Bazı kitapları okurken “Bu kitap renkli, kuşe kağıda basılmış ve ciltli olmalı” diyorum. Hayır şekilci olduğum için değil, o kitaba ziyadesiyle değer verdiğim için. İşte bu kitap da o hazinelerden
Kadınların her zaman, her yerde, yaşamın her alanında olduğu kesin de bunu görmek istemeyen zihniyet, kadını yok sayan güçler var. Tarihde de kadının figüranlaştırılması çok şaşırtmıyor. İlginç bir anlatıma benziyor nesnelerden yola çıkarak sanırım kadının topluma etkisi ve yön verişi anlatılıyor. İlginç keyifle okunacak bir kitap. Teşekkürler inceleme ve tanıtım için.
“Aşk, yalnızca hayatın anlamı değil, bütün duyargalarıyla varlığı kuşatandı; güneşin doğmasının ve gökyüzündeki yıldızların oldukları yerde kalmasının nedeni aşktı. Ve aşk tanrısal bir esinle yazılmış şiirlerde bulunabilirdi.”
Ya da aşk, 1813 yılında ünlü filozof Kant’ın da doğduğu yer olan Königsberg’deki bir genelevde aynı gece ayrı odalarda doğan Henriette ve Herkül arasında bulunabilirdi. Güzeller güzeli Henriette’in aksine doğumuyla annesinin ölümüne sebep olan Herkül bir doğa faciası, hilkat garibesi görünümündeydi. Sağır ve dilsiz olmasının eksikliğini insanların zihnini okuma gibi mucizevi bir yetenekle telafi eden Tanrı, birbirlerine gece ve gündüz kadar benzeyen bu ikiliyi sonsuz bir aşkla birbirlerine bağlamıştır. 19. yüzyılın estetik anlayışına göre tam bir canavar olan Herkül’ün maruz kaldığı zulüm ve kötülüklere rağmen hayatta kalmasının tek motivasyonu ayrı düştüğü Henriette’i bulmaktır. Avrupa’nın çeşitli şehirlerine, tımarhaneden manastıra, ucube sirklerinden engizisyon takiplerine kadar acı ve işkence dolu bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta biz okurlar da insanlığın en karanlık yüzü ile karşı karşıya kalırız. Başta bir lütuf gibi algıladığımız telepati yeteneği dönemin en yüksek makamlarındaki insanlarının kokuşmuş içyüzlerini gördükten sonra adeta bir lanete dönüşür.
Canım
Meltem Bige geçen ay okuyup pek sevdiğini söyleyince ben de hemen alıp okudum ve bu şahane #kitaptavsiyesi için kendisine çok teşekkür ediyorum.
#heraybirmetisokuyoruz etkinliğimiz hız kesmeden devam ederken #iyikigüzelkitaplarvar diyorum
Bazen yoksullar tutumlu oldukları için takdir edilirler. Ama yoksullara tutumlu olmayı öğütlemek hem gülünç hem de aşağılayıcıdır. Bu, açlıktan ölmek üzere olan birine daha az yemeyi öğütlemeye benzer.