• Bu kitap öyle bir kitap olmuş ki sadece cümleler var hikaye asla yok. Okurken ‘ne okuyorum ben şuan’ hissi yayılıyor. Her hikayede aynı benzer ‘etkileyici sanatsal cümleler’ ve yine benzer konular var. —Mesela: ‘eller’ sürekli ellere bir şeyler oluyor, eller bir bulanıklaşıyor bir hissedilmiyorlar... 2. Hikayeden sonra eller büyüsünü kaybetti bende. Devam edeyim: ‘sen karşımda birdenbire sebepsizce büyüyordun’ tarzı cümleler... Bunları 10 kere okuyunca etki filan kalmıyor. —Hikayeler hep karman çorman, kim kim belli değil, sonunda hep benzer mutsuz son, bir şizofrenlik.
    Okuduğum ilk Hasan Ali Toptaş kitabı. Uzun zamandır bekliyorum sanki zamanı gelecek benim onu okumam anlam bulacak gibi. Öyle bir şey olmadı. Üstelik, böyle güzel edebi cümleler için okuduğum kitaplar da olur. Türk yazarlarından yoktu. O yüzden çok hevesliydim kendi ana dilimde de etkileyici cümleler bulmaya. Ancak dediğim gibi hikayelerde bütünlük olmayınca, bazı şeyler çok tekrar edince, aradaki gerçekten güzel cümleler de geçip gidiyor anında. Halbuki günlük bir dil kullanılıp, araya edebi güzel cümleler serpiştirilseydi daha kıymetli olurdu.
    Şunu da eklemeliyim: Böyle kaliteli bir yazarı asla tek kitapla yargılayamam. Çünkü, Hasan Ali Toptaş’ın çok kaliteli bir Türk yazar olduğunu hep duymuştum. Zaten beni kitabına başlatan bu olumlu yorumlar olmuştu. Bu yüzden, asıl merak ettiğim ‘Kuşlar Yasına Gider’ kitabına da aynı hevesle başlayıp, onu da önyargısız şekilde okuyacağım. Sonra kendi çapımda yazar hakkında da bir görüşe sahip olabilirim. Bu yüzden ‘Ölü Zaman Gezginleri’nde bir şeyleri kaçıran belki de benimdir veya ellerimin suçudur, deyip yazımı bitiriyorum.
  • 192 syf.
    ·6 günde·9/10
    öyle çok etkilendim, öyle değişik hislere büründüm anlatılmaz. Falih Rıfkı ile bu kadar geç tanıştığım için ayrı utandım; Filistin, Kanal gibi cepheler hakkında bu kadar az bilgim olduğu için ayrı. İttihat ve Terakkinin üç büyükleri Talat, Enver ve Cemal Paşaları Soner Yalçın kitapları ekseninde tanıdığımı fark ettim. biraz daha üç büyükler incelemesi yapmam lazım dersini cebime koydum. her gencin hem de gençken okuması gereken bir kitap. okuyun ki kimlere nelere peşkeş çekilmiş bu vatanın evlatları görün. okuyup da Araplara kızanlar olmuş, onlara ne kızıyorsunuz? onlara bu kadar prim verip, Anadolu çocuklarını (boşuna çocuk demiyorum dikkat edin!) onlara kurban eden yönetimlere, yöneticilere kızın. kızın ki kimlerin kıymetini bileceğinizi görün. yazarın ağzından bütün kitabın özü: "ilim ve vatan adamı olunuz. hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir."
  • 754 syf.
    ·24 günde·Puan vermedi
    "Erken modern" dönemi-Rönesans veya Kolomb ile 1789 Fransız Devrimi arası- inceleyen bu kitap Avrupa Tarihi konusunda başvurduğum diğer esere göre (J.M.Roberts-Avrupa Tarihi) dönemin sosyal ve toplumsal tarihini çok daha detaylı anlatan bir eser olması sebebiyle daha çok ilgimi çekti. Tarihin, savaşlar ve siyasi olaylardan ziyade sosyal ve toplumsal yönü daha çok ilgisini çeken biri olarak yazarın kitabın iki kısmında da (1450-1600 ve 1600-1789 olmak üzere) "Toplumu Oluşturan Bireyler" başlığı altında "Çocukluk", " Yaşlılık", "Beden", "Evlilik", "Ölüm" gibi alt başlıklar altında dönemin toplumsal yapısını detaylıca incelemesi çok hoşuma gitti. Ayrıca bununla da kalmayıp "Siyaset ve İktidar", " Kültürel ve Entelektüel Yaşam" gibi başlıklarla da çok boyutlu bir inceleme yapıyor. Reform ve Avrupa'daki dini ayrılıklar ve birleşmeler de detaylıca işleniyor. Ayrıca belirtilmeli ki yazarın Avrupa dışından-Amerikalı- olması Avrupa'daki siyasi iklime daha dışarıdan ve tarafsız bir gözle bakabilmesini sağlamış. Yazar kitabın giriş kısmında "Avrupa" teriminin anlamı üzerine de bir inceleme yapıyor ve "'Avrupa' fikri coğrafyadan çok kültürden doğmuştur.", "'Avrupa' insanlar tarafından kendilerini başkalarından ayırmak, 'biz' ile 'onlar' arasında bir sınır yaratmak için bilinçli olarak kullanılan bir terimdir." şeklinde kendi fikrini sunuyor. Bu açıdan yazarın Osmanlı ve Rusya gibi "Avrupalı" olup olmadıkları tartışmalı devletlerin tarihlerine bakış açısı da Avrupalı yazarlara göre daha farklı.
    Kısacası 15-18. yüzyıllar arası Avrupa tarihi hakkında çok boyutlu bir eser okumak isteyenler için oldukça verimli bir kitap.
  • 300 syf.
    ·4 günde·Beğendi·7/10
    Kitapta, özel dedektif Kate Hamilton ve profesyonel hokey oyuncusu Rob Sutter arasında geçen kışkırtıcı bir aşk hikayesi anlatılıyor. Kitapta beni etkileyen kısım, bu iki kişinin, daha önce birbirleri hakkında hiçbir şey bilmiyor olmaları ve ikisinin de yaşadıkları trajik olaylardan sonra sürdürdükleri hayattan kaçarak aynı kasabaya gelmeleri. Öyle ki, kitabın ilerleyen sayfalarında birbirleri hakkında gerçekleri öğrenmelerini ve bu sayede birbirlerinden ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, birbirlerine bir o kadar bağlandıklarını görüyoruz. Bu kısım da, aşkta aranan özelliklerden değil mi zaten?

    Spoilersız ayrıntılı incelemesi için; http://merilands.com/...sa-kitap-incelemesi/
  • 464 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    Kitabı, hakkında arka kapak yazısından başka hiçbir bilgim olmadan aldım. Beni neler beklediğini bilmiyordum, kitabı okumaya başladığımda gerçekten de bir arı kovanının içine ve Flora 717 adında diğerlerinden farklı, kocaman kapkara tüylü, temizlik işçisi arının beynine girdiğimi fark ettim. İlk sayfalarında biraz abarttığını düşündüğümü söylemek istiyorum. Arılar, gerçekten bildiğimiz arılar mı diye düşünmeden edemedim ve sayfalar ilerledikçe gerçekten de bir kovandaki arıların yaşamına adım attığımızı gördüm. Biraz fazla abarttığımı düşünebilirsiniz, ama inanın bana çok güzel bir şeydi. Yazar, arılar hakkında neredeyse her şey hakkında bilgi sahibi olmuştu ve onların yaşantısını hikayeye çevirmişti.

    Spoilersız ayrıntılı yorum için; http://merilands.com/...an-kitap-incelemesi/
  • 128 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Açıkçası kitap beklediğim gibi harika değildi. Bilmiyorum, belki de kafamda gereksiz yere büyüttüm ve beklentim de yüksek olduğu için bunu karşılayamadı. Aslında kitabı o zamanlarda okusam sevebilirim belki, ama bazı detayları biraz yüzeysel geldi. Hoş, ilk sayfalarında Holly Golightly hakkında fazla bilgi vermiyor, neyse ki bunu sonunda açıklıyor, ama belki de ilk zamanlarda hakkında bir şey bilmediğim için sıktı. Gerçi kitabı erkek karakterin ağzından anlatımla okuyoruz, biz de, okuyucu olarak Holly hakkında bilgi toplayan ve onun nasıl bir insan olduğunu merak eden yazar karakterle aynı atmosfer içerisinde buluyoruz kendimizi. Hoş, kitabın sonunda Holly’e yakınlık hisseden yazar da ne kadar tatmin oluyor onu da okuduğunuzda göreceksiniz.

    Ayrıntılı yorum için, http://merilands.com/...ti-kitap-incelemesi/
  • 528 syf.
    ·27 günde·Beğendi·10/10
    Öncelikle şunu belirteyim ki bu bir kitap incelemesi değil bir yazar incelemesidir. Gerçi her kitap incelemesi bir yazar incelemesidir bir bakımdan ama. Ben ise "Sarmal" başlı başına bir kitap olmadığı, içinde Orhan Duru'nun 6 öykü kitabını  bulundurduğu için böyle bir uyarıda bulunmak istedim. Eğer Orhan Duru'nun öyküleri hakkında bir şey merak ettiyseniz, bir görüşe ihtiyacınız varsa ama okuyacağınız kitap Sarmal değilse umutsuzluğa kapılmamanız ve ne kadar faydalı olur bilemiyorum ama isterseniz bu incelemeyi inceleyebileceğinizi de belirtmek için de bu uyarıyı yaptım :)
    .
    .
    .
    Orhan Duru'ya gelirsek...
    Çok uzun sürdü aslında "Sarmal"ı bitirmem. Çünkü aynı anda okuduğum kitaplar, yoğun geçen haftalar ve yoğun geçen haftaların suçlusu "okul" bir şekilde engel oldu okumama. (Normalde okul konusunu biraz daha açar ve uzatırdım ama yayından kalkmış olan "Sarmal" ı ve Orhan Duru'yu keşfetmemi okul kütüphanesi sağladığı için pek bir şey demek istemiyorum.)
    Ama en sonunda bitirdim Orhan Duru'yu ya da Sarmal'ı (ne derseniz artık) okumayı. Bu cümle size asla kitabı bir bıkkınlıkla bitirdiğimi hissetirmesin. Çünkü kitabı okurken yüzümden hiç tebessüm eksilmedi. Eğer bitirirken eksildiyse bunun sebebi bıkkınlık değil kitabı bitirmenin hüznü ve önümde duran koskoca yazılı haftasıdır. Şimdi umarım bu tebessüm meselesini bu incelemeyi yazma sebebim olan ama bir türlü yazamadığım Orhan Duru'nun üslubuna bağlayabilirim.
    .
    .
    .
    Bazı insanlar konuşurken kibar gözükür sanki seni savunuyor ya da en azından sana katılıyor ama küçük bir pürüze takıldığını belirtiyor gibi görünür ama aslında senle tartışırken sana karşı kibar görünümlü çok sert sözler söyler. Anlatabildim mi bilmiyorum ama Cengiz Özkan'ın bir televizyon programında bu tarz insanlar için kullandığı "yumuşakdikenli" tabiri açıklamama yardımcı olur umarım.
    İşte yumuşakdikenli bir üslupla öykülerinde genellikle politik oyunları, mahvolan insanları, bozulan dünyayı vb. konuları ele alıyor Orhan Duru. Trajikomik olayları yüzümüze vuruyor, onlara gülmemize ve bu olaylar hakkında biraz düşündüğümüzde halimiz hakkında üzülmemize, endişelenmemize neden oluyor.
    Orhan Duru'nun sevdiğim bir başka öykü türü ise tarihi kişilikleri kullanarak yazdığı öyküler. Bu öykülerinde de yeri geldiğinde dünya hakkındaki kaygılarını belirtirken bazen ise sadece mizah kaygısıyla yazıyor ya da ben sadece o öykülerin mizahi tarafını anladım. Tarihi kişilikleri kullanarak yazdığı öykülerin birinin konusundan bahsederek biraz daha açıklamak istiyorum:
    Piri Reis'e dünya haritasını yazma aşamasında uzaylıların yardımı :)
    .
    .
    .
    Son olarak da Orhan Duru'yu okuyanların hemfikir olduğu başka bir konudan bahsetmek istiyorum:
    Kelime oyunları
    Orhan Duru öykülerinde sık sık kelime oyunlarına başvurmuş. Bu özelliği öykülerinin anlaşımını zor kılsa da bazen de öykülerine mizahi bir yön katabiliyor....
    ...Herkese keyifli okumalar....