• EYLÜL İNCE'DEN

    Bir kitap düşünün ki içinde aşk olsun; babanın üvey evladına duyduğu, annenin öz kızına… Yine babanın alkole ve sigaraya, hepsinin 6 rakamına!...
    Biraz karışık oldu değil mi? Evet, kitap da böyle zaten; karışık, karmaşık, zor ama özel, farklı bir eser.
    Belki türünün ilk örneği, belki de postmodernizm romanın bir adım ötesi.
    Roman dediğime bakmayın, öykü türüne de dâhil edilebilir. Uzun öykü, kısa roman.
    Adından belli değil mi kitaptaki başkalık?
    6!
    Neden 6?
    Kitapta her yol 6’ya çıkıyor.
    Bazıları 6 bölümden oluşan toplam 6 öykü.
    6 ile ilgili birtakım şifreler var, kitabın sonuna değin çözemeyeceğiniz şifreler.
    Sonra anlıyorsunuz ki ya da anladığınızı sanıyorsunuz diyelim, 6’nın hem yapısal hem de anlamsal bir özelliği var.
    Sık sık yinelenen “1+4+1=6 eder” motifi de bunun işareti. Bu konuya daha fazla değinip kafanızı karıştırmak istemiyorum.
    Bir bölümde resim çizdiriyor yazar size, bir bölümde müzik dinletiyor, bir bölümde film izletiyor, bir diğer bölümde şiir okutuyor. Hayatın Anlamını Arayan isimli altıncı bölüm ise tamamen kafa karıştırıcı ve âdeta çıldırıyorsunuz. Zaten kitabın adı da “Çıldırmış Kitap” konulmuş.
    Dini ve felsefi göndermelerle Nietzsche’den Newton’a, Freud’dan Pisagor’a, Nasreddin Hoca’dan Simurg Kuşları’na kadar pek çok tanıdık isme değinilmiş ve bu bölümde mekân yok, zaman yok. Sanki siz de bu öyküde kayboluyorsunuz. Herkes bir arayış peşinde. Peki buluyorlar mı aradıklarını? Bilmem, belki.
    Kitapta devamlı bir kayboluş/arayış/buluş motifi var.
    Daha fazla yazarsam içinden çıkamayacağımı hissediyorum.
    Paranoyak bir anne, obsesif bir baba, histerik bir üvey evlat ve kitapta neredeyse hiç olmayan silik karakter küçük kız kardeşten oluşan bu sorunlu ailenin “saçma” öyküsünü okumak istiyorsanız, kitabı biraz karıştırın!
    Saçma demişken, varoluşçu edebiyatın “saçma”sı bu.
    Emre Karadağ Bu güzel kitabı topluma kazandırdığın için teşekkürlerimi sunuyorum.

    KUZEY ÜMİT MUTLU'DAN

    Emre Bey'in de tanımladığı gibi dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsünü okumayı bekliyordum. Biraz ironi, biraz drama belki biraz komedi. Daha önce bu kitap hakkında yorumları okumuştum ama sanıyorum hiç biri bu kitabı tam olarak açıklamaya yetmez. İlk 4 sayfayı iki kere okudum. Kitabın dilini kavradıktan sonra benim açımdan anlaşılabilir olmaya başladı. Daha sonra 6 ile ilgili okuduğum yorumlarda, okuyucuların kağıt kalemle kitabı takip ettiği geldi aklıma ve hemen elime kağıt ve kalemi aldım.
    Nasıl yorumlayacağıma karar vermek için bayağı düşündüm.

    İlk bölümünde karakterlerin kim olduğunu ve genel itibariyle yapılarını kavrıyoruz. ama aralarda "neden bu böyle" ya da "neden böyle yapmış" sorularını size sorduruyor.

    H: Evlat edinilmiş bir çocuk. Mavi gözlü, alımlı, becerikli, zeki ve müzik konusunda yetenekli. Baba tarafından sevilmiş ama annesinden sevgi görmemiş. Annenin öz çocuğuna gösterdiği ilgi ve sevgiden küçük bir pay bile alamamış. Anne tarafından her fırsatta dışlanmış, şiddet görmüş histerik mutsuz abla.
    İ: Ailenin öz çocuğu. Ablası ile arası küçükken iyi olsa da zaman içinde aile içindeki tavırlardan etkilenmiş.
    Özel bir yönü yok; ne güzellik ne başarı ne baskın bir karakter. Annesinin ona olan sevgisi dışında silik bir karakter. Kitapta belirtildiği gibi iki boyutlu insan, uzakta okuyan hayırsız evlat
    O: Baba, okb'li, alkolik, yalnızlık çekiyor. H ile arasında güzel bir ilişki olsa da annenin fiziksel ve psikolojik şiddetine dur diyemiyor hatta kendisi de bu psikolojik şiddetten muzdarip.
    P: Anne, sinir hastası aynı zaman da temizlik hastası ve bu iki özellik sanki birbirini tetikliyor. Kısır olduğunu zannederek apar topar evlat edinmiş H'yi hatta kocasına rağmen bile denilebilir. Ama sonra hamile kalıyor ve biyolojik evladı varken evlat edindiği çocuğu sevemiyor. Onun gözünde tam bir günah keçisi. Büyüdükçe meziyetleri sebebiyle günahları da büyüyor. Anne içten içe onu kıskanıyor çünkü biyolojik çocuğu kendisine çok benziyor ve mavi gözlü H onlarda olmayan çok şeye sahip.
    Okurken P sizi çok sinirlendiriyor. Paranoya bölümünde sık sık vicdanının sesine kulak veriyoruz ama kendini affettiremiyor bana.

    Bu saydığım tüm detayları bölümler ilerledikçe kurgu ağı içinde, cümle aralarında buluyorsunuz. 5. Bölümün sonuna geldiğimizde ailenin öyküsünü kavrıyorsunuz. Bu arada bulmaca çözüyorsunuz.

    Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplardan farklı bir tarzı var 6'nın. Kendine has, değişik ve özel bir kitap 6.
    Dili yalın, bol bol kafiyeli cümleler var. Bazı paragraflar son derece şiirsel. Hikayeler bazen sondan başa, bazen baştan sona gidiyor. Anlatım dili bazen birinci tekil, bazen ikinci tekil üzerinden. Kitabın sonunda da yazarımız neden böyle olduğunu size açıklıyor; kendi içinde bir matematiği var bu kitabın. Dikkatinizi vererek okumalısınız, 120 sayfa olması sizi aldatmasın.

    İçinde sanat olan bir kitap ama sanat tarihi kitabı değil! Histeri bölümünde ki 6 hikayede bir klasik müzik eserinin bestecisi ile bağdaştırıcı özelliği bulunan H'nin hikayesi var mesela.. Bu güzel tavsiyeleri mutlaka dinleyin derim.

    Babanın olduğu bölüm "obsesyon" tabi ki 6 bölümden oluşuyor ve hepsi sanki bir film sahnesi gibi tasarlanmış.

    İki boyutlu insan bölümünde "İ" yi okuyoruz ama tabi 6 bölümde ve bu sefer
    sanat akımları üzerinden.. Oldukça eğitici bir fikir.

    6. Bölüm (hayatın anlamını arayan) Yazarımız benim yorumuma göre bu aile üzerinden hayatın anlamını arayıp yorumlamaya çalışmış. Burada da bir çok felsefeci ve düşünürün önemli yorumlarına rastlıyoruz. Genel kültür açısından oldukça faydalı. Düşünce ve ideolojiler birbirine sarmal şekilde bağlanmış. Böyle bir bölüm yazabilmek için oldukça iyi bir alt yapıya ihtiyaç var. Kendisini takdir ettim.

    7. Bölüm 6'nın anlamını açıklayan bir "son" söz aslında.

    Kitabın sonuna geldiğimde ben de yarattığı hayranlık verici şaşkınlığın karşılığını '6 hakkında' isimli bölümde buldum.

    # "Bu karalama varoluşçuluğun saçmasıyla saçma'nın saçma'sı arasında bir yerlerde olabilir!" diyor yazarımız. Kendinizi; birikimlerinize ve ruh halinize göre herhangi bir saçma'lığa yakın bulabilirsiniz.

    # "Neyse idi, neyse" yorumumu toparlayacak olursam ilk kitabını yazmış biri olarak ben, bu işin içine girdiğimden beri artık kitaplara farklı gözle bakıyorum.
    6 değişik bir kurgu ve anlatım diline sahip. Herkesin yapabileceği bir tarz olmadığını düşünüyorum. Şahsen 40 yıl uğraşsam böyle bir kitap yazamam. Yer yer cüretkar çünkü böyle bir kitap yazmak cesaret işi. Bu yaratıcılığından ve kurgusundan ötürü Emre Bey'i yürekten tebrik ediyorum.
    Kitabın düzenlemesi de güzel yapılmış, kayda değer bir hata görmedim.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Çok çok ilginç bir kitaptı.Sayfa sayısı az diye hemen bir günde okurum diye düşünmeyin döngü sürüyor yine yeniden okuyorsunuz her cümleden içiniz ürperiyor ve yeni bir bilgi buluyorsunuz aile hakkında..Ruhsal sorunları olan bir ailenin içseslerinden bulmaca çözüyorsunuz.İçsesler öyle karışık ki bir geçmişten bir şimdiki zamandan konuşuyorlardı.Temizlik hastası ve şizofren bir anne piyano çalıyor kelimeler tekrarlanıyor sürekli ve notalar . İki kızından birine şiddet, kıskançlık ve o mavi gözlerine kızgınlık ama neden Ona? Diğerine aşırı sevgi..Ama sonunda görüyor hangisi yanında ...Sürekli sarhoş ve düzen hastası takıntılı bir baba ve 6 rakamı 1+4+1=6 formülü ...kitabın sonunda kavrıyorsunuz 6 yı ve döngü tekrar okutuyor kitabı..bol bol araştırma yapıyorsunuz..Kitapta adı geçen klasik müzik eserlerini dinledim.. Beethowen gerçekten sağır,Chopin'in neden öldüğü anlaşılmayınca kaç yıl kalbi kavanozda bekletilmiş ve veremden öldüğü anlaşılmış.. Kuğugölü balesi Çaykovski ve Tristan ve İsoldeyi de ve o iksiri de araştırdım Wagner 'in , kör olan ünlü besteci Johann Sebastian Bach...
    Obsesyon !Çok zor :(
    Sonunda kitabı çözüyorsunuz ama öyle miymiş diyerek tekrar başa dönüş..Matematik de var,sanat resim müzik de herşey var kitapta...korkular gerçekmiş gibi olan hayaller..Arada vicdan sesleri de konuşuyor.Annenin nefret ettiği o kız en çok ona üzüldüm nasıl dayandı ?Sadece babasından gördüğü sevgi ve sır...neden gitti.. ?Sürekli resim yapan kız O da normal değildi.. Sebebi belli bu ailede yaşamak zor...O kuyu, bekleyiş ve meğerse..Off garip ama çok etkili bir kitaptı ... konu ne aşk ne korku ne macera çok farklı çok .. ben çok etkilendim..7 sonsuzluk...
    Emre Bey kaleminiz daim okurunuz bol olsun...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    Selman Bilgili
    9 Aralık 2018
    Emre Karadağ ın "6" İsimli Kitabı Üzerine İnceleme, Tahlil, Yorum VS.......

    1) Kapak ve Tasarım = Kitabı okumak için elime aldığımda ilk önce kapağını iyice bir süzdüm. Üst tarafında yeşil fon üzerine kahverengi renk tonuyla büyük harflerle yazarı bildiren "EMRE KARADAĞ" yazısı. Orta bölümde Anadolu kilim motiflerini hatırlatan yuvarlak sarı ve kırmızı renklerde muhtemelen bir tepsi. Onun üzerine konumlanan, taze ve bol yapraklı bir çiçek tutan ojeli tırnakları ile hanımefendi eli. Ayrıca bileklerinde muhtemelen Trabzon işi burma bilezik. Kapağın alt kısmına doğru inince gayet büyük punto ile çarpıcı kırmızı tonda "6" rakamı, ki bu eserin ismi. En son olarak kapağın alt kısmında "Dağılmış bir ailenin saçma öyküsü" vurgusu... Bu vurguyu mırıldanarak okuyunca, ojeli hanımefendi elinde bulunan çiçeğin bu aileyi temsil ettiğini ve kitabın bitimiyle beraber yapraklarının dağılacağı hissi uyandı içimde.
    Kitabın arka kapağında ise yazarımızın vesikalıktan biraz geniş ve fotoğraflıktan dar bir ebatta silueti. Hemen altında da "Kadın-Erkek" ilişkisinin karmaşıklığını, Adem ile Havva'dan bugüne damıtmışçasına irdeleyen tanıtım yazısı. Yazının son cümlesi "Biz kadınların tek isteği, birazcık sevilmekti." dikkatimi çekti. Şahsi düşünceme göre yaradılış gereği hiçbir varlık "Birazcık" sevilmek istemez. Çok sevilmek ister. 🤔 Ama hepsi de "Yok" hareketi halinde. Her neyse... Geçelim kitabımızın içeriğine....

    2) Karakterler = "P" Anne, "O" Baba, "H" Büyük Kız, "İ" Küçük Kız... Anneden Başlayalım...

    "P" anne karakteri... tam bir paranoyak. Evham meraklısı, şiir yazmayı ve okumayı beceremeyen şiir ve sinir hastası. Bu hastalığının aslında farkında olan ama hasta değilim diyerek hastanede kalmak istemeyen duygunun Mübtelası. Büyük kızını çocuğu olmuyor diye evlat edindikten sonra küçük kızını doğuran ve bu kızı adına aşağılık kompleksi taşıyan kişilik belası... Ara sıra vicdanıyla hesaba girip onu bile bıktırıyor.... En çarpıcı cümlesi "O kız bu evden gidecek!" haykırışı...

    "O" baba karakteri...Obsesif, zil zurna alkol hastası... Oturacağı koltuğa kaba etini isabet ettiremeyen çünkü muhtemelen mekanda sarhoşluktan bir değil beş koltuk gören edilgen karakter. Kendisinin film karakteri gibi olduğunu fark edememiş bir film düşkünü. Kamera, motor, kayıt... O her zaman az içmiştir. Etrafındaki insanlar abartır aslında. Büyük kızın yegane koruyucusu. En çarpıcı cümlesi "İki kadehle sarhoş mu olunur?" Babacım 20 kadeh olmasın sakın o?

    "H" Büyük kız, abla karakteri... Gerçek ve hayal duygu yükçüsü... Hayatının bir bölümünü öz evlat olarak geçirdikten sonra bir anda üvey olan ve bunun kekremsi tadını ağzı ile yüreğinde hisseden karakter. Hayatına müzik notalarını ve dans figürlerini yayan, becerikli, akıllı, güzel, hayattan ne istediğini az çok bildiği için anne tarafından artık istenmeyen karakter. Sürekli annesinin davranışları üzerinde an be an tahliller yapıp çocukluk hatıralarına inen karakter. En çarpıcı cümlesi "Biliyor musun? Benim çiçeklerimi atmış annem."

    "İ" Küçük kız, öz evlat karakteri... Üzerine söylenecek pek fazla söz olmayan silik karakter. Ortaya koyduğu resim tabloları, tuval ve fırça darbeleri kadar bile yok hükmünde karakter. En çarpıcı tespit "Çok uzaklarda okuyan hayırsız evlat. "

    3) Hikaye... Dağılma nedeni gerçekten saçma bir aile hikayesi işte... 1+4 ve 1 daha eşittir 6 eder. Zaten 4 aile üyesinin sayısı.. Baştaki 1 neden ve sondaki 1 sonuç olabilir. Bu hikayede karakterler hiç bir şekilde bir masa etrafında toplanmıyor, toplanamaz. Bu nedenle sonuç dağılma oluyor. Anne zaten hiç beceremediği "Öfkeli dilimin dolanması, Sesimin boş odada yankılanışı" gibi tarihe geçecek!!! şiirler yazıyor. Baba hayata hep bir kamera hayali ile alkol masasından bakıyor. Büyük kız Mozart 40.senfoni senin Chopinin cenaze marşı benim derken, Çaykovski ile kuğu gölü dansı yapıyor. Ve son olarak silik karakterimiz küçük kız tuvale dokundurduğu fırça darbeleri ile var olmaya çalışıyor. Gülünüyor, ağlanıyor, kızılıyor ama hiç kimse konuşmuyor. Hal böyle olunca dağılmak işten bile olmuyor 🤔

    4) "6" nın Sırrı = 1)Sırra İnan 2)Sırrın Ruhuna İnan 3)Sırrın Yazıldığına İnan 4)Sırrın Yol Göstericiliğine İnan 5)Sırrın Ödülüne İnan 6)Sırrın sırrına inan...

    5) 🤔 Buradaki "Sır" nedir acaba? Benim anladığım "Sır" insanın kendi içsel yolculuğu, yani insanın kendini arayışıdır. "Sır" insanın kendisidir aslında. İnsan... Soru sorma yeteneği sayesinde Dışa vurumculuğu, gerçek üstücülüğü, hayalciliği ve bil umum düşünce aksiyon çeşitlerini keşfeden insan....

    6) Aramak, bulmak.. Sonra tekrar kaybedip aramak ve bulmak yolculuğu... Yani hayat yolculuğu...
    "P" nin ŞİİRLERİ, "O" nun garip FİLM hayalleri, "H" nin MÜZİK ve dans figürleri ve "İ" nin tuval fırça eseri RESİMLERİ ile arayış.. İnsanın kendini arayışının hikayesi... Ciddi ve saçma bir arada. İşte hayattaki bu arayış içinde dağılmış bir ailenin saçma hikayesidir bu kitap. Ben de bu kitabı "6" maddede tahlil etmiş oldum. Sanırım "6" nın "Sırrına" dair bir şeyler buldum. Ve tahlilime ek olarak, "P" anne karakterinin şiirlerinden bir nebze daha iyi olduğunu düşündüğüm kendi şiirimi kondurdum.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    " Biteceğini bildiğim ömrümün hiç bitmeyeceğini sandığım günlerinde..."
    Kitaptan Alıntı
    " Bulacaksın nihayetinde, döneceksin başladığın yere..:"
    Kitaptan Alıntı
    Arkadaşlar, Değerli Yazarımız Emre Karadağ'ın "6" isimli kitabını okudum. Yazarımızın affına sığınarak, yorumumu yapmak istedim. 6, iki kız evlat, anne ve babadan oluşan dört kişilik bir ailenin psikolojisi üzerinden gitmektedir. Böyle sandığınız anda yanıldığınızı hissettirir size. Oysa hayatın tüm döngüsünü içinde barındırır 6.
    6, içerik bakımından bir derya. Okumak, okuduğunu anlamaya çalışmak, okuduğunu ANLAMAK... Anlamak? Anlaşılır bir dili var kitabın. Yalın. Farklı ve denenmemiş bir teknik, DÖNGÜ, SONSUZLUK...
    "ANLAMAK" O kadar derin bir kelime ki... Anladığımızı sandığımız herşeyi bir anda anlamadığımızı bilmek; ya da bildiğimizi sandığımız birşeyi anlayamamış olmak... DÖNGÜ...
    6, müzik, mitoloji, resim, felsefe vb. Gibi pek çok alanı içinde barındırıyor. Bir bakmışsınız:
    - Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum... Diyerek Mozart karşılar sizi. Eserlerinin tınıları ister istemez kulaklarınızda. Sonra bir bakmışsınız Richard Wagner ile karşılaşırsınız bir sonraki sayfa sokağında, Triston ve İsolde' ye zehirli aşk iksirini yudumlatırken. İlerdeki sayfaların sokakları sizi resim akımlarına götürür. Ekspresyonizm, Sürrealizm, Kübizm, Klasizm... Her akım kendi başlığının altında hissettirir kendini. Kimler yok ki: Pisagor, Arşimet, Einstein, Nietszche, Descartes...
    Sona doğru "Hayatın Anlamını Arayan" başlığı çıktı karşıma. Benim dedim.
    Yazarımız Emre Karadağ , "6 Hakkında" başlıklı yazısında kitabının kurgusu hakkında okuyucuya kilit bilgileri sunuyor. Yerinizde olsam bu kısmı not ederim ve okurken yer yer bu nota göz atarım.

    BURCU BUYUKKIRCALI'DAN

    Ben geldim ve tabi ki Kitap Yorumu ile geldim Emre Karadağ
    Kitap Adı :6
    Karakterler H-P-İ-O

    Kitabın kapağında da yazdığı gibi "Dağılmış bir ailenin SAÇMA (!) öyküsü..
    1+4+1 =6 karmaşası. Alkolik bir baba , paranoya bir anne 3.tekil şahıslardan anlatılan Resim delisi kız kardeş ve kulakta Mozart'in bestelerini hatırlatan bir abla ...
    kitabın adı 6 fakat 7 bölümden oluşuyor. Her bölümde kendi içimde simetrilik bulunurken 6 bölümde birbirinden farklı simetri bulunuyor. Okumak sakin kafa gerektiriyor

    Beni En cok.etkileyen mavi gözleriyle dünyaya bakan kocaman gözlü müzik delisi idi.
    Sadece edebiyattan ibaret olmayan bir kitap. Ruh analizleri derin düşüncelere damlanıza sebep olabilir. Psikoloji , müzik , resim , edebiyat bir bütün.

    BELGİN ŞAHİN'DEN

    *Kitap; 4 kişilik,sorunlu bir ailenin ruhsal bunalimlarini, "6" bölümde anlatmis..Ha bir de 1+4+1=6 eder cümlesi var sürekli tekrarlanan anlatimda..
    *Karakter isimleri yok, her karaktere giriş bölümünde harf verilmis.(H,O,P,İ )..Sanirim yazar bunu okuyucunun bulmasini istemis.🤔
    *Evin evlat edinilen HİSTERİK kizi (H)
    Evin alkolik ve OBSESİF babasi(O)
    Evin hasta ve PARANOYAK annesi(P)
    Evin silik kalmis ve İKİ BOYUTLU kizi (İ)
    ( Giris kismini okuyacaklarin daha iyi algilamasi icin biraz tüyo verdim)
    *Degisik,alisilmisin disinda..Karakter ismi yok(siz bulacaksiniz)..Zaman, mekan yok..Anlatimlar bazen "biz", bazen "ben",bazen "onlar"..
    *Ancak;kitabin genelini okuyunca,yazarin karakterlerin duygularini anlatirken ,ilgi duyduklari sanat dallarini da anlatmasi ve bunu yaparken de bu sanat dallarinin akimlari ve onculerinden de bahsetmesi ilgimi cekti..(Resim, muzik,sinema...)
    Örneğin; HİSTERİ bölümünde;evlat edinilen histerik kizin(H) duygulari klasik muzige duydugu ilgiyle, anlatimda beraberinde, Mozart,Bach...(ve diğerleri)da getirmis oykuye..Ya da;
    İKİ BOYUTLU İNSAN bölümünde, evin adeta iki boyutlu silik öz kızı (İ) nin duygulari onu ilgi duydugu resim sanati ile anlatilmis..(Sürrealizm,Kübizm..ve diger..)
    *SONUC OLARAK ;
    Bence anlatigim teknigi ve kurgu biraz karmasik gorunse de kitap, okuyucusunu düsünmeye, analiz e cagiriyor..Sıradısı..🤔
    Uzun seneler analiz yapma yorgunlugunu tasiyan ben ( meslegimden dolayı) bu sefer zevkle yoruldum
    *Dümdüz bir hikaye olmamasi kitaba deger katmis bence..
    Yazarimizin emeğine ve kalemine sağlik..

    NİLGÜN ÖZER'DEN

    Alışılagelmişin dışında farklı bir kitap okumak isteyenlerin düşünmeden alıp okuması gereken ilginç bir kitap Emre Karadağ'ın " 6 " kitabı.

    Kitabi anlatım tekniği ve edebi açıdan yorumlayacak kadar birikim sahibi olmadigim için o konuya girmeyeceğim bile.

    Kitapta bahsi geçen karakterlerin isimleri belirtilmemiş.
    Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan aykırı, dağılmış dört kisilik bir aile...
    Ailenin her biri farklı psikolojik rahatsızlığı olan kişiler.

    *Histerik , evlatlık alınmış kız çocuğu
    *Paranoyak bir anne
    *Obsesif bir baba
    * ikinci boyutlu insan bölümünde daha detaylı karşımıza çıkan evin küçük kızı.

    Karakterlerin içsel, vicdanı hesaplaşması ... Farklı sanat dallarına ait terimler ve göndermeler anlatıma hareketlilik katıyor ve merak uyandırıyor.

    Koyu renkle belirginleştirilmiş cümleler , karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının özelliklerini, belirtilerini vurgulamak için kullanılmış sanırım.

    Teşekkürler sevgili Emre Karadağ kalemine, emeğine sağlık.

    GÜLŞEN GÜNEŞ'DEN

    6
    Bir okudum bitti deyip tek avazda yorumlanmasi güç bir eser.
    İcinde barındırdığı 4 karekterden ic sesimize uzanan devasa bir yolculuk.
    Bazen hasta oluyorsun bazen sarhos bazen öfkeden kan kusuyorsun bazense yanlizca yapayalnız.
    Bir uçtan bir diğerine yol alirken her karekterde kendine rast geliyorsun mutlaka.Ustelik bunları yaparken hep arkada sanatsal bir fonla adimliyor oluyorsun.
    Her bölümde rastladığın şey,bir bilinmeyeni sorgularken düşüncelerini saçma ötesine kadar varıp Ne Ne icin Ne kadarlarla öyküye yeniden dalıyorsun.
    Son olarak üsluplardaki ikilemler başta belirtmeliyim ki ömrümü yemisti ama her vurgu içime seslenişte etkenmiş.
    Sandığım dan fazla büyüsundeyim şu an. Olağanüstü döngüyle derinlerime uzandığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az Emre Karadağ ‘in.
    Elime gectiginden beridir neden okumadim erteledim diye de oturup sorgular şimdi kendimi beynim ((:
    Hersey icin burda olduğum icin kitap icin seni tanıdığım için.....
    Minnetarim Emre bey

    BAŞAK DOĞRUYOL'DAN

    6 Bitti mi?Bitti gibi mi yaptı?
    Delirmeye hazır mısınız?Saçma bir öyküye dalıp kendinizi kaybetmeye,bir solukta okumak istedikçe bitmesin diye sayfalarla bakışmaya ve zaten iflah olmaz bir deli iseniz derecenizi yükseltip huninizi büyütmeye... ;) Hazır mısınız?
    Evet sevgili Emre Karadağ'ın kitabı 6 ile tanışmaya çok hevesli iken veda etmeye niyetli değilim.
    Uzun bir yorum yapıp sizleri sıkmak istemem ama birkaç kelam etmeden bu kitabı okudum diye geçiştirmek de istemem.
    Saçmalıklarla dolu bir kitap. Ciddiyim.Saçma olduğu kadar çarpıcı,realist,sarsıtıcı,oturduğunuz yerden şöyle bir sallayıcı.
    Edebiyatı hiçbir zaman salt bağımsız bir sanat olarak görmedim.Sanatın her dalının birbiri ile bağlantılı olduğuna inanlardanım.
    Bu kitapta edebiyat,felsefe,müzik,resim,tiyatro,sinema.Hepsi var!Günlük hayatın realitesi,gerçek olmayacak kadar hayali kuramlar bir o kadar da kendinizi,ailenizi,seni,beni,onu,bizi bulabileceğiniz bir kitap!Uzun süre etkisi altında kalacağınızdan eminim
    Herkes okusun mu?Bence herkes okumasın.Kendine güvenmeyen ve 6 zamanı gelmeyen okumasın.Hazır olunmadan okunmayacak bir kitap.
    Derli toplu,aşk dolu,sakin bir kitap arıyorsanız da okumayın.
    6' yı sanırım kıskanıyorum ve kimse okumasın istiyorum :) Nacizane yorumuma göz gezdirirken size bir de arka fon müziği ayarladım.Malum 6 klasik müzik olmadan olmuyor ;)

    ASLAN NAZ'DAN

    Bir düşünün, her hangi bir konu için;
    “Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?
    “Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?
    Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?
    Fark: ayırım demektir temel anlamda.Farklı olmak ise temel anlamdakinden kendini ayırmaktır.Ben farklı olmayı orijinallikle aynı anlamda kullanmaya çalışıyorum.Yani hiç kimsenin yapmadığını yapmak tek olmak, örnek olmak gibi.
    Emre Karadağ 6 da kendi deyimine göre saçma sapan hikayelerde farkı yakalamış.Farkı öyle bir yakalamış ki olayları bazen tualler üzerine resmetmiş, bazen de diojene somuş ne aradığını.Darvinle resmetmiş insanın nerden geldiğini, ha maymunu da ihmal etmemiş.Cenneti cehennemi ayağınıza getirmiş siz zahmete katlanmayın diye.Tanı ve tedavi de 6 da.Her kesimin bir parçası sayfalarda gizlenmiş bu gizi keşfetmek okuyucuya kalmış bir anlamda.
    6’nın ne anlama geldiğini de merak ediyorsanız 111. Sayfaya kadar sabretmeniz gerekecek.

    Sevgili Emre Karadağ; başarıyı yeni söylem ve farklarda yakalaman dilek ve temennilerimle.

    KAMİLE ÖZTEMEL'DEN

    SİNDİRE SİNDİRE OKUDUM VE BİTİRDİM...
    Öncelikle Yazar Emre Karadağ 'ın kalemine yüreğine sağlık.Tebriklerimi sunarım...
    Böyle bir kitabı yazmak gerçekten cesaret ister.Bana göre çok büyük bir başarı
    Gönül rahatlığıyla okunmasını tavsiye ederim...
    Şimdi 7 Bölümden oluşan kitaptan anladıklarımı bölüm bölüm kısaca özetleyeyim ;
    NEVROZ BÖLÜMÜ ; Anladığım kadarıyla iyi niyetle başlanmış bir evliliğin , sonradan babanın ilgisizliği ve annenin ( iletişimsizlikten ve içine kapanmasından ) Paranoya hastası olması sebebiyle huzursuz ve kopuk bir aileye dönüşmüştür..
    HİSTERİ BÖLÜMÜ ; Öyle bir ortamda hastalıklı bir ruh haliyle yetişen evlatlık kız kendi kafasından kendine göre bir dünya kurmuş orada yaşıyor...
    PARANOYA BÖLÜMÜ ; Annenin kendi iç dünyasındaki kendisiyle ve yaşadıkları ile çekişmesi...
    OBSESYON BÖLÜMÜ ; Babanın kendi hayal dünyasında kurguladığı sahnelerde yaşaması...
    İKİ BOYUTLU İNSAN ; Böyle bir ortamda büyümüş bir kızın ablasından etkilenerek gölgesi altındaki silik hayatı...
    HAYATIN ANLAMINI ARAYAN BÖLÜMÜ ; Yazarın , kainatın var olma sebebini tüm varlıkları konuşturarak araştırması...
    7 BÖLÜMÜ ; Sürekli 4 Kapıdan bahsedilen bir bölüm.
    İlk kapı ; insanın doğumu
    İkinci kapı ; Çocukluk ve gençlik çağı
    Üçüncü kapı ; Orta yaş ve yaşlılık çağı
    Dördüncü kapı ; Ölümün kapısı
  • 222 syf.
    Hesse etkinliğinden önce Hesse’yi yakından tanımak istedim. Kitaptan öğrendiklerimi notlar alarak yazmaya çalıştım. Mış, miş’li rivayet zamanıyla kullanmak istemedim yazının okunabilirliğini daha da karmaşıklandırmamak adına. Anlayabildiğim kadarı ile özet şeklinde aktarmalı bir yazı oldu . Değinmediğim bir çok şeyle birlikte genel olarak böyle yazabildim. Hesse’yi anlatan yazar Bernhard Zeller hakkında detaylı bilgi bulamadım, kitabın girişinde de verilmemiş bilgi maalesef , direk Hesse’nin ‘’Soyu sopu çocukluğu’’ başlığı ile başlanılmış. Afa yayınları 1997 yılından okudum.

    Yky'nin sitesindeki biyografinin bir kısmını özetler isem; Bir rahibin oğlu olarak dünyaya gelmiş. Tübingen' deki Eberhard Karl üniversitesinde Tarih, Germanistik ve Latince öğrenimi görmüş. Bir hastanede yaptığı çalışma ile doktor ünvanını almış. 44 yaşında arşiv memuru olarak çalışmaya başlamış. Schiller Ulusal müzesini genişletip Alman Edebiyatı arşivine dönüştürmüşler Wilhelm Hoffman ile birlikte. Kafka, Zuckmayer gibi yazarların manuskrilerini (Fransızca manuscrit "elyazması" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince manuscriptussözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince manus "el" ve Latince scribere, script- "yazmak" sözcüklerinin bileşiğidir .) /https://www.etimolojiturkce.com/kelime/man%C3%BCskri/ arşive kazandırmış.

    ‘’Hermann Hesse üzerine hazırladığı resimli monografi en çok okunan kitaplar listesine girdi. Tübingen üniversitesince kendisine onursal profesörlük, üniversitenin senatosunca da onursal üyelik payesi verildi. Birinci dereceden Federal Almanya liyakat madalyasına layık görüldü. 2001’de Ludwig-Uhland ödülünü ve Marbach kentine ilişkin anı kitabıyla da Marbach kentinin Schiller ödülünü aldı. Mainz’taki Bilimler ve Edebiyat Akademisi, Münih’teki Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi ve Darmstadt’taki Dil ve Edebiyat Akademisi üyeliğinde bulundu. ‘’ http://kitap.ykykultur.com.tr/...bernhard-zeller#tab1. (bu paragrafı direk kopyala yapıştır yaptım. )


    1877 Almanya’nın Calw şehrinde dünyaya gözlerini açar Hesse. Dedesi Carl Hermann Hesse şen şakrak, elindekileri dağıtan, Tanrıya teslimet duygusu ile sevgi aşılayan misyoner bir doktor. Diğer dedesi Hermann Gundert de piyetist – Hint misyonunu yapan- bir doktor. Babası Johannes Hesse ise değişik bir karakter. ‘’Babam yalnız bir insandı. İnsanların arasına pek karışmaz, çilekeş, arayan biriydi. Bilgili ve iyi yürekli biri. Doğrunun hizmetinde canla başla çalışan biri. ‘’( sy:13) Annesi Marie Hesse; hareketli, deli dolu bir kadın. Hesse’nin aile yaşantısı sade. Evlerinde ibadet edilip İncil okunuyor, bilimsel araştırmalar vs gerçekleşiyor, Hint filolojisine önem verilip üzerinde çalışılıyor ve kaliteli müzikler yapılıyor . Bu bilgileri öğrenirken kitabın fotoğraflarla donatılması ayrı bir içtenlikle gülümsetti beni. Ailesini görme şansını yakaladım adeta :) Hesse’nin çocukluğunu hayal gücünün zenginliği ile tanıyoruz. ‘’Görüldüğü kadarıyla her şeye yeteneği var: İnceleyen gözlerle aya, bulutlara bakıyor, harmonyumu (dış görünüşü piyanoya benzeyen , körüğü ayakla işletilen küçük bir org ) elinden düşürmüyor, doğaçlamadan ezgiler çalıyor, kurşun kalem ya da mürekkep kalemiyle olağanüstü resimler çiziyor, canı istedi mi bayağı güzel şarkılar söylüyor, kafiye düşürmede hiç sıkıntısı yok.’’ diye babası bir mektubunuda tanıyoruz. Hesse o kadar net ki 13 yaşımdan beri açıkça anlamış ‘’ya bir yazar olacaktım ya da hiçbir şey’ diyor.

    Gençlik zamanında çok okuyan, her genç gibi ‘’gençlik bunalımı’’ ile vuku bulmuş bir isim. İyi bir okula girebilmek için eyalet sınavına hazırlanır o süreçte Müdür Baver adındaki öğretmeninin büyülü bir etkisi olur. Hesse’yi fark edip içindeki yüceliğe önem veren, öğrencilere okulu sevdiren bir yüzdür. Bu vesile ile sınavı geçer ve Maulbronn Manastır Okulu
    'nu kazanır hatta o okulu Narziss ve Goldmund eserinde farklı bir isimle adlandırmış. Okulun ilk yıllarında mesud olduğunu ailesine dile getirir imiş lakin ruhsal çatışmaları peşini bırakmadığı için kimi zaman okuldan kaçar. ‘’Ne var ki içten içe Tanrıyla, dünyayla cebelleşir durur Hesse, kendini dışlanmış, terk edilmiş hisseder, çaresiz bir hava esen inatçı ve isyankar suçlamalar yöneltir sağa sola.’’ (36)


    16 yaşında (Kitabın arkasında verilen kronolojiye bakarak yaşını yazdım.:)) Kitabevinde çalışmaya başlar. 4 yıl çalışır günde 13 saat. İlk başlarda memnun devam eder lakin baş ağrıları, ayakta durmadaki sıkıntısı sebebiyle zorlanır. Edebiyata tutkusu son derece etkindir. Goethe hayranı ‘’ Goethe güven duygusuyla donatır Hesse’yi, Goethe eğitir, Goethe ahenk denilen şeyin ne olduğunu öğreti insana.’’ (44) Nietzsche’nin de hayranıdır, Novalis'i de epey sever. Şiirlerine karşı ayrı bir hassasiyeti var genelde mahrem tutmaya çalışır lakin yakın çevreleriyle de paylaşır ardından da kitabını yayınlar. ‘’Hesse için şiir yazmak her zaman bir itiraf niteliği taşıdığından, hatta özellikle şiir kişisel bir dışa vurum biçimini oluşturduğundan, toplu şiirler bir bütün olarak gizli bir yaşam öyküsü, yazarın iç yaşamının öyküsüdür.’’ (184)

    Sanat ve tarih yaşantısıyla doğa yaşantısını birleştirir. Gölde kürek çekmeyi çok sever. ‘’Zamanın siyasal ve sosyal sorunlarıyla hiç ilgilenmez Hesse, politikasız ve toplumsuz yaşayabileceğine inanır; bütün dileği modern yaşamımızın komedisinden uzak bir yerde, küçük bir İtalyan kentinde kimseye bağımlılık duymadan yaşayabilmektir. ‘’(56) diye söyler yazar ve buradan Hesse’nin ne kadar bireyselciliğe önem verdiğini anlıyoruz. Eline gazete almadığını dile getirir.

    1904 yılında kendinden 9 yaş büyük Maria ile evlenir, Iris masalı da karısıyla olan yaşam öyküsünü içerir. O yıllardan Peter Comenzind eseriyle büyük bir başarıya kavuşur. Dergi yazılarıyla haşır neşirdir. Yadsıdığı ya da beğenmediği kitapları eleştirmez, politikaya bulaşmaz. 1911 ylıında Hindistan'a seyahat eder. ‘’ En başta aradığım şeyi ele geçirdim; tropikal doğayı tanıdım, Asya halkının yaşamına ilişkin bir izlenim edindim, bu kadarıyla da yetinebilirim.’ (88) diye dile getirir. İlerleyen sayfalarda eserlerine dair sürpriz bozan bilgiler mevcut. Bütün yazılarımda kendi yazgımdan bahsediyorum diyor adeta.. Sanata, resme bakış açısını ‘’bundan böyle yazmalara ve düşünmelere ayıracak vaktim yoktu, ben de son dakikalarında resim yapmaya başladım ve hemen kırk yıldan beri ilk kez kömür kalemi ve palet aldım elime. Kimseyle rekabete kalkıştığım yok, çünkü doğayı değil, yalnızca düşlediğim nesneleri resme geçiriyorum.’’ (112) böyle dile getiriyor.


    1. Dünya Savaş’ında askere alınmaz sonraları Bern’de Alman savaş tutsakları için kitap merkezini yönetir onlar için gazete çıkarır. 1916 yılında bedensel ve ruhsal çöküşlere giren Hesse psikanaliz tedavisi görür. Bu süreçte Demian’ı kaleme alır. Kitabın ortalarına doğru eserlerinden belli başlı mesajları kavratır yazar anlatımıyla. Siddhartha ile Hesse dünyadaki uyumu yeniden ele geçirmiştir . ‘’ Hesse’nin Doğu bilgeliğinin manevi dünyasını ne kadar köklü bir şekilde özümsediğini kanıtlar. ‘’(125) Bozkırkurdu için; Hesse’nin kendi kendisiyle yüz yüze gelmesini apaçık ortaya koyuşu, hastalıklı halini atlamadan üstüne giderek açığa çıkmasını anlayabiliyoruz. Daha başka kitaplarına dair yorumlar mevcut idi. Okumadığım eserleri görünce sayfaları atlayıverdim.

    Hayatının sonlarına doğru Montognala’da yaşamaya başlar. Ağaçlarla, çiçeklerle, bahçesiyle doğayla iç içe bir yaşam sürer. Kitap yazma, basma çalışmalarına tüm hızıyla devam eder. Editörlükte oldukça usta ve titizdir. Alman romatizmine gönlünü vermiştir. Bu süreçte Almanya'dan kaçıp gelen dostlarını ağırlar. Yaş kemale ermeye doğru bir çok insandan özellikle gençlerden mektuplar alır. Onları birbir cevaplamaya uğraşır yeri gelir canı sıkılır vs ama insanlığa önem verişi takdire şayandır. ‘’ İçindekileri başkalarına açma, öyküleme, kendi kendini sigaya çekme, yaşadıklarını not etme, mektuplaşarak başkalarıyla sıkı bir ilişkiyi sürdürme gereksinimi, Hesse Gundart ailesinde öteden beri canlılığını koruyan bir gelenekti.’’ (209) diye bu durum nitelendirebilir.

    1946 yılında Nobel Ödülünü aldıktan sonra hemen Amerika’da keşfedilmeyen Hesse 60’lı yılların ortasında fark edilip aranan bir yazardır . Yapıtları 49 dile çevrilir, Narziss ve Goldmund Doğu Almanya’da en çok satan kitap listesinin baş köşesine geçer. Amerikalı gençlerde Hesse hayranlığı olup baş tacı olur lakin yanlış bir etiketlemeye maruz kalır Hesse. Bozkırkurdu için bizzat haplara başvurduğuna dair ithamlarda bulunurlar. Böyle bir durumun olmadığını dile getirir. Amerika’da yoğun ilgi almasının sebebi de ‘’ kuşkusuz yazarın belirleyici özelliğini oluşturan ve dışavurumlarıı içtenlik, inanırlık ve büyük ölçüde özgünlükle( otantik) donatan katıksız bir açık yürekliliktir. İmge ve simge dünyasının kolay anlaşabilirliği de bunun bir başka nedeniydi .’’ (217) dile bilgilendirir Bernhard Zeller.
    1962 yılında Montognala’da kan kanseri de olması etkeniyle vefat eder.

    Hesse'yi tanımak adına gerçekten dolu dolu bir eser. Uzun bir zamana ayırarak okudum bunun sıkıntısı da araya kitaplar ekleyip okumam ile konu bütünlüğünü bazı zamanlar kaçırmış olmam oldu. Ara ara göz atıp ona dair bilgileri edinebilmek içimi rahatlatıyor doğrusu.. Huzurlu okumalar dilerim. ^_^

    Bach'ı epey seven Hesse'yi de düşünerek https://www.youtube.com/watch?v=rrVDATvUitA
    paylaşmak istedim sizlerle. :)
  • 384 syf.
    ·Puan vermedi
    İslam Medeniyeti Tarihi,
    Editör: Prof. Dr. Mehmet Azimli[1],
                                               
    Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin editörlüğünde bir ders kitabı olarak ele alınan bu eser, başta ilahiyat fakültesi ve Tarih bölümlerinde İslam Medeniyeti Tarihi dersi için kaynak olacak şekilde hazırlanmıştır. Bu eser, İslam Medeniyeti Tarihini on dört bölüm olarak farklı başlıklar altında incelemektedir. Her bir bölüm alanında uzman hocalar tarafından hazırlanmış, okuyucunun o konunun çerçevesi ve içeriği hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmıştır.


    Eserin tanıtımına geçmeden önce birkaç değerlendirmeyi zikretmekte fayda görüyoruz. İlahiyat Fakültelerinin müfredatında yer alan derslerle ilgili derli toplu ders kitapları bulmakta bazen öğrenciler zorluk yaşamaktadırlar. Bu eser, kuşkusuz gerek hocalar gerek öğrenciler gerekse diğer okuyucular için söz konusu alanın kapsamı ve içeriği ile ilgili öğretimde kolaylık sağlayacaktır. Kitabın yazar kadrosu ise böyle bir eserin oluşturulmasında ulaşılabilecek en salahiyetli hocalarımızdan müteşekkildir. Bununla beraber eserin çok ciddi bir emekle ortaya konduğunu ifade etmemiz lazım. Her bölümün arkasına ileri okumalar için önerilere yer verilmesi ayrıca esere özellik katmıştır. 

    Daha çok öğrenciye hitap eden bu eserin, bazı bölümleri konuyla ilgili bilgileri iyice derleyip sunarken bazı bölümlerde bu formatın biraz dışına çıkılarak değerlendirmelerin ağırlık kazandığını görmekteyiz. Farklı hocalar tarafından konuların işlenmesinin doğal bir sonucu olan üslup farklılıklarının aza indirgenmesi, muhatap kitle açısından daha iyi olacaktır.   Ayrıca eserde ders kitabı olarak düşünüldüğü için daha itina gösterilmesi gerekirken yer yer yazım yanlışlarına rastlamaktayız. Bölümler nispeten birbirinden bağımsız olarak ele alındığından tekrarlarla karşılaşmaktayız. Eserin kapak ve baskı kalitesi biraz daha geliştirilse öğrenci ve okuyucunun ilim öğrenme iştihasına katkıda bulunur kanaatindeyiz. Aynı zamanda sayfaların renkli baskıyla sunulması ihtiva ettiği bilginin vurgusunu arttıracaktır.

    “Medeniyet ve İslam Medeniyeti” başlığıyla sunulan eserin birinci bölümü, Prof. Dr. Adem Apak[3]tarafından kaleme alınmıştır. Bu bölümde öncelikle “Medeniyetin Mahiyeti” (s.15) Batı ve Doğu dillerindeki karşılığı ele alınmış bu konuda yetkin İslam düşünürlerinin görüşleri ortaya konmuştur. Daha sonra “İslam Medeniyetinin Unsurları”nı (s. 18) ele alan yazar bunları; tevhid, adalet, ahlak, ilim, Kur’an, Hadis ve insan hakları kavramları altında mütalaa etmiştir. Bu konuların İslam literatüründeki karşılığı üzerinde durulmuş, Kur’an ve Hadis’in bu kavramlara referanslığı özellikle vurgulanmıştır. Yazar, İslam Medeniyetinin birinci kaynağı olan Kur’an’ın yazılması, toplanması, çoğaltılması ve muhafaza edilip günümüze kadar ulaştırılmasını özet bir şekilde ortaya koymuştur. Akabinde medeniyetimizin ikinci kaynağı olan Hadislerin tedvin sürecini ele almıştır. İslam Hukukunda insan hakları konusu ayrı bir itinayla işlenmiştir.

    Kitabın ikinci bölümü Prof. Dr. Mustafa Kılıç[4]tarafından “Yönetim” başlığıyla ele alınmıştır. Yazar bu bölümde Hilafetin tarihi sürecini, kapsamını, şartlarını ve kurumsallaşmasının yanı sıra; vezaretin ortaya çıkışı, tarihi süreci ve kurumsallaşmasını işlemektedir. Ayrıca İslam Tarihi boyunca devlet kurumlarının teşekkülü ve bu bağlamda kitabet, hicabet, divan ve sarayların kısa bir tarihçesi ortaya konmaktadır. Yazar bu kurumları genellikle, Hz. Peygamber dönemiyle başlatıp, Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Eyyubiler, Memlükler, bazen Endülüs Emevileri, Gazneliler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Osmanlı sonrası Cumhuriyetin kurulmasına kadar İslam devletlerindeki tarihi serüvenini işlemektedir.

    Kitabın üçüncü bölümünde İslam Medeniyetinde “Hizmet Sektörü” konusu Prof. Dr. Metin Yılmaz[5]tarafından kaleme alınmıştır. Yazar bu bölüme her toplum için en önemli kurumlardan biri olan adliye teşkilatının İslam medeniyetindeki yerini anlatmakla başlamıştır. Adliye kurumunun temel unsuru olan kadılığın İslam Tarihindeki gelişim süreci, İslam devletlerindeki konumu, kadının görev ve yetkileri üzerinde durulmaktadır. Daha sonra İslam toplumlarında ekonomiyi anlatan yazar, mali kurumları ve ekonominin temel kavramlarını güzel bir üslupla özetleyip anlatmaktadır. Ekonomiyle ilgili kurulan divanlardan bahsedilirken Divanü’l-beytülmal, Divanü’d-dıya‘(arazi öşürlerini toplama divanı), Divanü’n-nafakat (maaş dağıtımı divanı) ve Divanü’l-harac hakkında bilgi verilmektedir. Yazar ekonomik terimleri anlatırken ganimet, cizye, öşür, atıyye, fey, harâc, humus ve ikta hakkında kısaca bilgiler vermektedir. Daha sonra sağlık konusunu anlatan yazar sağlık kuruluşları ve bu kuruluşların tarihi serüveni konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Akabinde İslam medeniyet tarihinde ordu kurumu, askeri kuvvetlerin teşekkülü, ordunun görev ve sorumlulukları, yardımcı birimler, silahlar, bayrak, sancak ve üniformalar üzerinde durulur. Hisbe teşkilatı ayrı bir başlık altında mütalaa edilmekte muhtesibin (bir nevi zabıta memuru) görevleri konusu işlenmektedir. İslam toplumlarında önemli hizmet sektörlerinin başında gelen şurta/polis teşkilatı, berid/posta teşkilatı ve hapishanelerin oluşması yine bu bölümde işlenen diğer konulardır.

    Eserin dördüncü bölümünde “Eğitim” konusu ele alınmaktadır. Prof. Dr. Adnan Demircan[6]tarafından hazırlanan bu bölümde eğitim ve öğretimin İslam tarihinde nasıl gerçekleştiği, gelişim süreci, dini ve mesleki eğitimlerin işleniş metodu hakkında bilgiler sunulmaktadır. Eğitim kurumlarını anlatan yazar, bu kurumların başında ev ve cami geldiğini ifade eder. Bunlardan sonra küttab, tekke, kitapçılar, âlim evleri, bâdiye, saray, çarşılar, medreseler ve ihtisas medreselerini diğer eğitim kurumları arasında sıralayan yazar bu kurumların her birinin tarihçesi üzerinde kısaca durmaktadır. Bölümün sonunda ise eğitim yönetiminin nasıl gerçekleştiği konusu işlenmektedir. 

    Beşinci bölümde Doç. Dr. Cahit Külekçi[7]“Toplum” konusunu ele almaktadır. Yazar bu bölümde öncelikle sosyal hayatın temel unsurlarını ve bu unsurların başında gelen birey, aile ve kabile yapısını tarih boyunca İslam toplumlarındaki gelişimini işlemektedir. İslam toplumlarında gayrimüslimlerin durumu, gündelik yaşamı, köy ve şehir hayatını işleyen yazar bölümü insanların geçim kaynaklarını ve İslam’ın temel öğretileri ışığında nasıl şekillendirdiklerine vurguda bulunarak bitirir. 

    Doç. Dr. Mustafa Hizmetli[8]tarafından hazırlanan altıncı bölümün konusu “Sosyal Bilimler”dir. Yazar bu bölümde sosyal bilimleri temel iki başlık altında işlemektedir. Bunların birincisi dini ilimlerdir. Bu konuda kıraat, tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf ilimleri incelenmekte özellikle Emevî ve Abbasilerdeki gelişimi üzerinde durulmaktadır. Yine bu ilim dallarının kurucuları başta olmak üzere temsilcileri tek tek zikredilmekte yaşadıkları dönem hakkında kısaca bilgiler verilmektedir. İkinci konu olan beşeri bilimler başlığı altında yazar; dil, edebiyat, tarih, mantık, felsefe ve coğrafya konularını anlatmaktadır. Aynı şekilde bu bilimlerin de kurucuları, ilk temsilcileri, Emevî, Abbasi ve Osmanlı dönemlerindeki tarihi serüvenleri hakkında bilgiler verilmektedir.

    Yedinci bölümde “Fen Bilimleri” konusunu ele alan Prof. Dr. Levent Öztürk[9], öncelikle bu bilimlerin İslam toplumlarında ortaya çıkışı ve gelişimi hakkında bilgi verir. Bilimlerin gelişim süreci konusunda Emeviler döneminde kayda değer gelişmeler olmamakla birlikte yazar bu dönemi mayalanma dönemi ve kendisinden sonraki dönemlere köken oluşturma bakımından önemli sayar. Her bilim şüphesiz bir birikimden doğup kendisinden sonraki gelişmelere de önayak olur. Bu anlamda Abbasiler dönemi, bu bilimlerin bir nevi altın çağı olmuştur. Yazar bu bölümde astronomi, matematik, tıp, kimya, fizik, mekanik, mühendislik, zooloji, filoloji gibi konuları ve bu bilimlerin temsilcilerini anlatır.

    Prof. Dr. Fatih Erkoçoğlu[10]tarafından hazırlanan sekizinci bölümün konusu “Sanat ve Mimari”dir. İlk olarak mimari ve şehirciliği konu alan yazar, burada İslam mimarisinin gelişim serüvenini Hz. Peygamber döneminden Osmanlıların sonuna kadar işler. Özellikle mescit ve cami mimarisini detaylı bir şekilde ele alıp bunların İslam beldelerindeki örnekleri üzerinde tek tek duran yazar, sonra bahçecilik konusuna geçer. Güzel sanatlardan hat, tehzib, ebru, ciltçilik, katı‘, musiki, minyatür ve çiniciliğin İslam toplumlarında ve devletlerinde gelişimini ve bu dönemlerde bu sanatlara önderlik edenleri detaylı bir şekilde ele alır. Yazar son olarak endüstriyel el sanatları konusunda maden, cam, fildişi, ahşap, halı ve kilim işlerini anlatır. 

    Dokuzuncu bölümde “Avrupa’ya Tesir” konusunu ele alan Doç. Dr. Mustafa Özkan[11]bu konuda öncelikle İslam medeniyetinin Sicilya üzerinden İtalya, Endülüs üzerinden de Fransa’ya nasıl etkide bulunduğunu anlatır. Ayrıca İslam medeniyetinin Haçlı seferleri ile Avrupa’yı etkilemesi konusundaki görüşleri ortaya koyar. Yazar Batı medeniyetinin İslam medeniyetinden en ziyade etkilendiği alanların başında gelen tıp, felsefe, mimari, edebiyat, dil, matematik, astronomi, musiki, kâğıt ve matbaanın Batıya tesirini bu bölümde işler. 

    Eserin onuncu bölümü Prof. Dr. Mehmet Azimli[12]tarafından “Sicilya İslam Medeniyeti” başlığıyla hazırlanmıştır. Yazar bu bölümde Sicilya’nın fethi, Normanlar dönemi ve Sicilya İslam Medeniyetinin Batıya etkisini siyasi, mimari, sanatsal, ilmi, zirai, endüstriyel, dil ve edebiyat bakımlarından işlemektedir. Sicilya İslam medeniyetinin Avrupa Rönesans hareketlerinde önemli ölçüde etkisi olduğunu vurgulayan yazar, maalesef bu medeniyetin ilim adamlarınca incelenmek üzere yeterince ilgi görmediğini ifade eder. 

    On birinci bölüm “Endülüs İslam Medeniyeti” başlığıyla Prof. Dr. Lütfi Şeyban[13]tarafından kaleme alınmıştır. Bu bölümde Endülüs’ün fethi ve kısaca tarihi üzerinde durulmuştur. Özellikle Endülüs Müslümanlarının dünya medeniyetine katkıları, Endülüs’ün fethinden sonra bölgede meydana gelen değişim ve ideal bir topluma dönüşümü üzerinden anlatılır. Bu konu idari ve sosyo-kültürel değişim, barış içinde birlikte yaşama ve gündelik hayata yansıyan her yönüyle gelişmiş toplum olma bakımından incelenir. Akabinde Endülüs medeniyetinin ortaya koyduğu sistem ve eşsiz değerler; bilim, teknik, endüstri, tarım, kültür, eğitim-öğretim, musiki, şiir, tıp, matematik, astronomi, kimya başlıkları altında mütalaa edilmektedir. Son olarak da Endülüs medeniyetinin Batı’ya etkisi anlatılmaktadır.

    Kitabın on ikinci bölümünde “Selçuklu Medeniyeti”ni Dr. Nurullah Yazar[14]kaleme almıştır. Bu bölümde öncelikle Selçuklu idari teşkilatı ele alınmakta bu konuda hükümdarlık alametleri olan unvanlar, hutbe, sikke, taht, tevki, tuğra, çetr, nevbet gibi konuların yanı sıra merkez ve eyalet teşkilatını oluşturan divanlardan ve kurumlardan bahsedilmektedir. Daha sonra askeri teşkilatı anlatan yazar adli yapı, iktisadi yapı, sosyal hayat, ilim ve kültürel hayat, sanat ve mimari gibi konuları işlemektedir.

    Kitabın on üçüncü bölümü “Osmanlı Medeniyeti”nden bahseder. Prof. Dr. Ahmet Turan Yüksel[15]tarafından hazırlanan bu bölüm Osmanlı medeniyetinin bir nevi Selçuklu medeniyetinin devamı olması bakımından bir önceki bölümde işlenen Selçuklu medeniyetinin inceleme tarzıyla aynıdır. Selçuklu medeniyetinde işlenen konu başlıkları bu bölümde aynen Osmanlı medeniyeti için kullanılmıştır.

    Eserin on dördüncü ve son bölümü “Doğu-İslam Medeniyeti” başlığı altında Prof. Dr. Hanefi Palabıyık[16]tarafından kaleme alınmıştır. Yazar bu bölümde Abbasi, Selçuklu, Osmanlı medeniyetleri gibi büyük olmasa da İslam medeniyet tarihine katkısı olmuş diğer Doğu İslam devletlerini ve medeniyetlerinin bir kısmını ele almaktadır. Bunların başında Hindistan’da İslam’ın yayılışı, oluşturduğu medeniyet ve İslam medeniyetine katkısı incelenmektedir. Akabinde Gaznelileri (963-1186), Delhi Türk Sultanlıklarını (1206-1526), Babürlüleri (1526-1858), Timurluları (1370-1507) ve Safevileri (1501-1736) işlemektedir.                    


    [1]Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [2]İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı doktora öğrencisi.


    [3]Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [4]Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [5]19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [6]İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [7)Izmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi


    [8]Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

    [9]Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [10]Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.


    [11]Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [12]Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [13]Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

    [14]Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [15]Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

    [16]Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.
  • "İçimden şu zalim şüpheyi kaldır
    Ya sen gel ya beni oraya aldır"
  • 556 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sırat-ı Aşk 33 yazarın eşlik ettiği, içerisinde 33 başlık bulunan ve her başlıkta aşkın farklı boyutlarını ele alan naçizane kitaplardan biri. Okurken her sayfasından ayrı bir lezzet aldığım ve her bölümde aşka dair hikâyelerle aşkın özünü ve güzelliğini okuyucuya hissettiren bir kitap. Değil mi ki aşk, sözün değil ruhun eylemidir.

    Kitap ilk olarak İskender Pala'nın "Aşk Yolunun Sonu Melekeliğe Çıkar" başlıklı yazısı ile başlıyor. İskender Pala aşka divan edebiyatındaki sanatçıların gözü ile bakmıştır ve şöyle eklemiştir: "Sevilmek umuduyla sevmek beşeriyet ama sevmeyi bir görev bilerek sevmek melekiyet demektir". Yazar, burada da diğer eserlerinde olduğu gibi divan sanatçılarının beyitlerine yer vererek okuyucuya vermek istediği mesajın özünü kavratmaya çalışmıştır. İskender Pala burada aşkı manevi boyutta ele alarak aşkın cennet emelinden uzaklaşıp cemale erme hedefini gözettiğini vurgulamıştır.

    Kitabın ikinci başlığı ise Eda Bildek tarafından "Sessiz Gemi" başlığı altında kaleme alınmıştır. Bu yazarımız Yahya Kemal'in Nazım Hikmet'in annesi Celile'ye olan aşkını anlatmıştır. Yazının ilk başlarında yazarımız, Yahya'nın çektiği aşk acısının yüreğine nasıl oturduğunu, bu aşk hikâyesini yazıp yazmamak arasındaki bocalamalarını ve kendi iç konuşmalarını ele almış. Daha sonra Yahya'nın ve Celile'nin dilinden bu iki aşığın yürek acılarını, kalp ağrılarını, özlemlerini, hasretlerini, hüzünlerini anlatmış. Celile, Yahya'nın onunla asla evlenemeyeceğini anlayınca duramaz onunla aynı şehirde, toplar dağınıklığını, dağıtır yüreğinin eteğinden gözyaşlarını Paris'e doğru uzaklaşır. Yahya'nın aklı uzaklara, çok uzaklara kaçar. Yahya denize karşı kalbi aşka telaşlı, aklı kaçık bir halde mırıldanır ve yüreği Celile'ye dökülür. Hepimizin bildiği o Sessiz Gemi şiiri hazin bir aşkın sözcüklere dökülmüş hali olarak çıkar karşımıza. Yazar, bu aşk hikâyesini en son şu sözlerle sonlandırıyor: "Gitmekle aşk bitmiyor, git demekle vazgeçilmiyor..."

    Aşk Leyla ile Mecnun'du. Aşk Arzu ile Kamber, Kerem ile Aslı, Kimya ile Şems'ti. Aşk bazen bir vuslat rüzgârı bazen bir ayılık şarkısı çoğu zaman da arafta kalmaktı. 33 yazar da aşkı o kadar güzel anlatmış ki bazen sayfalar arasında kendinizi kaybedeceğiniz yerler olacak. Her yazar yüreğinden damıtarak anlatmış. Kimisi Ferhat'ın dağlarında yorgun, kimisi Mem u Zin'in mezarında hüzünlü... Her gönül aşkın makamında kendi hikayesini ateşle yazar ve aşkın sırrını ateşle terbiye alan âşık anlar.
  • 384 syf.
    ·Puan vermedi
    Abdurrahman Cahit Zarifoğlu ACZ..
    Sultan şiiri ile tanıdığım ve tanımamdan bu yana kopamadığım şair. Hayatı tamamen örnek alınacak, sözlerinden ders çıkarılacak bir şair.Bu kadar övgüden sonra gelelim kitaba:
    Kitabın içeriğinden önce kapağından biraz bahsedeyim. En güzel tasarımlardan diyebilirim. Ön kapağında ACZ, arka kısmında ise Sultan şiiri bulunuyor. Direk dış görünüşte insanı kendisine vuruyor yani :)). İçeriğe gelirsek;
    Kitabın ilk başını her zamanki gibi sunu kapmış. Burada ACZ'ı neden araştırdıklarını dile getirmişler, hemen sonrasında ACZ'dan ''ben, ACZ" başlığı altında alıntılar yapılmış ve daha sonrasında baş kahraman ACZ'ı, arkadaşları ''arkadaş Şahitliği" başlığı ile anlatmaya başlamışlar. Anlatmakla kalmayıp resimlerle desteklemişler, ailesinin, akrabasının, Maraş'ı güzelleştiren arkadaşlarının (7güzel adam) hepsinin anlamlı resimleri ile kitaba güç kazandırmışlar. 384 sayfanın hepside dolu dolu, heyecanlı ve bazı yerleri de şaşırtıcı. Belkide çocuklara en değer veren şairdi,şairlerdendi. Yazdığı şiirlerin hem çocuklara göre hemde yetişkinlere göre olduğunu söylüyor, ince bir konu gibi bu. Şairaneliğinin yanı sıra İlahi aşka olan düşkünlüğünü, vatanına, milletine olan düşkünlüğünüde kitabın ilerleyen kısımlarınıda fark etmek mümkün. Kitap baştan aşağı etkileyici fakat kitabın en son sayfası hem üzücü hemde gerçek olan bir şeyi resmetmişler. Son sayfasında ACZ'ın gömme izin belgesi ile kitabı noktalamışlar. Kitap baştan sona güzel sıralama ile bizlere sunulmuş, diyeceğim o ki koşun koşun alın. Bana kalsa kitabı baştan aşağı anlatırım ama sizlere de okunacak yer kalsın, anlatılmaz yaşanır derler ya, işte onu değiştiriyorum, ''anlatılmaz okunur" çünkü okumak, daha eğlenceli :))

    Ve tüm tabiat 7 Haziran 1987 günü büyük bir kedere boğulur. Çünkü artık kırlarda çiçekler Cahitsiz açacaktır…