın senin düşünce dünyana bir şeyler katıp katmayacağına dair önceden kestirimde bulunmak ise daha güç. Elbette her metin her insana bir şeyler öğretir ama ömür sınırlı, okunacak sayfa sayısı belli. O yüzden neyi okuyacağını güzel, amaca uygun seçmek elzem. Kurgu roman seçerken bu sitenin, goodreads'in benzerlerinin puanları, önemli dergi ve kuruluşların "yüzyılın en iyi romanları", "gelmiş geçmiş en büyük kurgu eserler" gibi listeler de yol gösterici oluyor. Zevkine, düşüncesine güvendiğin insanların görüşleri de okumaya yön verebilir.

    Ayrıca, bir yazar keşfettikten sonra ondan devam etmek de gayet verimli. Mesela okudun Suç ve Ceza'yı, beğenmedin. Tamam, başka yazara geç. Ama çok beğendiysen artık Dostoyevsky'den yürüyebilirsin. Budala'dır Karamazov Kardeşler'dir çiz yolunu. Sonra o beğendiğin yazardan etkilenmiş daha güncel isimlere doğru gelebilirsin. Mesela Oğuz Atay ne okuyayım diye soran bir gence demiş ki "Dostoyevsky'yi okudun mu? Önce onu oku bitir, sonra gel konuşalım." Dolayısyla Dostoyevsky sevdiysen bir de Oğuz Atay'a bak.

    Diyelim aldın bir kitabı başladın ama yürümüyor, sıkılıyorsun. Bırak gitsin. Demek ki o sana uygun değil. Aldığın kitapların kabaca yarısını okumayıp bırakmak bile çok dert değil, diyor İlber Ortaylı. Ömür sınırlı olduğuna göre neyi okuyacağımızı seçmemiz lazım. Yoksa onu zorla oku, bunu zorla sündür, olacak iş değil.

    Levent Pekcan diye bir adam var. Teknoloji yayınlarını takip edenler bilir. Edebiyat fakültesi mezunudur. Orta yaşlı denebilir. O mesela, belli bir yaştan sonra da çok uzun kitap okumaya pek meyletmediğini anlatıyor. Kayıp Zamanın İzinde serisi çok hoş, çok güzel. AHmet Hamdi Tanpınar'ın betimleme olayını kimden esinlendiğini çok daha iyi anlıyor insan. Yanında bir kadınla yürüyen bir adamın güz ucuyla karşısından gelenlere bir anlık bir bakışını bir sayfa anlatıyor ve işin garibi sen bunu zevkle okuyorsun. Fakat toplamda minik minik puntolarla 1500 sayfa. O yazar yerine 4-5 tane farklı yazarın düşünce dünyasına dalabilirsin o kadar zaman içinde. Bunu göz önünde bulundurup seçim yapmak akıllıca olabilir.

    Klasikleri ilk defa okuyacaksan çok fazla yayınevinin bastığını ve çoğunun çevirisinin kötü olduğunu fark etmen lazım. Hangi çevirilerin iyi olduğunu ekşi sözlük, burası ve benzeri yerlerden araştırmak lazım. genelde bulunuyor. Ama hiç fikir yoksa YKY, İş Bankası, İletişim, Remzi, Can gibi bilindik yayınevleri tercih edilebilir. Çevirmenin adı da bir googlelatılırsa kalite hakkında yine fikir elde edilebilir.

    Son olarak klasiklerin bir kısmını yeniden okumak lazım. 10 yıl önceki sen ile şimdiki sen arasında çok fark var. Muhtemelen o kitabın hakkını verememişsindir. Yeniden okumak fena fikir değil.

    Tarihi kişiliklerin ilk kaynaklarından felsefe okumaları (psikolojiye doğrudan etkileri dışında) ve şiir ise bana uzak.