• İlk kez bir kitabını okuduğum, keşfettiğim bir yazar, Brad Thor. İyi ki de keşfetmişim.

    Büyük Oyun'u D&R'da ilk elime aldığımda hemen arkasını çevirip konusunu özetle bir okudum. Ve dedim ki "Bu da ne?!" abartmıyorum bu arada. Polisiye, gerilim, aksiyon, macera hep en bayıldığım türler olmuştur. Ajanlar, savaşlar, stratejiler hep ilgimi çekmiştir ve bu kitap yazdıklarımın çoğunu kapsıyor. Siz de bu türleri seviyorsanız bu kitabı okurken sıkılmanız imkansız.

    Bir cümleyle bu kitabı özetle deselerdi kesinlikle şunu söylerdim: "Film gibi kitaptı."
    Üç kelimeyle de özetlenir, 300 sayfalık kitap. İşte böyle.

    Kitabı direk satın almak istedim, almasaydım gerçekten aklımın bir köşesinde hep kalırdı. Yeni bir kitap aldığımda okumaya başlamadan önce hep 1k'dan bakarım. İncelemelere, alıntılara, diğer okuyucular tarafından nasıl karşılandığına. Bu uygulamaya bayılıyorum gerçekten. Fakat Büyük Oyun için arama yapıp baktığımda kitabın kayıtlı olduğunu ama çok az okunduğunu gördüm. Hakkında hiç alıntı veya inceleme yoktu. Şaşırdım biraz. Bence okunmayı hak eden bir kitap.

    Sanırım bu kitabın ilk incelemesi olacak, umarım güzel bir şekilde bu kitabı açıklayabilirim.
    Not: Ufak spoiler vermiş olabilirim belki :)

    Başrolümüz Scot Harvath. Kendisi eski bir Deniz komandosu ve ülkenin en üst düzeydeki kontra-terör görevlisi. Yakın bir zamanda kendi köşesine çekilmiş ve kız arkadaşıyla beraber sakin bir yaşam sürüyor. Gerçekten görevinde başarılı, zeki ve mükemmel stratejiler kuran, aldığı eğitimler sayesinde insanları ufak bir mimiğinden tanıyan, her adımını özenle takip ettiğiniz bir karakter. Köşeye sıkışıp kaldığında bile muazzam stratejiler üretip en az hasarla kurtulmaya çalışan, hayran kalınası bir başrol. Ve tabi, hayran kalınası bir ekip.

    Bu esnada ülkede yeni bir başkanlık seçimi yapılıyor ve Robert Alden ülkenin yeni başkanı seçiliyor. Seçimlerde başkana fazlasıyla yardımcı olan, eğlence dünyasının devi olarak bilinen ve muazzam güçlere, paraya sahip olan Stephanie Gallo ise bir diğer önemli rolü oynuyor.

    Her şey güzel bir şekilde akıp giderken Stephanie Gallo'nun kızı Julia Gallo, Afganistanda doktor olarak göreve gidiyor ve orada bir takım olaylar neticesinde kaçırılıyor. Durumdan haberdar olan Stephanie ise Başkan Alden'dan yardım istiyor. Bu esnada tehditler havada uçuşuyor çünkü Alden hakkında bildiği ve üstünü örttüğü bir takım olaylar var. Buralar çok eğlenceli ;)

    Alden bunu göze alamayarak Gallo'nun kızını kurtarmak için başlıyor plan yapmaya. Julia'yı kurtarmak için sakin bir yaşam süren Scot Harvath'ı arıyor ve ekibini tekrar kurmasını istiyor.
    Ve olaylar başlıyor.

    Mükemmel!

    Aslında anlattıklarımın hepsi kitabın giriş kısmı. Devamı anlatılmaz çünkü ful spoiler. Bu giriş kısmı kitaba ilk başladığımda biraz sıkıcı gelmişti, artık olaylar başlasın istiyordum ama buna rağmen keyifle okudum.
    Ve anlattıklarım kitapta gerçekleşen olayların belki %20'si falan. Aynı anda daha o kadar çok olay oluyor ki. Scot ekibiyle Afganistan'a gidiyor, orada muazzam heyecanlı olaylar olurken bölüm orada bitiyor ve bir iki bölümlüğüne Washington'a geri dönüyorsunuz. En heyecanlı yerinde reklama girer gibi oluyor. O iki bölümü hemencecik okuyup çatışmaların arasına dönmek istiyorsunuz.
    Scot ekibini kurup göreve başladığında zaten kitap akıyor. Gerçekten tek kelimeyle film gibi. Bütün sahneyi kafanızda ister istemez kuruyorsunuz. Okurken gerçekten aynı zamanda bu kadar film izliyor gibi hissettiğim bir kitap daha olmamıştı.

    Keşfettiğim için son derece mutluyum. Eğer okumadıysanız -ki bu uygulamanın üyelerinin büyük bir kısmı belli ki okumamış- ve bu türü seviyorsanız gerçekten okuyun.
    Anlamlı, heyecanlı, akıcı, sürükleyici... Kısaca muazzam bir kitap.

    Teşekkürler Brad Thor.
  • Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ikinci incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

    Babanız Atatürk kitabı ile Atatürk’ü yeniden okumaya var mısınız? Kronolojik biyografi incelemesi yapacağım, biraz uzun olacak ama unuttuğumuz bazı bilgileri hatırlamamıza yardımcı olacak.

    Falih Rıfkı Atay bu kitabında kendi bildiği Atatürk'ü anlatıyor bize. Çocukluğundan başlayarak, aralara anılar ekleyerek bize doyumsuz bir zevk sunuyor. Diğer kitaplarından aşina olduğum dilini aynı şekilde koruyor ve kullanıyor. Atay'ın kaleminden Atatürk'ü okumak zevk veriyor.

    “Bu inceleme kronolojik ve uzun bir incelemedir. Kitabın temasına uygun bir şekilde yapılmış ve konusu dışına çıkılmamıştır. Kitabı okuduğunuzda detaylarına fazlasıyla kavuşacaksınız.”

    1881’de Selanik’te doğdu,
    Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendi’dir.
    Annesi onu mahalle mektebine vermek isterken, babası modern eğitim almasını istiyordu. Annesini kırmadı ve mahalle mektebine yazıldı. İstemeye istemeye gidiyordu. Dik kafalılık o zamanlardan beri vardı. Bu mektep'te arkadaşlarının yaptığı yaramazlığı üstlendi ve hocadan dayak yedi. Bu onun için dönüm noktası oldu.

    Ali Rıza Efendi, Mustafa’yı modern eğitim yapan Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Artık Mustafa'nın istediği olmuştu.
    Babası bu dönemde vefat etti ve çok zorluk yaşadılar. Annesi ile birlikte dayısının çiftliğine gittiler. Bu fazla uzun sürmedi, teyzesi Mustafa’yı okutmak için tekrar Selaniğe yanına aldı.
    Artık Orta Okula gidiyordu ve buradan da mezun oldu.

    1893 yılında gizli olarak sınavlara hazırlanıp, çok istediği “Selanik Askeri Rüştiye’sine (okulu) girdi.
    Çok başarılı bir öğrencilik geçiriyordu ve Üniforma onun övünç kaynağı idi.
    Osmanlı toprak kaybetmeye devam ediyordu. Selanik artık düşman hedefindeydi.
    Mustafa, aynı adı taşıyan matematik öğretmeninin verdiği Kemal adını aldı. Daha sonra kazanacağı rütbelere ilk olarak adı ile başlıyordu. O artık Mustafa Kemal’di!
    Mustafa diğer arkadaşlarına kıyasla daha iyi giyiniyor, kendisine bakıyor, bu dışarıdan fazlasıyla dikkat çekiyordu.

    1893 ‘te girdiği Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirince, 1895’te Manastır Askeri İdadisi'ne (Lise) girdi. (Bazı kaynaklarda 1985, bazılarında ise 1986. Başvurduğu tarih olarak 1985 gözüküyor.) Hitabet ve edebiyata yöneldi, şiirler yazdı. Türkçe öğretmeni onun bu yöne pek yönelmemesini, asıl derslerinden geri kalmaması için uyardı. Yaz tatilinde Fransızca dersler almaya başladı. 1898’de ikincilikle mezun oldu.

    1899 13 Mart’ta İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
    1902 10 Şubat’ta Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı. Elle yazılan bu gazetede, arkadaşlarıyla ülke yönetimini eleştiriyordu. Okul Müdürü Rıza Paşa’nın çabasıyla ceza almaktan kurtuldular. Aldıkları ufak cezaları da affetti çünkü kendisi de ileri görüşlü bir Müdürdü. Mustafa artık devletin idari yönetimini eleştiriyor ve yayınlar çıkarıyordu.

    https://isteataturk.com/...07466324_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07470225_ataturk.png

    1905 11 Ocak’ta Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.
    https://isteataturk.com/...07472679_ataturk.png

    1906 Ekim’de Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kıdemli Yüzbaşı(Kolağası) oldu.
    https://isteataturk.com/...07479134_ataturk.png

    1908- 23 Temmuz’da ilan edilen II.Meşrutiyet için çalışanlar arasındaydı.
    https://isteataturk.com/...07479692_ataturk.png

    1909 31 Mart(13 Nisan) İsyanı’nda Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak görevli.
    Adı aktif olarak bu olayda duyuldu. 1911- 13 Eylül’de İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.
    https://isteataturk.com/...07480318_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07492671_ataturk.png

    1911 27 Kasım’da Binbaşılığa yükseldi.
    https://isteataturk.com/...07481057_ataturk.png

    15 Ekim’de gazeteci Mustafa Şerif kimliği ile İskenderiye üzerinden, İtalya’nın saldırısına uğrayan Trablusgarp’a gitmek için İstanbul’dan ayrıldı.
    1912 9 Ocak’ta, Trablusgarp'ta İtalyanlar’a karşı Derne saldırısını yönetti. Savaş alanındaki ilk tecrübeleri burada kazandı.
    https://isteataturk.com/...08225809_ataturk.png

    1912 8 Ekim’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşı başladı. Osmanlı devleti “Ouchy”(Uşi) Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakınca, diğer subaylarla geri çağrıldı. 8 Kasım’da Selanik Yunanlılar tarafından işgal edilince, Derne’den Mısır’a, oradan İstanbul’a döndü.
    https://isteataturk.com/...07568647_ataturk.png

    1912- 25 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nı korumak için Gelibolu’ya “Bahr-i Sefid(Akdeniz) Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürü” olarak atandı. Daha sonra Bolayır Kolordusu adını alan bu kuvvetlerin Kurmay Başkanlığına getirildi.Bu görevi sırasında Çanakkale Boğazı’nın topoğrafik haritasını hazırlattı.

    1912’de General Litzmann’dan çevirdiği “Bölüğün Muharebe Talimi” adlı kitabı İstanbul’da yayınladı.
    http://farm3.static.flickr.com/...27529_661c5cecbb.jpg
    Asalet: https://isteataturk.com/...07496583_ataturk.png

    1913 27 Ekim’de Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.
    https://isteataturk.com/...07569763_ataturk.png

    1914 1 Mart’ta, Yarbaylığa yükseltildi.
    https://isteataturk.com/...07575352_ataturk.png

    1914’te Yeni Çeri kıyafeti ile Sofya’da baloya katıldı ve davetlileri kendisine hayran bıraktı.
    https://isteataturk.com/...07571365_ataturk.png

    1915 2 Şubat’ta, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.
    1915 25 Şubat, Maydos'a gitti.
    1915 25 Nisan, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.
    1915 1 Haziran Albaylığa yükseltildi.
    1915 9 Ağustos, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.
    https://isteataturk.com/...07573317_ataturk.png
    1915 10 Ağustos, Atatürk komutasındaki kuvvetlerin, Conkbayırı’nda İngilizlere taarruzu ve düşmanın ilerlemesine durdurmuş ve anafartalar kumandanı Mustafa Kemal düşmanı püskürtmüştür. Bugünkü muharebeler esnasında Atatürk’ün kalbini hedef alan bir kurşun, göğüs cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden, kendisi mutlak bir ölümden kurtulmuştur.)
    https://isteataturk.com/...07573416_ataturk.png

    Çanakkale geçilemedi ise bir sebebi vardır. Akıl vardır, ölüme düşünmeden giden vatan evlatları vardır. Mustafa Kemal’in varlığı ve dehası Çanakkale’ye damga vurmuştur.

    Gelibolu Kuvvetleri Komutanı Alman Generali telefonla aradı.
    —Emrinizdeki kuvvetleri emrime veriniz.
    Komutan alaylı bir dille:
    —Çok gelmez mi? dedi.
    Mustafa Kemal olanca ciddiliği ile cevap verdi:
    —Az gelir! Sy.44

    https://isteataturk.com/...07573035_ataturk.png

    1916 10 Ocak’ta Almanlar’dan Çanakkale’deki başarıları nedeniyle “Demir Salip Nişanı”,
    17 Ocak’ta Sultan Reşat tarafından “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” ile ödüllendirildi.
    https://isteataturk.com/...07575142_ataturk.png

    1 Nisan’da Tuğgeneralliğe yükseltildi.
    https://i2.wp.com/...-04-istasy10net.jpg

    1916 6 Ağustos, Bitlis ve Muş'u Ruslar’dan kurtardı.
    https://isteataturk.com/...07653304_ataturk.png

    1917 20 Eylül, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
    Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası (Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.)

    1917 Ekim İstanbul'a döndü.
    https://isteataturk.com/...07657988_ataturk.png

    24 Mayıs 1918 tarihinde, yakın arkadaşı Ruşen Eşref Ünaydın'a bir fotoğraf imzalyıp vermiştir. Fotoğraf üzerine şunları yazmıştır:
    ''Her şeye rağmen, muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.''
    https://isteataturk.com/...07660819_ataturk.png

    1918 26 Ekim, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.
    https://isteataturk.com/...07658306_ataturk.png

    30 Ekim’de Mondros Mütarekesi'ni imzalandı.
    1918 31 Ekim, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atandı.

    1918 13 Kasım, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılınca, Mustafa Kemal İstanbul'a döndü. Boğaz’da düşman donanmasını görünce, yaveri Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler!” dedi.
    https://isteataturk.com/...07658381_ataturk.png

    1919 30 Nisan Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atandı.

    1919 15 Mayıs Kara gün… İzmir'e Yunan'lılar asker çıkardı.
    (Bu konular hızlıca geçilecek konular değil ama kronolojik bir inceleme olduğu için sadece tarih ve olaylar hakkında bilgi veriyorum.)
    1919 16 Mayıs Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.
    1919 19 Mayıs Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.
    1919 15 Haziran3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
    1919 21 Haziran, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.
    19 Mayıs Samsun’a çıkışı ile ilgili 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da ‘da kitabına yaptığım incelemeden detay alabilirsiniz. #29768419

    1919 22 Haziran, Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak, vatanın tehlikede olduğunu duyurdu.
    1919 8/9 Temmuz, Mustafa Kemal Paşa askerlikten çekilerek, sine-i millete döndü. Artık sivildi.
    ADAM GÖRÜN, ADAM!!!! https://isteataturk.com/...07664899_ataturk.png
    Not: Üzerindeki kıyafetler ona ait değildir. Para yok, nereden alacaklar? Etraftan ayrı ayrı toplanmış ve kendisine verilmiştir.

    1919 23 Temmuz, Mustafa Kemal'in başkanlığında Erzurum Kongresi toplandı. Tüm yurdu kapsayan kararlar alınarak, bir Temsil Kurulu seçildi. (7 Ağustos 1919)
    https://isteataturk.com/...07663796_ataturk.png

    1919 4 Eylül, Mustafa Kemal'in başkanlığında Sivas Kongresi toplandı. Millî Mücadele’ nin yöntemi belirlenip, bütün dernekler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
    https://isteataturk.com/...07665246_ataturk.png

    11 Eylül’de Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...07666376_ataturk.png

    1919 22 Ekim, Osmanlı Hükümeti ile Amasya Protokolü'nü imzaladı.
    1919 7 Kasım, Erzurum'dan milletvekili seçildi.
    1919 27 Aralık, Heyeti Temsiliye ile Ankara'ya geldi.
    https://isteataturk.com/...07665730_ataturk.png
    https://isteataturk.com/...07665637_ataturk.png

    1920 18 Mart, İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.
    https://isteataturk.com/...07742082_ataturk.png

    1920 19 Mart, Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün
    yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulundu.
    1920 20 Mart, İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
    1920 23 Nisan, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açıldı.
    https://isteataturk.com/...07742381_ataturk.png

    1920 24 Nisan, Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...07742783_ataturk.png

    1920 5 Mayıs, Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk B.M.M. Hükümeti toplandı.
    https://isteataturk.com/...07745465_ataturk.png

    1920 11 Mayıs, Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
    1920 24 Mayıs İdam kararı Padişah tarafından onaylandı.
    1920 10 Ağustos, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında I.Dünya Savaşı’nı sona erdiren Sevr Antlaşması imzalandı.

    1921- 9/10 Ocak, I. İnönü Savaşı.
    https://isteataturk.com/...07749933_ataturk.png

    1921- 20 Ocak, İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.
    https://isteataturk.com/...07839390_ataturk.png

    1921 30 Mart / 1 Nisan, II. İnönü Savaşı, Yunanlılar’la milletin aksak talihi de yenildi.
    https://isteataturk.com/...07748701_ataturk.png

    1921 10 Mayıs, Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu” kuruldu, başkanlığına Mustafa Kemal seçildi.
    https://isteataturk.com/...07838180_ataturk.png

    1921 5 Ağustos, Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevi verildi.
    https://isteataturk.com/...08175553_ataturk.jpg
    https://isteataturk.com/...08185365_ataturk.png

    1921 22 Ağustus/23 Eylül, Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması ve zaferle sonuçlanması. 1683’ten beri süren savunma ve geri çekiliş durduruldu.
    https://isteataturk.com/...07746193_ataturk.png

    1921 19 Eylül, Mustafa Kemal'e B.M.M. tarafından Mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanının verilmesi.
    https://isteataturk.com/...07747904_ataturk.png

    1922 26 Ağustos, Bir yıllık hazırlıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz'u başlattı.
    https://isteataturk.com/...08273692_ataturk.JPG

    1922 30 Ağustos, Gazi Paşa, Dumlupınar’da düşman ordusunun büyük kısmının imha edildiği, Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazandı.
    https://isteataturk.com/...13190926_ataturk.jpg

    1922 1 Eylül, "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!" buyruğunu verdi.
    https://isteataturk.com/...08275530_ataturk.png

    1922 9 Eylül Türk Ordusu İzmir'e girdi. Düşman kalıntıları denize döküldü.
    1922 10 Eylül, Gazi İzmir'de…
    http://manisanokta.com/...r-1923-600x320.jpg

    1922 11 Ekim, Mudanya Mütarekesi'nin imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08308942_ataturk.png

    1922 1 Kasım, Saltanat, TB.M.M. tarafından kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...13278488_ataturk.jpg

    1922 17 Kasım, VI.Mehmet Vahdettin, Malaya adlı İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı.
    1923 29 Ocak, Gazi Mustafa Kemal, İzmir’li Latife Hanım'la evlendi.
    https://isteataturk.com/...08479768_ataturk.png

    1923 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Halk Fırkası'nı kurması.
    https://isteataturk.com/...08484903_ataturk.png

    1923 24 Temmuz, Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren Lozan Antlaşması imzalandı.
    https://isteataturk.com/...08685244_ataturk.png

    1923 11 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...08685350_ataturk.png

    1923 29 Ekim, Cumhuriyet ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://ibb.co/eCMD0p

    1924 1 Mart , Gazi Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliğin kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu verdi.

    1924 3 Mart, Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat(öğrenimin birleştirilmesi), “Şer'iye ve Evkaf Vekaleti” ile “Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaleti”nin(Bakanlığı) kaldırılması hakkındaki yasalar, Büyük Millet Meclisi'nce kabul edildi.
    1924 20 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...08696520_ataturk.png

    1925 17 Şubat, Aşar (1/10) vergisi kaldırıldı.
    https://isteataturk.com/...09061694_ataturk.png

    1925- 24 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal ilk defa Kastamonu'da şapka giydi. https://isteataturk.com/...09477164_ataturk.png

    1925- 25 Kasım, Şapka Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09517640_ataturk.png

    1925- 30 Kasım, Tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması hakkında kanun kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09518837_ataturk.png

    1925- 25 Aralık, Uluslararası takvim, saat ve ölçüler kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...09520015_ataturk.png

    1926- 17 Şubat, Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10342832_ataturk.png

    1927- 1 Temmuz, Gazi Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ayrıldıktan 8 yıl sonra ilk kez İstanbul'a gitti.
    1927- 15/20 Ekim, Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu okudu.
    1927- 1 Kasım, Gazi Mustafa Kemal 2. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    1928- 9 Ağustos, Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10644067_ataturk.png

    1928- 3 Kasım, Türk Harfleri Kanunu Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
    https://isteataturk.com/...10511935_ataturk.jpg

    1931- 15 Nisan, Türk Tarih Kurumu kuruldu. 1931- 4 Mayıs, Gazi Mustafa Kemal 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.
    https://isteataturk.com/...10435164_ataturk.JPG

    1932- 12 Temmuz, Türk Dil Kurumu'nun kuruldu.
    https://isteataturk.com/...10488443_ataturk.jpg

    1933- 29 Ekim, Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşkuyla “Onuncu Yıl Marşı” eşliğinde kutlanan Cumhuriyet'in 10. yıldönümünde tarihi nutkunu verdi.
    https://isteataturk.com/...10510719_ataturk.jpg

    1934- 24 Kasım, Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanunu kabul edildi. 1935- 1 Mart, Atatürk 4. kez Cumhurbaşkanı seçildi.
    https://isteataturk.com/...10510998_ataturk.jpg

    1937- 1 Mayıs, Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışladı.
    https://isteataturk.com/...10437082_ataturk.jpg

    1938- 31 Mart, Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyuru yapıldı. 1938- 15 Eylül, Atatürk vasiyetnamesini yazdı.
    1938- 16 Ekim, Atatürk'ün durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlandı.
    1938- 10 Kasım Perşembe günü, saat 9.05’te Atatürk diyerek ebediyete göçtü. Son sözü) “Aleykümselam” oldu.
    1938- 11 Kasım, İstanbul Şehir Meclisi olağanüstü toplandı.
    Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsu yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı çekildi.
    1938- 12 Kasım, Yüksek Öğrenim gençliği, Üniversite Konferans Salonu'nda toplandı.
    1938- 13 Kasım, Gençlik, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına and içti..
    1938- 14 Kasım, Büyük Millet Meclisi toplandı.
    1938- 15 Kasım, Hükümet, Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
    1938- 16 Kasım, İstanbul halkı, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevini yaptı.
    1938- 19 Kasım, Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan aziz cenazesi(na’şı), önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü. Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.

    Görüntüler:

    https://ibb.co/ixdcbU

    https://ibb.co/fvgxbU

    https://ibb.co/e9KB39

    https://ibb.co/hxvjO9

    https://ibb.co/bWSyi9

    https://turkcetarih.com/...aflar-13.3.7.jpg

    https://ibb.co/irdtGU

    https://ibb.co/mXikwU

    https://ibb.co/jM1cAp

    https://ibb.co/jKwcAp

    1938- 20 Kasım, Atatürk'ün aziz cenazesi Ankara'ya ulaştı. Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
    1938- 21 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabre(mezara konuldu.
    1938- 25 Kasım, Atatürk'ün vasiyetnamesi Ankara 3.Sulh Hukuk Hakimliği tarafından açıldı.
    1938- 26 Aralık, Atatürk'ün “Ebedi Şef” sanıyla anılması kabul edildi.

    Fotoğraflar ve daha fazla detay için 10 Kasım Yas Günü kitabına kesinlikle bakınız. Büyüklük ve Onur nasıl bir şey, tekrar tekrar görünüz.

    1941-1 Mart’ta, Anıtkabir'in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya; Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konuyu daha başarılı ifade etmesi ve projenin araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda'nın projesinin uygulanması kararlaştırıldı.

    1944- 9 Ekim, Rasattepe’de Anıtkabir inşaatına başlandı. İlk harcı Başbakan Şükrü Saraçoğlu koydu.

    1953- 4 Kasım, Atatürk'ün Etnografya Müzesi’ndeki Geçici Kabri açıldı.Tahnit edilmiş na’şını hiç bozulmadığı görüldü.Kurşun tabuttan çıkarılarak, ceviz ağacından yapılan bir tabuta alındı. 1953- 10 Kasım, Atatürk'ün cenazesi, Anıt-Kabir'e nakledildi. Milletin sinesine gömüldü.

    4 Kasım 1953 - Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e götürülmek üzere Etnoğrafya Müzesi'ndeki geçici kabrinden çıkarıldı.
    https://ibb.co/ezdcbU

    https://ibb.co/egBKqp

    https://ibb.co/k7JSbU

    https://ibb.co/kodtGU

    https://ibb.co/cMBr39

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi

    Video: http://www.trtarsiv.com/...nitkabir-e-tasinmasi


    Tüylerim diken diken oluyor her izlediğimde, her dinlediğimde...

    Kronolojik incelememiz burada bitiyor. Falih Rıfkı Atay’ın “Babanız Atatürk” kitabında tam olarak yapmış olduğu çalışma bize Atatürk’ü çocukluğundan itibaren anlatmaktır. Keyifle okuyacağınız bir kitap. Her kitabın sonun da olduğu gibi Atatürk’ün ölümü bizleri üzüyor. ÖLÜMÜ bölümü en zor okunan bölüm. İnsan istiyor ki, zamanı geriye sarıp onu o hastalıktan kurtarsın. Ama olmuyor haliyle. Dünya Tarihine adını silinmez harflerle yazdırdı. Hem Devlet Adamı olarak hem Başkomutan olarak. Yaptığı inkılaplar ve kurduğu Cumhuriyet en temel hazinesi ve övünç kaynağıdır.

    https://isteataturk.com/...11554187_ataturk.jpg

    Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

    Kitabı okuyunuz, okutturunuz, hediye ediniz. Mustafa Kemal Atatürk sevginiz hiç bitmesin.

    *** Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 'den ve http://www.anitkabir.org/...urk-kronolojisi.html den ödünç aldığım bilgiler oldu. Kaynak oldukları için teşekkür ederim. Bazı bilgileri iki üç şekilde teyit ettim ama Kronoloji de bazen sıkıntı olabiliyor. Falih Rıfkı'nın verdiği tarihlerde bu kaynaklar ile örtüşmeyebiliyor. Muhtemelen yeni raporlar ve resmi tutanaklar sonradan bulunup güncellenmiş olmalı. Ufak farklar diyelim bunlara. Fotoğraflar ayrı olarak eklenmiştir. Hepsi özenle seçilmiş ve konulara eklenmiştir.

    https://isteataturk.com/...11687449_ataturk.jpg

    Herkese iyi okumalar diliyorum.

    https://www.youtube.com/...+t%C3%BCrk%C3%BCler+
  • Kitap, Mürebbiye, Yaz Novellası, Geç Ödenen Borç, Kadın ve Yeryüzü başlıklarından oluşan dört hikaye barındırıyor.

    Birinci hikaye, kitaba da adını veren "Mürebbiye". İki kız çocuğu, mürebbiye (bu ismi bu zaman diliminde çoğu kişi anlamayabilir), çocuğun anne babası ve evde bulunan diğer kişiler etrafında dönen hikayenin çocukların gözünden, kendi dünyalarında anladıkları ya da anlamlandırdıkları düşünce, gerçek ve hayal dünyalarının yazıya aktarılması.

    Bir hikaye başlıyor, ilerliyor, sonra o hikayeden yeni bir hikaye çıkıyor yani anlatıcının da başka bir anlatıcıdan
    dinlediklerini aktarmasını okuyoruz. Ve sonraki aktarıcı hikayenin kız, erkek, yaşlı adam ekseninde devam etmesini yani kısaca kızın oradan ayrıldıktan sonraki hayatımı yazılmış yoksa erkeğin duygularımı ya da adamın hikaye içindeki yeri mi? Novelladan bir roman çıkar mı yoksa novellayı bu şekilde devam etmesi mi iyi, bunu da artık okuyucu karar versin.

    Bir kişinin bir arkadaşına yazdığı uzunca mektubu okuyacaksınız. Genç kızken beraber olan ama daha sonra
    yolları ayrılsa da orada kalanın gidene orada olup biteni mektuplar yoluyla anlatmasının hikayesini okuyoruz. Mektup içine daha sonra giren gizemli şahıs hakkında ilk defa yaptığı itirafları okuyacağız.


    Bu dört hikaye içinde "Kadın ve Yeryüzü" daha çok dikkatimi çekti.

    Zweig'in kitaplarındaki o akıcılık, arka arkaya sıralanan cümleler bu kitapta da kendini gösteriyor. Aynı şekilde çevirmenin de o tempoya ayak uydurmasıyla hızını alamayan konular arka arkaya geliyor. Biri bittikten sonra diğeri başlarken, önce arabanın çalıştırılması daha sonra birinci vitese takılıp yavaş yavaş hızlanması gibi ilerliyor hikayeler. Önce yavaş sonra hızlı sonra dur.

    Okumaya başladığınızda ne var bunda derken, konu sizi
    içine çekmeyi başarıyor ve kendinizi kaptırıyorsunuz. Her bölümün ayrı tadı var. Sıkılmazsınız ama ne öğrendim derseniz işte burada elinize bir şey geçmez.

    Üç hikayenin ortak paydası var ama son hikaye biraz daha farklı.

    Ezcümle: Tavsiye ederim.

    Notlar:
    ++ Okuduğum kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış. 5. Basım Ekim 2017 tarihli
    ++ 11 Nisan 2018 günü hazırladığım yazıyı ancak (buraya yazamadığım yazılar -incelemesi bitmiş- var ama bunu da unutmuşum) bugün 10/08/2018 tarihinde ekliyorum.
  • SOSYALİZM EZBERCİLİKLE ÖĞRENİLEMEZ

    "Kafanızı insanlığın yarattığı bütün bilgi hazineleriyle zenginleştirerek komünist olabilirsiniz"

    -V. I. Lenin

    "Sosyalizmi öğrenmek için neye gereksinim duyarız? Sosyalizmin bilgisini elde etmek için genel bilgi toplamından neleri seçip ayırmalıdır? İşte, ne zaman sosyalizmi öğrenme görevi yanlış biçimde sunulsa ya da fazlasıyla tek yanlı olarak yorumlansa, birdenbire karşımıza çıkan birkaç tehlike...

    Doğal olarak, insanın aklına gelen ilk düşünce, sosyalizmi öğrenmenin, kitaplarda içerilmiş bulunan bilginin toplamını yutarcasına öğrenmek anlamına geldiği oluyor. Ancak, sosyalizmin incelenmesinin böyle bir tanımı, fazlasıyla kaba ve yetersiz olacaktır.

    Eğer sosyalizmin incelenmesi salt kitaplardakilerin yutarcasına öğrenilmesiyle kalsaydı, çok kolaylıkla kitap cambazları ve kabadayılarımız olurdu. Bu da çoğu zaman bize zarar verecektir; sosyalizmi kitaplar ve broşürlerde bulunanlardan ezbere öğrenmiş böyle kişiler, bu bilgiyi bir araya getirmekte ve komünizmin gerçekten istediği biçimde davranmakta yetersiz kalacaklardı.

    Bize eski kapitalist toplumdan kalan en büyük kötülüklerden ve talihsizliklerden biri, kitapların pratik hayattan tümüyle ayrılmış oluşudur. Çünkü, içlerinde her şeyin en iyi biçimde betimlendiği kitaplarımız vardır; ancak bu kitaplar, çoğu durumda, komünist toplumu yanlış betimleyen en iğrenç ve ikiyüzlü yalanlardan oluşmaktadır. Bu yüzden, komünizm hakkındaki kitaplarda yazılanların salt 'rutin' bir özümlenişi son derece yanlış olacaktı. Biz artık, konuşmalarımızda ve yazılarımızda, daha önceden komünizm hakkında söylenenleri salt tekrarlamakla kalmıyoruz; çünkü bizim konuşma ve yazılarımız, bütün alanlardaki günlük çalışmalarımızla bağlantılıdır. Çalışma olmaksızın, mücadele olmaksızın, komünist kitap ve broşürlerden elde edilmiş 'rutin' bir komünizm bilgisi değersiz olacaktır; çünkü, kuramın eylemden o eski ayrılmışlığını, eski burjuva toplumunun en iğrenç özelliğini oluşturan o eski ayrımı sürdüren budur.

    Eski okul, her şeyi tıka basa dolduran, öğrencilerin beynini tıkayıp köstekleyen, yararsız, gereksiz ve yavan bir bilgi yığınını yutarcasına öğrenmeye zorlayan ve genç kuşağı tornadan çıkmış memurlar durumuna getiren bir okuldu. Ama bundan, insanlığın bilgi birikimini ele geçirmeden komünist olunabileceği sonucunu çıkarırsanız büyük bir yanılgıya düşersiniz. Komünizmin kendisinin bir sonucu olduğu bilgi toplamını ele geçirmeden, sosyalist bilimin sonuçları olan sloganları ezbere öğrenmenin yeteceğini düşünmek yanlıştır.

    Marksizm, komünizmin insanın bilgi toplamından nasıl doğduğunu gösteren bir örnektir.

    Asıl olarak Marx'ın yarattığı sosyalist kuramın, sosyalizm biliminin, bu marksizm öğretisinin -bir deha bile olsa- tek başına 19. yüzyılın bir sosyalistin ürünü olmaktan çıktığını; dünyanın her yanında, bu öğretiyi kapitalizme karşı mücadelelerinde uygulayan milyonlar ve on milyonlarca proleterin öğretisi olduğunu okumuş ve duymuşsunuzdur.

    Marksizmin neden en devrimci sınıftan milyonlarca ve on milyonlarca insanın kalbini kazandığını soracak olursanız, alacağınız bir tek cevap olacaktır: Çünkü Marx'ın dayanağı, kapitalizmde kazanılan insan bilgisinin sağlam temeliydi. İnsan toplumunun gelişme yasalarını inceleyen Marx, kapitalizmin gelişmesinin kaçınılmaz olarak sosyalizme yol açtığını anlamıştır. Asıl olan, Marx'ın bunu ancak bu kapitalist toplumun en kesin, en ayrıntılı ve en derin incelenmesi temeli üzerinde kanıtlamış olmasıdır; bunu başarabilmesinin nedeni de, daha önceki bilimin örettiklerini tümüyle özümlemiş oluşuydu.

    Biz, insan toplumunca yaratılmış olan her şeyi, bir tek ayrıntısını bile ihmal etmeden, eleştirici bir gözle inceledik. İnsan düşüncesinin yarattığı her şeyi inceledik, eleştirdik, işçi sınıfı hareketinde denemeden geçirdik ve burjuva sınırlamalarıyla çevrilmiş ya da burjuva önyargılarıyla bağlanmış kişilerin çıkaramayacağı sonuçları çıkardık...

    Eski okuldan, genç insanların kafalarını, onda dokuzu yararsız, onda biri de çarpıtılmış çok büyük miktarda bilgiyle yükleme sistemini almamalıyız. Ama bu, kendimizi komünist sonuçlarla sınırlayabileceğimiz ve yalnızca komünist sloganları belleyeceğimiz anlamına gelmez. Komünizmi bu yolla yaratamayacaksınız. Ancak kafanızı insanlığın yarattığı bütün bilgi hazineleriyle zenginleştirerek komünist olabilirsiniz.

    Tıka basa doldurmaya gereksinim duymuyoruz; ama, temel olguların bilgisiyle her öğrencinin kafasını geliştirmeye ve kusursuzlaştırmaya kesinlikle gereksinim duyuyoruz. Çünkü, elde ettiği bütün bilgi kafasında sindirilmemişse, komünizm boş bir şey, salt bir yafta, komünist de salt bir kabadayı olacaktır. Bu bilgiyi yalnız özümlemek değil, eleştirerek özümlemek zorundasınız; öyle ki, yararsız süprüntülerle tıka basa doldurmayın kafanızı, ama eğitim gören çağdaş insandan ayrılamayacak olan bütün olgularla zenginleştirin.

    Bir komünist bu bilgiyi, geniş çapta ciddi ve sıkı bir çalışmaya girişmeden, eleştirici bir gözle incelemesi gereken olguları anlamadan, kaptığı hazır sonuçlara bakarak, sosyalizmi salt kurumlanmak için alırsa, çok kötü bir komünist olacaktır. Böylesi yüzeysellikler kesinlikle ve son derece zararlıdır. Az şey bildiğimi biliyorsam eğer, daha çoğunu öğrenmek için uğraşacağım; ama bir insan komünist olduğunu ve hiçbir şeyi adamakıllı bilmek gereğini duymadığını söylüyorsa, asla komünist falan olamayacak demektir."

    [“Rus Genç Komünistler Birliği Kongresi'nde Konuşma”, 1920, Genç Kuşak, sf: 28-32]

    alıntı: facebook Marksist Leninist Propaganda sayfası
  • Her gün okula, işe veya herhangi bir yere giderken yollarımızı süsleyen, gölgesinde serinlediğimiz, sevdiklerimizle birlikte altında piknik yaptığımız, önünde manzara fotoğrafları çektiğimiz, hammaddesinden ilaçlar ürettiğimiz, yaprağından dalından faydalandığımız ağaçlardan/ormanlardan bahsedeceğim.
    Kitap incelemesi çokça kez yapmam fakat bu kitabı anlatmak daha doğrusu bu kitabın kahramanları hakkında birkaç şey söylemek istedim. Çünkü bu, ısrarla üç maymunu oynadığımız bir konu.
    Kitap, ağaçların tohumlarından, filizlenmelerinden, büyümelerinden, yaşlılıklarından, aralarındaki akrabalık ilişkilerinden, ölümlerinden, haberleşmelerinden, bazı türlerin spesifik özelliklerinden ve daha birçok şeyden bahsediyor. Onlara dair her şeyden kısacası.
    Egoya sahip olan biz (bazen haddinden fazla), kendi türümüzü diğer her şeyden üstün tuttuğumuz için ´Her şey benim için var.´ düşüncesi ile yaşıyoruz. Çevremizdeki diğer canlı türlerini anlamaktan çok kullanmak amacındayız; bu, aklı olan ´biz´in aklını kullanamadığının, bunun da ileride çok büyük yıkımlara sebep olacağının kanıtıdır.
    Kitapta okuduklarıma çoğu kez şaşırdım. Evrenin zaten sistematik bir şekilde işlediğini biliyoruz, evet ama ağaçların da tıpkı insanlar gibi birbirleriyle, kökleri, diğer canlılar (daha çok mikroorganizmalar), salgıladıkları kimyasallar, bazen de mekanik etkileşim aracılığıyla; bu kadar fazla ve mükemmel bir şekilde sosyal etkileşim halinde olması beni şaşırttı.
    Yazar bir ormancı, verdiği çoğu bilgi kendi gözlemleri sonucunda ulaştığı bilgiler. Ayrıca samimi bir dille anlatmış.
    Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta sadece bu kitap değil, bu ve bunun benzeri tüm kitaplar. Doğa anlaşılmayı bekleyen inanılmaz sırlarla dolu. Bunları öğrenmek insanın etrafına bakışını daha anlamlı kılıyor. Daha fazla şey görmeni sağlıyor ve daha mutlu olmanı..
    Yazar kitabına çok güzel bir cümleyle son vermiş;
    ´´Ancak ağaçları anlayabilen bir insan onları koruyabilir.´´

    Umarım bir gün, ağaçları ve tüm doğal varlıkları anlamanın bir yolunu buluruz ve o gün çok geç olmamış olur.
    Ağaçların gövdelerine isimler kazımadığımız,
    onları yol çalışmaları uğruna cehaletle katletmediğimiz,
    bizim için değil, ´bizimle birlikte´ olmaları gerektiğini anladığımız günlere..
  • Trakya’ da Kırklareli’nin 58 Km. kuzeydoğusunda Demirköy İlçesi Sarpdere Köyü yakınlarında yeşilin her tonunu görebileceğiniz bir ormanın içinde, ikinci Jeolojik zamanda (Günümüzden 180 milyon yıl önce) oluşmuş bir mağara vardır. DUPNİSA.
    2003 yılında turizme açıldı o mağara. Daha önce mağara gezenler varsa bilirler. Milyonlarca yılda damla damla oluşan o mağaraların içine yürüme yolları adı altında beton merdivenler yapılır. Belli aralıklarla insanoğlu rahat görebilsin diye de ışıklandırılır. Hatta kendi kendimize uydurup şans getirsin diye içini bozuk paralarla doldurduğumuz küçük havuzcuklar oluştururuz içinde. Zavallı insanoğlu…
    İşte o Dupnisa mağarasını turizme açılmadan önce 1990 lı yılların sonunda el değmemiş haliyle gezme şansına erişmiştim rehber eşliğinde. Sessiz olup mümkünse hiç konuşmadan, gerekmedikçe el fenerlerini açmadan, karanlıkta tek sıra halinde el ele yürümemiz, belirli bölgelere geldikçe rehberlerin el fenerlerini açıp mağara hakkında bilgiler vereceklerini söylediler bizler. Kabus gibi gelmişti başlangıçta. Ama kabus falan değil gerçeğin ve doğanın ta kendisiymiş yaşayacaklarımız.
    Yer yer el fenerleri açıldı, tanıtımlar yapıldı. Özellikle bir bölgeye geldiğimizde el fenerlerimizi açmamız söylendi. Açtığımızda gördüğümüz manzara harikaydı. Binlerce yılda oluşan bir mağaranın içinde doğal bir yaşam vardı. Buz gibi su, sarkıt, dikit ve yarasalar. O manzaranın içinde eğreti duran sadece biz insanlardık. Rehberimiz bir dakika süre ile hepimizin el fenerlerimizi kapatmamızı ve konuşmadan sadece mağarayı dinlememizi istedi bizden. Dediğini yaptık. Karanlığın en koyu halinde görme duyumuzu kullanmadan, sessizliğin sesini, mağaranın özünü gördük biz.. İ-na-nıl-maz-dı.
    Tüm yaşantım boyunca doğanın bilinen en derin yerlerinden birinde bir dakikalık zaman dilimi, sadece bir dakika. İnsan ömrünün ortalama 70 yıl olduğunu varsayarsak 36.792.000 dakikalık ömürde sadece bir dakika. Ömrümüzün 36.792.000 de biri. Böyle bir tecrübeyi kendi adıma bir daha edinmem mümkün değildi. Yer yer düşmemek için ellerimizle mağaranın duvarlarına tutunmak zorunda kaldık. Yapışkan, ıslak, çamur gibi bir şey bulaştı ellerimize. Ne olduğunu mağaradan çıktığımızda anlayabildik ancak. Yarasa dışkıları kaplamıştı ellerimizi.16 türde yaklaşık 60 bin yarasaya ev sahipliği yapıyormuş Dupnisa.
    Şimdi o mağara maalesef karanlık değil artık. Işıklandırmanın yarasalara ve mağaranın oluşumuna etkisi ne kadardır halen tartışılıyor. Ama bildiğim bir şey var ki asla bir daha eskisi gibi olmayacak ve kimse o mağaranın sessizlikteki sesini dinleyip özüne ulaşamayacak..
    Kendi adıma doğaya hak ettiği değeri verme savaşımın en derin sebebidir Dupnisa ve o bir dakika. Doğal yaşam ve Başkaldırı kitabını okurken hep gözümün önüne o günün gelmesi de bundandır.
    Belki hayatımızın bir döneminde hepimizin aklından geçmiştir. Kaçıp gitsem bir dağ başına ya da bir su kenarına diye. Düşünmüşüzdür de kaçımız gerçekleştirebilmiştir bunu. İşte THOREAU bunu Walden gölünde iki yıl boyunca başarmış ve tecrübelerini de Doğal Yaşam ve Başkaldırı adıyla da kitaplaştırmış.
    Peki neden Walden gölü? Emerson en önemli dostlarından biriydi Thoreau’ nun (bazı noktalarda ayrı düşünselerde) ve Emerson’ un Walden gölünün kenarında bir arazisi vardı. Oraya bir kulübe inşa etti Thoreau ve dedi ki ‘’Sizlerin bir yıl için ödediğiniz kira parasına ben ihtiyaçlarımı karşılayacak bir kulübe inşa ettim’’.
    lginç bir kişilik Thoreau, sıradan biri değil. Bir felsefenin fikir babası. Thoreau, Emersonla birlikte Transandantalizm’ in öncülerinden. Transandantalizm, 19. Yüzyılda Sanayi devrimine, materyalizme ve kapitalizme tepki olarak doğmuş, doğa ve insanın birlikteliğine, doğanın da bir çeşit din olduğuna inanan, bilinçli ve temel ihtiyaçlarla yaşamanın erdemini savunan bir görüştür. Kendi içimizi dinleyerek erdem ve ahlaka ulaşabiliriz. Bize bunları öğretecek doğadan başka bir güç yoktur. Doğa kendi başına kusursuzdur ve bir ahenk içindedir ve Kapitalizm bu ahengi bozan bir sistemdir. Bizler doğa ile birlikte yürümeyi başarabilirsek eğer, daha üst gerçekliğe ulaşabiliriz. İnancın üstüne, dinin üstüne ulaşmak mümkündür. Eğer doğadan uzaklaşıyorsak zaten tanrıdan da uzaklaşıyoruz demektir.
    Son yüzyılda dilimize giren ve her geçen gün savunucularının arttığı ekoloji akımının kurucusudur aslında Thoreau. Fakat Thoreau’ nun Doğal Yaşamı; kapitalizmin ‘’alternatif yaşam olarak doğa’’ şeklinde bizlere sunduğu organik tarım, organik beslenme değil, tam anlamıyla doğanın kendisiyle birlikte yaşamaktır. Evinin yolu üzerinde ölmüş bir yabani atın kokusundan rahatsız olsa da, O’ nu gömmek yerine doğanın kendi iç dinamiklerine bırakıp diğer canlıların beslenmesine katkıda bulunmaktır ya da kedilerin köpeklerin genetiğini değiştirip sonrada hayvan sevgisinden bahsetmek değil de, dağ kedilerinin evinin önünden geçmelerine izin vermektir.
    İnsan özü gereği doğduğu anda hürdür. Fakat önce hükümetler sonra da insanların kendi materyalist hırsları onları köle yapar. Oysa gerçek özgürlük insanın kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasında yatmaktadır Thoreau’ ya göre.
    Tüm bu doğa tutkusu Thoreau’ nun bir romantik olduğunu zannetmemize sebep olsa da durum bunun tam tersidir ve Thoreau bir realisttir . Doğa vardır ve gerçektir. Doğa bizim değil, biz onun bir parçasıyızdır.
    1817-1862 yılları arasında yaşamış ve Harvard’ dan mezun olmuş Henry David Thoreau bu diplomasını hiç kullanmamıştır. Diplomaların anlamsızlığı hakkında ki görüşünü en iyi açıklayan anısı da mezun olup törenle diplomasını aldığı gündür. Aldığı diplomanın koyun derisi üzerine basıldığını fark eden Thoreau, ” Keşke her koyun, kendi derisine sahip çıksa! ” diyerek hem diplomanın ne kadar gereksiz olduğunu, hem de bireyleri kurtaran ve gelişimini sağlayan gücün yine kendisi olduğunu vurgulamıştır.
    Sevgili Thoreau sakin ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayarak Walden Gölü’ nde ki bu kulübede yaşarken, Amerika Meksika’ ya savaş açmış ve Thoreau bu savaşın altında yatan sebebin köleliği yayma çabaları olduğunu görünce savaş ekonomisi adı altında vatandaştan toplanan 1.5 dolar tutarındaki vergiyi, vergi sistemine muhalet ederek ödemediği için hapse atılmıştır. Kız kardeşi kendisine haber vermeden vergiyi ödeyince de bir gün sonra serbest bırakılmıştır (kız kardeşi ile ilişkilerinin bundan sonra nasıl geliştiği hakkında bir bilgi bulamadım maalesef). İşte Thoreau, en ünlü yapıtı olan ve Tolstoy, Mahatma Gandhi ve Martin Luther King’ e ilham veren Civil Disobedience ( Sivil İtaatsizlik) adlı makalesini bu olay sonucunda kaleme almıştır. Sivil itaatsizlik makalesi başka yayınevleri tarafından da son yıllarda ülkemizde basıldığı gibi bu kitabın sonunda da mevcuttur. Maalesef Say yayınlarından çıkan Sivil İtaatsizlik kitabını okuyunca Kaknüs yayınlarından çıkan Doğal Yaşam ve Başkaldırı kitabının çevirisinde ki ve basımında ki özensizliği görüyorsunuz.
    Örneğin;
    Kaknüs yayınları çevirisi; Amerikan hükümeti kökü yakın zaman öncesine dayanan bir gelenektir, bozulmadan gelecek nesillere ulaştırılmak istense de her saniye ilkelerinden bir şeyler kaybetmektedir. Bu hükümet tek bir adamın gücü ve canlılığından yoksundur; çünkü tek bir adam onu kendi iradesine göre şekillendirebilir….
    Say yayınları çevirisi; Yakın geçmişte oluşturulan Amerikan hükümeti, kendisini gelecek kuşaklara olduğu gibi taşımaya çalışan fakat sürekli olarak ilkelerinden bir şeyler yitiren bir gelenek değil midir? Onda bir kişide bulunan güç ve enerji yoktur, çünkü bir kişi bile onu kendi arzularına göre biçimlendirebilir….
    Kitapta sık sık karşımıza çıkan yanlış yerde kullanılan noktalama işaretlerini , ya da ‘’memnun’’ yerine memenun, ‘’gibiyim’’ yerine ‘’gibileyim’’ ya da ‘’öteye’’ yerine ‘’öleye’’ yazılması gibi çoğaltabileceğimiz örneklerin olması basımda ki özensizliği ispatlamakta. Oysa Thoreau felsefi yanının ötesinde İngilizceyi ustalıkla kullanan bir yazardır. Örneğin ‘’ Tatlı Ekim rüzgarı havalanıp, yaprakları hışırdatıp göl yüzeyini dalgalandırınca hiçbir kuş duyulmaz ve görülmezdi’’ ya da ‘’ Dalgalar cömertçe kalkıp öfkeyle kıyıya çarparak, bütün su kuşlarının safında yer alırdı, sporcu avcılar kasabaya dükkanlarına dönüp bu işi yarım bırakmak zorunda kalırdı.’’ gibi usta bir yazarın kaleminden çıkmışçasına etkileyici cümleleri var Thoreau’ nun. Bu nedenle diyorum ki; Ahh ahh, böyle özensiz bir çeviriye feda etmeseydi Kaknüs yayınları bu harika kitabı da, daha çok huzur bularak okusaydık o güzelim Walden Gölü' nü doğanın sesini, başkaldırının asaletini ve doğaya sığınmanın yüceliğini Thoreau’ nun anlatımıyla. Kimi yerlerde Türkçe’ den Türkçe’ ye çeviri yapmak zorunda kalsam da ha-ri-ka bir düşün adamını yakından tanıdım. Her şeye rağmen bu kitapla buluşmamızı sağladığı için bile yayın evine teşekkür etmek gerek diye düşünüyorum.
    İçinde Sivil İtaatsizlik makalesinin de olduğu ve Walden Gölü adlı kitabının editörlüğünü yapan Walter Harding’ in yazdığı önsöz ile birlikte 20 bölümden oluşuyor kitap. ‘’Okumak’’ ’Yalnızlık’’ , ‘’Ziyaretçiler’’, ‘’Yüksek Prensipler’’ gibi bölümlerin oldukça etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Bu bölümlerde Thoreau’ yu daha iyi tanıma şansınız oluyor. Ormanda yaşayan hayvanları inceleyip, onlar hakkında notlar almış gönüllü bir zoolog gibi günlerini bu işle ilgilenmeye vermiş ve bu bilgileri oldukça detaylı (eğer sayısal verilerle ve gözlemle çok ta ilgili değilseniz bu bölümlerde ki ampirik verilerin yoğunluğu biraz ağır ilerlemenize neden olabilir) bir şekilde kitabın çeşitli bölümlerinde paylaşmış ve mevsimlere göre gölün ve doğanın değişimlerini oldukça etkileyici bir dille anlatmış.
    Thoreau’ nun farklı bakış açısına sahip, herhangi bir sınıfa ya da düşünceye dahil olmamasından kaynaklananan ilginç kişiliğini birkaç örnekle açıklamak gerekiyor…
    • Thoreau bir anarşistir. Ama ütopyaların toplumla değil, bireyin iç dinamiklerini geliştirmesiyle, bencillikten kurtulup az ile yetinmesiyle kurulacağını savunur.
    • Yazdıklarının bir sosyalistin kaleminden döküldüğünü zannedersiniz ama kendisi liberaldir. ‘’ Bilgelik bizi liberalliğe götürür’’ demektedir.
    • Münzevi bir hayatı tercih eder ama, kendini insanlardan tamamen soyutlamaz. Zaman zaman köye inip dedikoduları alır ve insanlarla ilişkisini kesmez.
    • Kapısı ziyaretçilere her zaman açıktır zaman zaman onlarca insanı evinde ağırladığı olur ama bu varolan üç tane sandalyesinin sayısını arttırmasına sebep olmaz. Böylece anlar ki oturacak yer olmamasına rağmen ona gelen ziyaretçiler Thorueau için gelmektedir.
    • Öğrenciliği boyunca herkes Harvard’ ta siyah ceket giyerken, O yeşil ceket giymekte ısrarcı olmuştur.
    • Reformisttir ama reformculardan hoşlanmaz ve reform hareketlerine katılmaz. Bu nedenler sebebiyle ne tamamen redddebiliyor, ne de tamamen kabul edebiliyorsunuz yazarı.
    Thoreau’ nun Walden gölünde yaşadığı yer, yaşadığımız dönemde bir mimarlık harikası! olarak insanların ziyaretine açılmış. Bu mimarlık harikasını bu linkten görebilirsiniz. Ne şahaser ama …
    http://www.arkitera.com/...lu-ziyaretci-merkezi
    Neyse ki gölün kenarında Thoreau’ nun yaşadığı evin ve Thoreau’ nun kendisinin de bir replikası varmış.
    https://i.hizliresim.com/oVd7B2.jpg
    Son sözü Thoreau’ nun kitaptan bir alıntısına bırakmak belki de en vefalı davranış olacak bu düşün adamına karşı. ‘’Bırak gök gürüldesin, çiftçilerin ürününü bozmakla tehdit etse ne olur? Sana getirdiği haber bu değil. Onlar arabalara ve barakalara kaçarken sen bulutların altına sığın! Ticaretle değil eğlenerek yaptığın işlerle geçimini sağla! Toprağın tadını çıkar, ama ona sahip olma! Girişimcilik isteği ve inanç nedeniyle insanlar şu an bulundukları yere gelmiştir, alıp satarlar ve yaşamlarını bir köle gibi geçirirler.
    Keyifli okumalar
  • Merhaba sevgili 1000kitap ailesi. Bu inceleme hem benim hem de Son Çağrı ' nın ilk incelemesi. Keyifli okumalar...

    Kitabı en son Bursa kitap fuarında Alfa Yayınları'nda ki bir kitabı ararken sanş eseri aldım. Sürpriz oldu yani. Arka tanıtımını okuduğumda çok etkilendim. Birde Dünya Fantezi Ödülü'nü aldığını görünce iyice beni kendine sevdirdi ama okumaya çok geç ve stresli bir dönemde başladım. Üniversite sınavının ilk oturumundan çıkınca biraz o heyecandan ve stresten kurtulmak için onu kendime ilaç olarak gördüm.

    Kahramanımız Scott Crane ve bir poker oyuncusu. Çok küçük yaştayken kendisi gibi poker oyuncusu olan babası, ona poker öğretirken annesi bunu istemez ve Crane'i kaçırır. Anne, Crane'i babasının  yakalayacağından korkarak bırakmak zorunda kalır ve manevi babası Ozzie onu bulur. Crane büyüyünce ve usta bir poker oyuncusu olunca ( Ozzie profesyonel poker oyuncusu ) babası ile bir oyunda karşılaşır. Ama bu oyun bilinen poker oyunlarından değildir. Üstlenme denen bu oyun Crane'in bedenini babasının kullanmasına neden olur. Babası bedeni hemen kullanamaz. O süre zarfında da yakın arkadaşlarına ve ailesine zarar verir. Mecara Crane'in arkadaşı Mavranos, kendisi gibi Ozzie'nin manevi kızı Diana ve  Ozzie ile kendilerini kurtarma çabası içerisinde devam eder.

    Son Çağrı' yı her gün okumamakla beraber iki haftada bitirdim. Biraz uzundu ama beni sıkmadı. İlk 200 - 250 sayfada "Bu kitap gerçekten fantastik mi ? " diye düşündüm çünkü hiç bir fantastik öge yoktu ya da ben fark etmedim. O sayfaları geçince gerçekten farklı ve özgün bir kitap olduğunu bana kanıtladı. Kitaba on üzerinden sekiz puan verdim. Hak ederek..

    İncelememin başında da belirttiğim gibi benim ilk incelemem olduğu için cümle düşüklüğü falan varsa af ola. İncelemem hakkında ki yorumlarınızı lütfen esirgemeyin. Okuduğunuz için teşekkürler. Güzel kitaplar okumanız ve güzel kitaplara denk gelmeniz dileğiyle...