• Osmanlı dan günümüz Türkiyesine kadar dönüm noktası diye algıladığımız önemli tarihsel gelişmelere eserinde yer vererek bugünkü Türkiye nin neden ve hangi köklü payeler üzerinde oturduğunu anlamanızı sağlayacak yakın tarihimizi aydınlatan en birinci kitaptır.Zamanında devlet üniversitelerinin Tarih bölümlerinde ders kitabı olarak okutulmuş olup 1960 lı yıllarda Bernard Lewis tarafından kaleme alınmış tuğla görünümlü ve ilk TTK yayınlarından çıkmış araştırma inceleme kitabıdır.Kitabı Türkiye tarihini daha iyi anlamak isteyenler için ilk sırada tavsiye edilen kitap yapan özelliğinin daha çok eserin müellifi Bernard Lewis in nitelikli ciddi bir uzman olmasından kaynaklandığını görürüz.
    Bernard Lewis milliyeti ingiliz olup, Ortadoğu ve İslam tarihi uzmanı,Ortadoğu dillerine edebiyatlarını bilecek kadar hâkim ,uzun yıllar tarih profesörlüğü yapmış,Ortadoğu dillerini iyi bilmesinden dolayı İngiliz İstihbarat Teşkilatında çalışmış,yine saygı ve teslimiyet uyandıran aynı nitelikleri sebebiyle Amerikan başkanlarından George Bush için Ortadoğu danışmanlığı yapmış bir yahudi’dir.Murat Bardakçı kendisini dil öğrenme yeteneği karşında nâdir görülen bir insan olarak nitelendirir.1998 ve 2002 yıllarında iki kez Atatürk ödülü verilmiştir kendisine..Türkiye nin AB süreci ve politikaları ile ilgili düşüncesi çarpıcı bir tesbittir.AB bir gün müslüman olursa Türkiye nin AB ne kabıl edileceğini ,Türkiye nin daha geniş bir perspektifle Çin,Rusya ve Amerika ittifaklarına yoğunlaşması
    gerektiğini söylemiştir zamanında.Sözde Ermeni soykırımı iddiası karşısında Türkiye ye destek vermiş bu desteğinden dolayı Fransız mahkemelerince cezalandırılmış türk dostu olarak kabul görmüş ,yakın Türkiye Tarihi üzerine en ciddi,ilk hala günümüzde geçerliliğini koruyan eserlerini yazmış değerli bir tarihçidir.
    Modern Türkiye nin Doğuşu kitabında Osmanlının türk gelenekleri ve sonradan islamlaşma süreci,geri kalması,Batılılaşma serüveni ve Atatürk reformları üzerine inceleme yapmıştır.Değindiği konular içerinde bence de Osmanlının yazgısında dönemeç olabilecek bir kaç tespitine ben de yer vermek isterim.Türk Devletlerinde bir gelenektir ve hükümdarlar güvendikleri ilim adamlarına devletin işleyişini düzeltebilecek iyi gelebilecek reçeteler hazırlatmışlardır.Osmanlı da böyle bir reçetenin ilk ciddi çalışması IV.Murat ın isteği ile Koçi Bey in hazırladığı risaledir(küçük kitaplara risale denir)
    Koçi Bey bu risalesinde şu iki noktaya temas etmiştir.Rüşvet ve iltimas ilk olarak alenen Kanuni Döneminde vezir seçimi silsilesi usülü çiğnenerek İbrahim Paşa nın Kanuni tarafından seçilmesiyle başlamıştır.Devlet adamlarının her an azledilme korkusu yaşaması ve mallarının ellerinden alınacak korkusu ahlaki yolsuzluğa yol açmıştır.Değerli tespitlerdir ancak dinlenilip uygulamaya geçilememiştir.
    Osmanlının Mısır ı fethettikten sonra halifelik makamını üzerine alması ile İslam kimliğinin giderek belirginleştiğini söyler.Atatürk te,batılılaşma hedefinde halifeliğin geçmişle bağlantısı yüzünden kaldırılması gereken bir reform olarak görür.
    Yakın Türk Tarihini hakkıyla öğrenmek isteyenler için başvurulacak en doğru eserdir tavsiye olunur okunması...
  • Kitap öncelikle Mısır'da çıkarılan Türk Gazetesi'nde 1904 yılında yayınlanmış 32 sayfalık uzun bir makalenin, menfi ve müspet makalelerin de içine eklenmesiyle kitaplaştırılmış halidir. Daha önce çok fazla ismini duymadığım ancak makaleyi okuyunca hayıflandığım, keşke daha önce eserleriyle tanışsaydım dediğim bir şahsiyet benim açımdan.

    Yazarın üzerinde durmuş olduğu ana konular:
    1- Bir Osmanlı ulusu meydana getirmek. ( Osmanlılık)
    2 - İslamcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak. (İslamcılık)
    3 - Irka dayalı bir Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek. (Türkçülük)

    Yazar Osmanlı milleti yaratmak fikrini uygulanabilirliği açısından mümkün görmemiştir. Bu görüşle de zamanında aydın kesimin imparatorluğun ayakta kalması ve kalkınması için tek çıkar yol olarak önerdikleri deneye karşı çıkmaktadır. Geriye kalan 2 yol üzerinde fikir çalışması yaparak, hangisinin model alınabileceği üzerinde durmuştur.Kitapta yazarın üzerinde durduğu bu fikirlerin devrinde hiç itibar edilmediği belirtilmiştir.

    Fikirlerini açıklarken öncelikle genel bir tanımlama yapıp, bu temel üzerine fikirlerini açıklama gayretindedir.

    Makaleyi, gazeteyi çıkaran kişilere kökleri itibariyle haklı bir serzenişle bitirmiştir.

    Kitaptan sonuç çıkarmaya geldiğimizde şu soru aklıma geldi: Konuyu günümüze uyarlarsak; devletin yönetiliş biçimini değiştirimeye çalışıldığı geçtiğimiz aylarda, fikirlerini savunan eski deyimle muharrirlerirmizden kaç tanesi karşıt görüşleri ve fikirleri anlayıp, cevaplamayı medeni bir şekilde yapabilmiştir?
  • Gürbüz Deniz in kaleminden AHMET ARİF

    Hasretinden prangalar eskittim
    Çok gerilere gittim 14- 15 yaşıma istanbul'un, varoşlarından alibeyköye.. yeterince soğuk, gecekondular arasında okuduğum günleri yad ettim.Yeni yeni okuyordum ,ideolojik donanım almaya çalışıyordum.çok beğendiğim sınıf arkadaşım ki kendisi ,okulun sorumlu solcu kızlarındandı.şiir oku ki yüreğinin ışıltısı,sönmesin diyerek bana Ahmet arifin hasretinden prangaları vermişti.1993 yılından beri şiir de dahil olmak üzere okurum.ama bu kitabın bana kazanımı sadece kelime dağarcığımı genişletmek olmadı..o kadar insani,sevdalı ve kavgaya dair duygular körükledi ki devrimci romantizim den sayesinde kopamıyorum..
    "seni, anlatabilmek seni. iyi çocuklara, kahramanlara. seni, anlatabilmek seni, namussuza, haldan bilmez, kahpe yalana. ard - arda kaç zemheri, kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. dışarda gürül gürül akan bir dünya... bir ben uyumadım, kaç leylim bahar, hasretinden prangalar eskittim. saçlarina kan gülleri takayım bir o yana, bir bu yana... seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, akan yıldıza, bir kibrit çöpüne varana, okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpüne. yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, yitirmiş öpücükleri, payı yok, apansiz inen akşamdan. bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, seni, anlatabilsem seni... yokluğun, cehennemin öbür adıdır üşüyorum, kapama gözlerini..."
    Bu mısraları okuyup ta etkilenmeyen varmıdır acaba?
    Ahmet arifi ne zaman okusam yüreğim kanar,acıyı,isyanı ruhumun en derinliklerinde hissederim.nasıl olmasın misal:
    “Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
    Hani kurşun sıksan geçmez geceden,
    Anlatamam, nasıl ıssız, karanlık…
    Ve zehir - zıkkım cıgaram.
    Gene bir cehennem var yastığımda
    Gel artık…”
    Yazımız onun şiirlerinden kesitlerle devam edecek..ustayı yad etmek ,şiirlerinden feyz almak ve belki kıyıda köşede hiç Ahmet arif okumamış kimse kaldıysa onları bulmak adına bu çizgide devam edecek.
    İşte sanki dağ yeli
    Ve işte sanki meltem
    Kimse toz konduramaz
    Kesip attığımız tırnağa bile
    Ahmed Arif'in "Vurun ulan vurun / Ben kolay ölmem" dizeleri 68'li devrimcilerin dillerinden düşmemiştir.
    78,88,98 kuşakları da Ahmet arif ile sevdasını,kavgasını anlattı.gelecek kuşaklar da eminim ki tek kitaplık şair mi olur diyenlere inat arifin dizelerinde umudu arayacaklardır.
    21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da doğan Ahmed Arif 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da ölmüştür. Asıl adı Ahmed Önal' dır. Babası Kerkük'lü Türkmen, annesi Kürt kökenlidir. Diyarbakır Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Üniversite eğitimi sırasında iki kere TCK 141'ye muhalefetten tutuklandı. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Şiirlerini Türkçe yazmıştır ama sonradan Kurmançi ve Zazacaya çevrilmiştir. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı 1968'de yayınlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir.
    Ahmet Oktay'ın Karanfil ve Pranga (Istanbul: Metis Yayınları, 1990) adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir.
    bu kitap arkadaşa, sevgiliye, eşe dosta alınacak en güze hediyedir. şiir sevmeyeni şiir ile tanıştırır seveni ise mest eder değerinizi arttırır. Ahmed Arif’in yüreği, sesi, iç dünyası, haykırışları, serzenişleri, davaları ve daha birçok parçası bu usta işi yapıtta toplanmış. Sokaktaki dili şiirlerine yansıtıyor.Halk ağzını şiirlerine ustalıkla işliyor.
    “Yangınlar,
    Kahpe fakları,
    Korku çığları
    Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
    Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
    Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
    Pusatsız, duldasız, üryan
    Bir cana bir de başa
    Seher vakti leylim - leylim
    Cellat nişangahlar aynasındasın.
    Oy sevmişem ben seni....”

    Kavuşamayan aşıkların gözdesi
    Devrimcilerin her daim baş ucu şairi
    Anadolu halkının kadim dostu
    Diyarbakırın Ahmet abisi
    İyi ki yaşamış ve bize şiirler bırakmışsın…

    Açardın,
    Yalnızlığımda
    Mavi ve yeşil,
    Açardın.
    Tavşan kanı, kınalı - berrak.
    Yenerdim acıları, kahpelikleri...

    Gitmek,
    Gözlerinde gitmek sürgüne.
    Yatmak,
    Gözlerinde yatmak zindanı
    Gözlerin hani?

    "To be or not to be" değil.
    "Cogito ergo sum" hiç değil...
    Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
    Durdurulmaz çığı
    Sonsuz akımı.

    İçmek,
    Gözlerinde içmek ayışığını.
    Varmak,
    Gözlerinde varmak can tılsımına.
    Gözlerin hani?

    Canımın gizlisinde bir can idin ki
    Kan değil sevdamız akardı geceye,
    Sıktıkça cellad,
    Kemendi...

    Duymak,
    Gözlerinde duymak üç - ağaçları
    Susmak,
    Gözlerinde susmak,
    Ustura gibi...
    Gözlerin hani?
  • Merhabalar. Üniversite tez ödevim için araştırma yaptım.

    Araştırma konusu "İnsanlar Boş Zamanını Nelerle Geçiriyor? Boş Zamanlarda Kitap Okumanın Payı"

    Araştırmamın sonucunu merak edenler olursa diye link bırakıyorum. Bu link reklam değil, herhangi bir şey kazanmıyorum. Buraya fotoğraf atamadığım için pdf olarak detaylarıyla paylaşıyorum.

    Link: https://atetanricasinindunyasi.blogspot.com/...eren-baykar.html?m=1
  • Dikkat Alıntı İçerir!

    Kim bu Van Gogh?

    Öncelikle eserlerini incelemek isteyenleri buraya alayım:
    https://www.vangoghmuseum.nl/...ogh&pagesize=525


    Film Tavsiyesi:
    1- Loving Vincent
    https://youtu.be/CGzKnyhYDQI

    2- At Eternity's Gate https://youtu.be/T77PDm3e1iE
    Dünya'da 16 Kasım'da vizyona girdi. Türkiye için ise net bir tarih yok.

    Son bir şey daha. Van Gogh için bestelenmiş bir eser.

    Don McLean - Vincent
    https://youtu.be/oxHnRfhDmrk
    Loving Vincent'in sonunda da çalıyor.
    Lianne La Havas - Starry Starry Night
    https://youtu.be/vp5qJlr4go0
    2. daha çok hoşuma gidiyor.

    Nerede kalmıştık? Tamam, hatırladım. 'Kim bu Van Gogh?' Çıkaramayanlar varsa 'kulağını kesen ressam' desem. Çoğumuz Van Gogh'u böyle biliyoruz aslında. Oysa ne büyük bir haksızlık yapıyoruz ona...


    Başlayalım artık.
    Vikipedi'den aldığım birkaç bilgi ile başlamak istiyorum:
    Art izlenimci ressam. Modern sanatın kurucusu. Batı dünyası sanat tarihinin en tanınmış ve en etkili şahsiyetlerinden biri. Aralarında 860 yağlı boya tablonun da olduğu 2100 kadar resim ve çizim çalışması üretmiş ve bunların çoğunu yaşamının son iki yılında yapmış.

    30 Mart 1853'te Hollanda'da doğuyor. Çocukluğu yatılı okullarda geçiyor. Mutsuz ve yalnız bir çocukluk yaşıyor. 15 yaşında çalışmaya başlıyor. 20 yaşında babasından çok kazanmaya başlıyor ve belki de hayatının en mutlu dönemlerinden birisini yaşıyor. Daha sonra ev sahibinin kızı tarafından reddediliyor. Yavaş yavaş dindarlığa yöneliyor. Bu sırada başka işlerde çalışıyor ama hepsinde sonuç olumsuz. Kardeşi Theo'nun önerisiyle resim ile ilgileniyor (1880). Kardeşinden de tam bu sıralarda para almaya başlıyor.

    Bundan sonra kendini tamamen resme adıyor da diyebiliriz aslında. Sadece resim çizmekle uğraşıyor. Başından birkaç başarısız aşk denemesi daha geçiyor. Biraz zor bir hayat yaşıyor. Tamamen kardeşinden aldığı paralar ile geçiniyor ve bu paraların çoğunu da resim malzemelerine ve modellere yatırıyor. Dengesiz ve sağlıksız besleniyor.

    1888 yılında ilk ruhsal bunalımını yaşıyor. Arkadaşı Gauguin ile tartışıyorlar. Bu tartışmadan sonra Van Gogh sol kulağını kesip genelevde çalışan bir kadına götürüyor. 2 kriz daha geçiriyor ve Arles halkı aralarında imza toplayıp Van Gogh'un hastanede kalmasını sağlıyor. Daha sonra Saint-Rémy'de bir akıl hastanesine gidiyor. Burada 7 kez kriz geçiriyor. 1890 yılında Auvers'e inzivaya çekilmeye gidiyor. Burada yaklaşık 3 ay kaldıktan sonra kendini tabancayla vuruyor. 2 gün sonra 29 Temmuz'da ölüyor.

    Çevresi tarafından deli, kaçık bir ayyaş olarak görülüyor. Hayattayken sadece bir tane tablosu -Arles’te Kızıl Üzüm Bağı- satılıyor. Her açıdan -resim, aşk, iş- tam bir başarısızlık örneği. Peki, gerçekten öyle mi? Öyle görünüyor değil mi? Şimdi gelelim işin en acı yanına: Hayattayken satılan tablosu, sadece 78 dolara satılıyor. İşin trajik yanı Van Gogh'un öldükten sonra 82.500.000 Dolar kazanması. TL'ye çevirmeye çalışmıyorum bile. Hatta bazı tabloları, dünyanın en pahalı tabloları listesinde. Öldükten sonra değer görmeye başlıyor. "Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem. Ama insanlar zamanla resimlerimin, üzerinde kullanılan boyadan çok daha değerli olduğunu anlayacaklar.” demiş Van Gogh. Daha ne söylenebilir bilemiyorum.

    Irises isimli tablosu, dünyanın en pahalıya satılan 10 tablosundan biri ( https://www.cnnturk.com/...a-satilan-10-tablosu )


    Gelelim kitaba. Theo, Van Gogh'un kardeşi. Aralarında gerçekten güçlü bir bağ var.
    "Sevgili Theo,
    Yine günlerden cumartesi. Yine sana yazıyorum. Seni nasıl özledim bilemezsin. Bu özlem bazen öylesine artıyor, öylesine kabarıyor ki içimde! Çabuk yaz bana, nasıl olduğunu bildiren birkaç kelimeyle olsun.." (Yapı Kredi Yayınları, Sayfa:21, İlk Yıllar, Isleworth, İngiltere, 7 Ekim 1876)

    Zaten tüm kitap boyunca bunu görebiliyorsunuz. Hatta Theo da, Van Gogh'tan 6 ay sonra ölüyor.

    Kitapta Van Gogh'un Theo'ya yazdığı mektuplar var. Önce Van Gogh'un yaşamının kısa bir kronolojisini koymuşlar. Daha sonra mektuplara geçiyor. Mektupları 6 bölüme ayırmışlar: İlk Yıllar, Hollanda Yılları, Paris, Arles, Saint-Rémy ve Auvers-sur-Oise.

    Van Gogh'u tanımak ve anlamak isteyenler için yeterli içeriğe sahip bir kitap. İç dünyasını görebiliyorsunuz. Onun duygularını, onun yazdığı haliyle okuyorsunuz. Van Gogh’un sanat ile ilgili düşünceleri de bu mektuplarda var. Bu düşünceleri okurken bazen sıkılabiliyorsunuz. Bir sürü ressam ve tablo ismi geçiyor. Çoğunu bilmeyince sıkıcı oluyor. Eğer sanat tarihi biliyorsanız ya da bu konularda bilgiliyseniz bir şey diyemem. Ama her şeye rağmen genel olarak bakınca bu kitabı 2. kez zevk alarak okudum ve eminim bir daha okuyabilirim.

    Bir süre sonra, mektuplarının sonunda 'Bana İnan' yazmayı bırakıyor Van Gogh. Bunu fark ettiğim an boş boş sayfaya baktım öyle. Birinin kendine olan inancını kaybettiğini görmek. Buna -mektuplardan olsa bile- bir şekilde şahit olmak... Tuhaf........

    Eh, artık bir sonuca bağla diyorsunuz değil mi? Haklısınız. Çok uzattım. Elimden gelse sonsuza kadar yazardım, her neyse.. Son bir şey daha var. Bence Van Gogh, ressam olmasaymış yazar olabilirmiş. Yani en azından ben onun eserlerini okurdum gibime geliyor.

    #36973751
    Ve burada o kadar haklı ki.

    Başka, başka, başka... Neler söylenebilir? Birçok şey ve hiçbir şey aslında.
    #36411967
  • Kitap beni çocukluğuma götürdü. Erkekler arasında bulunmaktan ve onlar gibi davranmaktan keyif alan bir kız çocuğunun ağzından anlatılmış olması da hikayede kendimi bulmamı sağladı. Bunun haricinde insanların inançlarına mantıklarını devre dışı bırakacak şekilde bağlı oldukları gözler önüne seriliyor. Bir insan bir şeyden nefret ediyorsa, ondan nefret etmesi gerektiğine inanmışsa artık sadece bu nefret duygusuyla hareket ediyor ve mantıklı her önermeyi görmezden geliyor. En üstün varlık olarak görülen bir canlının beyninin böyle çalışması utanç verici.
  • İslamiyet sonrası tarihten başını kaldırdığında, sadece Orta Asya'ya odaklanabilen tarih anlayışımız, Doğu Avrupa'da binlerce yıl süren Türk hakimiyetini görmezden geldiği için ne yazık ki, ülkemizde özellikle Doğu Avrupa'yı kasıp kavuran Türk soylu uygarlıklar hakkında çok az çalışma yapılıyor. Bu sebeple de, özellikle Ali Ahmetbeyoğlu'nun çalışması ayrı bir önem ve özellik arzetmekte. Batı Hunlarının menşei ile başlayıp, Avrupa Hunlarının tarihine ve bu uygarlığın kültürel etkilerine uzanan geniş yelpazede bilgi edinme şansı tanıyan bir kitap. Farklı kaynaklarda daha önce Avrupa Hunlarından bahseden eserlerde karşılaşmadığım ilginç bilgileri bu kitapla edindiğimi söyleyebilirim. Özellikle Attila öncesi Batı/Avrupa Hunlarının tarihine ilişkin en kapsamlı bilgiyi içeren eser olup, muadili diğer eserlerde bu kapsamda geniş bilgi bulamadığım için önemli ve kıymetli bir kaynak olduğunu düşünüyorum.