• Bir adamın içi merhametle, adaletle dolup taştı mı, kalbini tertemiz etti mi, nefsini tezkiye etti mi, zaten kitaptan okuyacağını artık kendi içinde bulur, oradan okur. Bilgi kitaptan öğrenilmez. İnsanın içinde zaten vardır. İç dünyasında, gönlünde derinleştikçe, derûnundaki o bilgiye ulaşır. Her şey insanın içinde var. Yoksa o bilgileri kitaplara yazanlar nereden bulup yazıyorlar? Gene içlerinden buluyorlar. Derinliklerinden çıkarıp yazıyorlar, gönülden. Sen kitaptan bir şey okuduğunda, dışarıdan bir şey öğrenmiş olmuyorsun ki, o şeyi kendi içinde, daha evvel, az çok bilip sezdiysen, hah diyorsun; kitapta yazanla, gönülde gezen, birbirine uyunca, tanış çıkınca, hah anladım diyorsun. Yoksa anlamak nedir? Kitap sana ne öğretir? Bir insan kendi içindeki dağları kazıp da kendi gönlündeki hazinelerle, kendi canındaki definelerle tanışmamışsa, kitapta mücevhere bile rastlasa, zaten onun kadrini bilemiyor ki, taş sanıyor. Peki kitap okunmayacak mı? Okunacak. Bazı kitap haritadır, pusuladır, kandildir, içindeki defineyi bulmana yardımcı olacak, yolunu ışıtacak. Ama içteki defineyi tanımamış olan, dışta cevher bulsa, onu taş sanıyor. Mesele içtedir. Okumaktan mana ne demiş ya Yunus
  • Ef-sa-ney-di! Tek kelimeyle. Gerçekten şu an söyleyecek söz bulamıyorum. Nefes kesiciydi! Sürekli devamını merak ederek okudum ve bu gerçekten çok iyi hissettirdi. Reading slumpta olmama rağmen 2 gün gibi kısa bir sürede bitirdim ve devamını deli gibi merak ediyorum. Devam kitapları elimde olsa da sanırım birazcık bu kitabı sindirmeyi bekleyeceğim. Çünkü beklentilerimin bayağı üstündeydi. Hâlâ kitaplığında veya alınacaklar listesinde bekletenler varsa tereddütsüz önerebilirim. Gerçekten çok etkileyiciydi

    Kitabın arka kapağı da sadece bir cümleden oluştuğu için konusundan fazla bahsetmek istemiyorum ve kitap hakkında bir fikriniz olmadan başlamanızın daha çok sevmenize yol açacağını düşünüyorum. Sadece, adından da anlaşıldığı gibi telepatinin ve çoklu evrenlerin bolca olduğu bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Bu konuya ilgisi olanların da ayrı bir seveceğini düşünüyorum. Ki konuyla pek bir alakası olmayan ben bile yorumu yazdıktan sonra çoklu evren ile ilgili araştırma yapacağım, epey ilginç geldi.

    "Ya bu hayat çok sayıda ihtimalden sadece biriyse?"
  • DİKKAT! BU KİTAP TEHLİKELİ OYUNLAR İÇERİR.

    "Bütün dünya bir sahnedir.
    Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu; girerler, çıkarlar.
    Bir kişi birçok rolü birden oynar."
    Shakespeare

    Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabı ve ben yazarı çok beğendim. Kullandığı dili, ustalık isteyen mizahı ve zeka dolu ironisine hayran kaldım. Artık ben de üstada diğer hayranları gibi 'Oğuzcuğum Atay' diyebilirim.

    Kitap kurmaca romanlardan farklı olarak üst kurmaca türü olarak yazılmış.Birçok yerde bilinç akışı tekniği kullanılmış. Belli bir olay örgüsü yok. Okurken bir paragrafı kaçırırsanız devamında anlatıcının ( yazar ya da karakter) kim olduğunu anlamayabilirsiniz. O yüzden kesinlikle kolay bir kitap değil. Emek verilerek okunması gereken kitaplardan.

    Kitabımızın baş karakteri Hikmet Benol. Hikmet'in hiç yaşanılmayan bir çocukluğu, ailesine kabul ettiremediği bir gençliği ve sona ermiş mutsuz bir evliliği var. Kısacası hayata tutunamamış, hayat karşısında hayal kırıklığına uğramış bir karakter.
    İnsan kurduğu hayallerde mutlu olur. Hayallerimizi istediğimiz gibi yönlendirebiliriz. Ama hayallerinde bile başarısızlığa uğramış bir karakter var kitapta.
    " Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerine bile hükmedemez mi? "(sayfa 139)
    "Hayallerimde bile yenik düşüyorum." (sayfa 294)

    Yaşamaktan yorulan, sıkılan ve mağlup olan bir karakter var karşımızda.
    " Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum yoruldum." ( sayfa 339)
    "Mış gibi yapmaktan usandım albayım." (sayfa 364)

    Küçük burjuva Hikmet yaşadığı hayattan sıkılıp, üç katlı bir gecekonduya yerleşir. Üst katında o meşhur albay Hüsamettin Tambay vardır. Alt katında ise dul bir kadın oturur. Hikmet'in yaşadığını anlayabilmesi için oyunlar üretmesi gerekir.
    Kitapta ayrıca önemli iki karakter daha var. Boşandığı karısı Sevgi ve büyük aşkı Bilge.Kitap baştan sona ironilerle dolu.Öyleki karakter isimlerinde bile ironi var. Eski eşi Sevgi, sevgisizdir. Büyük aşkı Bilge de bilgisizdir. Kendisi de kişilik bölünmesine uğramıştır. Üç dört tane Hikmet çıkar karşımıza. Soyadındaki 'Benol' ironisi de oradan gelmektedir. Bakalım Hikmet kurguladığı bu tehlikeli oyunda benliğini bulabilecek mi?

    Kitaptaki Bilge karakteri birçok kişiye göre Atay'ın gerçek aşkı Sevin Seydi'dir. Zaten Atay bu kitabı Sevin Seydi kendisinden ayrıldıktan sonra yazmış. Oğuz Atay'ın hayatını biraz olsun biliyorsanız kitaptaki Hikmet'in kendisi olduğunu anlıyorsunuz. Hikmet'in Bilge'ye ya da Atay'ın Sevin Seydi'ye olan aşkı kesinlikle okunmaya değer.

    Cem Yılmaz bir söyleşisinde, "Etkilendiğiniz ve beslendiğiniz bir mizahçı var mı?" sorusuna " Belli aralıklarla Oğuz Atay okuyorum ve memleketimden böyle birisi geçtiği için heyecanlanıyorum." cevabını vermiş. Gerçekten de Atay beni de heyecanlandıran yazarlardan birisi oldu.Diğer kitaplarını da okumayı büyük bir heyecanla bekliyorum.

    Tehlikeli Oyunlar yazarın Tutunamayanlar'dan sonra yazdığı ikinci kitabı. İlk kitabı ummuduğu ilgiyi görmemiş. Onu da bu kitabında ironik bir dille eleştirmiş.
    "Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım." ( sayfa 282)

    Kendi tabiriyle Türk Edebiyatının mutfağından geçmeden doğrudan salonuna giriş yapmış bir yazar. Bence de salonda başköşeye oturmuş. Dram, mizah ve ironiyle harmanlanmış bu güzel kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.


    Oğuz Atay'ın karizmatik sesinden kitaplarını anlattığı 3 dakikalık ses kaydı. Dinlemenizi tavsiye ederim.
    https://youtu.be/-vRXu-sWkJM


    Son olarak sevip de karşılık bulamayanlara gelsin bu alıntı :)
    "Beni sevseydi, onun çok yararına olurdu." ( sayfa 412)
  • Sonda söylenmesi gereken şeyi başta söyleyip geçeyim. Bu kitabı alıp okuyun. Tereddüt etmeyin. Evet belki fiyatı bir tık pahalı ama değer emin olun. Kuran'ı Kerim'i süs olarak kullananlar,mezarlarda okuyanlar, amel etmeden sadece sözle hızlıca okuyanlar vb... Çok iyi bahsediyor. Belkide bizimde bilmeden yaptığımız yanlışlar vardır bilemeyiz. Bize ufuk açabilir. Peygamber efendimiz(sav) hakkında da güzel sağlam bilgiler var. Ama şimdi diyeceksiniz bu kadar övdün niye 10 değil de 8. Çünkü takıldığım iki konu var. Yazım tarzı kopukluk var. Dip not yerine Dip hikaye kullanılmış. Yani kitabı okurken dip nota geçiyorsunuz ayrı bir hikaye anlatılıyor bu bazen sayfayı bile size çevirtiyor. Sonra geri dönmek zorunda kalıyorsunuz. Buda kompak yapıyı bozuyor. Kitab içine öğreneğin diye başlayıp yedirilebilir. Yada JRR Tolkien Yaptığı gibi Ek-A-B kısımları eklenebilirdi. Birde Peygamber efendimiz (sav) yada diğer peygamberlerimiz , önemli kişilerden sonra birşey gelmiyor. Peygamber efendimiz sonra (sav) . Diğer peygamberlerden sonra( as) Önemli kişilerden sonra(ra) gelmeli ancak kitap bunu hiç mi hiç yapmıyor. Birde bir tık pahalı bu yüzden iki puanını kırdım. Hayırlı okumalar. Yanlışlarını bilirseniz daha yararlı olur diye düşündüm. İnşaAllah güzel dille bir şeyler anlatabilmişimdir. Hayırlı günleer
  • ...hiçbir balık, suların dışında da bir hayat olabileceğine inanmamaktaydı.
  • Doğu ile batı arasındaki çatışmayı anlatan en güzel örneklerden biri diye düşünüyorum bu kitap için. Ve bunu anlatırken anlattığı olay üzerinden yaşadığı dönemde insanların bu durumdan nasıl etkilendiğini, genç bir kızın batının getirdiği yeniliklere kendini kaptırmasını, onda uyandırdığı hisleri anlatan en güzel örnektir belki de. Duygularını nasıl etkilediğini, giyim kuşamını nasıl değiştirdiğini akıcı yalın ve anlaşılır bir dille bizlere aktarmış Peyami Safa. Ve ben yine bu kitabı da mı okumamışsın Kader ayıp sana dedim.
    Tabi bu kadarla kalmıyor gelin biraz daha derine inelim ve kendinizi o dönemde hayal edelim. Bir tarafta batının getirdiği yenilikler var diğer tarafta da sizin eski gelenek ve görenekleriniz. Yaşadığınız hayat. Çaldığınız çalgılardan, giyim kuşamdan her şeye kadar belli bir kesimi etkilemiş olması. Ve özellikle de genç kızları. Sadece gösterişe merak verenleri. Bakın altını çizerek belirtmek istiyorum sadece gösteriş. Hiçbirisinin duygularına, düşüncelerine geldikleri yere hitap etmese de sadece onlara daha rahat, daha kolay bir yaşam sunduğunu düşündükleri için onları cezbediyor. Tabi ki herkes daha rahat bir hayat ister ama bunun yöntemi gelenek ve göreneklerini yani geldiğin yeri de unutmak olmamalıdır herhalde. İlk başta Neriman da işte böyle karmakarışık duygular içerisinde iki kişi, iki yaşam tarzı, iki hayat arasında kalıyor. Saadetin o gösterişte olduğunu düşünüyor, yaşadığı ortamdan, evden, çaldığı uddan her şeyden nefret etmeye başlıyor. İşte Peyami Safa da Neriman üzerinden bize o dönemde yaşanan bu doğu-batı çatışmasını anlatmış. O dönemde insanları nasıl etkilediğini aktarmış bizlere. Hem de çok güzel örnekler vererek.
    Ve en son kitap biterken bana Ezel dizisinde Ramiz Dayı’nın bir sözünü aklıma getirtti:
    Hayatın kuralı bu yeğen, ne kadar uzağa gidersen git başladığın yere dönersin sonunda,
    Ne kadar değişirsen değiş, nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı
    Ne kadar terbiye etsen de susturamazsın içindeki canavarı,
    Nereye gidersen git yiğenim şunu unutma,
    Herkes gün olur evine geri döner….
    https://youtu.be/Fswrt89N_30 (bu da dinlemeniz için linki)

    Beni okurken çok duygulandırdı, sonunda gülümsetti, çok kez düşündürdü vs. bakalım sizde neler hissettirecek. İyi okumalar