• 208 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Yirmi birinci yüzyılda modernizme kurban gitmiş zihinleri ve gönülleri alt üst edecek bir takdimle başlıyor kitap. Cennetin dünyadaki huzurunu aradığımız sahte mekanlar yerine, gerçek cennet huzurunun mekanlarını ve aktörlerini tanıtıyor bizlere. Aile kurumunun öneminden bahsederken, en büyük felaketin bu kurumun yitirilmesi olduğunu ve kurtarıcı faktörün kitabın da yazılış sebebi olan Aile Ahlakı'nın iyice kavranması olduğunu ifade ediyor. Bu eserde aileyi oluşturan tüm tarafları Kur'ân ve Sünnet rehberliğinde yansıtmaya çalıştıklarını ifade ederek kitaba başlıyor. Birinci bölümün girişinde mevcut vahim durumumuzu kısaca izah ederek durum değerlendirmesi yapıyor.Ardından aile kavramının terimsel olarak islamdaki karşılığını belirttikten sonra ailesiyle imtihan edilmiş peygamberleden birkaç tanesine ait kısa rivayetler önümüze koyarak üzerlerinden nasihatler veriyor ve Peygamberimizin (s.a.v.) ailesine geçiş yapıyor.Yirmi beş yıl tek eşli olarak evli kaldığı Hz. Hatice annemizle olan saadet dolu evliliğini anlatıyor. Ardından aile ahlakı için hayatımızda bulunması gereken beş ilkeyi bizlere sıralıyor ve dört ayet paylaşıyor ki bunlar şu sıkıntı içindeki Dünyada gönüllere huzur veriyor. Ikinci bölüme "Cennetin Şubesi Evler" başlığı altında Ehli Beyt evlerinden Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın evlilik sürecini anlatarak başlıyor. Sonra yuvarın Cennet bahçesinden bir bahçe olabilmesi için Namaz, Kuran, Teslimiyet ve Vefa olmak üzere dört kavramı ayrı başlıklar altında pek kıymetli rivayetlerle işliyor. Üçüncü bölümde "İbret Alınacak Evler" başlığıyla çok anlamlı bir rivayet naklederek; Evlenmemek için bahane üreten gençlere, onların anne ve babalarına ve sorumluluğu bulunan islam cemaatine karşı üç muhatap çevresine hitap ediyor. Ardından ikisi Kur'ândan ikisi de sahabeden olmak üzere dört tipik problemli evden bahsederek evlerimizin bu durumlara düşmemesi için bizleri uyarıyor. Dördüncü bölüm ise başta Annemize olmak üzere anne ve babamıza karşı olan sorumluluklarımızın islamda ne kadar ciddi bir seviyede olduğunu ve onlara karşı içinde bulunmamız gereken ahlakın nasıl olması gerektiğini ifade etmek üzerine kaleme alınmış. Rivayetler de Efendimizin (s.a.v.) sözlerinden ve ashabın yaşantısından müteşekkil. Beşinci bölüm ise tamamen anne hukukuna ayrılmış durumda. "Kuran ve Sünnet Çerçevesinde Anne" serlevhası altında dört sahabinin anneleriyle olan hukukları üzerinden mesajlar veriyor. Altıncı bölüm de baba hukuku için kaleme alımış. Babanın bir hazine olduğuna vurgu yaparken o kadar ciddi ve bir o kadar güzel rivayetlerden hatıralar naklediyor ki hocamız kendinizi adeta ashabın yanındaymış gibi hissediyorsunuz. Yedinci bölüm Kur'ân ve sünnette yer alan Anne ve Babaya itaat ve onlara ihsanda bulunma kavramlarını işliyor. Müfessirlerin tefsirlerinde yer alan ihsanın nasıl oluşabileceğine dair on tane husus tarif edilmiş ve ardından bu sefer de Anne ve Babaya hitap ederek onların penceresinden dikkat edilmesi gereken iki mühim meseleye değiniyor. Önemli rivayetler aktarıyor. Sekizinci bölüm Akrabalık bağları üzerine kaleme alınmış. Bölümün girişinde yaşantımızdaki öncelik sıralamasına dair bir farkındalık oluştutmaya gayret eden hocamız, bu bölümde o kadar çok ayet ve hadis yazmış ki eğer akrablarınızdan birisi ile bile bir sorununuz varsa okudukça meselenin ciddiyetinden irkilmeden edemeyeceksiniz. Akrabalık bağlarını koparmanın, telafi etmemenin çok ciddi tehditlere sebep olduğunu çarpıcı rivayetlerle anlatıyor. Bunun yanında ölçünün nasıl korunabileceğine ve telafi edilebileceğine dair de bir takım tespit ve tavsiyelerde de bulunuyor. Son bölüm olan dokuzuncu bölümde ise Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in akrabaları ile olan münasebetinin örnekliği işlenmiş. Bölümün başında Efendimiz(s.a.v)'in amcalarından, halalarına, teyzesine ve çocuklarına kadar tüm sülalesi tanıtılarak, hangilerinin iman edip etmedikleri de özellikle isimleriyle belirtilmiş. Ardından ise akrabalık münasebetleri kapsamında kendileriyle nasıl bir sıkı bağı olduğunu ve iman etmeleri için nasıl mücadeleler verdiğini ve aralarındaki hukuku nasıl adaletle gözettiğini bir çok işlenmiş rivayet üzerinden öğreneceksiniz. Kitap hakkında belirtilmesi gereken belki de en önemli hususta sanırım bu.  Piyasada birçok eli kalem tutan, kitap yazan ve nasihatlerde bulunan hocaefendi yazar var ama Muhammed Emin Yıldırım'ın farkını burada görüyoruz. Kendisinin yazdığı kitapları okuduğunuzda onun bireysel kaleminden çok Allah'ı, Rasulünü, ashabı ve peşinden gelenleri rivayetlerle ön plana çıkardığını ve tamamen onlara bağlı kalarak eğitsel bir sunum yaptığını görüyorsunuz. Neredeyse hiç "ama hocam" demeye fırsat bırakmıyor çünkü sözünü ettiği tüm öğretiler Allah Rasülünün ve ashabının yaşantısının takendisi. Muhteşem ahlak serisinin ikinci kitabı olan, geçtiğimiz ay daha yeni matbaadan çıkmış olan Eylül 2019 baskılı bu pek kıymetli eseri keyfile okuyup, zengin içerikli rivayetlerle bir çok hakikati öğreneceğinizi düşünüyorum. Ben birçok işaretlemeler yaptım. Eseri kesinlikle tavsiye ediyorum. Bir sonraki kitap inceleme makalemizde buluşana dek emanetleri hiç zayi etmeyene emanetsiniz. Okuyarak esen kalın, vesselâm.
  • 512 syf.
    ·23 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitabın bu kadar az okuma görmesi beni gerçekten üzen bir durum... bunun sebebinin kitabın kötü olmasından değil reklamının iyi yapılamamasından kaynaklı olduğuna da adım gibi eminim. Gerekirse tanıştığım herkesi bu kitabı okuyun diye tehdit edebilirim. ●Burası Önemli● bu kitabın okunması istememin sebebi kitabın aşırı iyi olmasından veya çok derin anlamlar taşıdığından değil kitabın yazılış tarzı ve karakterlerle istemeseniz bile kurduğunuz o bağın size hissettirdiği duygular... tam bir bilim kurgu operası olan bu kitabın ne anlattığını sorduklarında hiç bir zaman açıklayamadım ve şimdi 3. Kitabını bitirmek üzereyim Holden'a o kadar bağlandım ki kalan seriyi ingilizce okuyacağım (çünkü biricik İthaki yayınları 9 kitaplık serinin sadece 3 kitabını çevirmiş durumda :') üzüyorlar) kitabın ilk 100 sayfası tamamen anlaşmazlık ve kargaşa içeriyor ama merak etmeyin bu da kurgunun ta kendisinden kaynaklı. Kitabın sonuna geldiğinizde soluksuz kalarak hemen bir sonraki kitaba başlamak istiyeceksiniz.
  • 436 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Pamuk'un "İlk ve son siyasi romanım" dediği Kar, Türk edebiyatında 1990'ların siyasi atmosferini ele alan, dönemi bütün şiddeti ve çatışmalarıyla anlatan en iyi ve en iddialı romandır. Kars'taki siyasal İslamcılar, solcular, Türk ve Kürt milliyetçilerinin hikâyesini inanç, başörtüsü sorunu, askeri darbeler ve üçüncü dünyada yaşamanın öfkesi ve ümitsizliği üzerinden tartışan Kar'da Pamuk, başka romanlarında da zaman zaman gördüğümüz mizah yeteneğini bu defa sonuna kadar sergiliyor. Kar'ı, romanın yazılış ve yayımlanma süreçlerinin daha önce bilinmeyen ayrıntılarına değinen bir sonsözle birlikte yayımlıyoruz.

    On iki yıldır Almanya'da sürgün olan şair Ka Türkiye'ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars'ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için aşk ve mutluluk vaadi vardır. Kar Türkiye'nin temel siyasi çatışmalarını anlamamız için okunması gereken bir roman.

    "Kar zamanımızın okunması gereken temel kitaplarından..."
    Margaret Atwood

    "O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı."
    New York Tımes



    Orhan Pamuk Kar isimli kitabı çeşitli bölümler halinde kaleme almış olup kırk dört bölümden meydana gelmiştir. Romanın ilk başlangıç kısmı ise Erzurum’dan Kars’a geçiş evresini, kahramanın düşüncesinin bahsedildiği bölüm yer almaktadır. Karın sessizliği olarak nitelendirdiği imgesel bağlam ile sizi kitaba bağlayabilmeyi başarmıştır. Yolda ilerlerken cam kenarında oturan yolcuyu gözlemlemeye başlaması ile karın düşüşü ile çocukluğuna gittiği huzuru gözlerinde görmenin mümkün olduğunu söylemektedir. Bu yolcu saflığı ve temizliği ile uyuyakalırken yazarımız yolcu hakkında bilgi verme aşamasına geçmektedir. Bu yolcumuz on iki yıldır Almanya’da siyasi sürgün hayatını yaşamaktaydı ve tüm tutkusu şiirdi. Kırk iki yaşında ve bekâr bir adamdı. Fiziki özelliklerine bakıldığında ise açık teni, kumral saçları ve standartların üzerinde bir boyu olan adam, sıkılgan ve yalnızlıktan hoşlanan bir karaktere sahiptir. Bu yolcunun adı ise Kerim Alakuşoğlu idi ve kendisine Ka denmesini tercih ediyordu. Öyle ki adını sevmediğinden dolayı ilkokul ve lise yıllarında sınav kâğıtlarına adını hep Ka olarak yazdığı ve üniversite yıllarında da bunun devam ettiği imzasının Ka şeklinde olduğuna dair bilgiler vardır. Ka’nın neden Kars’a gittiğini sorduğunda ise kendisinin gazeteci olduğunu ve Karsta intihar eden kadınlar için gittiğini söylemişti lakin gazeteci olduğu yalandı.

    Kars’a geldiklerinde ise belediyenin intiharı durdurmaları için birçok yere afişler astığını ve aynı zamanda dikkat çeken posterlerin varlığını görmemek mümkün değildi. Valiliğin yeni astığı bir posterde yazan yazıları okumaya başladı Ka. ”İnsan Allah’ın Bir Şaheseridir Ve İntihar Bir Küfürdür.” Bu posterler intihar karşıtı ve dini boyutları içeriyordu lakin Karsta bu posterlere uymayan birçok kadın vardı.

    Sayfalar ilerledikçe ilginç intiharların temel sebepleri sizi kitabın içerisine alarak devam etmekte ve aynı zamanda kişisel düşünceleri ile sizi sarmaya devam etmektedir. Kar normalde gördüğü boyutun daha farklı oluşunu bu şehirde hissetmeye başlamıştır artık Ka. Örneğin, yağan kar aslında şehrin kiri, çamuru ve çeşitli karanlığın örtülerek unutulduğu saflık duygusunu kaybettiği bir şehirde karın masumiyetinin bittiğini görüyordu. Bu şehirde kar daha çok çekilmezlik ve kasvetin, yıldırıcı durumun bir sonucu idi. Ka intihar eden kızların hikâyelerini dinlemeye başlaması yer almaya başlıyor kitapta.

    Zorla nişanlandırılan kızın intiharı geliyor kar yağan sayfalar çevrildikçe. Aslında rutin bir akşam geçiren kız her işi yaptıktan sonra babasının av tüfeği ile bahçede kendisini vurması ile sonlanıyor akşam. Akan kanlara bakarken ailesi şok içinde neden bunu yaptığını düşünüp duruyorlar. Başka bir intihar ise on altı yaşında ki bir kız çocuğunun kendini öldürdüğünü anlatması ile devam ediyor. Kardeşi ile kavga eden kıza babasının sert bir tokat atması sonucu bir şişe ilaç içerek kendini öldürmesi ile son buluyor. Başka bir hikâye ise genç bir kızın kendini asması ile ilgili. Çeşitli ölüm vakaları, intihar tercihleri anlatılıyor kitapta.

    Bu intiharların temel sebebi kızların yaşadığı, mutsuzluklar, umutsuzlukları ile alakalı lakin ölümü uzun süredir düşündükleri ve ölmeye bir anda karar vermediklerini söylemektedir. Ka’nın genel tespitleri ise umutsuzluk ve mutsuzlukla ilgili sorunların olmadığıdır. Çünkü öyle olsaydı Türkiye’de ki birçok kadın intihar etmek zorunda kalacağını düşünüyordu. Batman’dan taklit sonucu doğduğu da ayrı bir olaydı. Batman’dan gelen bir kızın intiharı diğer kızlara acıdan kurtulmak için yol gösterici olarak görmüş olan kızlarında intihar edebileceği olanağı vardı. Ka oldukça zeki bir adamdı ve hayal gücü her zaman metafiziksel boyutlarda çalışırdı. Gazeteci Serdar Bey sayesinde vakaları öğrenebilmişti. Karsta iken kendi çocukluk dönemine ait anıları hatırlıyor ve bu kötü olaylara nazaran birazcık mutlu olabiliyordu.

    Ka’nın yaşadıkları anısal döngüler, aynı zamanda şu an içerisinde bulunduğu koşullara uygun olarak nasıl gelişeceği romanın karakterlerinden İpek ile yaşadığı münakaşalar arasında nasıl bir yol izleyeceğini öğrenmek isteyen ve objektif yaklaşımlar ile açtığınız bu kitapta hiç görmediğiniz fark etmediğiniz bir kutu ile karşılaşarak onu karıştırmaya başlayabilirsiniz. Akıcı dili sayesinde kitabın konusal çatışmalarını rahatlıkla görebilirsiniz.
  • Zamanımızın kadınları övünülecek elbiseleri ile süslenip sokaklara dökülürler. Kırlarda, yol boylarında gezerler, tozarlar. Tenha yerlerde yaptıklarını, buralarda çekinmeden tekrarlarlar. Yabancı erkeklerin yanında çeşitli ziynetlerini takarlar. Erkekleri kendilerine meylettirmek için düğünlerde oynarlar. Böylelikle Allah'ın gazabına uğrarlar. Bu kadınların kocalarına, bir din âlimi nasihat istese, dinlemezler ve şöyle acaip sözler söylerler : «Bu sizin sözleriniz, eski kafalı kimselerin tekerlemeleridir. Bu tip erkekler, karılarının gayri islâmî ve gayri ahlâkî meclislerde bulunmalarından iftihar duyarlar ve dostu olmuş kimselerdir. Kendilerinde, erkekler için en şerefli sıfat olan kıskançlık duygusu kalmamıştır. Sakallarını, karılarının ellerine verip, dinlerini âilelerinin rızâsına, heveslerine bırakmışlardır. Böylelikle fâsıklar zümresine dâhil olmuşlardır. Ne kadar yazıktır ki, ortalıkta bu türlü insanlarla dolmuştur. Dinin emirleri nerede kaldı? Allahü Teâlâ'nın emirleri hiçe sayıldı. Allah böylelerine hidâyet ihsân eylesin...
    (Kitabın yazıldığı döneme dikkat çekmek istiyorum)
  • 248 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Ramazan Yaman hocamın Tevhid İsyanla Başlar kitabını üzülerek bitirdim. Üzüldüm çünkü cümlelerin bitmesini istemedim. Önemli bulduğum yerlerin altını çizeyim diye elime fosforlu kalem almıştım ve o kadar çok yeri çizmişim ki kalem tükendi.
    Evet kitabın beni bu kadar içine çekmesinin sebebi benim de çok sevdiğim ve zaman zaman yazılarımda kullandığım ironik yaklaşımların tariz ve kinaye sanatlarının büyük bir ustalıkla kullanılmış olmasıydı.
    Kitapta şu anda toplumumuzda bulunan din anlayışlarına özellikle tasavvuf yoluyla bize dayatılan çok mübarek! şirk müesseselerine bazen ironi yapılarak bazen de nalına mıhına vurularak çarpıcı, sonuna kadar haklı eleştiriler getirilmiş. Toplumdaki yanlış Kuran ve peygamber algısı ortaya koyulup doğrusunun nasıl olması gerektiği örneklerle yine usta bir dille ilmek ilmek işlenmiş.
    Ramazan hocayı sosyal medyadan da takip eden biri olarak ortaya koyduğu üslubu zaten beğeniyordum bu yazılanları özenle çalışılmış bir şekilde derli toplu karşımda görmek beni gerçekten mutlu etti. Şurası eksik olmuş, şurası fazlalık olmuş tarzında getirebileceğim olumsuz bir eleştiri de kendimce göremedim. Elbette sıfır hata, her şey yüzde yüz doğrudur gibi bir yaklaşıma ne ben sahibim ne de yazarın böyle bir iddiası var. Zaten hepimiz böyle zihniyette olan kafalarla mücadele ediyoruz ki bu kitabın yazılış amaçlarından biri de bu olsa gerek.
    Bugün insanımızı Allah ile kandıran şirk yapılarına karşı "LA" diyemezsek, onlara isyanımızı yüksek sesle duyuramazsak, kendi içimize çekilip bana ne anlayışıyla hareket edersek Tevhid sadece dudaklarımızda bir kelime olarak kalır , uçar gider. Aramızda uyarıcı birileri olmak zorunda ve Ramazan hocam da kalemiyle mükemmel bir şekilde görevini yerine getirmiş. Yüce kitabımızın şu ayetini hayatına tatbik etmiş:
    "İçinizde hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir." ( Ali İmran 104)
    Bende çok hoş bir intiba bırakan bu eserden dolayı sayın hocamıza teşekkür ediyor ve nice kitaplar yazarak bizleri güzel üslubundan mahrum etmemesini temenni ediyorum.
  • 590 syf.
    ·Puan vermedi
    Sübhanallah, en güzel hikayeyi ne güzel anlatmışsın ey bülbül!
    "gül yaprağıdır nusha-ı Kur'an arasında" diye not düşmüş, vermişti annem. Tezkire yazarımız Ali Emiri Efendi sevdiğine öyle dermiş ya hani.. İşte en sevgiliyi, o en  güzel gülü Bülbülün Kırk Şarkısı'ndan öyle başladım dinlemeye...
    Bismillah dedim ki kitabın teşekkür sayfasından sonra 'yazılış sebebi'ni anlatan iki sayfalık bir hikayeye kilitlendim bir süre. "Bilirim oğul,metaım herkesten aşağıdır amma gönül de Yusuf'u istiyor." diye arzuhalini diyen İskender Pala'ya kulak kesildim sonra.
    Ve iki anne ağlıyordu o gonca güle. Birinin kanıydı, birinin sütü.. Birinin gurbetindeyken öbürünun vuslatıydı o gül kokulu yavru. Hüznündendi birinin gözyaşı,digerininki vuslatın sevincinden. Bülbüllerin şarkısına karışırdı içlerindeki Âh'ın sesi..
    Alemlerin rahmeti peygamberimizin (as.) hayatını bülbül dilinden dinliyoruz bu defa,  tadına doyulmaz bir anlatımla; divan şiirinin güzelliğiyle bezenmiş beyit beyit gönlümüze akan bir üslupla..Ve şahit oluyoruz yeniden Ebû Bekir Sıddîk'a, Nevfel'e, Osman'a,Sa'd'a, Ali'ye, Ömer'e, Zeyd'e, Selman'a, Havle'ye.. O güzel sahabeye...O vakit dinleyelim ki söyleye bülbül, o en güzel güle olan sevda şarkısını, gönlümüzün şifasını; öyle ki rahmet yağmurunun damlaları değsin, işlesin yüreklerimize..
    (Üzerine Nurullah Genç'in Yağmur'unu Dursun Ali Erzincanlı'nın yorumundan dinlemeniz temennisiyle..:)

    "Seninle hasta gönüller şifâdır ya Resulallah
    Senin cefaların derdi devâdır yâ Resulallah
    (Hasta gönüller seni anmakla şifa bulur ey Allah'ın elçisi; senin için çekilen dertler hakikatte devadır)
    [Lâedri]