• "Kitap verilenlerden (Yahudilerden ve Hristiyanlardan) Allaha,ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberinin (Muhammed'in) haram kıldığını haram saymayan, hak dini (islamı) din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye (kafa parası) verene kadar savaşın" (K. 9 Tevbe 29)
  • Eyyy kadınlar! Harcadınız o güzel adamları...
    Hayatlarında "Fırıncının kızından başka kitap okumayan erkekler için, dünya klasiklerini yalamış yutmuş; Tolstoy'u Dostoyevski'yi, Hemingway'ı baba gibi sevmiş erkekleri harcadınız...
    İçki içmeyi fıçı bira tüketmekten ibaret sanan erkekler için, gözlerinizin içine bakarak rakı içen erkekleri harcadınız...
    Şiiri cikletlerden çıkan manilerle karıştıran erkekler için, size Lavinya'nın Asaf'ı gibi "Üşüyorsan ceketimi al..." diye seslenen erkekleri harcadınız...
    "Ya benimsin, ya kara toprağın" diyen erkekler için, "Senin saçının teline kıyamam" diyen erkekleri harcadınız...
    Lüks arabalarıyla hava atan erkekler için, kendi yayan gidip sizi evinize taksiyle gönderen erkekleri harcadınız...
    Bir gecelik ilişki peşinde koşan erkekler için, size ömrünü adamaya hazır erkekleri harcadınız...
    Müzik zevki Sinan Akçıl'dan öteye gitmeyen erkekler için, Zeki Müren dinleyen erkekleri harcadınız...
    Film kültürü Kolpaçino serileriyle sınırlı olan erkekler için, Woody Allen filmlerinin repliklerini ezbere bilen erkekleri harcadınız... Hediye deyince akıllarına pırlantadan başka bir şey gelmeyen erkekler için, parktan çiçek koparıp size veren erkekleri harcadınız... İki yumurta kıramayan erkekler için, size İtalyan mutfağının bütün spesiyallerini elleriyle hazırlayan erkekleri harcadınız... Görgüsüzlüğünden bütün mönü'yü sipariş eden erkekler için, cebindeki parası az olduğundan "Ben daha yeni yedim diyerek" sadece size sipariş veren erkekleri harcadınız...
    Bir gömleğe bin dolar veren erkekler için, arkadaşının gömleği ile randevuya gelen erkekleri harcadınız...
    Baba parası yiyen erkekler için, alın teriyle para kazanan erkekleri harcadınız...
    Facebook'ta "fake' hesap açıp kadın peşinde koşan erkekler için, profiline birlikte fotoğrafınızı koyan erkekleri harcadınız...
    Instagram'da bütün hatunlara yürüyen erkekler için, sadece size "beğeni" koyan erkekleri harcadınız...
    Oturduğu semti bile gizleyen erkekler için, sizi evine davet edip anne-babasıyla tanıştıran erkekleri harcadınız...
    Sabah kalktığınızda yellene yellene yatan erkekler için, size serpme kahvaltı hazırlayan erkekleri harcadınız...
    Televizyon kumandasına ipotek koyan erkekler için, sizinle birlikte sevdiğiniz diziyi izleyen erkekleri harcadınız...
    Saçınızı kazıtsanız bile farketmeyen erkekler için, rujunuzu değiştirdiğinizde "Çok hoş olmuş" diyen erkekleri harcadınız...
    İki duble içince Kurtlar Vadisi karakterlerine dönüşen erkekler için, Sadri Alışık gibi davranan erkekleri harcadınız...
    "İş seyahatine gidiyorum" diyerek üç gün ortada görünmeyen erkekler için, bakkala giderken sizden izin isteyen erkekleri harcadınız...
    Cep telefonuna IBAN numarası kadar şifre koyan erkekler için, sizin doğum tarihinizi yapan erkekleri harcadınız...
    Annesi ön koltuğa kurulan erkekler için, sizi öne annesini arka koltuğa oturtan erkekleri harcadınız...
    Kısacası, ayılar için kuzuları harcadınız...
  • 168 syf.
    ·10/10
    Merhaba Sevgili Kitap Dostlarım:) Değerli yazar Muzaffer İzgü benim için çok kıymetlidir; çünkü ben ilkokula başladığımın ilk yılının ikinci döneminde okulumuza gelen Sayın İzgü ile birebir tanışıp adıma imzalı kitabını almıştım(Kuklacı Çocuklar).Sene 1998`de; İlk imzalı kitabım, ilk yazarım, e yeni de okumayı öğrenince bendeki değeri çok ayrıdır.Bu okuduğum eser de Kıymetli Yazarımız Muzaffer İzgü'nün kendi yaşam öyküsünü içeren bir kitap.Yine onun o yeri geldiğinde güldüren yeri geldiğinde içimi sızlatan kalemiyle geçirdim vaktimi.Onun o kelimelere mizahi dokunuşları, bize aktardığı hissi bambaşka.Bir küçük çocuğun -kendisinin- dilinden anlatıyor; geçimin zorluğunu, yaşamın çetrefilliğini ve ailenin gücünü. Ekmek parası kolay kazanılmıyor neticede. Küçücük yaşında yeri geldi karpuz taşıdı; yeri geldi gazoz, limonata, ayran sattı; yeri geldi darı...Çok severek okuduğum @bilgiyayinevi güzelliği olan bu kitabı her yaş grubuna gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum @okumakicinkitaphalleri.. Matmazelle birlikte sevgiyle, dostça ve hoşça kalın:)
  • Üniversiteler ve kitaplar kalkınmanın yegâne yoludur. Türkiye geriliyor. Türkiye üniversiteye önem vermediği için geriliyor. Bakmayın binalar yapılıyor. Üniversiteye kitap parası vereceksin. Üniversite mensuplarını çok iyi seçeceksin. Onlara imtiyazlı bir statü kazandıracaksın. Batıya göndereceksin. Ama
    Prof. Dr. unvanını çok titizlikle vereceksin.
  • Kitabın henüz başlarındayim. Her zamanki gibi bir ön inceleme yapmak isyedim. kitap bitince guncelleyecegim. Birinci kitabın devamı olduğu için birçok şeyi zaten biliyoruz. Artık okul harcı için para bulmaya çalışmasindan yıldım. Ne zaman parası olacak bu çocuğun. Ve Denna lüzumsuz biri gibi gelmeye başladi. Bir numarası yada özelliği varsa umarım kitabin ilerleyen sayfalarında ortaya çıkar. karşılıkli konuşmaları bile sıkıcı. Ve bast denna ile ilgili o kadar da güzel değil demişti ilk kitapta o yüzden bir türlü zihnimde canlandiramiyorum. Ve en sevdiğim karakter auri . Canım auri
  • 475 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Herman Melville denildiğinde şüphesiz ki ilk akla gelen Moby Dick oluyordur. Şimdi Moby Dick kitabını düşünün; Kaptan Ahab’ı o meşhur yolculuğa çıkmadan önce biraz oyalayarak Pequod gemisini durduralım ve Ishmael’i bir süreliğine ödünç alalım. O huysuz, aksi, acımasız, ama bir o kadar da sevdiğimiz Ahab bize çok kızacak ama Ishmael bize lazım. Ona “Gel bakalım Ishmael Kardeş; bize biraz anılarından bahset; özellikle de ‘İlk Sefer’inden...” deyip sözü ona bırakalım. Arada sırada Ishmael yerine Herman Melville’ın bizzat kendisini oturtup gerçek yaşantısından ilk denizcilik anılarını isteyelim. E tabii ki onu, özellikle de ‘Varlıklı bir tüccarken, Amerika’nın en buhranlı döneminin kurbanlarından biri olarak iflas bayrağını çekip akıl sağlığını yitirmiş ve vefat etmiş bir babanın’ geride kalan sekiz çocuğundan üçüncüsü olan beş parasız ve karada bulamadığı umudu denizde bulmayı umarak, hayallerinde sürekli görmeyi arzu ettiği İngiltere’ye giden bir gemiye miço olarak adını yazdıran Küçük Herman olarak dinleyelim. Şimdi Ishmael ile Herman’nın anlattıklarını birleştirerek, bunları yaşayana yeni bir isim verelim: REDBURN WELLINGBOROUGH.
    Babasının ölmeden önce tüccarlık nedeniyle gezdiği ve gördüğü yerler hakkındaki anılarıyla, evlerinde tek değerli varlık olarak kalan kitapları okuyarak edindikleriyle, gözlem gücünden ve merakından kazandığı bilgiler ile “büyümüş de küçülmüş” bir delikanlının macerası olsa da; bu kitap, yarı kurgusal- yarı otobiyografik yapısıyla, en az Moby Dick kadar övülmeyi hak etmektedir.
    Melville’ın hayatına göz attığımızda, gemicilik ile ilgili kitaplarla yazarlığa adım attığını açıkça görmekteyiz ki bunu denizde geçen yıllarının bir sonucu olarak dillendirmemiz hiç yanlış bir söylem olmaz. Yazdığı ilk iki kitabının denizcilik ile ilgili olmasına rağmen, bir “filozof” düşüncesine sahip olması ve döneminin buhranlı havası gereği üçüncü kitabı bu konudan uzak, bir eleştirel felsefe-deneme türünde olmuştur. Ancak bu kitabı çok satılmadığı ve ekonomik olarak krizin kendisini de çok yıpratması sebebiyle 10 haftadan kısa bir sürede Redburn’ü kaleme almıştır. Kendi deyimiyle “bir tutam tütün parası” olması için kaleme aldığı bu eser, aslında bir maceradan çok, derinsel anlamda toplumsal bir eleştiri olan Moby Dick’in de sinyallerini vermiştir.
    Kitabın sonunda yer alan ve Sayın M.Barış Gümüşbaş’ın kaleme aldığı “Redburn Üzerine” isimli bölüm, bu bakış açısını mükemmel ötesinde bilgilendirici bir seviyede açıklamaktadır.
    Bu derinlik ve maceradan sıyrılarak kitabın sahip olduğu “Denizcilik Terimleri”nden bahsetmek istiyorum. Her meslek grubunun sahip olduğu bir kuramsal dil-terminoloji mevcut olmasına rağmen, en ilgi çekici terimleri denizciliğin barındırdığı tartışmasız bir gerçektir. Size kitaptan şöyle bir alıntı sunayım:
    “...bir anda kontra flok adamlarımızdan biri griva mataforasının yakınındaki kol demirini hızla çekti. Çok geçmeden de, kontra flokumuzun başüstüne gürültüyle çarptığını duyduk.”
    Büyüleyici değil mi sizce de? Başta hiçbir şey anlaşılmıyor gibi gelse de bu sizi terimsel açıdan korkutmasın; çünkü Alfa ve tabii ki çevirmen Sn.M.Barış Gümüşbaş o kadar müthiş bir iş çıkarmışlar ki, bu terimlerin en sade ve anlaşılır biçimde açıklamaları sayfa altlarına, rahatsız etmeyecek ve yormayacak şekilde yerleştirilmiş. Ayrıca Melville’ın tarihten, coğrafyadan, mitolojiden, edebiyattan, müzikten, sanattan ve dönemin yaşantısından verdiği örnek ve benzetmeler net bir şekilde açıklanmış.
    Son sözü söylemek gerekirse; Redburn, kendi tarzında ve klasikler alanında uzun süredir okuduğum en eğlenceli, en acılı, en maceralı ve en bilgilendirici (denizcilik açısından) eserdi. Tereddütsüz tavsiyemdir.
    Sevgiyle...
  • 176 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Kitabı, dönemi açısından(1929) önemli ve öncelikli kılan çocuk gerçekliğini ele alan ilk roman oluşu ile öncü bir romandır.


    Romanda sigara ve içkiden bir hayli bahsetmiş. Bir çocuk kitabında bunlar çok rahatsız etti beni. O dönemin Almanya sını bilip kıyaslamak lazım ama çocuklarda heves ilgi oluşturabileceği için bu yazıyı çocuklara okuturken dikkatli olmak, açıklamalarda bulunmak gerek. Çocuğunuzda heves oluşacağını düşünüyorsanız buraları önceden karalayabilirsiniz. Tabi kitap sizinse.

    Onun haricinde kitabın verdiği çok güzel mesajlar var.
    Okumaya başladığınızda eğlenceli bir süreç sizi içine çekiyor. Bu kitapla kurduğunuz iletişim kolaylaştırır.

    Dönemin sosyolojik gerçekliğine de tanıklık yapan bu romanda çocuk dünyası, o dönemin çocuk gerçekliğinden yola çıkarak vurgulanırken, onun (çocuğun) ilk kez bir romanda özneleşmesine imkân verir.
    Kaestner, bu romanında dönemin (2. Dünya Savaşı sonrası) çocuklarının hangi sorunlarla karşılaştığını, kendi yalnızlıklarının üstesinden gelmek için kendi aralarında nasıl örgütlendiğini ve bunun sokak çetelerinin (grupların) oluşmasına neden olduğunu, ama bu grupların dayanışma için, kendi aralarında destek ve paylaşım için, birbirlerini korumak için oluşturulduğunu anlatır. Bizde dönemsel olarak bu tür bir yaklaşımı Kemalettin Tuğcu’nun Köprü Altı Çocukları’nda görürüz. Ama Tuğcu olaylara duygusal yaklaşır ve gerçeklikten zaman zaman vazgeçer.
    Metin çocukları anlatırken olay örgüsünden yola çıkarak yetişkinlere de seslenir. Aslında doğrudan bir seslenme değildir bu. Böyle yaparak yazar kendini çocukların yanında gösterir ve onların gerçekliğini anladığını ve yetişkinlerin de anlamasının gerekli olduğunu onlarla paylaşır. Çocuklar, gerçeği anlayacak kadar yetenekli ve onu ortaya çıkaracak kadar becerikli ve güçlüdürler.
    Romanı ilginç kılan bir diğer özellik de erkek çocuklarla eşit bir yetenek ve zekâsıyla betimlenen ve ilk kez bu şekilde romana giren kız karakterle karşılaşırız. Bu, çocuk edebiyatında eşitlikçi yaklaşımın öncülüğünü yapması nedeniyle devrim niteliği taşıyan bir tavırdır. Kahramanımız kız çocuk, güzel olmasına güzeldir ama aynı zamanda çok akıllı, cesur ve erkeklerden hiç de aşağı kalan bir yanı yoktur. Kadın özellikleriyle vardır ve eşit görünümde betimlenmiştir.
    Toparlarsak kitap bir çocuğun çocukluğunu tanımlayan gerçekçi bir romandır. Bu bağlamda yayımlanan ilk kitap olmasıyla çocuk edebiyatı tarihinde önemli ve öncü bir yeri vardır. 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan bir olayın tanıklığıdır roman.
    Romanın akışına bakarsak, Emil, sınıfının en iyisidir, çalışkan ve hırslıdır. Neustadt isimli küçük bir kasabada annesiyle birlikte yaşar. Babası beş yaşındayken ölmüştür. Annesi kuaförlük yaparak evin geçimini sağlamaktadır ve Emil de fırsat bulduğu her zaman annesine hem işinde hem de evde yardımcı olmak için elinden geleni yapmaktadır.
    Emil, çalışkan olmasına çalışkandır; ama o, aynı zamanda bir çocuktur ve zaman zaman diğer çocuklar gibi macera yaşamak onun da hoşuna gider. Bir keresinde meydanda bulunan Büyük Dük Karl anıtına gidip düke şapka takıp yüzüne bıyık ve kırmızı burun çizerler. Bunu Emil üstlenmiştir. Ancak Emil bunları yaparken Polis Yeschke gelmiş, polisi gören arkadaşları kaçmış ama Emil yakalanmıştır. Emil yalnız bırakılmış olmasına rağmen arkadaşlarını ele vermez.(rüyasında)
    Okul biter ve tatil başlar. Annesi Emil’i Berlin’de yaşayan teyzesinin yanına göndermeye karar verir. Orada büyükannesi ve çok sevdiği kuzeni Poni de vardır. Annesi büyükanneye vermek üzere Emil’e para verir.
    Yola çıkarken Emil’e yolda nasıl davranacağını tekrar tekrar anlatır ve dikkatli olması için sürekli uyarır. En önemlisi ona emanet edilen parayı kaybetmemesidir.
    Sonunda tren yolculuğu ve macera başlar. Birkaç durak sonra Emil’in bulunduğu kompartımana kendisini Bay Grundeis(Grundays) olarak tanıtan bir adam gelir ve bir süre sonra ikisi yalnız kalırlar.
    Adamın melon şapkası Emil’in dikkatini çeker. Görüntüsü hiç de sempatik değildir ve gizemli hali Emil’i huzursuz eder. Bunun üzerine Emil tuvalete gidip parayı güvenceye almak için ceket yakasından çıkardığı iğneyle iç cebine iğneler.
    Kompartımana döndüğünde, Bay Grundeis'ın uyuduğunu görür. Yerine oturur ve uyumamak için uzun süre çabalar ama sonunda uykuya yenik düşüp gözlerini kapar. Uykusunda kâbuslar görür. Bir süre sonra uyandığında melon şapkalı adamın yerinde olmadığını fark eder. Ama farkına vardığı başka bir şey daha vardır. Annesinin biriktirmek için büyük emekler sarf ettiği parası yerinde yoktur.
    Emil bir sonraki durakta trenin durduğunu duyar. Melon şapkalı adamı görmek için pencereden sarkar ve onun peronda yürümekte olduğunu görür. Hemen trenden iner ve adamı takip etmeye başlar.
    Ama bu arada Berlin tren istasyonunda büyükannesi ve Pony onu karşılamak için beklemektedirler. Emil trenden çıkmaz ve çaresiz eve dönerler. Emil’in annesini aramak için telefonları da yoktur.
    Emil takip sırasında Gustav adında bir çocukla tanışır. Gustav ilginç bir çocuktur, çünkü cebinde borazan taşır. Emil’den sorunu öğrenen Gustav ona yardım etmeye karar verir. Ardından olaya bir düzine çocuk katılır ve maceranın ikinci aşaması başlar.
    Uzun süren takibe bu arada yüze yakın çocuk katılmıştır. Hatta bu arada haberleştiği Pony bile bu eyleme katılır.
    Sonunda hırsız bankada yakalanır. Adam yaptığını inkâr etse de Emil’in çok iyi bir kanıtı vardır: Paradaki iğne delikleri.
    Emil poliste bütün olanları anlatır ve uzun zamandır aranan hırsızı yakalattığı için de ayrıca 1000 Mark ödül alır. Bu parayla annesine kalın bir ceket ve saç kurutma makinesi almaya karar verir.
    Olayı öğrenen annesi de Berlin’e gelmiştir ve mutlu sonu hep birlikte kutlarlar.
    (Bu incelemede istanbul üniversitesi çocuk gelişimi bölümü çocuk edebiyatı notlarımdan yararlandım)