• Spoiler içerir!
    Harry Potter'ı ilk 3. sınıfa giderken okumaya başlamıştım. Ablam oku diye Felsefe Taşı'nı verdiği zaman "Bu çok kalın ama." demiştim. Okumaya başlayınca da su gibi aktı zaten. Hiç yerimden kalkmadan heyecanla okuyordum. Okuma alışkanlığı kazandım bu seri ile. Ateş kadehini okurken elektrikler kesilmişti, ben de mum ışığında okumuştum. :)) Çok güzel anılarım var Harry ile. Çocukluğumun kahramanı. Önce kitabını okur ardından filmini izlerdim. Dışarıdan yaklaşık otuz santim boyunda sopa, dal parçası bulmuştum. O benim asamdı. Pantolonumun içine sokar üstünü de bluzumle örter, yanımda taşıdım. Ailemi büyücü ailesi olarak hayal ederdim. Köye giderken arabanın içinde hayal ederdim. Bir şey olursa ailemi asamla kötülüğe karşı koruyacaktım. Sonra internetten kitapta geçen tüm büyüleri buldum. Söylenişi ile beraber ne işe yaradıklarını üşenmeden bir bir yazdım. Hatta ilk kitabı okuduğum zaman Harry'ye benzemek için pergelin sivri ucuyla alnıma şimşek biçimdeki izi kazımaya çalıştım. :)) Bayağı bastırmıştım Allah'tan iz kalmadı. Kahvaltıda da ailemden gizlemeye çalışmış, sofraya eğildikçe eğilmiştim. 9 yaşında okuduğum için ilk kitabı daha vakit var bana diyordum, Harry 12 yaşında almıştı mektubunu çünkü.
    Müthiş özlediğimi farkettim sonra. Yeniden başlayayım dedim. O kadar özlemişim ki kitabı okurken yer yer ağlama hissine kapıldım. Karakterleri daha çok sindirerek okumaya çalıştım.
    Harry Potter: On birinci yaş gününe kadar ne büyücü olduğundan ne Voldemort'tan ne de Hogwarts'tan haberi yoktu. Ailesini araba kazasında öldü sanıyordu. Hogwarts'a gelince neye uğradığını şaşırdı. Bir düşünelim. İnsanların adını bile söylemeye korktuğu karanlık bir büyücünün öldüremediği tek insan olarak ünlüsünüz, herkes sizden bir şeyler bekliyor ama daha büyüden bile haberiniz yok, üstelik bunları öğreneli sadece bir ay oluyor. Muggle dünyasında sürekli aşağılanan ezik bir tipken birden içinde ünlü olduğunuz bir büyülü dünyaya geçiyorsunuz. Yazar Harry'nin bu endişesini çok güzel yansıtmış. Kelid aynasında ilk defa ailesini gördüğü andaki duygusallığı çok etkileyiciydi. Harry'yi tarif edecek tek bir kelime seçme şansım olsa cesur derdim. Aslında küçük bir çocuğun merakına yenik düşerek kendini ilgilendirmeyen işlere burnunu sokarak gereksiz cesaret göstermesiydi. Ama bunlar onu hayatta tuttu. Görünmezlik pelerinine güvenerek gece yarısı okuldan atılmak riskine karşın Hogwarts koridorlarında dolaşmak deli cesareti istiyor ne de olsa.
    Hermione Granger: Hermione'ne de en az Harry kadar habersizdi büyü dünyasından. Ama ünlü olmadığı için ve gerçekten çok çalışkan olduğu için işler o kadar da zor olmadı. Hermione'yi çalışkanlığı, kıvrak zekâsı, sadakati, kurallara bağlılığı, sorunlara pratik çözümler üretme yeteneği ile tanıdım. Hermione güzelliği ile değil de zekâsı ile ön plana çıkıyordu. Çok kitap okuyor ve dolayısıyla çok biliyordu. Bu yüzden üzerinde çok bilmiş edası ve buyurgan çıkan bir ses tonu vardı. Harry ve Ron da dahil başta kimseyle anlaşamamıştı. Sonradan üçü gerçek dostluğu kurdular. Hermione sürekli ikilinin arkasını topluyordu. Filch'den kaçarken Alahomora büyüsü ile kilitli kapıyı açmasaydı daha doğru dürüst büyü bilmeyen Harry çoktan ölmüş olurdu. Çünkü Voldemort felsefe taşını ele geçirmiş olurdu. En azından Voldemort'u biraz daha büyüyünceye kadar oyalamış oldu. Hermione ifrit yüzünden yalan söyleyerek, Harry Quidditch ile meşgulken ödevlerini yaparak, Harry süpürgesinden düşmek üzereyken ve bitki onları boğacakken alev püskürterek arkadaşlarını kurtarmış oldu.
    Ron Weasley: Çilli, kızıl saçlı, uzun boylu bir tiptir. Küçük kardeş olduğu için hep abilerinin eskilerini kullanır. Fakirdir ailesi. Kardeşleri başarılı oldukları için içinse hep bir eziklik hisseder. Quidditch sevdası vardır. Harry'nin kankasıdır. Hiç ayrılmazlar. Sadıktır. Hermione ile pek anlaşmıyor, arada tatlı tatlı atışıyorlardır. Satranç konusunda inanılmaz bir yeteneği vardır. Filmde gösterildiğinden çok daha akıllı ve cesurdur. Ron karakterinin bu özellikleri açısından filme pek iyi yansıtılmadığını düşünüyorum. Ama esprili, sevimli, hafiften obur oluşu çok güzel yansıtılmış. Hermione ile olan atışmalarına filmde daha fazla yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum kitabın geleceği açısından. Ron'un Fred ve George adlı ikiz abilerinden de bahsetmeden geçmek istemiyorum. Haylaz mı haylaz, haşarı mı haşarı Weasley'lerdir. Hogwarts'taki gizli geçitleri çok iyi bilirler. Haylazlıkları ile Gryffindor'dan puan silinmesine neden olmalarına rağmen dur durak bilmezler. Onlar olmasaydı Hogwarts çok daha sıkıcı olurdu bence. Ron da sevimlilik konusunda abilerine çekmiş anlaşılan.
    Neville Longbottom: Neville büyükannesi ile büyümüştür. Büyükannesi onu biraz titiz yetiştirdiği için midir bilinmez sakar, biraz ürkek ama her nasılsa aynı zamanda da cesurdur. Yılın sonunda Gryffindor'un birinci olmasında katkısı vardır.
    Rubeus Hagrid: Göründüğü kadar korkunç olmayan hatta tam tersine aşırı duygusal, yumuşacık bir kalbi olan sadık bir devdir. Biraz ahmaktır. Ejderhalara karşı ilgisi vardır.
    Severus Snape: Soğuk bakışlı, bulaşılmaması gereken öğretmenlerin başında gelen iksir hocasıdır. Harry'den pek hoşlanmaz. James Potter'a olan can borcundan dolayı Harry'yi korur.
    Albus Dumbledore: Voldemort'un korktuğu tek büyücüdür. Aşırı derecede ileri görüşlüdür. Çok bilgili ve biraz da çatlak bir ihtiyardır. Dumbledore karakteri filmde çatlak olması yönüyle yansıtılmamış, sadece bilge, sıkıcı bir müdür rolündedir.
    Daha saatlerce yazabilirim ama yeter. Bu görüşlerim sadece Felsefe Taşı'nı kapsamıyor olabilir seriyi daha önce de bildiğimden. Örnek olarak Ron'un sevimliliği diğer kitaplarda daha fazla yansıtılıyor ama ben yine de incelememe yazmak istedim. Diğerlerini okudukça oluşan fikirlerimi de diğer incelemelerimde yazarım. Şimdilik bu kadar.
  • Okumak için geç kaldığım bir kitap, keşke okumak bende bir alışkanlık olmadan önce bu kitabı okusaydım çünkü o zaman bu kadar çok okumazdım ya da benim için bende bir zaman geçirme uğraşından öteye geçmeyen eserleri kaldırıp bir kenara atardım. Kitap bize gösteriyor ki aslında okuma alışkanlığı çoğu zaman düşünceyi geliştiren bir eylemden daha çok özgün düşünmeyi yok eden bir eyleme dönüşüyor okurda, başkalarının düşüncelerini fikirlerini benimseyip onlara inanıp hiçbir düşünceyi kendi kafamızdan değil sadece okuduklarımızdan alıp onların tellallığını yapıyoruz o da yetmiyormuş gibi kendimizi çok bilgili, ve zeki zannetmeye başlıyoruz. Oysa ki bir papağandan farkımız yok daha önce söylenenleri söyleyip sanki ilk söyleyen bizmişiz gibi davranıyoruz. Ya da hiç düşünmemiş, düşündüğünü dile dahi getiremiş bir yazarın çalakelem yazdığı eserlerde günlerimizi, dinlenerek düşünerek geçireceğimiz vakti heba ediyoruz. Schopenhauer kitapta diyor ki :Her insanın serbest zamanı tam olarak onun kendisi kadar kıymetlidir. Sanırım biz de o kelimele çöplüklerini okuyarak kendimizi kıymetsizleştirdik. Bu kitap bize nasıl okumalıyız, kimleri okumalıyız, okurken nelere dikkat etmeliyiz, neyi okumamalıyız gibi konularda yol gösteriyor. Kitapta da söylendiği gibi sayfayı doldurmak için yazılan hiçbir şey okunmaya değmez. Onun için ben de daha fazla uzatmadan diyebilirim ki bu kitap okumadan önce okunması gereken ilk kitap. İyi okumalar.
  • Bir Genç Kızın Gizli Defteri, bana ciddi anlamda okuma alışkanlığı kazandıran kitaptı. Seri on kitabı aştı ve sakız gibi uzamaya başladı tabii ki. İlk beş kitabını çok sevmiştim ama ondan sonrası biraz sıktı, buna rağmen on birinci kitaba kadar okumuştum.
    En sevdiklerim "Adım Adım Hayata" (dördüncü kitap) ve "İşte Hayat" olmuştu. Sanırım en çok bunları sevmemin nedeni Serra isimli baş karakterimizin artık üniversiteye başlaması ve üniversiteye girmesiyle yaşadığı farklı duyguların beni çok etkilemesiydi. Serra'nın gençliği, aşkı, gerçek dostluğu ve kalp kırıklığını en yoğun anlamda tattığı kitap buydu.

    Çok severek ve bir solukta okumuştum, tavsiye ederim, özellikle 11- 15 yaş aralığında olan kişilere daha çok tavsiye ederim. Günümüzde yazılan gençlik kitaplarından çok daha keyifle okuyacaklarına inanıyorum. Çünkü bahsettiğim yaş aralığında insan yavaş yavaş kimliğini aramaya başlıyor ve Serra gibi harika bir baş karakterin yer aldığı bir kitap okurlarsa kişiliklerinin gelişmesi açısından daha faydalı olacağına inanıyorum. Keyifli okumalar :):)
  • İlk Türk yazar okuyuşum. Kitaplarla hiç arası olmayan biriydim. Orhan Pamuk kalemiyle beni an be an olayların içine itti. Bazı bazı yerlerde güzel mesajlarıyla okuma alışkanlığı kazandırabilecek ve size çok şey katacak bir kitap. Minnet
  • Serinin ilk çıkan ve ilk okuduğum kitabı ve bence en etkileyicisi. En beğendiğim hikaye MAVİ YAKUT. Okuma alışkanlığı olmayan arkadaşlarıma tavsiye edeceğim ilk kitap.
    Daha detaylı konuşursam tadı kaçar kitabın, alın okuyun
  • Aslında bana kitap okuma alıskanlıgı kazandıran kitap diyebilirim .Baskının cok oldugunu fark edip okumaya başlamıstım gerçekten kitap "bir peri masalı" olmaktan çok çok daha fazlası
  • Zihnin rekabet alışkanlığı, hiç ilgisi olmayan alanlara kolayca yayılabilir. Örneğin okuma işini ele alalım. Kitap okumanın iki nedeni vardır: Ya hoşlandığınız için ya da öğrenmek için okursunuz.