• Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

    1. Elif. Lâm. MÎm.

    2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.

    3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

    4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.

    5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

    6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.

    7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.

    8. İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.

    9. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.

    10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.

    11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler.

    12. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.

    13. Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).

    14. (Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.

    15. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.

    16. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.

    17. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler.

    18. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.

    19. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

    20. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.

    21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz.

    22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın.

    23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.

    24. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.

    25. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.

    26. Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır).

    27. Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.

    28. Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O'na döndürüleceksiniz.

    29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.

    30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

    31. Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

    32. Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.

    33. (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

    34. Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.

    35. Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.

    36. Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.

    37. Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.

    38. Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.

    39. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar.

    40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun.

    41. Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun.

    42. Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.

    43. Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.

    44. (Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    45. Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.

    46. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.

    47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.

    48. Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.

    49. Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

    50. Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk.

    51. Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz.

    52. O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik.

    53. Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik.

    54. Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur.

    55. Bir zamanlar: Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı.

    56. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.

    57. Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve "Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz" (dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı.

    58. (İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!" (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik.

    59. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.

    60. Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.

    61. Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah'ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.

    62. Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.

    63. Sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağının altında, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz (demiştik de);

    64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.

    65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.

    66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık.

    67. Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, demişti.

    68. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi.

    69. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi.

    70. "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler.

    71. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.

    72. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.

    73. "Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir.

    74. (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.

    75. Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.

    76. (Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz? derler.

    77. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir.

    78. İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar.

    79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!

    80. İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

    81. Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.

    82. İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.

    83. Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.

    84. (Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz.

    85. Bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.

    86. İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.

    87. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. (Size gelen) peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz.

    88. (Yahudiler peygamberlerle alay ederek) "Kalplerimiz perdelidir" dediler. Hayır; küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir. O yüzden çok az inanırlar.

    89. Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır.

    90. Allah'ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini (Kur'an'ı) inkâr ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.

    91. Kendilerine: Allah'ın indirdiğine iman edin, denilince: Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki o Kur'an kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitaptır. (Ey Muhammed!) Onlara: Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce Allah'ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz? deyiver.

    92. Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti. Sonra onun ardından, zalimler olarak buzağıyı (tanrı) edindiniz.

    93. Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!

    94. (Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de.

    95. Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve isyanları) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir.

    96. Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.

    97. De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir.

    98. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.

    99. Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları ancak fasıklar inkâr eder.

    100. Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

    101. Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince ehl-i kitaptan bir gurup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terkettiler.

    102. Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!

    103. Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları anlasalardı!

    104. Ey iman edenler! "Râinâ" demeyin, "unzurnâ" deyin. (Söylenenleri) dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.

    105. (Ey müminler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

    106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.

    107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

    108. Yoksa siz de (ey müslümanlar), daha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygamberinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.

    109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

    110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.

    111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.

    112. Bilâkis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.

    113. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hıristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah, ihtilâfa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir.

    114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.

    115. Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir.

    116. "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir.

    117. (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir.

    118. Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir âyet (mucize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik.

    119. Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehenmemliklerden sorumlu değilsin.

    120. Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

    121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.

    122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın.

    123. Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler.

    124. Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti. "Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbi!)" dedi. Allah: Ahdim zalimlere ermez (onlar için söz vermem) buyurdu.

    125. Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.

    126. İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!

    127. Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.

    128. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.

    129. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.

    130. İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

    131. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

    132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).

    133. Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Ya'kub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur, dediler.

    134. Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.

    135. (Yahudiler ve hıristiyanlar müslümanlara:) Yahudi ya da hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.

    136. "Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk" deyin.

    137. Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.

    138. Allah'ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz (deyin).

    139. De ki: Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz olduğu halde, O'nun hakkında bizimle tartışmaya mı girişiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O'na gönülden bağlananlarız.

    140. Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâtın yahudi, yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından kendisine (bildirilmiş) bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

    141. Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.

    142. İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir? diyecekler. De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir.

    143. İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

    144. (Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

    145. Yemin olsun ki (habibim ! ) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.

    146. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.

    147. Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!

    148. Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

    149. Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    150. (Evet Resûlüm ! ) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.

    151. Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.

    152. Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!

    153. Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.

    154. Allah yolunda öldürülenlere "ölüler"" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.

    155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele !

    156. O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler.

    157. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.

    158. Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.

    159. İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.

    160. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.

    161. (Ayetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir.

    162. Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır.

    163. İlâhınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir.

    164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah'ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır.

    165. İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.

    166. İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.

    167. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.

    168. Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.

    169. O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

    170. Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?

    171. (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.

    172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.

    173. Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.

    174. Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (âhir zaman Peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.

    175. Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!

    176. O azabın sebebi, Allah'ın, kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır. (Buna rağmen farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlığın içine düşmüşlerdir.

    177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!

    178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.

    179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.

    180. Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur.

    181. Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir. Şüphesiz Allah (her şeyi) işitir ve (her şeyi) bilir.

    182. Her kim, vasiyet edenin haksızlığa yahut günaha meyletmesinden endişe eder de (alâkalıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan hem de esirgeyendir.

    183. Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.

    184. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

    185. Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.

    186. Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.

    187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.

    188. Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.

    189. Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.

    190. Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.

    191. Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.

    192. Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.

    193. Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.

    194. Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir.

    195. Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever.

    196. Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.

    197. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.

    198. (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.

    199. Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın. Allah'tan mağfiret isteyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir.

    200. Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.

    201. Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.

    202. İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) Allah'ın hesabı çok süratlidir.

    203. Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönmek isterse, ona günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.

    204. İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır.

    205. O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.

    206. Böylesine "Allah'tan kork!" denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevkeder. (Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir!

    207. İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.

    208. Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.

    209. Size (Kur'an ve Sünnet gibi) apaçık deliller geldikten sonra, eğer barıştan saparsanız, şunu iyi bilin ki Allah azîzdir, hakîmdir.

    210. Onlar, ille de buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini mi beklerler Halbuki iş bitirilmiştir. (Allah nizamı artık değişmez.) Bütün işler yalnızca Allah'a döndürülür.

    211. İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.

    212. Kâfir olanlar için dünya hayatı câzip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

    213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.

    214. (Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.

    215. Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.

    216. Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    217. Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.

    218. İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir.

    219. Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. "İhtiyaç fazlasını" de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.

    220. Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir.

    221. İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar.

    222. Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.

    223. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!

    224. Yeminlerinizden dolayı Allah'ı (O'nun adını), iyilik etmenize, O'ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın. Allah işitir ve bilir.

    225. Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lâkin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah gafûrdur, halîmdir.

    226. Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.

    227. Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.
  • 384 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Uzun süredir kitaplığımda duran ama bir türlü okumaya fırsat bulamadığım fantastik bir kurgu sahip olan Grisha serisinin ilk kitabı Gölge ve Kemiğin yorumu ile geldim. Grisha serisi aslında benim alış veriş yaparken çok uygun olduğunu düşündüğüm için aldığım bir seriydi ve açıkca söylemek gerekirse pek bir beklentim yoktu.
    Gölge ve Kemik öyle çok çok sevdiğim bir kitap olmadı ama çok kötü bir kitapta diyemem. Benim için ortalama bir fantastikti. Yazarın oluşturduğu dünya ve Griahalar hoşuma gitti ve yazarın sade anlatımı sayesinde çok akıcı ve hemen okuyup bitirilecek cerezlik bir kitaptı. Karakterler güzelce anlatılmış ve yazar karakterleri öyle bir sempatik yapmış ki kötü karakterlere bile sempati besleyebiliyorsunuz. Aslında ben kitaplarda, dizilerde ve filmlerde kötü karakterlere iyi karakterlerden daha çok önem veririm. Çünkü bir evrendeki kötü karakter ne kadar iyiyse diğer her şey de o kadar iyidir bana göre. Bu kitaptaki kötülerse bana göre yerindeydi. Aslında bu yorumu girerken ben ikinci kitabı bitirip üçüncü kitaba geçtim. Neyse fazla uzatmadan sadede gelmek gerekirse alıp bir çırpıda okuyabileceğiniz ve iyi vakit geçirebileceğiniz çerezlik bir fantastik kitap olduğunu düşünüyorum. Eğer böyle bir şeyler arıyorsanız hiç vakit kaybetmeden alıp okuyabilirsiniz. Ruhunuz ve papatyalarınız hiç solmasın. Kitaplarla kalın.
  • 496 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Selamlar Nasılsınız? Bugün Grisha serisi ikinci kitabı olan Kuşatma ve Fırtına kitabıyla karşınızdayım.

    İlk kitabı bitirir bitirmez ara vermeden ikinci kitabı okumaya başladım. İlk kitaba göre Kuşatma ve Fırtına biraz daha durgun olamasına rağmen yeni karakterlerin gelişiyle daha da heyecan verici bir hal aldığını söyleyebilirim. Okurken yeni karakteri tanımaya ve onları çözümlemeye çalışmak bence kitaba ayrı bir tat katmış. Aslında karakterlerin arasında en dikkat çekici olan herkesin de dikkatini çeken Nikolai karakteriydi bence. Nikolai hem sevdiğim hem de itici bulduğum bir karakter oldu. Kitaptaki diğer karakterleri de bu kitap daha da net bir şekilde tanıma fırsatı buluyoruz. Hala kitapta en sevdiğim karakter Karanlıklar Efendisi. Şimdi bunu söylediğim için linç yiyeceğim ama şuna bir açıklık getirmek istiyorum. Evet Karanlıklar Efendisinin yaptığı şeyleri kesinlikle doğru bulmuyorum ama bu karakteri bu duruma sürükleyen etkenleride döz ardı edemiyorum. Bu nedenle sizinde bu etkenleri göz ardı etmeden objektif bakmanızı istiyorum.

    Kitabın dili ilk kitaba göre daha da oturmuş, sade ve akıcı anlatım bizi ikinci kitapta da karşılıyor. Daha fazla konuşmaya devam edersem spoi vermekten korkuyorum. Bu yüzden bence seri elinizdeyse benim gibi hiç hız kesmeden okumaya devam edin. Aslında ben bu yorumu girerken üçüncü kitabı da bitirdim ama bir türlü yorumu girmeye fırsatım olmadı. En yakın zamanda üçüncü kitabın yorumunu girmeye çalışacağım. Ruhunuz ve papatyalarınız hiç solmasın. Kitaplarla kalın.
  • 176 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kürk Mantolu Modanna yani bir diğer adıyla Maria Puder. Sanırım okuduğum en güzel kitap olabilir. Okurken kitaba esir oldum, bir elime aldım bırakamadım. Kitap çok büyük bir aşktan bahsediyor. Raif Efendinin tabloya olan bakışıyla nasıl bir kadına ölümüne kadar sevebilir ki? İşte tam bu sorunun cevabını bulmak için bu kitap okunur. Beni en çok etkileyen kısım " Raif Efendinin önyargısını kullanarak Maria Puder'ın suçlaması ve ardından Maria' nın öldüğünü öğrenince kendi hissettiği pişmanlık." oldu. Beni o kadar çok etkiledi ki, yeni yıla girerken her gün "Hayat güzel" dedittirdi. Çok güzeldi.
  • 506 syf.
    Nedendir bilmem, kitabı hızlı okuduğum zamanlar anlamadım. Ne zaman ki sakinleşerek ve tüm dikkatimi yoğunlaştırarak okudum, ve merakımı ve ilgimi en üst seviyede tutmaya devam ettim; o zaman daha iyi anlayabildim. Tazelenen merakımla beraber bu kez, dönüp dönüp anlamadığım yerleri okuyarak kaldığım yerden devam ettim yoluma.

    ***
    Kitap iki ciltten oluşmakta, birinci cildi okumak pek hoştu, olaylar arasında olması gerektiği gibi bir bağlantı ve bütünlük vardı. Sıradan bir konuyu veya olaylar bütününü anlatmadığı için çok ilgi çekici ve merak uyandırıcı görünüyordu. İlk kitabı severek okudum ve hiç sıkılmadım. Fakat eğer kitap insanın nefsiyle olan mücadelesini konu ediniyorsa, ilgili içerik yetersizdi, bir ikinci cilt kesinlikle gerekliydi. Fakat ikinci cilt birinciden neredeyse bağımsız gibiydi. Hatta ikinci cilt bile kendi içerisinde bağımsız konular içeriyordu. Bana kalırsa kitabın içinde beş farklı olaylar bütünü vardı:
    Bir: Faust-Margarete/Gretchen ilişkisi.
    İki: Homunkulus'un var olma mücadelesi.
    Üç: Faust-Helen ilişkisi.
    Dört: Mitolojik varlıklar arasındaki ilişki ve mücadeleler.
    Beş: İmparator-Faust ilişkisi / devlet yönetimi.
    Beş konu ve olayların bütünü birbirinden kopuktu. Bir olay vuku buluyor, ve sonrasında başka bir sahne başlıyordu. Fakat nedeni niçini yoktu, bu karakter buraya niçin gelmişti? Devlet yönetimiyle ne ilgisi vardı mesela? En azından bir yerlerde bulunma nedeni, Mefistofeles ile aralarında yapılan konuşmalarla dile getirilebilir ve bir bütünlük sağlanabilirdi. Ancak ikinci kitapta birinciye oranla Faust ve Mefistofeles arasındaki konuşmalar pek azdı.

    İkinci kitap çoğunlukla mitolojik varlıklar arasındaki konuşmaları ve ilişkileri kapsıyordu. Kitabı dümdüz okuyarak anlayabilmek mümkün değildi, dolayısıyla her yeni konuşmacıyla beraber araştırmada bulunması gerekiyordu okuyucunun. Tıpkı eski bir Türk Edebiyatı eseri okurken rastladığım her yabancı kelimeyi teker teker öğrenip de okumaya devam eder gibi, karşılaştığım her mitolojik varlık için de aynısını yaptım dolayısıyla. Tanrıları, tanrıçaları, perileri, yaratıkları, canavarları tanıdıkça daha anlamlı boyutlar kazandı okuduklarım.

    Bence kitabı çeviren kişi kesinlikle dipnotlar bırakmalıydı kitaba, zira ikinci cildi dipnotsuz anlamak mümkün değil. Eminim ki kitabın Türkiye İş Bankası Yayınları çevirisini yapmış olsaydı, kitabın en az son yirmi sayfasını gerekli bilgilerle doldurarak okuyucusunun daha zengin bir okuma yapmasına olanak sağlardı. Böylesine önemli bir kitabın böylesine önemli bir mevzusunu ihmal eden çevirmenin zihniyetini kesinlikle anlayamıyorum!
    Türk Edebiyatı okurken bilmediğim kelimeleri anlamlarıyla beraber not ettiğim gibi kitabın ilgili sayfalarına, bu kitapta da mitolojik varlıklara ilişkin açıklamalarımı ekledim. Ben, okuyucu halimle, bu uğraşlara girerken, sen, koskoca çevirmen, (saygı duymuyorum), bu rahatlığı nereden buluyorsun? Hiç mi gözüne batmadı bunca anlamsızlık? Kuru kuruya çevirdin öyle mi? Anlamadan? Ekmek parası gözüyle mi baktın olaya? Bir şaheser çeviriyorsunuz oysa beyefendi, sıradan bir cümleyi çevirmiyorsunuz internette. Diyelim ki sen anladın, ve gerek duymadın ayrıntıları belirtmeye? Fakat milletçe sanki, mitolojiyle mi yatıp kalkıyoruz? Hani bizim geleneklerimizde mi, kültürümüzde mi varlar da sürekli bize hikayeleri anlatılıyor da küçüklüğümüzden beri, biz de o kadar aşinayız onlara?!
    Velhasıl kelâm, kitabı okurken özellikle de ikinci kısmını, anlamak için kesinlikle okuma esnasında araştımalarda bulunmak gerekiyor.

    (SPOİLER)
    Benim için, aslında ikinci kitabı okumak da zevkliydi, mitolojik varlıklar arasındaki ilişkileri okuyor olmak fantastik ve macera dolu bir kitabın tadını okumakla aynıydı. Merak ediyordum o varlıkların maceralarının sonunu. Ama sonra, mitolojik varlıkların hikayeleri de yarım kalıyordu. Homunkulus gibi örneğin, neye dönüşmüştü en son, tam anlayamadım mesela? Bir deniz canlısına mı, yoksa deniz canlısı olup ardından başka bir varlığa mı; belirsizdi bence. Sonra Helen'le beraber olabilmesi bu kadar basit miydi Faust'un? Hem o kadar imkânsız gösterilirken, ama hem de çok zorlu bir yolunun olduğu vurgusu yapılırken; o zorlu yollar sunulmadı. Neydi şartlar? Sadece Helen'i arayan bir Faust vardı. Ama nerede arıyordu o da belli değildi çünkü araması esnasında Faust'u değil başka mitolojik varlıkları okuyordunuz. Faust'un ne yaptığını siz de bilmiyordunuz. Sonra bir bakıyorsunuz, Faust bir yerlerden çıkıyor Helen'in karşısına, ve ne bir zorluk, bir koşul, var olmaksızın beraber olabiliyorlar kolayca. Hani aklını kaçırması ifade edilebilecek kadar imkânsızı istiyordu bu adam? Damdan düşer gibi nasıl da ortaya çıkıp sonradan, hiçbir kayıp da vermeden istediğini elde edebiliyordu. "Bunun bir yolu var, bir yolu var," diyenler, veya, "Sana ancak şu yardım edebilir," diyenler; ne oldu onların hikâyesine? Bir türlü söylemediler.
    Çıldırış!

    Yine de birbirinden kopuk hikâyeleri sevdim. Ama sadece birbirlerinden kopuk olmasıyla kitabın bütününü değerlendirdiğimde pek olumlu yaklaşamıyorum.

    Ayrıca değinmek istediğim bir nokta da; ben pek de nefsiyle boğuşan ve bocalan bir insan görmedim kitapta. Arzularının peşinden koşan bir adam vardı, arada kalmış, bocalayan, savaşan bir adam yoktu. Savaşıp yenik düşse ona bile razıydım...
    Dorian Gray'in Portresi, Dr. Jekyll ile Bay Hyde, 1880 Paulina (her ne kadar yarıda bırakmış olsam da) daha belirgin şekilde işliyordu insanın alt ve üst benlikleri arasındaki mücadeleyi.

    Hatta, bir çizgi roman olan Ölüm Defteri'ni Faust'tan daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim ne yazık ki. Üzerine başka bir çizgi roman okuyamayacağım kadar beğendiğim bir seridir ve Faust'u yerle bir edecek kadar üzerinde bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ölüm Defteri'ndeyse insanın bir Ölüm Meleği ile olan anlaşması ve beraberliği söz konusuydu. Ve Light Yagami'nin Ölüm Meleği Ryuk ile beraber yaşadıklarını okumak, diğer ölüm meleklerini okumak; muhteşemdi. Belki bu çizgi romanı okumasaydım, bilemiyorum, pek ilginç bulabilirdim Faust'u, belki bu ilginçliğe kanabilirdim. Fakat her ne kadar daha eski bir eser olsa da, ve daha önce de belirttiğim gibi, fantastik unsurlarıyla merakımı ve ilgimi çekse de, konu bütünlüğü, olayların tefferruatı gibi açılardan bakıldığında çok başarısızdı.

    Bir şeylerin ööylece hemen olup, bitiverdiği bir kitaptı. Koroların uzuun uzadıya konuşurken, şarkı söylerken, aynı cümleleri farklı şekilde farklı farklı korolar tekrar tekrar söylerken; en önemli olaylar çat diye bitiveriyor ve detaylar sunulmuyordu.

    Ah, tiyatro mu? Romantizm edebi akamıyla yazılmış tiyatrolar mı? Kuşkusuz William Shakespeare derim! Romantizm dışında ise ikinci sırada Luigi Pirandello'yu ve üçüncü sırada da Anton Çehov'u söylerim.

    Peki kitap okunmalı mı, tavsiye ediyor muyum? Sanırım her şeye rağmen ilginç ve farklı kurgusu ve konusu itibariyle (bir insanın şeytanla irtibat halinde olması ve anlaşma yapması durumu) okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. En azından Death Note okumanın zevkini yaşamayanlar Faust'la yetinmeli.

    ***
    NOT: Şöyle bir durum da söz konu. Kitabı bitirip de üzerine düşündükçe, her ne kadar sinirlerim bozulsa da ara ara, şurası şöyle iyiydi, burası böyle iyiydi demeden de edemiyorum. Sanki durdukça, bekledikçe daha da tatlanıyor gibi.
    Biraz fevrice yazmış olabilirim. Ben yine daha mesut olmak için kitabın son 60 sayfasını tekrardan okuyacağım; yavaaş yavaş.

    Ah, nedendir bilmem, kitabı böylesine ağır şekilde eleştirdiğim için, bir yandan vicdan azabı duyuyor ve utanıyorum da. Verdiğim puanı giderek yükseltiyorum. En iyisi biraz daha yükselteyim.

    Özür dilerim Goethe.
  • Nezaketten haklılardan yanayızdır hepimiz

    İsmet Özel


    Dünyada o kadar çok kötü ve kötülük var ki. Bu kadar kötülük içinde her kötünün mahsustan veya nezaketten savaş açtığı hedef aldığı bir kötülük muhakkak vardır. Bu sayede kendine iyiler arasında yer açabilir, iyilerin arasına sızabilir. Böylece hareket sahası genişler gücü ve destekçisi artar biz de bu kötülerin yükselmesinde gönüllü destekçi olabiliriz. Amerikayı, kapitalizmi, Batı zulmünü kötüleyen bir siyasetçiye, yazara ya da akademisyene kolaylıkla gönlümüzde yer açabiliriz. Karşımıza çıkan bu kişilerin Hızır olduğu hissiyle başlayan hikâye kırık bir rüya ile sona erer. Bu tür sahtekârlıklardan tecrübe ve duyum ile haberdar olduğumuz için, artık karşımıza çıkan herkese şüpheyle bakmaya başlarız. Bu yüzden şüphe kalbimizi Ruhumuzu esir alarak bizi paronaya bir hale sokar. Ve amaç hasıl olur. Artık herkese herşeye şüpheyle bakmaya başlamışızdır.

    Bu durum sadece insan ve toplum ilişkilerinde değil ilim sahasında da bizi çıkmaza sokar. İlim için başvurduğumuz kitaplara şüphelerimiz veya güvensizlik sebebiyle zihnimizi teslim edemeyiz hatta zihnimizi kapatırız.

    İlim dünyası, Labirentlere benzer, yolda kaybolmamak, her çıkmaza girmemek için yoğun çaba sarfetmemiz, attığımız adımdan emin olmamız gerekir. Girdiğimiz çıkmazdan geri dönebilecek idrak gücünü diri tutmamız gerekir. Aksi halde Labirentlerin içinde ömrümüzü israf ederiz.

    Bu yüzden ilim talep ederken kitap okurken sağlam bir klavuzumuz olmalıdır. Labirentlerin içinde yürürken nasıl yol alıyorsak, kitaplar için de böyle bir yol izlenmesi fikir bulanıklığına kapılmamızı engeller. Yani bizi diğer kitaba götüren okuduğumuz kitaplardan birisi olmalı. Bu sayede elimize aldığımız kitap karşısında zihnimizi yanlıştan korunmak için değil anlamak için yoğunlaştırırız

    İlim Labirentine girerken giriş kapımız ise insanın bozmaya güç yetiremeyeceği Allah cc tarafından bildirilen Kur'an'ı Kerim ve alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed olmalıdır.

    İnsan, kitabı taşır; kitap da , insanı..
  • 144 syf.
    ·3 günde·7/10
    Serpil Tuncer; Dil ve Edebiyat, Aşkar, Dergah, Temrin, Mavi Yeşil, Lacivert, Yedi İklim takipçilerinin aşina olduğu bir öykücü, son olarak Konya’da çıkan Mahalle Mektebi’nin son sayısında bir öyküsüyle boy gösterdi. Tuncer, aynı zamanda ilki 2011’de yayınlanmış beş öykü kitabı ile kendini kanıtlamış bir kalem. Tüm bunların üstüne tek başına omuzladığı Erik Ağacı öykü sitesiyle de edebiyatımıza katkı sağlıyor ki, yakın zaman sonra bu site genel olarak bir edebiyat sitesi olarak yeniden edebiyatseverlerle buluşacak, öykü dışında diğer edebi türlere de yer verecek.
    Daha önceki öykü kitapları arasında birkaç yıl ara olan yazarın son üç öykü kitabı birer yıl aralıklarla çıktı. Bugünkü yazımızın konusu olan ‘ Sinekler de Uyur’ adlı öykü kitabının dumanı üstünde, bir ay önce kasım ayında OkurKitaplığı Yayınları arasında raflardaki yerini aldı. Kitap 143 sayfa, 15 öykü yer alıyor. Öykülerin tamamına yakınında merkezde kadın kahramanlar yer alıyor, ana tema ise kadın-erkek ilişkileri. Tuncer’in bu öyküleri bir bütün olarak öykü türünde olması ve olmaması gerekenleri somut şekilde gösterdiği için tek tek öykülerin üzerinde durmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Değerlendirmelerimizi öykülerde yeri geldikçe örnek parçalar üzerinden dillendirmek ve nihayetinde ortaya bir Z raporu çıkarmak öykü üzerine kafa yoranlar için daha yararlı olacaktır kanaati taşıyorum.
    İlk öykü ‘ Kör Kuyuda Bir Züleyha’, düğününe bir ay kala sevdiği genç, Yusuf’un köye yeni atanan imamın kızı Selvinaz’la evlenmesiyle alt üst olan Züleyha’nın dramını anlatıyor. Olay örgüsü kuyuya girerken, kuyunun eşiğinde ve kuyudan çıkarken gibi ara başlıklara bölünerek akıcı bir şekilde anlatılmış. Kör kuyu tabiri de annesi babası ölmüş, abisi de şehre taşınmış Züleyha ile Yusuf’un imkansızlıklar içinde bir ömrü birlikte geçirmenin sembolü: Biz her şeye rağmen birlikte olacağız, çeşitli güçlükler yaşayacağız ama hiç ayrılmayacağız. Yazık ki ayrılırlar nişanlıyken ve düğüne bir ay kala, hatta Züleyha, Yusuf ile Selvinaz’ın bir çocukları olacağını öğrenir ve içine hapsettiği aşkı depreşir, herkesin herkesi tanıdığı kendi halinde bir kasabada aşkının küllendiğini de duyurur.
    Kurgu sürükleyici, üslup akıcı ve fakat kurguyu aksatmasa da gereksiz sözcükler var Tuncer’in bu öyküsünde: ‘demir orak’, ‘ hızlı ve çabuk attı adımlarını’ örneklerinde olduğu gibi ve ‘ Yusuf’u kaldırıp elinden yere attı’ cümlesindeki gibi ne anlatıldığı belli olmayan ifadeler de.
    ‘ Demir ve Pembe’ öyküsünde bir köfteciye gelen müşterinin Saadet adında sevdiği bir kadınla olan tutkulu macerası anlatılır. Müşterinin ‘ Sen Saadet’i bilir misin?’ sorusuyla ateşlenen Saadet mevzuu, ‘ Kadınlığın kitabını yazar Saadet’ cümlesiyle merak unsurunun tavan yaptığı bir cümleyle sürer.
    Kitaba da adını veren ‘ Sinekler de Uyur’, Serpil Tuncer’in daha önceki öykü kitaplarında yer alan ‘ …………..’ adlı öyküyle benzer bir anlatıma sahip. ‘ Ben, bir senin bir de yaz mevsiminin gelişini dört gözle beklerim Kamuran’ girişiyle başlayan öyküde yaşlı bir kadının evine gelen Kamuran ismindeki bir kadınla dertleşmesine, anılarını anlatmasına şahit oluruz. Tamamına yakını ev sahibinin anlatımıyla şekillenen öyküde Kamuran hiç konuşmaz, hakkında fazla bir bilgi de yer almaz. İroni ve bilinç akışı destekli öykü, okuyucuyu yaşlı insanların duygu dünyalarına çekmeyi başarıyor.
    ‘ Duvara Bir Çizik At’, diğer öykülerde de yer alan fal bakma, Hz. Adem ile Hz. Havva, Yaratılış gibi göndermelerle doğru sevgiliyi bulma sorunsalını odağa alıyor.
    ‘ Kurban’da yine bir dram, kaybeden bir kızın öyküsü okuyucuyu bekliyor. Dört kardeş, bir anne ve babadan müteşekkil fakir bir ailede imkansızlıklar yüzünden kardeşlerden birinin okulu bırakmak zorunda kalışı anlatılır. Üstelik okulu bırakacak olan kız, babasının çalışmaya başlayacağı bir çay ocağında ona eşlik edecek ve aile bütçesine katkı sağlamak zorunda kalacak, tüm hayallerinden de feragat etmiş olacaktır. Toplumda eğitimine devam etme imkanı bulamayanların hisli dünyalarını hatırlatan, onları anlamamızı sağlayan, tiplerin iyi çizildiği, okuyucunun bu tiplerle özdeşleştiği bir başka başarılı öykü ‘ Kurban’…
    ‘Kaşe’de başrolü bir erkek kahraman ele alır. Özel bir işletmenin ambar bölümünde işçi olarak çalışan ve işinden dolayı kaşe basmakla ömür tüketen kahramanımızın emekli olmasına rağmen kaşelerle bağını koparamaması mizahi bir dille anlatılır, öyküye ironi hakimdir.
    ‘ Ölü Yıkayıcısı’ üst perdeden kadınların haykırışı, haklarını aramaları ile bezeli bir öykü. Erkek birçok hikayede olduğu gibi çapkın, sorumluluklarından bihaber bir tip olarak çizilir. Vakti zamanında erkeğiyle yüzleşemeyen, hakkını arayamayan bir kadın, kocası ölünce gasilhanede cesedi başında içindeki tüm acıyı ve nefreti kusar, ölülerin konuşmaları duyabileceklerine dair inanca iman ederek. Öyküde yalnız erkekler değil, kadınlar da kıyasıya eleştirilir; ‘ (…) hiçbir kadın, bu denli kutsallaştırılarak sevilmeyi hak etmez. Kadınlar şımarık varlıklardır. Üstelik kadınlar, tek bir erkeğin gözdesi olmaktan ziyade pek çok erkek tarafından beğenilip sevilmeyi isterler. Bu durum erkekler için de geçerlidir ama sen bu işin cılkını çıkardın Hamdi Efendi. Tuttun kız kardeşimle beni aldattın.(…)’ (s. 71)… ‘ Mevsimler Geçerken’ başlıklı öyküde de hovarda erkekler, ilişki sorgulamaları sergilenir şiirsel olmaya çalışılan bir dille.
    ‘ Bebeğini Öldür, Sırrını Sakla’, merak uyandırıcı bir başlık, ‘ Kadınlar hayvanlara benzer’ giriş cümlesiyle merak dozajını artırır bir hüviyette. Feminen bir bakışla ve erkeği de ironi dolu bir kurguyla kara kaplı deftere dahil eden sürükleyici bir öykü. Başarılı öykücü Remzi Şimşek’in ‘Sacit Kalamar’ını çağrıştıran ‘ Bebeğini Öldür, Sırrını Sakla’da erkek ve kadının duygu ve düşünceleri iç içe ve ortak zaman merkezinde anlatılır. Toplum eleştirilerinin, özellikle toplumda kadına bakışın yanlışlığına göndermelerin yer aldığı öyküde (Dulluk zor zanaat bu memlekette ya da bu ülkede namus erkeğin elinin kiriydi gibi cümleler) cinsellik de önemli yer tutar. Yazar, burada muhafazakar kesimde pek örneğini görmediğimiz cinsel bir dil kullanır: ‘Rahim zar gibidir Zerrin. Delindi mi bırakır suyunu taşkın ırmaklar gibi. Ne var ne yok götürür içindekileri.’(s. 82). Buradan da hareketle ve ileride değineceğimiz gibi Serpil Tuncer arayış ve yenilik çabasında. Yazdığı dergilerden de anlaşılacağı gibi muhafazakar bir çevrede yer bulan yazar belli kalıplara hapsolmak istemiyor, öyküsünü kısıtlamıyor, bu minvalde daha iyi bir öykünün izini sürüyor özgür bir şekilde.
    ‘Hiçbirisi’, öyküde olması ve olmaması gerekenleri aynı potada gösteren ve eriten, Karl Marks ve Lenin gibi ideolojik kimliklere selam çakan, sağ kesim öyküsünde pek değinilmeyen konulara giren bir öykü. Batıda pek fazla önemsenmeyecek, göze batmayacak bir anne oğul sohbetinde düzeyi abartılmış erotik soslu konuşmalarla sahicilik kaybolmuş öyküde, daha uygun diyalog ve benzetmelerle öyküde bu kusur göze batmayabilirdi. Öyküde entelektüel bir kimliğe sahip olan gencin annesiyle sohbetleri etrafında, hayatındaki kızları evlilik penceresinden değerlendirmesi anlatılıyor. Eflatun’un bir renk, Pluton’un bir gezegen, Bruksel’le Bruksel lahanasının karıştırılması gibi okuyucuyu gözeten mizahi unsurlar ve yine ironi başarıyla harmanlanmış. ‘‘Hiçbirisi’ nde öyküde olmaması gereken malumatfüruşluklar da kulağı tırmalıyor. Yukarıda değindiğimiz şekilde başarılı bir mizahi anlatım ortaya koyan Serpil Tuncer, hemen ardından son derece gereksiz ansiklopedik bilgiler veriyor, bu da nazar boncuğu olsun yazarın.
    ‘ Hiçbirisi’nin dikkat çekici bir yanı da, öncülüğünü Mustafa Everdi ve Hasan Boynukara’nın yaptığı hibrit hikaye tarzından izler taşıması. İnteraktif öyküde, genç adamın seçimlerinin doğuracağı sonuçlar ayrı ayrı ele alınır ve okuyucuya gösterilir yazar tarafından; postmodern bir iz daha.
    Öykücülerimizin pek çoğunun göze alamadığı ‘sen’li anlatımın yer aldığı iki öyküden ‘Yeşil Kurbağa’ vasat bir nitelikte, ‘Sinekler de Uyur’u daha başarılı bulduğumu ifade etmeliyim.
    ‘ Martıya Bakmak’, anlaşılır bir ifadeyle zaman geçişlerinin başarıyla sergilendiği ve fakat konuyla pek de alakası olmayan, gereksizlik intibaı veren cinsel aktarımların yer aldığı bir öykü. Yazarın yerli yersiz cinselliği öne sürmesini giderilmesi gereken bir hata olarak uyarılarımız arasına yazıyoruz.
    Kitabın son hikayesi ‘ Geç Gelen Misafir’ yine bir dramla okuyucuyu uğurluyor. Kaybeden yine bir kadın, yazar kadınların tarafını tuttuğunu, onların yanında yer aldığını bu öyküde okuyucuya sezdiriyor.
    Aşkın ve kadın-erkek ilişkilerinin bir mesele olarak sorgulandığı, yer yer sahicilikte küçük pürüzlerin göze battığı ‘ Sinekler de Uyur’; Serpil Tuncer’in kendine has bir öykü dili oluşturduğunu ispatlayan bir kitap. Tuncer bazı öykülerine başarıyla monte ettiği bilinç akımı tekniği ile de okura, doğrudan doğruya kahramanın zihninden geçenlere tanıklık etme imkanı sağlıyor.