• Şu sevgili kitabın sayfalarını çevirip, bir gün hepsini okuyacağımı ummak olanaksızlaşıyor.
  • 85 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Deniz, Unutma Adını! Ahmet Erhanla tanışma kitabım oldu. Bu kitaba ulaşmamıza olanak sağladığı için DUA ablaya ve etkinliği oluşturan https://1000kitap.com/H_ibrahim ’e çok teşekkür ederim.

    Şiirlerini arada internetten okuduğum bir şairdi Ahmet Erhan. Ulaşmak istediğim bir kitabını çok aramama rağmen bir türlü bulamadım kitapçılarda. Bulamayınca başlamadım hiç Ahmet Erhan okumaya, en azından bu etkinlik vesile olsun, bir yerden başlamalı dedim.

    Ahmet Erhan’ı sarı karlı bir fotoğrafla tanıdım ben. Tanıdığım birinin profilinde vardı. Tabi o zamanlar hangi yazar olduğunu bilmiyorum, bilmediğim birini buldum. Merakla bir kaç şiirini okudum. Yüzünü bilmesem de o güzel şiirleri bildiğimi fark ettim.

    Kitapta
    “Dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
    O fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
    İyi çocuk ol, acınla büyü... unutulmasın...” satırlarını okuyunca gözümün önünde o fotoğraf canlandı, kar tanelerinin içindeki Ahmet Erhan.

    Ahmet Erhan’ı okurken hep yaşamın ucunda olan bir adamın yansımasını görüyorum, kendine 35 yıllık bir ömür biçen 55 inde yaşamı terkeden ama hep var olacak olan...

    “365’le 35’in çarpımı neyse ona göre kurdum kendimi
    Ondan ötesini ister eksilt ister çoğalt”

    Deniz, Unutma Adını! Ahmet Erhanın hem oğlu Deniz’e hem de oğlunun adını aldığı Deniz Gezmiş’e de seslendiği bir şiir kitabı.

    “Oğlum unutma adını
    Sana boşuna konulmadı o”

    Benim tekrar okuyacağım şiir kitaplarının arasında yerini aldı Deniz, Unutma Adını! Umuyorum ki sadece pdf olarak kalmaz, kitabı bulurum da kitaplığıma ekleyebilirim.
  • 576 syf.
    ·4 günde·5/10
    Aslında bu kitaba ilk aldığım günden itibaren birkaç kere okumaya başladım. Geçen gün de kitaplığımda gözüme çarpınca "Seni yeneceğim kitap." diye başladım okumaya. Başladım ama bu kadar zorlanacağımı bilsem başlar mıyım emin değilim. Önceki denemelerimde de maksimum yirminci sayfaya kadar okumayı başarmıştım. Her seferinde baştan okumama rağmen hala kitabın en başını tam anlayamadım mesela.

    Yazarımızı Karanlık Zihinler serisi sayesinde tanımıştım. O serinin ilk kitabını ışık hızıyla bitirip ikincisini altı ay elimde süründürmüştüm. Üçüncüye hala başlamadım. Üzerinden bir sene bile geçmiş olabilir. Geçen gün o da elime geldi ama Yolcu vakasından sonra onu okur muyum bilmiyorum.

    Kitabın konusu bence çok güzel. Zamanda yolculuk en sevdiğim kitaplardan biridir. Mesela Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisini Yolcu'yu okurken fazla andım. Olayları güzel açıklamıştı. Ama Yolcu aynı şeyi yapamadı.

    Kitap fazlasıyla uzundu. Çok fazla betimleme içeriyordu, ki betimleme seven bana bile bu durum fazla geldi. Betimleme yapmaktan olayı açıklamayı başaramamış.

    Karakterler güzeldi. Sanırım sadece karakterlerin güzelliği için kitaba 5 puan verdim. Anlatım kısmından da 5 puanı kırdım. Kitabı yorumlamak için bir gün boyunca düşündüm. Haksızlık etmemek istiyordum. Ama şu anda bile kitapta zamanda yolculuk kısmının nasıl olduğunu açıklayamıyorum. Kitapta bazı yerlerde hızlı atlamalar oldu. Oralarda benim kafam iyice karıştı. Yanlışlıkla birkaç defa bir sayfayı yeniden okudum. Ve o sayfayı daha önce okuduğumu anca gözüme çarpan bazı cümleler sayesinde anladım.

    Bu yazarın bir diğer özelliği de sırf bir sonraki kitap alınsın diye sonunu heyecanlı bitirmesi. Son sayfalarda olaylar öyle bir hal alıyor ve öyle bir şekilde bitiyor ki insan mecburen ikinci kitabı almak zorunda kalıyor.

    İlk 150 sayfa tam bir çileydi. Ortada hafiften açıldı gibi hissettim ama sonra yine tıkandı. Dün artık bıktığım için 240 sayfayı zorla okudum tüm gün kitabın başından kalkmadım. Çünkü gerçekten kitapları yarım bırakmayı sevmiyorum.

    Kitabın konusu gerçekten benim kafamı karıştırdı. Dediğim gibi şimdi bana "olaylar neydi spoiler vererek anlat" derseniz öyle saf saf yüzünüze bakarım. Çünkü spoiler bile yok öyle aklımda kalan. Sadece sonu güzeldi o kadar. Sonuna kadar ikinci kitabı merak etmedim. Okuyunca da ikinci kitabı almayı istemedim. Pdf bulursam belki şans veririm.

    Yazar zamanda yolculuk kısmını karakterlerin ağzından anlatmaya çalışmış. Kızımız zamanda yolculuk hakkında hiçbir şey bilmediği için karakterler ona bunu anlatıyor. Kızın aklı insanlar bunu anlattıkça daha da karışıyor. Ona hak vermemek elde değil. Mesela Sophia diye bir karakter var o olayları öyle bir anlattı ki rahat beş defa okumak zorunda kaldım "ne diyor bu?" diye. Bence hiçbir karakter durumu tam olarak açıklayamadı. Yazar bu kısımda çok eksik kaldı. 500 sayfanın yarısını atıp olayları doğru düzgün açıklasa her şey güzel olacaktı. Ama işte yazarımız her kitabında böyle yapıyor maalesef.

    Sabrınız ve zamanda yolculuk olaylarına ilginiz varsa okuyun derim. Ben anlamadım ama umarım siz anlarsınız ve benden daha iyi puan verirsiniz. Benim için tamamen hayalkırıklığı oldu.
  • 368 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Katiller çetesi serisinin dördüncü kitabı olan kötülük tohumları'nı sonunda ben de okudum. Serinin üçüncü kitabını sekiz ay önce okumuş ve Kötülük Tohumları elime geçmeyince uzun bir süre bu seriye bir ara vermiştim. Ama yarım bırakılacak bir seri olmadığının farkında olduğumdan kitabı pdf olarak okudum:) Neyse ki çok fazla şey unutmamışım.

    Kötülük Tohumları benim için gerçekten oldukça heyecan verici bir kitap oldu. Karakterlerimizin geçmişini ve karanlık sırlarını öğrendiğimiz çok akıcı bir kitaptı. Başta Izabel'inki olmak üzere geçmişlerini okuyunca ve her şey itiraf edilince çok çok şaşırdım. Üstelik, nedendir bilinmez ama Nora karakterine ilk geldiği andan beri bir hayranlık besliyordum.

    Kısaca, seri her zamanki hızı ve akıcılığıyla devam ediyor :):)
  • 495 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    SONLARA DOĞRU SPOILER İÇERİR!!!!!

    Bir seneyi geçen süreden sonra yazar serinin son kitabıyla geri dönüş yaptı ama o nasıl bir dönüş!

    Ateş serisinin ilk kitabı Aşkın Ateşi'ni çok sevmiştim; Ruhun Ateşi kitabının kurgusu güzel olmasına rağmen Brendan yüzünden pek ısınamamıştım kitaba. Açıkçası Kalbin Ateşi kitabından beklentim şuydu: Ruhun Ateşi'nden biraz daha iyisi ama Aşkın Ateşi kadar iyi değil. Ancak kitap beklentimi fazlasıyla aştı, bir tarihi aşk kitabından alacağım tadın fazlasını aldım.

    Karakterlerden başlayacak olursam:

    Açıkçası kitabın başında Davina ne kadar haklı sebeplerden intikam almaya çalışsa da kendisine pek ısınamamıştım, sürekli küçük şeylere dahi öfkeden köpürdü durdu. Taa ki Stephan'la Leighton Malikanesi'nde ilk gecesini geçirdiği bölüme kadar. O kısımlardan itibaren Davina'yı biraz daha sever oldum. Başlarda Stephan beni biraz endişelendirmedi değil, bu kitabında biraz karanlık bir adam beklemiştim aslında ancak bu konuda çok yanıldığımı anladım. Önceki kitaplardan farklı olmayan ancak çok tutkulu bir adam gördüm bu kitapta.

    İkisi arasındaki ilişkiye gelirsem:

    Okuduğum tarihi aşk romanlarında genelde aşkı hissederim; hissedemediğim, birbirlerine duyduğu sevginin %100 yalan olduğuna inandığım birçok romanda okudum. Ancak ilk kez şehvet ve tutkunun had safhada olduğu bir çiftle karşılaştım bu kitapta. Tamam Davina-Stephan arasında güçlü bir aşk vardı ve bunu sonuna kadar hissettim ancak bence aralarındaki şehvet ve tutku aşklarının önüne geçti. Ama bu hoşuma gitmediği anlamına gelmesin;aksine bayıldım.

    Yazarın kitap kurgusu her zamanki gibi muhteşemdi. Sanki oradaymışsınız gibi bir his yaratıyor kitapları ve bana bu duygusu hissettiren az yazarlar vardır. Yazar kitap boyunca tekrar diye bir olaya girmemiş; farklı sahneler, farklı duygular ve düşünceler hepsi çok güzel harmanlanmış. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim. Yazarın kitapları gerçekten akıcı ancak Ateş serisini okumuş biri olarak söylüyorum ki nedense Rita'yı okurken ben aşırı yavaşlıyorum. Normalde bir kitabı çok olsa 4-5 günde bitiririm ancak bu kitap tam 14 günde bitti. Diğer kitaplarını da bu sayıya yakın bitirmiş olabilirim. Sorun benden kaynaklı ama neden? İşte bunu bilemedim gitti.

    Ama bir etmen var ki bu kitapta...

    Kitabın konusunu ilk okuduğumda sanmıştım ki Davina ve kız kardeşi Alina, Stephan'ın uzaktan kuzeni; Alina'nın yaşadığı durumdan dolayı ikisi bir araya gelip Alina'ya yardımcı olmaya çalışacaklar. Epsilon'un sitesinde kitabın birinci bölümü pdf halinde var, okuyunca konu daha kafama oturdu. Ve o bölümü okuduktan sonra Davina-Stephan'dan çok Alina-Thomas arasında neler olacak diye merak ettim durdum. Aklımdan geçen tek bir düşünce vardı: Eğer bu yazar bunları birleştirme hatasına düşerse kitap ne kadar güzel olursa olsun yazar benim için biter, bir daha okumam.

    Kitabın bazı kısımlarında "Bunlar galiba tekrar bir araya gelecek, aman Rita ne olursun bunu yapma bana!" diye itiraz çığlıkları attım; bazı yerlerdeyse "Sanırım yazar bunları birleştirmeyi düşünmüyor, yürü be kim tutar seni!" diye tezahüratlar yapmaktan kendimi alamadım. Ve ve ve... Tam istediğim şey gerçekleşti. Hem birleşmediler hem de kitap boyunca birbirlerini hiç görmediler. HELAL OLSUN BE RİTA! Senden olan beklentimi boşa çıkarmadın. Aşk romanı yazan birçok yazara göre bu değişikliği yapmak cesaret ister bence.

    Tabi sonradan ikisi de mutluluğu başkalarında buldular ve bence bu da güzeldi ve onların aşklarına çok fazla değinilmedi buna da hayran oldum. Eğer ki Alina-Thomas barışsaydı kitabın güzelliğine rağmen bu durum yüzünden kitaba 1 puan vermeye hiç acımazdım. Okuduğum birçok yazar -özellikle de Türk- bu durumunun tam tersini yazmaktan kendini alamıyor.

    Kısaca yazar karakter yaratmada olsun, kitap kurgusu olsun, olayların gidiş altı olsun kendini tam anlamıyla geliştirmiş ve amatör yazardan usta yazarlığa bu kitabıyla geçiş yapmış bence.

    Çok şükür ki yazar bizi fazla bekletmeden yeni romanını -Siyah Kadife- yazmaya başladı, kısmetse Nisan'a yetiştirmeyi planlıyor. İnşallah yetişir ve fazlasıyla memnun kalacağımı düşündüğüm bir kitabına daha kavuşmuş olurum.

    Aşk romanı okumak istiyorsunuz ancak sırf aşk yerine gerçekte yaşanabilecek olaylar da görmek istiyor musunuz? Rita Hunter size bunları fazlasıyla veriyor alın okuyun.