• Sayın Dostamisc hocam ..
    Siz benim "otoritem ve denetleyicim değilsiniz anlamadığınız bu ..
    Beni beğenmek zorunda değilsiniz ama bu arkamdan isimsiz dedikodu yapma hakkını size vermez ..Ayıptır

    Biz ona "hala anlamamak" değil kibarca "umursamamak" diyoruz. .önce bunu belirtmekte fayda var ..

    Sizin isim vermeden postlayıp sürekli gözümüze soktugunuz "öğretiyi" doğru kabul etmek zorunda hiç değiliz

    Kitapları ara vermeden üst üste okumak beni ahmak"etmez ..ki tutun"ahmak oldum ..siz niye bu kadar derde düştünüz
    "Ahmak" olan benim ..size ne?

    https://i.hizliresim.com/aYZ8BR.png

    Kırk kitabı aynı anda okumak (sayfa daki kitapların başlama tarihine bakarsanız orada bir yıldır duranlar da var ) ne saçma bir yol üzerinden gittiğinizi anlarsınız ..
    Ki diyelim "öyle okuyorum " size ne ?


    Diğer sıkıntılarınıza gelince ..

    Okuduğum kitabın altındaki notlar size göre içi boş _ bana göre "nokta" dır..

    Beni "faydasız " görüyorsanız " takipten çıkar isteseniz "engellersiniz"

    Yine aynı şekilde kitap altında ettiğim sohbetin de kimseyi ilgilendirdiğini sanmıyorum ..ki biz oldukça eğlenip gülüyoruz ..

    Bir kitabı çok begendigimde 20 sayfada bir güncellerim ki herkez fark etsin "okusun" isterim ..
    Dostlarımla "çoklu okuma yaptığım zamanlarda "hepsini postlarim " sanırım bunun bir "sınırlama " kuralı yok "yönetimde "

    Incelemelerime gelince ..
    eğer iyi niyetli olsa idiniz mesajim size açıktı hatanız var diyebilirdiniz
    ..ama siz "sürekli arkadan konuşmayı tercih ettiniz "
    Bütün incelemelerimi istediğiniz şekilde buyrun şikayet edin .. onlar geregini yaparlar müsterih olun. . hiç sıkıntı yok ..

    https://i.hizliresim.com/WDOpJP.png

    Ha birde kitabın ortasında inceleme yazmayın ! diye "ünlemli" cümlenizi
    Milenaya mektuplar 'incelemesini beğenen arkadaşlara bir sorun ..
    Bir kitabın ortasında inceleme yazılır mı yazımazmı ..
    Ki ben yazarım siz yazmazsınız ..
    Ben anlarım siz anlamazsınız (sizin tabirinizle)


    Bu "kibirli Cehennem " bana ait..
    Size değil .
    Saygılar
  • Merhaba.. Yeni bitirdigim kitabın, naçizane yorumunu şuracığa bırakıyorum;

    Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı ve polisiye roman okumayı seven biri olarak beğendim. Birkaç yer dışında beni rahatsız eden bir şey olmadı. Zaten oraları da hızlı bir şekilde okuyunca sorun kalmadı. Genel itibariyle konu, karakterler ve üslup güzeldi. Biraz uzun tutsam da okuma süresini olaydan kopmadım ve bitirinceye kadar o heyecan hep sürdü. Sonlara doğru gerilim daha da arttı ve final sayfasına bakmamak için zor tuttum kendimi. Çünkü kitabın sonunu bilince okumanın hiçbir anlamı kalmıyor bence. Bakıp okuyan çok kişiye rastladım ama ben onlardan değilim. Ayrıca yazarın başka kitapları da mevcut, sırayla okuyacağım inşâAllah. Spoiler vermeyi sevmediğimi daha önce söylemiştim, fazla uzatmadan yorumumu bitirmek istiyorum. Okumak isteyenlere ve Ahmet Ümit’ in üslubunu merak edenlere tavsiye ederim.
    Keyifli okumalar.
    Sağlıcakla, umutla ve kitapla kalın.
    Merve Kaya ©
  • 30'lu yaşlarındaki bir yazarın ilk romanı olarak şaşırtıcı derecede usta işi bir polisiye macera romanı.
    Doruk Ateş'in diğer kitabı Ölü Doğanları'ı okumuş ve çok beğenmiş, eserleri takip listeme mutlaka girecek yeni bir genç yazarı keşfetmenin keyfiyle alıp okudum Mabet'i.
    Aynı Ölü Doğanlar'da olduğu gibi ilk sayfalardan itibaren kitaba girmekte, olayın bir parçası olmada hiç sorun yaşamıyorsunuz. 30. sayfada ısınıveriyorsunuz.
    Polisiye olayın/soruşturmanın derinleşmesi, karakter oluşumu ve diyaloglar 10 numara.
    Milas bölgesinde yerleşik Karya Medeniyetini de içine alarak derinleşen ve zenginleşen roman üzerinde ciddi bir araştırma, inceleme yapılarak emek verildiği hissettiriyor. Wikipedia'dan okunmuş 2 madde ile tarih soslu boş polisiyelerden değil yani.
    Arkeoloji, tarih, yerli polisiye meraklıları ve polisiyeyi okurken edebi lezzetini de damakta arayanlar için keşfedilmesi gereken bir yazar ve eser.
  • Size bir sır vereceğim serisinin ikinci kitabı olan rüya avcısı da harika bir kitap. Tek sorun sırların açıklanmasını beklerken yeni yeni sırlarla karşılaşıyorsun. O yüzden okuyup kenara bırakılacak bir kitap değil, içindeki bir çok şeyi araştırmak gerekiyor. Keşke kitabın kahramanı Tekin karşıma çıksada onunla uzun uzun sohbet etsem, aklımdaki her şeyi sorsam diyor insan.
    İçinde; rüyaların, suyun,gülün ve bir çok şeyin mucizesi en önemlisi de Kuran-ı Kerim'in sırrı var.
  • "Zulüm bizdense, ben bizden değilim."
    (Rachel Corrie)

    "Bilirsiniz: İnsandan daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün, kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenirler." Syf:14


    Kitap yirmi üç yazarın hikayelerini, Murathan Mungan tarafından seçilmesiyle oluşturulmuş. Hikayelerde konu edinilen şey, kitabın adından da anlaşılacağı gibi, 'Dersim'... Dersimde ölenlerin, ölenin yakınlarının, öldürenlerin, öldürenlerin yakınlarından aktarılmış hikayelerin, yazarlarımızın bakış açısıyla ve edebiyatlarıyla buluşmuş olduğu bir kitap. Acının, hayatın çok acı tasvirleri mevcut satırlarında. Bir kaç adım sonrasını tahmin edebildiğiniz hikayeler var; 'Allah'ım ne olur böyle olmuş olmasın' diyorsunuz. Sonrasında keşke öyle olsaydı, böylesi daha acıymış dediğiniz anlar olacaktır. Yani birini, çok eksik bir yanı kalmayan bir diğer acıya yeğ tutacaksınız. Bu tür kitapları ya hiç kimse okumasın, ya da herkes okusun da, en azından acıları bölüşelim. Şayet tek insan yüreği kaldırmıyor bu kitabı okumaya. Bi tecrübe sabittir. Acıyan yerlerimi kitabı bitirebilmek adına, bir süre uyuşturmak zorunda kaldım. Subay kocasının yaptıkları yüzünden kafasına sıkan anneyi mi dersiniz, henüz on yaşında tecavüze uğrayanını mı, mermi pahalı diye önce silah dipçikleriyle, sonra o da zarar görmesin diye meşe kütükleriyle dövülürek öldürülen çoluk çocuğu mu, hangi birini anlatayım?

    Bu tür durumlardan etkilenenler için, geceleyin okumayı hiç düşünmeyin derim. Abartısız söylüyorum; bir an sızlayan kalbimin acısından öleceğim gibi hissettim. Belki de ilk defa bu tür kitapları okuduğumdan ötürüdür bilemem ama, okurken çok fazla duygusallaştım diyebilirim. Gece, en fazla duygusallaşmaya müsait bir vakit olduğundan tavsiye etmiyorum. Yazarlar içerisinde yeni yeni tanıştıklarım oldu. Önceden tanıdıklarım da vardı. Hikayeleriyle dikkat çeken isimlerin başında; Behçet Çelik, Ayfer Tunç, Burhan Sönmez -ki bu hikayeyi okuyan çok şaşıracağı bir başka isimle de karşılacaktır- ve Şule Gürbüz vardı. Şule Gürbüz'ü bundan önceki incelememi okuyanlar az çok bilir, bilmeyenler için de incelemeyi buraya bırakayım;
    #33340886

    Giderek insanlığa karşı olan inancım kaybolmakta. Aklı ermez yaşta bir çocuk gibi davranan hükümetler, birbirine diş geçirme politikası güden devletler-kurumlar, yarış atından farksız bir yaşama maruz bırakılanlar, guruplaşmalar, guruplar arasındaki farklılıklar, farklılıkları hazmedememe ve kendine benzetme isteğinden ötürü yitirilen saygı... Her biri ayrı bir sorun teşkil etmekte. Arkadaşlık ve aile ilişkilerine kadar inebilen sorunlar, birbirinin arkasından kuyusunu kazanı mı dersin, her türlü entrikaları çevirip yüzüne güleni mi...(çoğaltılabilir)
    Ne için ve neden olduğunu bile bilmeden ölen, öldüren insanlar üretmekten başka bir işe yaramayan bir hal aldık, alıyoruz... Ee, peki sonuç?

    ''Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?'' 
    (Cesare Pavase)

    Ben söyleyeyim, bu yaşadığımız tüm zorluk ve hezimet; karnı tok, sırtı pek 'kodamanoğullarından' başkasına yaradığı yok. Onların ekmeğine yağ sürmekle meşgulüz... İstersek ve gayret edersek bunların üstesinden gelebiliriz demeyi çok isterdim.

    Tarih, bu sefer gerçek yüzünü gösterdi bana. Acıyı, ölümü, kanı ve halkın psikolojisine yer verdi satırlarında. Yazılan çizilen çok şey var da... Yazanı, çizeni; galip gelenler, zafer elde etmişler ve gücü elinde bulunduranlar olduğu için, mazlumdan, zayıftan, yenik düşenden hiç haberimiz olmuyor... Mungan'ın deyimiyle,
    'Resmi tarih hegemonyasının, dilinin, söyleminin, red ve inkar politikalarının, geniş kesimlerin gerçekleri bilme, öğrenme tutkusu, adalet arayışı ve vicdani gereklilikler karşısında gün günden zayıf düştüğü bir dönemden geçiyoruz." Syf:11

    Yaşamım boyunca tecrübe ettiğim ve beni memnun kılacağına inandığım bir şey varsa; 'SORGULAMAK'tır. Kimi ve neyi olduğunun hiçbir önemi yok. Gayem hakikati öğrenmektir. Ve bunu Descartes'in metoduyla,
    "Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun her şey hakkında şüphe et."
    Ve gerçeği öğrenmemin bana getirisi yanında, kaybetmiş olduğumun çok bir önemi kalmıyor.

    Çünkü şuna inanırım;
    “Evrendeki en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir.” Albert Einstein

    Saroyan'dan şu alıntıyı da buraya bırakıyorum;
    "İnsanları insanlık dışına çıkaran, izleyen diğer
    insanları insanlıklarından utandıran olaylara bakarken, sorunu, bozukluğu, çıldırmışlığı ve benzeri tüm olumsuzlukları şu ya da bu halkın değil, tüm insanlığın mayasında görüyorum."
    Sanırım daha fazla söze gerek yok...

    Mungan etkinliği kapsamında okuduğum bu kitap, 23 farklı kalemin lezzetiyle buluşturdu beni. Her ne kadar tattığım lezzet acıysa da 'iyi ki okumuşum' dedim, kitabın sonunda. Bunun için etkinliği düzenleyen Nausicaä teşekkür ederim.

    İncelemeyi okuyan, alıntıları özenle takip eden, herkese teşekkür ederim. Herkese farkındalıklı okumalar dilerim. Bugün tanışmış olduğum bu parçayı, kitabın anısı ve kefensiz ölülerin saygısı için buraya bırakıyorum;

    https://youtu.be/5KaTlELBFmI
  • Hayata dair kitabı ismi gibi hayatımızın içinde yere alan sorun olaylar olgular hakkında kısa kısa hikayelerden oluşan bir kitaptır.
    Kitapla beraber hayata daha pozitif bakma ve şükretme güdüşümüz artıyor.. Kitabın dili sade ev akıcı bu nedenle bir solukta okunabilecek bir kitaptır..
  • Kitabı az biraz "Ya içi boş ama şişirilmiş kişisel gelişim kitaplarındansa?" ön yargısıyla almıştım fakat bitirdiğimde bunun tam tersi olduğunu gördüm. Kitap, etiketlerimize bağlı bağlıya kalarak sanki onların dışına çıkamayacağımızın yanlışlığına dikkat çekiyor. Mesela kendimizi "düzenli" olarak nitelendiren biriysek ve bunu benliğimizle çok fazla bütünleştirirsek en ufak bir dağınıklığı bir sorun olarak görmeyi ve bu etiketin hayatımıza egemen olup bizi engelleyebileceğini, aslında o dağınıklığın tutarsızlık değil, bir normallik göstergesi olduğunu ifade ediyor. Ve içimizdeki bizi eleştiren, hata yapmamamız için bize sert davranan, kusurlarımızı başkasından önce bulmaya çalışan o iç sesimize anlayışla yaklaşmamızı ve bunu şefkatli yanımız yoluyla yapabileceğimizi, öz şefkatin kendimizi pohpohlayan değil, dürüst, hassasiyet, nazik, sevgi dolu yol olduğunu ve yapacağımız işlerde uzun vadede bizi daha iyi motive ettiğinin farkındalığını sağlıyor. Ayrıca öz farkındalık, kabul ve kararlılık gibi konularda daha fazla bilgi almak için ve ilgililere kitaplar önerilmesi çok hoşuma gitti, zira bölümüm dolayısıyla da bana katkısı olacağını düşünüyorum.