• 460 syf.
    ·2/10
    Tatmin edici değil, tavsiye etmiyorum.
    Kitap 420 sayfa, eklerle birlikte 460 sayfa ancak kitabın içeriği kitabın adı ile tam olarak örtüşmüyor ve içerik tatmin edici değil.
    Örnek vermek gerekirse, çin kültüründe var olan strategemlere hiçbir yerde değinilmemiş, politikacıların sözleri sadece tek frekanslı ve doğruyu söylüyorlarmış gibi algılanıp yorumlanmış gerçek hayatta ise politikanın kendisinin ikna etme sanatı olduğunu ve politikacıların söylemlerinin propaganda-yalan-açık kapı-içten pazarlıklı söylemlerden oluştuğunu herkes biliyor.Birçok yerde kapitalizm propagandası sosyalizm eleştirisi yapılmış ancak buna gerek yoktu kapitalizm vs sosyalizm versusunda kazanan kapitalizm oldu ve bunu zaten herkes biliyor. Ekonomik konulara birçok yerde ideolojik yaklaşılmış bu yüzden bilgiler objektif verilememiş.

    Bir diğer eksik ve sıkıcı durum ise Çin Halk Cumhuriyeti'nin ihracattaki başarısını sadece yüzeysel olarak anlatılması ve rakamlarla ne kadar büyük olduğunun ifade edilip geçiştirilmesi. Bu rakamsal bilgilere internetten hemen herkes ulaşabilir, kitap okuma nedenim detaylara hakim olmaktı ancak kitap bunu karşılamadı.Kitabı okuduktan sonra halen daha "Çin'in Türkiye'ye/ABD'ye ihraç ettiği bir ürün o kadar ulaşım masrafına rağmen nasıl Türkiye'de/ABD'de üretilmiş aynı üründen daha ucuza satılır?" sorusuna cevap bulamıyoruz. ki en acı kısmı buydu.

    Çin'in ihracattaki muhteşem başarısı ihracata dayalı ekonomi politikasıyla gerçekleşti ve bunda Almanya ekonomisinden ilham almasının yada taklit etmesinin çok büyük payı var, bu konu da çok kısa ve üstünkörü yazılmış.Oysa ki Çin'in ihracata dayalı ana ekonomi politikasının Almanya'nın Katma değerli ihracata dayalı ekonomi politikası ile temel prensiplerde tamamen aynı olup birkaç alanda ayrışmasının detaylıca üstünde durulması gerekiyordu.

    Kısaca, Çin nasıl kapitalist oldu? sorusunun cevabını tam olarak alamıyorsunuz. Ekonomik konulara birçok yerde ideolojik yaklaşılmış ve doğru bilgiler verilememiş.460 sayfaya yetecek kadar bilgi verilmemiş, birçok yerde kendini tekrarlamış durmuş.Kitabın olması gereken sayfa sayısı maksimum 150.
    Bigbang yayınları 1.Baskı eylül 2015 çeviren: ilkay yılmaz
  • 80 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Kardeşimin okuduğu ve çok beğendiğini söylediği bir kitaptı. Bende boş bir anımda 30 dakika gibi bir sürede okuyarak kitabı bitirdim.

    Yazar olayları sıkmayacak bir şekilde kısa öz anlatıyor. Olay örgüsünde herhangi bir kopukluk yok. Bazı önemli anlar resimler ile süslenmiş. Yazarın üslubu ayrı hoşuma gitti. Manevi değerlere karşı saygısı çokça belli oluyor. Büyük, küçük demeden herkesin okuyabileceği; küçük yaşta okuma alışkanlığı kazamak isteyenlerin de hiç sıkılmadan okuyacağı bir kitap. 8/10 (puan kırma nedenim ben betimleme, imgesel anlatım çok seviyorum lakin pek bulamadım o da normal :d)
  • 142 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Geçen haftalarda kitapçıda dolaşırken uzun süredir Marquez kitabı almadığımı fark ettim. Amacım sadece hemen tüketmemekti, eski kitaplarının satırlarında gezdim durdum hep ancak artık almam gerektiğine karar vererek elim Hanım Ana’nın Cenaze Töreni’ne gitti. İyi ki de öyle olmuş, iyi ki de o gün yeni bir kitabıyla yelken açmak istemişim çünkü Marquez benim için her zaman bambaşka bir dünyaya kapı açıyor. Onun Macondo’sunda gezmek, onun eleştirel ama mizahi üslubundan bir yudum almak her zaman ilaç gibi gelmiştir. Canım çok sıkkın olduğunda ya da birazcık kopmak istediğimde kendimi onun kasabasında, onun insanlarını gözlemlerken bulurum. Evde olmadığım zamanlarda bile mutlaka onunla buluşmak için bir kitapçıya girerim. Birkaç sayfa oku ve rahatla. Formül basit.

    .

    Kutsal Timsah’a ithaf edilen Hanım Ana’nın Cenaze Töreni’ni okumaya başlarken yine düşük bir ruh hali içindeydim. Aslında okuma listeme alma nedenim de buydu. Emindim ve biliyordum ki Maconda’da gezerken kendi derdimi unutacağım. Ve de öyle oldu. İlk öykülerde Macondo’dayım ya da değilim tam idrak edemedim ama tanıdık kişileri görmek, onlarla yeniden buluşmak güzeldi. Tüm öykülerde diğer Marquez kitaplarından esintiler alacaksınız zaten Macondo klasik Mocondo işte, güzel, büyülü, insanları garip ve eleştirilesi… Ancak ben tam bir Marquez tadı alamıyorum diye üzüntüden bitapkeeeeeeen son 3 öyküye sıra geldi. Aman Allahım! İşte Marquez dedim, işte benim gerçek Macondom. Öykülerin isimleri: Cumartesiden Sonra Bir Gün, Yapma Güller, Hanım Ana’nın Cenaze Töreni.

    .

    Cumartesi’den Sonra Bir Gün’ü okurken mizahi ögeleri daha çok görecek: “Ah, Marquez sen yok musun seeeen.” Diyeceksiniz. Yapma Güller’i okurken minik bir ailenin, 3 kadından oluşan bir ailenin hayatına konuk olacak gözleri görmeyen ihtiyarı sevecek, tecrübeleri ve sezgilerine şaşacaksınız. Ayrıca biraz da dışlanıyor mu umursanmıyor mu ne? Kadıncağıza üzüleceksiniz. Doğru saptamaları ve lafları dinlenmedikçe sürekli ben deliyim deyip durdu. Onun bir cümlesi beni çok etkiledi: “ ‘Ben deliyim’ dedi kör kadın. ‘Ama görünüşe bakılırsa, sağa sola taş atmaya başlamadıkça beni tımarhaneye yollamayı düşünmüyorlar.’” Ve sıra geldi son ve vurucu öykü olan Hanım Ana’nın Cenaze Töreni’ne. İşte esas Marquez, esas eleştiri, esas Macondo: Hırslı, gözü aç, nankör, çıkarcı… Ve onlardan türeyen aynı özellikli devlet büyükleri, rahipler, papalar. Ve işte karşınızda Marquez ve sivri eleştirileri. Son sayfalara ba-yıl-dım. Bayıldım! Sadece bu son öyküsüyle sayfa sayısı olarak kıyaslarsam Yaprak Fırtınası gibi bir güzellik çıkarmış ama o birkaç sayfalık bir öykü tercih etmiş. Yine de insan şaşıyor, her şeyin azıcık sayfalara sığmasına şaşıyor.

    .

    Hayatımız gibi aslında öyküler değil mi? Kısa ama içi dolu. Bakınca minicik, kısacık geliyor ama detaylı bir analiz yapınca içinden bir dünya doğuyor. Yaş aldıkça, dönüp bakınca: “ hangi ara yaşamışım bunca olayı, hangi ara hissettim o kadar duyguyu?” deriz ya, öykü okumak böyle bir şey bana göre. Az sayfada çok şey anlatma yeteneğine sahip her yazara selam olsun. Ve ayrıca:

    Hala seviliyorsun canım Marquez. :*
  • 1015 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    Daha önce sinema uyarlamasını defalarca izledim. Orta Dünya'nın ayrı bir yeri var bende. Bu sefer de izlemek yerine okumayı tercih ettim, çünkü film ile kitap arasındaki farkları ve filmde geçmeyen olayları merak ediyordum. Açıkçası bir başka okuma nedenim de Orta Dünya'da geçen yer isimlerine hakim olmak, karakterlerin daha derin bir analizini yapabilmekti. Kitaptaki haritalardan yolculuğu anı anına takip etmek oldukça keyifliydi.

    Dediğim gibi amacım kitap ve film arasında ne gibi farklılıklar var onu görebilmekti ve gerçek hikayeyi öğrenmekti. Bunun için kitabı okurken bir yandan da parça parça filmleri izledim. Gördüm ki filmde birçok olay atlanmış ve bu atlamalar için bazı olaylar değiştirilmiş ama bu farklılıkların filme olumlu yansıdığını düşünüyorum. Sonuçta kitabı okuyunca hem kitabın yazarı Tolkien'in hem de filmlerin yapımcısı Peter Jackson'ın alanlarında çok başarılı olduklarını bir kez daha gördüm.

    Hikayeye gelecek olursak öncelikle yazarın karakterleri için seçtiği isimlere duyduğum hayranlığı dile getirmek isterim, çoğu sihirli birer sözcük gibi. Bütün bunların arasında sıradan bir isim "Sam" ise bana göre hikayenin en önemli kahramanı. Frodo yüzüğün taşıyıcısı olabilir ama o içinde beslediği sevgi (belki biraz da saflık, gerçi gerçek sevgi özünde saflığı da barındırır) ile hem yüzüğün hem Frodo'nun hem de Orta Dünya'nın bütün yükünü omuzlarında Hüküm Dağı'na taşıyabildi. Buradan Yiğit Sam'e selam olsun, ayrıca hükümdar Aragorn'a ve ayın 14'ü kadar güzel olan Lady Arwen'e.
  • 272 syf.
    ·17 günde·5/10
    Kafka'nın Milena'ya Mektuplar kitabını lise zamanında alıp okumaya başlamıştım. Fakat o zaman yarım bırakıp kitabı hediye etmiştim. Yarım bırakma nedenim ise yazarın dilini tam olarak anlayamamış olmamdı.
    Dava kitabını okuma sürecim maalesef biraz uzun sürdü. Kitabını okuduktan sonra filmine de şöyle bir bakma fırsatım oldum. Dava distopik bir kitap olduğundan ne kadar roman destekte sadece hikayeden oluşmuyor.
    Aslında Bay K.'nın suçunu bilmediği bir dava sonucunda suçlu olarak yargılanma sürecini anlatıyor. Kitapta dikkatimi çeken kısım:"... önemli olan ne suç işlediğiniz değil sizin artık bir "suçlu" olmanız ve dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın insanların gözünde siz artık bir suçlusunuz(!)... " vurgusu oldu. Suçunun ne olduğunu bilmeden hakkında açılmış bir dava ile yaşamak zorunda.
    Bazen suçsuz olduğumuzdan emin olduğumuz durumlarda bile sizi yargılamayan insanlar tarafından bir anda hayatınız değişebilir. Çünkü kurallar sabittir.
    Kitap hakkında son olarak, çok sürükleyici olduğunu düşünmüyorum ama farklı bir bakış açısı kazanmak ve anlatılan konu hakkında düşünmek için okunabilir.
  • 304 syf.
    ·6 günde·9/10
    https://www.instagram.com/mimirtells/ (Kitap incelemeleri, önerileri, eleştirileri ve alıntılar için.)

    Puanım 4.5/5.

    Seri kitapları okumayı sevsem de son zamanlar da çekindiğimi fark ettim. Bu yüzden belki de bilim-kurgunun en büyük serilerinden olan Vakıf ve Dune'u erteliyordum. Bir sürü kitap olması, okuma sırasının değişik olması olsun birçok nedenim vardı. Özellikle de ya sevmezsem korkusu vardı. İndirimden aldığım Vakıf'ı sonunda okuma fırsatı buldum.

    Tek kelimeyle harikaydı. Asimov'un yarattığı bu koca evren harika ve ufacık detaylarla dolu. Karakterler ilgi çekici ve bir karakterden çok gerçekten bir insanmış havası veriyor ki bunu yakalamak çok zordur. Dili çok güzel, konusu harika ve kitap resmen akıp gidiyor.

    Kitap gelecekte, galaktik imparatorlukların vs. olduğu bir zamanda geçse çok ağır bilim-kurgu değil. Bilim-kurgu elementleri gözünüze sokulmamış, öğrenmeniz gereken şeyleri yavaş yavaş karakterler üzerinden öğreniyorsunuz. Kitapta ana karakter var da diyemem. Hari Seldon'ın önemi çok ayrı fakat kendisini çok az görüyoruz. Salvor Hardin'de önemli bir karakter fakat o da ana karakter gibi değil. Kitap 5 büyük bölüme ayrılmış ve hepsinde öne çıkan bir karakter ve bir olay var. Fakat bu olaylar genel olarak birbirine bağlı ve hepsi Birinci Vakıf'ı ve bu galaktik gezegeni ilgilendiriyor.

    Kitabın konusu şöyle; Galaktik İmparatorluk'un altın çağı olmasına rağmen Hari Seldon, psikotarihçi olarak, galaktik bir sorun çıkacağını ve imparatorluğun çökeceğini ön görüyor. Savaş kaçınılmaz fakat savaştan sonra sürecek karanlık çağ 30.000 yıldan 1.000 yıla düşürebilir diye düşünüyor Seldon. Bu yüzden de 2 tane Vakıf kuruyor ve olaylar yavaş yavaş başlıyor. Dünyanın sonu temalı şeyleri oldum olası sevmişimdir. 500 yıl sonra dünyanın sonu gelecek ve 500 yıl insanlar buna hazırlık yapmak zorunda.(Örnek) Bu şekil konu işleyen kitaplarda hem çok geriliyorsunuz fakat ne olacak diye kitabı elinizden de bırakamıyorsunuz.

    Bitirmeden önce şöyle bir durum var. Bazı insanlar seriyi çıkış sırasına göre okumanızı önerirken bazıları ise kronolojik sıraya göre öneriyor. Ben çıkış sırasına göre okumayı tercih ettim. Bunu da belirttikten sonra Vakıf serisini kesinlikle öneriyorum, en kısa zamanda 2. kitabı alacağım.
  • 192 syf.
    ·4 günde·5/10
    Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç || Hüseyin Rahmi Gürpınar
    .
    .
    .
    Herkese selaaam. Yeni bir yorum ile karşınızdayım. Ee hadi ekranı biraz kaydırın ⬇️.
    Kitabı okumaya başlama nedenim #yks hazırlıkları içindi. Eşit ağırlık öğrencisi olduğum için Türk klasikleri okumaya başlamıştım. Kitabı da bu sayede okuma fırsatı buldum. Kitabın dili biraz anlaşılır olsaydı, belki daha çok sevebilirdim diye düşünüyorum. Çoğunlukla arapça ve yer yer fransızca kelimler mevcut. Bu kelimelerin fazla olması kitabı anlamamı zorlaştırdı. Onun dışında kitabın konusu, Halley kuyruklu yıldızının Dünya'ya çarpacağı söylentisi üzerine bu işlere merakı olan Irfan Bey'in ve mahalleli arasında yaşananları anlatır. Irfan Bey'in kadınlarla arası pek iyi değildir. Hazır bu söylenti ortaya çıkmışken kadınları korkutmak adına Halley yıldızı ile ilgili felaket senaryoları yazmaya başlar ve kitaptaki olaylar bu şekilde başlar. Kitabın giriş kısmı mahalledeki teyzelerin konuşmalarından oluşmakta.Ben bazı kitaplarda bu kısımları sıkıcı bulurdum ama bu kitapta okurken eğlendim. Ama kitabı sevmememde ki diğer etken, hiçbir şey tam olarak oturmadı. Yazar neyden bahsetmek istedi tam olarak biraz arafta kaldım. Kitabın sonu Yeşilçam klasiğine döndü.Ayrıca ne aşk ne de kuyruklu yıldız konusu detaylı olarak işlenmiş. Hangi konuyu bize net olarak vermek istemiş pek anlayamadım ben.Hepsi havada kalmış. Kitabı genel hatlarıyla sevmedim ama yer yer eğlendiren yerler de oldu. Kitabın anlatımı biraz daha sade olsa kitabın anlaşılması adına daha iyi olabilirdi. Belki diğer yayınevlerindeki baskı sadeleştirilmiş olabilir ama bu baskı biraz daha anlaşılır hale getirilebilirdi diye düşünüyorum. Kitabı okuyup okumamak size kalmış. Ben dediğim gibi sınav için okudum. Ama yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Benden şimdilik bu kadar hoşçakalın .