• 152 syf.
    ·2 günde·6/10
    İlginç bir kitap olay örgüsü ilk başlarda hiç sarmadı ama beklediğim sonu da bulamadım daha iyi bir sondu. Kurulan tuzaklar ve oyunlar ilginçti ama yazımı biraz daha güzel olabilirdi. Bazı yerlerdeki kopukluklar kitabın değerini düşürmüş. Ama dedektifimiz şu sözleri hep düşünmeye sevk ediyor insanı '' ah şu gri beyin hücrelerimiz az çalıştırmak lazım"...
  • 142 syf.
    ·13 günde·Puan vermedi
    Kitabın ismine bakıldığında anlaşıldığı gibi kitapta nehirler üzerinden 20 civarı farklı hikaye anlatılıyor. Bu hikayelere başta nehirler, azgın sular olmak üzere tüm doğa şahitlik etmiştir. Kitapta nehirlerin sakinliği değil de biraz daha çığlıkları üzerinden hikayeler anlatılmıştır. Kitapta yer alan nehirlerin bazıları Şeria nehri, Nil nehri, Meriç kıyıları, Volga nehri, Amazonlar, Botan çayı, Fırat nehridir.
    Yazar nehirlerden ve çevresinde bulunanlardan ipuçları arayarak bazı bulgulara ulaşır. Ve bunun üzerinden hikayesini anlatır. Bazı hikayelerde gözleriniz dolacak, bazılarında tüyleriniz ürperecek belki. Kendimize gelebilmemiz, üzerimizdeki ölü toprağı atabilmemiz için okumamız gereken kitaplardan birisi bence.
    Bazı hikayelerde olaylar birbirine benzese de anlatılmak istenen mesaj farklıdır. Son olarak da yazımı akıcı bir kitap. Bir hikaye bitince diğerine geçmek istiyor insan...
  • 128 syf.
    ·3 günde·1/10
    2017'de "Hakikat Kitabevi" tarafından 112. baskısı yapılan Hüseyin Hilmi Işık kitabı.
    3 bölümden oluşur.
    Birinci ve ikinci bölümleri, Eyüp Sabri Paşa adlı bir Osmanlı paşasının, hayali bir İngiliz casusu hakkında yazdığı uydurma metinlerin sadeleştirilip günümüz Türkçesi'ne yakınlaştırılmasıdır.
    Üçüncü bölüm 19. asırda Mekke'de müftülük yapmış Şafii bir müftünün yazdığı ilmihalin Türkçe'ye tercümesidir.

    Tüm Hüseyin Hilmi Işık kitapları gibi sert ünsüzlerin ısrarla yumuşak ünsüz gibi tuhaf yazımı ve telaffuzu göze çarpar, Mehmet hiçbir zaman Mehmet değil hep Mehme"d"dir.

    Kitabın ilk iki bölümünü dolduran ne varsa Eyüp Sabri Paşa'dan çıkmıştır, dolayısıyla hakkında bilgi vermek icap eder.

    Eyüp Sabri Paşa, bahriyede öğretmenlik ve daha sonra yüksek pozisyonlarda memurluk yapmış, Hicaz'da bir takım görevler üstlenmiş, tahsilli bir Osmanlı paşasıdır. Mir'atü'l Haremeyn adlı beş ciltlik bir çalışması olmuştur. Mekke, Medine ve tabii tüm Arap Yarımadası hakkında tarih, coğrafya, din, kültür, nüfus ve daha pek çok konuda bilgi içerir bu kitaplar.

    18. asır ile 19. asrın sonlarına kadar Vahhabiliğin yayılışı, Arapların İngilizlerle iş birliği, git gide gerilen Türk-Arap ilişkilerini göz önünde bulundurunca, paşamızın Orta Doğu'daki topraklarımızı kaybetme korkusu yaşadığına eminim. Muhtemelen öylesine korktu ki paşamız, Hempher adında 1700lerde yaşamış bir İngiliz casusu uydurdu. Bu casus güya Dersaadet'e sızdı, bir Türk ve Müslüman gibi gözükerek, İngiliz İmparatorluğu adına casusluk yaptı filan falan. Neyse Hempher karakteri yaşadı mı yaşamadı mı bilinmez, Eyüp Sabri Paşa korkusunda haklı çıktı, Arap İsyanı'nda Hicazı, -elbette Haremeyn'i- Yemen'i, Suriye'yi ve pek çok bölgeyi kaybettik. İngiliz desteği ve himayesinde hürriyet beklentisiyle ayaklanan ve bir büyük Arap Devleti oluşturmak niyetindeki Araplar, onlarca parçaya bölünüp, bugünkü zayıf, geri kalmış, kaynakları sömürülen devletleri oluşturdular.

    Kitaba dönersem; Eyüp Sabri Paşa'ya göre (ve tabi Hüseyin Hilmi Işık'a göre de) casusumuz Hempher, Müslüman ahlakını zayıflatmak için alkol, dans ve zinayı yaygınlaştırma çabalarında bulunduysa da asıl çalışmalarını Vahhabilik mezhebini kurarak gerçekleştirdi. Filan falan...

    Şimdi, Hüseyin İlmi Işık beyefendinin, zihin dünyasında Osmanlı'yı yıkan sebeplerin, "İslam'dan uzaklaşma", "Batıyı taklit etme", "İngiliz fitnesi, casusu" v.s olduğu tartışılmaz bir gerçek.

    Sayın okuyucu, bu son derece sıkıntılı bir zihni faş ediyor.
    Zira, bir başkasının kurguladığı karakterin (Hempher) gerçekmiş gibi sunulup, okuyucuya hayali bir karakter ve kurgusal olaylar üzerinden ders verilmeye çalışılması yanlış. Bunun 112 kere yapılmış olması sebebiyle, insanların inanmışlıklarını takdire şayan buluyorum. Şimdilerde belki 113. baskı yapılıyordur.

    Zaten bir kitabın 112 defa basılmış olması, onu kimsenin okumadığına en büyük delildir. Nitekim Hüseyin Hilmi Işık'ın yolundan gidenler (İhlas Holding) bu kitabı -kendilerince- Allah rızası yahut İslami bir görevi yerine getirirmiş gibi bedavaya dağıtmaktadırlar. Söz konusu cemaatin mensuplarının bireysel yaşamlarında "imanlarını kaybetme korkusu" o kadar yüksektir ki, bu sebeple kendi cemaatlerinden olanların yazdıkları dışında fazla kitap okumazlar bile.
    Dürüst olmam gerekirse bu huy İhlasçılara özgü değildir. Neredeyse tüm cemaat-tarikat ve mensup/müritlerinde vardır.

    Eyüp Sabri Paşa'yı anlayabiliyorum. Yarattığı kurguyla, döneminin yöneticilerini ve aydınlarını İngiliz tehlikesine, Vahhabiliğe karşı uyarmak niyetindeydi muhtemelen.

    Ancak Hüseyin Hilmi Işık'ta aynı "iyi niyet"i görmekte zorlanıyorum.

    Yine de kimseyi suçlamıyorum.
  • 93 syf.
    Ben
    bu
    ya

    şek
    lin
    den
    hiç
    bir
    şey
    ANLAMADIM ...

    Şiir...
    Söylenmesi ne kadar kolay bir kelime değil mi? Tek nefeste çıkıyor insanın ağzından. Peki ya aynı şekilde tek nefeste de yazılabilir mi dersiniz bir şiir? Diyelim ki yazıldı, ona şiir demeye diliniz varır mı sizin?
    Benim varmaz.

    Nedir şiir?
    Nasıl olmalıdır?
    En güzel nasıl yazılır?
    diye sorsam belki de cevap veren sayısı kadar farklı tarifler atılır ortaya. Herkes kendi edebiyat anlayışına göre tanımlar yapar, güzel anlayışını yansıtır, estetik zevkine göre yorumlarda bulunur. Peki tanımı bile tek bir cümleyle kısıtlandırılamıyorken, tek bir kalıba sığdırmak mümkün müdür şiiri?

    Bir kalıba sığdırmak bence şiirin mantığına ters, mümkün değil ama bir tanım yapmada da mahsur yoktur umarım diye düşünerek ufak bir tanım da ben ekleyeceğim.

    Şiir kelimesi Arapça'da şe'a'ra kökünden gelir, yaygın olarak "hissetmek" ve "anlamak" manalarında kullanılır. Yani hissedilerek okunan, yazılan şeydir.
    Bu yüzdendir ki şiirde yapıdan önce her zaman bir yaşantı arıyorum. Ufacık bir yaşantı sezdiğimde ise birden şiirin içinde buluyorum kendimi. "Hissediyorum". Mısralar elimden tutup beni bir şiir sokağında gezintiye çıkarıyor sanki. Ruhum besleniyor o esnada. Bundan dolayı da en değer verdiğim kitap türüdür. Yapısal olarak ise ister nesir şeklinde olsun, ister dörtlük, isterse beyitler halinde; yaşantıyı hissettiğim an bunların hiç birisi gözüme gelmez. Ancak bu kitapta ilk kez şöyle bir şey yaşadım, alt alta yazılmış heceleri yan yana getirip cümleler oluşturmaya çalışırken, şiirdeki manadan uzaklaştım ve tek odak noktam hecelerden cümle kurmak oldu.

    Kitabın yarıdan fazlası şu şekilde şiirlerden oluşuyor.
    "Al
    dan
    ma
    dan
    al
    dat
    ma
    dan
    ne
    ne
    re
    de
    n "

    Sıra dışı bir teknik olduğu için kimilerinin çok hoşuna gitmiş olabilir, ancak ben gerçekten okumakta çok zorlandım ve okuduğum cümleleri ikişer üçer defa okumak zorunda kaldım ki anlamlandırabilmek için. Zor bir yazım şekli olduğunu düşünüyorum ve hoşlanmadım. Kelimeleri tek tek alt alta dizerek yazılan şiir türlerinden bile hoşlanmazken hecelerin bu şekilde yazımı beni çok yordu. Şiirlerdeki içerik hakkında da yorum belirtmek isterdim ama yazı şeklinin beni anlamdan kopardığı için ona yorum yapamayacağım. Okuyacak olanlara kolaylıklar dilerim.

    Şunu da eklemek istiyorum, Aruoba'nın elimdeki diğer kitaplarında böyle bir yazı türüne rastlamadım, yalnızca bu kitabında bu denli yoğun olduğunu gördüm. Farklı bir tarzı var, yalnızca göz gezdirmeme rağmen diğer kitapları oldukça ilgimi çekti. Okunmaya değer bir isim olduğunu düşünüyorum. Okumak isteyenlere başka kitaplarından başlamalarını tavsiye ederim.
    Keyifli okumalar...
  • 130 syf.
    ·3/10
    Henüz tamamlanmamış bir kitabın parçalarından oluşuyor. Maalesef Saramago bu kitabı bitiremeden ölmüş. Yayınevinden midir nedir bilemiyorum, yazımı pek beğenmedim. Noktalama namına pek bir şey yok. Genel olarak cümleler küçük harfle başlıyor, bir bakıyorsunuz kendinizi diyalogların içerisinde buluyorsunuz ve kim kime hitap ediyor karışıyor.
  • 169 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Çağdaş edebiyatımızda, haklı ve saygın bir yer edinen Füruzan, "Parasız Yatılı" isimli öykü kitabıyla, 1972 yılında "Saik Faik Hikâye Armağanı"nı kazanmıştır.

    On iki öykünün yer aldığı kitap, üç bölümden oluşuyor. 'Münip Bey'in Günlüğü' dışında kitapta yer alan bütün öykülerin ortak özelliği, kahramanların kadınlar, anneler ve kızlardan oluşması. "Münih Beyin Günlüğü" ana karekterin erkek olmasının yanı sıra, konusu ve yazım tekniğiyle de diğer öykülerden ayrılmış.

    Bilinç akışı tekniğinin ve iç monologların kullanıldığı eser, dikkatli ve özenli bir okuma gerektiriyor.

    Yazarımız geçmiş, gelecek ve şimdiyi aynı anda kurgularken; sevgi-sevgisizlik, yoksulluk-zenginlik, umut-umutsuzluk, cesaret gibi pek çok temayı da işliyor.
    Fakat asıl bize eşlik eden duygu, yoksukluk.

    Olay öyküsü değil, durum öyküsü okuyoruz.

    Hiç bir öyküde, bize uzak ya da yabancı bir karakter yok. Her biri sıkça gördüğümüz, karşılaştığımız, hatta içimizde yașattığımız bizlerden birileri.

    En keskin davranış ya da duyguların, sakin bir anlatım yoluyla okura sunulması ise, övgüyü hak eden başka bir konu.

    Kitap ayrıca, yazarın kendi yaşam öyküsünden, ideolojik ve siyasi görüşlerinden izler taşıyor.

    Kitabın en beğendiğim öyküsü olan "Haraç" tan küçük bir kesitle yazımı tamamlıyorum.


    "Geniş bir toprak yolun kıyısında dizili kavruk ağaçlar görüyorum. Eprimiş örtüler örtünmüş kadınlar, bakır bakraçlar taşıyarak geçiyorlar. Hava kararana doğru iki pencereli topraktan çıkma evlere, asık yüzlü adamlar giriyor. Yoğurt mayası kokan, ocağı isli, loş mutfakların birinde saçı örgülü bir kadın duruyor. Kadının çevresinde irili ufaklı çıplak ayaklı çocuklar var, bez entariler giymiş. Kadın içlerinden birini kucaklayıp emziriyor. Mavi damarlı memesi taşkın süt dolu. Yüzü belli değil. Beni çağırıyor, ama asıl ismimle değil, Servet demiyor. Benim gibi çocuk gidiyor yanına, kucaklașıyorlar. Yere oturup çocuğu, yani beni, bir bağa tarakla saçlarını taramaya başlıyor.
    Türkü söyler gibi, " Ben kızımı vermem. Aç çıplak olsa da. El kapısında olacağına burada ölsün. Nereden çıktı İstanbul'a çocuk taşımak? Parası batsın bunun," diyor.
    Kucaklașıyoruz sıkı sıkı."
    ...
  • 256 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Helo, millət!
    Necəsiniz? Yazın ən sevdiyim vaxtlarıdır. Hər şey yenidən başlayır sanki. Torpaq canlanır, ağaclar sevdiklərinə qovuşur. Payızın aldıqlarını sevinərək təbiətə qaytarır yazımız.
    Aprelə Sabahattin Ali'dən "Içimizdəki şeytan" kitabıyla başladım. @sahhafci kitab evindən əla endirimlə əldə etmişdim set şəklində. Bu kitabla tanış olmaq istədim Sabahattin Ali ilə.
    Ümumiyyətlə, aldığım Sabahattin Ali seti türk dilindədir. Düzdür, Azərbaycan dilində oxumağı sevsəm də türk yazarlarını orginaldan oxumağa üstünlük verirəm.
    Keçək kitaba, ilk səhifələrdə yalnız sadə bir sevgi romanı olacağını zənn etdim. Amma hər zaman ki kimi tez qərar verdim. Kitabın adı kimi özü var. Həqiqətən "içimizdəki şeytanı" anladır. Hamımızın içində bir şeytan var. Kitabda yazar o qədər mükəmməlcəsinə siyası, fəlsəfi məsələrdən yazıb ki, belə təsvirlərə heyranlıq duyuram. Obrazlar haqqında çox yazmayacam çünki, əminəm, çox adam Sabahattin Ali'ni "Kürk paltolu Madonna" ilə tanıyır və "Içimizdəki Şeytan"ı oxuyan lap az adam olar ona görə də çox "spoi" verib marağını öldürmək istəmirəm. Sadəcə baş obrazdan danışacam. Ah, zavallı Ömər! Necə içdən, səmimi bir o qədər də alçaq bir gənc idi. Hələ siz onun ürəyində səssizcə vicdanı ilə mübahisəsini oxuyardınız insana necə təsir edir bu.
    “İçimizde şeytan yok! İçimizde aciz var! Tembellik var! İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey:Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var!”
    Düşünürəm də her kəs özü istəyərək "şeytan" gəzdirir içərisində. Hər etdiyi yaxşı ya pis şeylərə "əməl donu" geyindirir. Məsələn, mən bunu yazarkən "həyatdakı Ömərin necə aciz olduğunu" düşündüm. Siz isə oxuyarkən nə düşünəcəksiniz bilmirəm. Amma nə düşünəcəksinizsə kitab adını qeydə alıb oxuyacaqlarnıza artırmağınızı ümid edərək sonlandırıram yazımı.
    Hər zanan ki kimi sizə xoş mütaliələr