• Denemeler kitabını 2016 yılında Çukurova Kitap Fuarı’ndan almıştım. Kitabın etiket fiyatı 6 liraydı ama TDK %50 indirim yaptığı için 3 lira gibi komik bir fiyata almıştım. İçinde Türk edebiyatının en önemli yazarlarından derlenen denemeler var. Kimler yok ki bu seçkide: Yahya Kemal’den Ahmet Haşim’e, Necip Fazıl Kısakürek’ten Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Peyami Safa’dan Özdemir Asaf’a onlarca ünlü yazar.

    Gözlerim bu isimlerin arasında birkaç kadın yazar aramadı desem yalan söylemiş olurum. Türk edebiyatında deneme seçkisine girebilecek kadın yazarımız yok mudur? Seçici kurul seçme konusunda biraz cinsiyetçi davranmış gibi.

    Denemelerin hepsini aynı beğeniyle okumadım. Aralarında neden seçildiğini anlamadım, yerlerine çok daha iyilerinin bulunabileceğini düşündüğüm denemeler de vardı çok keyif alarak okuduğum denemeler de. Hatta daha önce okumadığım bazı yazarların, Suut Kemal Yetkin ve Fethi Naci gibi, denemeleri o kadar hoşuma gitti ki yazarların kitaplarını da okumak istedim. Bu açıdan başarılı bir derleme olmuş. Seçilen yazarların kalemleri hakkında az çok bilgi sahibi oluyorsunuz.

    Kitabın yayınevi Türk Dil Kurumu olunca insan hiç yazım yanlışı olmayacağını düşünüyor ama tam tersine tahmin edemeyeceğiniz kadar yanlış vardı. Sanırım yayınevi denemelerin yazıldıkları dönemdeki hallerini basmış, yazarların yaptıkları yanlışlara dokunmamış. Bazı denemeler neredeyse yüz yıl önce yazıldığı için değişen yazım kuralları yüzünden yazılar günümüz kurallarına göre yanlışlarla dolu. Keşke yayınevi bütün yazıları günümüz kurallarına göre düzenleseydi.

    Güzel Yazılar Denemeler kitabını deneme türünü seven, yeni yazarların kalemleriyle tanışmak isteyen ve dersinde deneme konusunu işleyecek öğretmenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
  • Bir şeyleri ertelemeye başladığımı fark edince savsaklama davranışıyla mücadelenin el kitabı olan Prokrastineyşın’ı tekrar elime aldım.(Savsaklamak: Belirli bir sebebi olmadan ve isteyerek bir işi ertelemek, geri bırakmak. bkz:TDK) ⬇️⬇️
    Öncelikle Prokrastineyşın (procrastination) ne demek ona bakalım.
    Procrastination: Erteleme, oyalama, savsaklama ve geciktirme davranışına verilen bir isim. Bunların size de oldukça tanıdık geleceğinden eminim.
    Timothy A. Pychyl çok uzun yıllar insanların savsaklama davranışları üzerinde çalışan bir psikolog. Kitap da onun blog yazılarının bir derlemesi. Kitabın kısa oluşu ironik bir mesaj aslında. Timothy A. Pychyl kitabın giriş bölümünde “Bu kitap neden bu kadar kısa?“ başlıklı paragrafta yazdığı üzere: İnsanların çoğunun bir kitaba başlayıp, onu günün birinde mutlaka bitirme sözüyle bir kenara bırakarak bir daha kapağını dahi açmamasından yakınırken (Bu günlerde kitabı tekrar okumama sebep olan konu.); erteleme davranışının bir nevi panzehiri olarak gördüğü bu kitabın da aynı kaderi paylaşmasını engellemek istiyor.
    Sorumluluklarınızdan ufak ufak uzaklaşmaya, yarın da yaparım ne olacak düşüncesi ile önceliklerinizden kaçmaya başladığınız dönemlerde tekrar tekrar okumanızı tavsiye ettiğim bir kitap.🤗
  • Kitap Yusuf Akçura'nın 1904 tarihinde Osmanlı Devletinin çalkantılı dönemlerinde yazılmış makalesi başta olmak üzere, yazarın hayatı, kitaba tepkiler ve kitap üzerine değerlendirmelerden oluşuyor. Dili oldukça ağır. Bir sözlükten ya da TDK'nin sitesinden yardım almanızı öneririm, çünkü oldukça üstü tozlanmış kelimeler mevcut. Kitapta Akçura ; Türkçülük, İslamcılık ve Osmanlıcılık üzerine görüşlerini yazmış ve bunları değerlendirmiş. Ancak, zannımca kitabın sonunda açık açık belirtmiyor Türkçülük politikasını seçtiğini. Fakat Osmanlıcılığın artık öldüğünü kabul ediyor diyebilirim kesin olarak. Kitabın yazıldığı dönemi çok iyi değerlendirmiş yazar. Ayrıca Türk milliyetçiliğinin ilk manifestosu de denebilir.
  • Cengiz Dağcı'nın 1958-1959 yılları arasında kaleme aldığı Moğolların önderi Cengiz Han'ın hayatını anlatan bir roman. Cengiz Han'ın diğer adıyla Temuçin'in hayatını anlatan roman, babası Yesügey Bahadır'ın hükümdarlığından başlayarak Cengiz Han'ın zorluklarla geçen yaşantısından bir kesit sunuyor okurlara.
    *** Kitapları sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısım ipucu (spoiler, sürprizbozan) içerir. Kitabı henüz okumayanlar bu kısmı atlayarak bundan sonraki bölümü okusun lütfen.
    -----------------------------------------------------------------
    Kitap Cengiz Han'ın babası Yesügey Bahadır'ın hayatından bölümlerle başlıyor. Yesügey Bahadır Ak Tatarların önderi Temuçin Üge'yi esir alır ve kendi topraklarına getirir. Kendi ordasına geldiği sırada hanımı Yulun Eke'nin doğum yaptığını öğrenir Yesügey Bahadır. Bebek elinde kanlı bir bezle doğmuştur. Oğlunun adını Temuçin koyar. Şamanlara göre bu çocuk ilerde Moğol topraklarına hükümdar olacaktır. Çocuğu olduğunu öğrenen Yesügey Bahadır bu mutlu haber üzerine Temuçin Üge'yi serbest bırakır, kendi ülkesine dönmesini emreder. Yesügey Bahadır'ın hanımı Yulun Eke, Merkitlerin önderi Çılaydı Eke'nin hatunudur. Ancak Yesügey Bahadır, Yulun Eke'yi kaçırmış kendi hatunu yapmıştır. Moğol ulusu Yulun Eke'ye çok değer verdiğinden ona 'Bulut Ana' denmektedir.
    Ak Tatar ulusundan Kargun Batır, oğulları Birge ve Kaltugay ile beraber Merkitlerin önderi Çılaydı Eke'den yardım ister. Yesügey'in Temuçin Üge'nin ordasını bastığını, onu alıkoyduğunu, düşmanın ortak olduğunu söyler. Ancak Yesügey Bahadır'ın gücünün farkında olan Merkit önderi, savaşçı andaları Tukta Beyci ve Haata kabilesi önderi Hatay Darmala'yla konuştuktan sonra kendisinden zaman ister ve ona sabırlı olmasını söyler. Tukta Beyci, Çılaydı'ya on - on beş yıl beklemesi gerektiğini, yıllar sonra Yesügey'in gelinini kaçırarak ondan intikam alacağını söyler.
    Temuçin'in, Kasar, (anneleri farklı olan) Bektar ve Belgütay adında kardeşleri vardır. Kardeşlerinden Bektar, Temuçin'e düşmanlık beslemektedir. Bu durumun farkında olan Temuçin babasına durumu fark ettirmemektedir. Temuçin'in amacı bir gün Moğol uluslarını birleştirmektir.
    Temuçin 13'üne bastığında Yesügey Bahadır, Temuçin'i evlendirmek için eş aramaya koyulur. Kendi ulusundan biriyle evlendirmeye niyeti yoktur Yesugey'in. Çünkü Moğol ulusu kurt postu giydiklerinden kötü kokmaktadır. Yanına oğullarını alıp yola koyulurlar atlarıyla. Ungır Ordasından Dai Seçen'le karşılaşırlar. Dai Seçen karşısına çıkan Yesügey'in oğluna eş aradığını öğrenince kızını Temuçin'e vermek ister. Dai Seçen onları misafir etmek ister. Kendi çadırına götürürken Ak Tatarlarla karşılaşırlar. Tatarlar onları coşkuyla karşılar ve çadırlarında ağırlarlar. Yesügey başta şüphelense de Dai Seçen'den ötürü kendisine zarar gelmemiştir. Dai Seçen daha sonra onları kendi çadırına götürü ve kızı Bortay'la tanıştırır. Yesügey ufak tefek ancak güzel olan bu kızı beğenir. Temuçin'in kızı daha iyi tanıması için oğlunu orada bırakır ve oğullarıyla birlikte kendi topraklarına geri döner. Geri dönüş yolunda Ak Tatarlar Yesügey'i kendi çadırlarına davet ederler ve Yesügey'i zehirlerler. Haberi alan Temuçin ordaya geri döner. Babasının öldüğünü öğrenir. Orda başsız kalır. Taycuutların önderi Targutay Kurulduk bu durumdan faydalanarak Moğolları kendi tarafına çeker. Kendini Moğolların önderi ilan eder. Moğollar onun saflarına katılır. Temuçin ve ailesi yalnız bırakılır. Dağılan Moğol uluslarını bir araya getirmek hayalinde olan Temuçin'i yalnız bırakılmak üzer. Moğolları tekrar kendisine tabi etmek ister ancak bunun ilk yolunun kendi çadırını yola koymak olduğunun farkındadır. Kardeşi Kasar'a birlikte bir gün kendilerine düşmanlık eden Bektar'ı öldürürler. Bunu öğrenen Yulun Eke çok üzülür. Bektar'ın ölümünden sonra Belgütay, Temuçin ve Kasar'la dost olur. Ordaları yavaş yavaş büyür. Ordaya yeni yeni atlar katılır. Bir gece Temuçin'in çadırına yüzü gizli biri gelir. Targutay Kurulduk'un çadırına doğru geldiğini haber verir. Kaçmasını söyler. Targutay Kurulduk, Temuçin'i gelişmesinin önünde engel olarak görmektedir. Onu ortadan kaldırmak ister. Temuçin kaçar. Ormanda gizlendiği bir sırada tuzağa düşer. Esir edilir. Boyunduruk takılır boynuna. Targutay Kurulduk'un ordasındaki meydanda boynunda boyunduruk yatarken Moğol bir ana gelir omuzbaşlarına bez koyarak yaralarını sarar, ona et verir. Targutay'ın ordasında misafir olan Yesügey'in eski dostu Sorgan Şira'nın ona yardım edeceğini söyler. Dediği gibi de olur. Temuçin'in başına bir çocuk koyarlar ona göz kulak olması için. Temuçin bir yolunu bulur, çocuğu öldürür ve kaçar. Targutay'ın emrindekiler her yerde onu arar. Temuçin Onon Nehri'ne girerek saklanır. Targutay'ın adamları onu bulamaz ve geri dönerler. Temuçin, gece vakti Sorgan Şira'nın çadırına gider ve yardım ister. Sorgan Şira ona yardım eder. Oğulları Çıla ve Çınba yün dolu bir at arabasıyla yola çıkar. Arabanın içinde yünlerin altında Temuçin yatmaktadır. Yolda Targutay'ın savaşçılarıyla karşılaşırlar. Dayılarının Targutay Kurulduk'un andası Dodo Kıray'ın yanında olduğunu, arabanın arkasındaki atın ona ait olduğunu atı ve yünü ona götüreceklerini söylerler ve onları atlatırlar. Bir müddet gittikten sonra yedekteki atı da Temuçin'e vererek ayrılırlar. Temuçin kendi çadırlarının bulunduğu yere Burhan Kaldun Dağı'na gider. Ailesini bulur. Ailesi Temuçin'in döndüğüne inanamaz. Temuçin, dağın yakınında bulunan Gölyalgu'ya taşınmaya karar verir. İki gün sonra da taşınırlar. İki hafta sonra Targutay'in ordasından kaçanlar Temuçin'in çadırlarına katılır. Yulun Eke'ye Temuçin'in Targutay'ın elinden kurtulduğu haberini getirir. Ancak karşılarında Temuçin'i görünce şaşırırlar. Yesügey'in eski demir ustası olan Çalmay da bir gün Temuçin'in çadırlarına katılır. İyice genişler Temuçin'in ordası.
    Günlerden bir gün Temuçin'in ordasındaki sekiz at çalınır. Kasar, Taycuutların çaldığını söyler. Temuçin atına atlar ve peşlerine düşer. Birkaç gün sonra azığı güçsüz düşer. Temuçin ne yapacağını bilememektedir. O sırada ormanın ötesindeki geniş otlakta bir gençle karşılaşır, tanışırlar. Gencin Nuhu Boyan'ın oğlu Bogurçı olduğunu öğrenir. Bogurçı, Temuçin'in başına gelenleri öğrenince ona yardım etmek ister. Atların izine ulaşırlar ve atları kaçırmayı başarırlar. Ancak Taycuutlar peşlerine düşer. Kovalamaca esnasında Bogurçı Taycuutlardan bir kişiyi okla vurur. Böylece ardındakileri yavaşlatır. Nuhu Boyan'ın çadırına yol alırlar. Nuhu Boyan, Bogurçı'nın haber vermeden ortadan kaybolmasına kızsa da olanı biteni anladıktan sonra oğlunu Temuçin'in ordasına onun hizmetine gönderir. Temuçin'in ordasına yol alırken muazzam bir manzarayla karşılaşırlar. Moğollar Temuçin'in ordasına geri dönmüştür. Moğollar'ın Temuçin'in ordasına dönmeleri için çabalayan savaşçılara öğüt veren yüzü saklı bir savaşçı vardır. Artık iki yüz çadırlık olmuştur orda. Temuçin bundan sonra Bortay'ı almak istemiştir. Annesi Yulun Eke'ye bu fikrinden bahseder ve yola koyulur. Bortay'ı alır ve evlenirler. Ungırlar da Temuçin'in Targutay'dan kurtulduğunu görünce Temuçin'in ordasına katılır. Temuçin'in ordasında olan gençler rehavete kapılır günlerini günlük güneşlik rahat rahat geçirirler. Günlerden bir gün Merkitlerin önderi Tukta Beyci, Temuçin'in ordasını basar, ortalığı birbirine katar. Yıllar önce verdiği sözü tutar ve Bortay'ı kaçırır. Çılaydı'nın kardeşi Çilger'e verir. Bunun ardından Temuçin, Togrul Han'ın ordasına gidip ondan yardım ister. Togrul Han gönülsüz de olsa yardım eder. Togrul Han adamlarına emir verir. Soğuk bir kış günü Merkit çadırlarının kuzeyinden saldırırlar. Merkit çadırlarında genç - yaşlı, kadın - erkek demeden öldürürler. Bortay'ı kurtarırlar. Bortay hamiledir. Temuçin, Bortay, Çilger'in ordasına geleli altı ay olduğu için çocuğun kimden olduğu bilinmeyeceğinden çocuk erkek olarak dünyaya gelirse adının Moğolca'da kim olduğu bilinmeyen anlamında Cuçi konmasını ister. Kitabın sonlarında Togrul Han'ın adamlarından Yamuga, Temuçin'in yanına gelerek Udutların barış istediğini söyler. Temuçin ise suçluların yok edilmeden bu topraklara barış gelemeyeceğini söyleyerek onları öldürmelerini söyler. Kitabın sonunda Kaltugay'ın iç konuşmasından Temuçin'in çadırına gelerek Targutay'ın peşinde olduğunu kaçmasını söyleyen Moğolları Temuçin'in saflarına katılması için uyaran yüzlü gizli kişinin olduğu anlaşılır. Bunların ardından üç gün sonra hayatta kalan Udutlarla beraber Temuçin kendi ordasına doğru yol alır. Kitap böylelikle sona erer.
    -----------------------------------------------------------------
    Yukarıda kitabın özeti var. Çok keyifle okuduğum bir kitaptı. Tarihi kurgu romanıdır Genç Temuçin. Salt bilgi ağırlıklı kitap okumaktan zevk almayanlar için ideal. Tarihi hikayeleştirerek anlatmış Cengiz Dağcı. Kitabın arka yüzünde Cengiz Han'ın Cengiz Han olmadan 'önceki' badireli hayatını konu alıyor denmiş. Evet, tam da öyle bir kitap. Cengiz Dağcı bu kitabını Ruslar tarafından asla bahsedilmeyen Tatar tarihini araştırması sonucu karşısına çıkan sınırlı sayıdaki kaynakta ve edindiği bilgiler neticesinde kaleme almış. Genç Temuçin, Cengiz Dağcı'nın ilk ve tek tarihi romanı. Esasında devam kitabı olsaymış güzel olurmuş diye düşündüm. Bu kitapta Temuçin'i okuduk. Başka bir kitapta da Cengiz Han'ı okurduk. Oldukça sürükleyici bir kitaptı benim için. İlk başta yavaş ilerlese de sonradan hız kazandı ve merakla okudum. Öncesinde de Cengiz Han hakkında bilgi edinmek için ünlü tarihçi Zeki Velidi Togan'ın Çengiz Han adlı altmış altı sayfalık kitabını okudum. İki kitaptaki bilgilerde örtüşen kısımlar mevcuttu. Kitapta dikkatimi çeken kısımlardan biri yazım hatalarının düzeltilmemesiydi. Cengiz Dağcı Türkiye Türkçesinde yazarken yanlış yazmış olabilir ya da kaleme aldığı dönemde bazı kelimelerin yazımı TDK'de yazdığı şekliyle belirtilmiş de olabilir. Ancak günümüzde ayrı yazılan kelimeler var. Onlar düzeltilmemiş (kitabın baskısı yeni olduğu için rahat söylüyorum bunları). Bir de kitapta dikkatimi çeken bir nokta var. Sayfa 264'te Tukta Beyci Temuçin'in hatunuyla konuşurken on beş yıl önce Yesügey, Çılaydı Eke'nin hatunu Yulun Eke'yi çaldığı gibi diyerek söze başlıyor. Yalnız burada bir hata varmış gibi geldi, belki de ben mi yanlış hatırladım bilemiyorum. Temuçin13 - 14 yaşlarındayken Yesügey ve oğulları ona hatun bulmak için yollara düşüyorlar. Bortay'ı buluyorlar. Ancak talihsizlikler sonucu evlenemeden Temuçin ordaya geri dönüyor. Kitapta adı geçen olayların ardından dört yıl sonra Bortay'la evleniyor Temuçin. Yani Yulun Eke kaçırıldıktan yaklaşık en az 17 -18 yıl sonra Tukta Beyci sözünü yerine getiriyor. Burada bi hata söz konusu bence. Aklıma gelmişken yazmak istedim. Kitabı okurken haritadan yararlandım, böylece olay örgüsünü daha net kavrayabildiğimi düşünüyorum. Keyifle okuduğum bir kitaptı, devam kitabı olmasını çok isterdim. Cengiz Han'ın hayatını roman türünde anlatan kitaplar biliyorsanız önerilerinizi beklerim. İncelemenin altına yazabilirsiniz. Kitabı tavsiye eder, keyifle okumalar dilerim.
  • Merhaba arkadaşlar, hazır saatlerimizin yeniden eski düzenine döneceği haberi resmi gazetede yayınlanmışken, tesadüf bu ya biz de bugün bol bol saatlerden konuştuğumuz, keyifli sohbetimizi paylaşmak istedik sizinle. :)

    Öncelikle henüz kendimi ötekileştirmeyi bir türlü beceremediğim için ben diye bahsettiğimde Meltek anlayın lütfen. Kişisel düşüncelerim için de grup sorumlu tutulmasın zira :)

    Evet, ben kitapta işaretlemiş olduğum yerleri tekrar okuyabilmek için mekana biraz erken gittim. Ve bu geriye dönüş ile bir kez daha; Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kurgusuna hayran oldum. Birçok nokta çok daha anlaşılır geldi benim için. Ben oradayken çok istemesine rağmen buluşma saatinde dershanede olması gerektiği için aramıza katılamayacak olan sevgili Kübra çelikkartal çıktı geldi ve keyifli bir sohbet ettik. Bizi yakından takip edeceğine ve 2 buluşma sonrasına katılacağının da sözünü almayı ihmal etmedik tabii. O sırada sevgili müdavimlerimizden (ilk buluşmadan beri düzenli devam eden 2 kişi olduğumuz için böyle söyleyebilirim sanırım :) Merve K. aramıza katıldı. O saatlerde henüz 1k ile tanışmamış olan ve hemen o masada üye yaptığımız değerli Gürbüz Deniz ile de sohbetimiz iyice koyulaştı. Derken, ufukta değerli 'iletişim'cilerimiz Ahmet Y , uğur kiraz ve Kağan göründüler ve böylece bizim için düzenlenmiş olan üst kattaki toplantı masamıza taşındık. Sevgili Sahra da elinde kitabımız ile hazır ve nazır bir şekilde toplantı masasında yerini aldı efenim. Bu arada elbette çok sevgili ev sahiplerimiz Ceyda Kiva ve Doruk Ateş de aramıza katılınca oldukça keyifli bir sohbete giriş yaptık. Yeni gelenler ile tanışma ve önümüzdeki ay hangi tür okumalıyız, hatta genel olarak neler okumalıyız ile ilgili yaptığımız uzun tartışmalar sonucu sözü Saatleri Ayarlama Enstitüsü 'ne getirebildik.

    Kitabı henüz okumamış olanlar (buradan ifşa etmeyeceğim ama onlar kendilerini bilir :) için tat kaçırmayacak şekilde önemli noktaların etrafında dolaşarak kitabı baya inceledik. Benim daha önce fark etmediğim noktaları arkadaşların bakış açıları ile yeniden değerlendirdim ve bir kat daha değerlendi gözümde. Kitap hakkında genel olarak benzer görüşler içindeydik. Oldukça hatta fazlasıyla (Belki de Ahmet'in ısrarla belirttiği gibi en) iyi bir roman olduğuna karar verdik. Kitaptaki her karakteri çok dolu dolu işlediği, karakterlerin birçoğu için ayrı bir kitap bile yazılabileceği konusunda hemfikirdik. (Öykü yazarı kimliği ile Ceyda da bunun ne kadar zor bir şey olduğundan ve sırf bunun bile ne kadar kaliteli bir yazarımız olduğunu gösterdiğinden bahsetti örnekler ile.) Toplumsal sorunlara getirdiği ironiyi çok iyi verdiği de gözümüzden kaçmamıştı tabiiki de. Ayrıca karakter isimlerinin çok güzel seçilmiş olduğunu da konuştuk ve Hayri İrdal karakterinin soyadının neyi çağrıştırabileceğine dair de fikirler yürüttük. TDK'dan teyit eden Sahra 'er kişi' anlamına geldiğini söyledi ve Kağan da 'olgunlaşmamış kişi' anlamına da gelebileceğine dair bir fikir ortaya attı. Bizler de çok sevgili Hayri İrdal'ın tam olarak böyle bir karakter olmasından, zorla kalıplara sokulan ve kendisi olmasına izin verilmeyen bir kişilik olmasından dolayı bu fikri oldukça beğendik. İşte böyle sürüp giden çok yönlü bir incelemeye soktuk kitabı ve zaman geçtikçe daha da anlamlanan bir kitap olduğunda karar kıldık. Kitaptan en etkilendiğimiz alıntıları da okuyarak kaliteli bir sohbet ortamı yarattık.

    Bir de tabii Polisiye Yazarlar Birliği üyesi olan Doruk Ateş tarafından ortaya atılan 'Neden Türk Polisiyesi okunmuyor?' sorusu ile de farklı bir konuda konuşma fırsatı bulduk. Önümüzdeki ay için okuyacağımız kitaplara karar verebilmek için kendimizi kaderin ellerine bıraktık ve kura usulü ile kitaplarımızı belirledik. Kitaplar diyorum çünkü bir roman bir de şiir kitabı okumaya karar verdik. Israrla Türk Edebiyatı okumalıyız derken kaderin cilvesi bizi bir Balzac ve bir Puşkin ile karşı karşıya bıraktı ama biz önümüzdeki buluşmada yapacağımız sohbetin keyfinin katlanarak artacağına emin bir şekilde toplantıyı sonlandırdık.

    Bazı arkadaşlarımızın aramızdan ayrılmasından sonra, (after party mi diyordu sevgili İzmir grubu buna :) ) aşağıda, ağaçların altında sohbetimize devam ettik. Agatha Christie ve Shakespeare masalarını birleştirerek kahvelerimizin yanında gelen 'kitap fallarımızın' tadını çıkardık. Kimisine en sevdiği yazar çıkarken kimisine de bugün ısrarla okutulmaya çalışıldığı kitaptan alıntı çıkması ile kitapların büyüsünden bir kez daha emin olduk. Elbette, bize böyle keyifli bir ortam sağladıkları için de Eski Masal Kitap Kafe sakinlerine sevgilerimizi göstermeyi ihmal etmedik. O masada; filmlerden yönetmenlerden farklı yazarlara, farklı şehirlerin farklı havalarından dine kadar türlü konular hakkında çeşitli konuşmalar yaptık ve günü iki kat güzellikle taçlandırdık.

    Sözü yeterince uzattığım için yeni etkinlik duyurusunu ayrı bir iletide paylaşmak üzere herkese keyifli okumalar diliyorum efendim. Sürç-i lisan ettiysem affola, esen kalın! :)
  • TDK'ye göre bibliyoman; hastalık derecesine varan kitap sevgisi olan kimse şeklinde, bibliyomani ise kısaca kitap düşkünlüğü şeklinde tanımlanıyor.

    Ben bu kelimeyi yine 1K sayesinde bir iletide görmüştüm. İletide aynı zamanda kitaplarda ve kütüphanelerimizde minimalizm ile alakalı bir video da bulunuyordu. Hani hep derler ya bir kitap okudum ya da bir dizi/film izledim hayatım değişti diye. Ben bu kadar kesin konuşamasamda bana çok büyük bir farkındalık kazandıran o videoyu (bulursam linkini de koyacağım), ardından da o kitabı okumuş bulunuyorum.

    2018 yılı içerisinde onlarca kitap satın aldım ve bunların çok az bir kısmını okudum. Şu anda kütüphanemde büyük bir hevesle aldığım ancak okumadığım 60'dan fazla kitap var ve benim hala, çok affedersiniz ama, ağzımın suyunu akıtarak satın almak istediğim bir sürü kitap var. Bibliyoman ifadesini ilk duyduğum ana kadar geçerliydi bu istek tabi ki. Ondan sonra bu isteğime ket vurdum ve yaklaşık 3-4 aydır hiç kitap satın almadım. Ve şunu fark ettim ki ben sadece kitaplarım olmasını seviyormuşum. "Evet, onlar benim ve ne zaman istersem o zaman okuyabilirim" şeklinde düşünebilmeyi seviyormuşum. Fakat ileride alacağım ve canımın istediği zaman okuyabileceğim kitapları düşündükçe önceden satın almış olduğum kitapları hep geride yığılı bir halde bıraktığımı da fark ettim. Hemen faydalanmayacaksam o kadar kitabın rafta durup tozlanmasının ne anlamı vardı ki?

    İşte böylelikle kafama değişim fikrini iyice sabitledim. Artık hoşuma giden bir kitap gördüğümde satın alacağım değil de okuyacağım kitaplar listesine ekleyeceğim.


    Şimdi kitaba değinecek olursam yazarın henüz genç bir delikanlı iken ele aldığı ve gerçek olay ve kişilerden esinlendiği ilk öykü Bibliyomani. 30 yaşında, kocaman bir kütüphanenin hayaliyle yanıp tutuşan ancak zar zor okuyup yazabilen bir adamın hikayesi bu. Fakat sahip olduğu tüm bu kitapların 'manevi derinliğinden ve edebi değerinden bihaber'* bu adam. Sadece kitaplarının varlığı, onlara dokunabilmesi, parmaklarının ucunda tüm o kabartıları hissedebilmesi ve onları koklayabilmesi yeterli bu adam için [Tanıdık geldi mi? :) ]. Ancak bir kitabı neden bu kadar çok istediğini açıklayamayacak kadar da uzak kitaplara.

    Bahsettiğim adam Giacomo özellikle el yazmalarına karşı büyük bir zaafa sahip. Zaten başına gelenler de bu yüzden geliyor. Her neyse, kitapla alakalı en sevdiğim yanlardan biri de kitabın sayfalarının bir yüzünde öykünün Falubert'in el yazması kısmının, diğer yüzünde ise öykünün Türkçe kısmının bulunuyor olmasıydı. Buna neden olarak da sonsözde Falubert'e düşkün bibliyofilileri tatmin etmesi amaçlı olduğu söylenerek güzel bir ironi de yapılmış.
  • Şimdi 2 tane adam var. Kinyas ve Kayra... Bu adamlar Türk ama hayatlarının bir dönemi yurt dışında ve özellikle Afrika'da geçmiş. Bu adamlar her ne kadar yurt dışına çıkıncaya kadar sade vatandaş gibi yaşadılarsa da ülkeyi terk edince azılı iki katil, tecavüzcü, mafya, uyuşturucu, silah vs. taciri oluyorlar. Ne kadar suç varsa hepsini işliyorlar ve üstüne bir de bu yaşadıklarını yazıyorlar. İşte bu kitap bu Kinyas ve Kayra şerefsizlerinin hatıratı. Evet bu adamlar iki tane şerefsiz mafya bozuntusu ve tecavüzcü. Bunlar işlerine gelmediğini öldürmüşler, hayat kadınlarını kiralayıp işleri bittikten sonra da dövmüşler. Anlamadığım kiraladın madem niye dövüyorsun. Kira bedelinin içinde dayak dahil mi? Ammaaaaaaa.
    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
    Kitabı okurken bu iki şerefsizin iç dünyasına da yolculuk ediyorsun. İşte bu iç dünya çok acayip ve etkileyici. İçinizdeki sesi duyuyorum şu an. Diyorsunuz ki "madem şerefsizler ne diye okudun bitirdin kitabı?" Valla elimde değildi. Bu iki şerefsiz olan Kinyas ve Kayra özlerinde iyi çocuklar aslında. Ne kadar kötülük etseler de insanlığa, aslında kendileri de farkında ne mal olduklarının. Kitapta zaten yazmışlar biz aslında beş para etmez adamlarız diye. Burada belki bu satırları hiç okumayacak olan sevgili yazarımız Hakan Günday'a diyorum ki ; "abi valla helal olsun iki şerefsizi bize iyi yedirdin"
    Şimdi gelelim işin teknik kısmına... Hakan Günday'ın ilk okuduğum kitabı ve baştan itibaren anlatımına hayran kaldım.Orjinal bir dili var bence. Okurken Afrika'nın kara yüzüyle bolca karşılaşıyoruz. İşin özü okunası bir kitap. İstemeden okuyorsunuz.
    Ayrıca yazarımıza bir de eleştiri benden. Şimdi az içeriğe giriyorum ama Kinyas'ın bohem ve bolca kötülük dolu hayatından kurtulmak istemesini ve yönetimini takdir ettim ve aklıma da yattı. Ama Kayra.. Onun yöntemi hiç mantıklı gelmedi bana. Kendini karanlık bir odaya kapatmak nedir yani? Kinyas sade vatandaş oldu sonunu hiç merak etmiyorum ama Kayra noldu? Kiraladığı fahişe ona madik attı mı? Öldü mü kaldı mı? Uyuşturucu baronları infaz ettiler mi? Noldu yani? El Cevap: Bilmiyoruz.
    Kesinlikle okunması gereken kitaplardandır ve tavsiyemdir. İyi okumalar.

    Kendime not: "Yurtdışı" aslında "yurt dışı" yazılıyormuş. TDK'ya sordum da öğrendim.

    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com