• Prof.Dr.Vamık Volkan'a ihaf ederek yazmış,yazar.Prof.Dr.Vamık Volkan'in danışanlarından örnek vermesi yerine kendi danişanlarından örnek verse daha iyi olurdu.Anamez alımı,terapi odası nasıl olmalı,terapi sureci nasıl olmalı,terapi türleri ve psikiyatrik rahatsızlıklaruzerinde durulmuş.Psikoloji öğrencileri için faydalı bir kitap.Keyifli okumalar.
  • Giriş kısmını beyni anlatarak başlayan, akabinde bellek türleri, etkili eğitim modelleri, eğitim kuramları ve son olarak çoklu zeka kuramı anlatıp, kitabın sonuna zeka türleri ile ilgili test de koymayı ihmal etmeyen faydalı bir kitap bu.
    Bilgi var, okullar var. Öğretim var ama niye hala öğrenen bu kadar az?
    Belki bir şeyleri kaçırıyoruzdur.
    Kaçımız bilgiyi saklayacak olan beynimizi iyi tanıyor?
    Beynimiz hangi şekillerde öğrenir? kaç çeşit zeka türü vardır? Kendimiz zorladığımız veya zorlandığımız alanlar, meslekler bize uygun mu?
    İşimiz, mesleğimiz gerçekten bize? Gelişmesi gereken zeka türümüz hangisi?
    Bu kitap beyninizi tanımanıza yardımcı olup, hangi şekilde bilgiyi almanız ve saklamanız konusunda adım atmanıza bir başlangıç olabilir. Tavsiye ederim.
  • Antarktika'ya jeolojik kazılar yapmak üzere giden William Dyer ve ekibinin başına gelenleri konu alıyor. Jeolog William Dyer kadim uygarlıkları ve milyon yıllık canlıları araştırmaya giden ve geri dönemeyen ekibe neler olduğunu anlamak için bölgeye gider ve olaylar gelişir.

    H.P. Lovecraft'tan okuduğum ilk eser oldu. Belki yanlış bir kitapla başladım bilemiyorum ama fazla biyoloji terimi olduğu için bir ara sıkıldım ama kitap efsaneydi. İliklerinize kadar korkuyu hissediyorsunuz. Cthulhu mitosundan çok örnekler olduğu için yakın zamanda Cthulhu'nun Çağrısı kitabını okuyacağım.

    Bilimkurgu, fantastik ve korku ögelerini birden barındırdığı için bu türleri seven okurların mutlaka okuması gereken bir kitap bence.

    Kitabın son taslak hali için->http://i.hizliresim.com/r1rMd1.jpg
  • Aynı anda birkaç kitap okumak hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Okuyabilenler türleri, konuları vs hakkında da yazabilirler mi?
  • Feminist ve antimilitarist yazar Katherine Burdekin'in feminizm ve faşizm kavramlarıyla beraber toplumsal bilincin oluşum sürecini çok güzel ve vurucu şekilde anlatan distopyası.
    Nazizmin 700 yıl sonraki halini gayet başarılı bir şekilde kaleme almış olmasıyla birlikte karakterlerin özellikle Alfred ve Herman ya da Alfred ve Wonn Hess arasındaki diyalogları düşündürücü ve empati kurmaya sevketmiş.
    Kitap için kendi türleri arasında çok fazla eleştirel kıyaslama yapılması bazen üzücü olabiliyor. İlk okumamın benim için dönüm noktası olduğunu hatırlıyorum. Okunması gereken bir kitaptır.
  • Kitap 7 bölümden oluşuyor;
    1) İnsan nefsinin tanımı ve güçleri
    2) Ahlâk ve Huy, ahlâk sanatı
    3) Iyilik ve Mutluluk arasındaki fark
    4) insanın fiilleri
    5) sevgini türleri
    6) nefsin hastalıkları
    7) nefsin hastalıklarının tedavisi

    İçindekiler kismi hoşuma giderek aldığım bir kitap olmuştu. Okumaya başlayınca aynı hoşnutluğu alamadım. Kitabin birçok kısmı Aristo'nun alıntılarından oluşuyor. Yazarin şahsi fikirleri daha arka planda kaliyor. Bu konulara az da olsa hakim biriyseniz sıkılabileceğiniz bir kitap olabilir. Kafa yoran kitaplar okunmasi taraftariyim, beyni zorlayan, yeni ufuklar açan.. Yani yine de okunması gerekebilir iyi-kötü kitap ayrımı yapabilmek adına..Faydalı şeyler yok değil:) teşekkürler..
  • Toplumumuzda kitap okuyan kişi sayısı çok azdır. Hele de öykü okuyanlar daha azdır (bunlardan biri de benim). Eğer siz de benim gibiyseniz bu dergi, öykü okumaya başlamak için biçilmiş bir kaftan.

    Dergilerde çeşitli tarzlarda öyküler mevcut. Bu yüzden birinden birini beğeneceğinizi düşünüyorum. Mesela bir öyküde hoca dertleri olan birine okuyup üfledikten sonra o kişi rahatlıyor. Ben bu öyküyü işte bu yüzden hiç sevmedim. Ama “ Uçan Adam” a bayıldım. Çünkü kurgusu çok iyiydi. Aynı şekilde “ Saçların, Eller ve Derin Bir Çukur” u da beğendim.

    "Keşfedilmemiş Bir Yalnızlık Önerisi “ adından da anlaşılacağı üzere “yalnızlık” ı işliyor. Öykünün özellikle kurgusu oldukça basit. Ama yazarın, Eda İşler’ in, dili o kadar samimiydi ki bu öykü de çok hoşuma gitti.

    “Henosis” adlı öykü bir çeviri öyküsü, aynı zamanda ödüllü bir yazarın öyküsü. Bu öyküde dikkatimi çeken şey öykünün bölümlere ayrılmış olması ve bu bölümlerin karışık olarak verilmiş olmasıydı. Ben öyküyü anlayabilmek için sayfa sırasıyla değil, bölüm sırasıyla okudum. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için öykünün bir sayfasını paylaşıyorum.

    https://hizliresim.com/Q2nLVZ

    Dergide daha birçok öykü var. Ben sadece dikkatimi en çok çekenlerden bahsettim.

    Derginin bu sayıdaki ( 2 ayda bir çıkan dergi olduğu için “ayki” yazamazdım :) )dosya konusu “ Yeniden Yazabiliyor muyuz?”. Dergide yazılanları okuduğumda anladım ki “evet, yeniden yazabiliyoruz.” Dergide birçok yeniden yazılmış olan eserlerden bahsediliyor. Örneğin bol olması hoşuma gitmedi değil.

    Ben dergide bahsedilmeyen şu meşhur Shakespeare’ in “Romeo ve Juliet” inden biraz bahsedeyim. O dillere destan aşk öyküsü orijinal değil. Nasıl mı? İşte cevabı

    https://nereye.com.tr/...are-oykusu-degilmis/

    Bunu öğrendiğimde açıkçası Shakespeare biraz gözümden düşmüştü. Ama dergide anlatılanlardan yola çıkarak bir eseri biricik yapanın sadece konusu veya karakterleri olmadığını söyleyebilirim. Biricikliği sağlayan esas şey yazarın kendisidir. Yazar, ilham aldığı eserden farklı olarak eserine ne katmıştır? İşte, asıl sorulması gereken soru budur!

    Shakespeare, “Romeo ve Juliet” te önceki eserden farklı olarak karakter isimlerinin bazılarını değiştirmiş, karakterlere bazı özellikler eklemiştir. Ama bu eseri Shakespeare’in yapan en önemli şey kullanılan dildir yani Shakespeare’in o kendine has dili.

    “Balkanlarda Dört Öykücü” başlığı altında Cemal Şakar, Necip Tosun, Abdullah Harmancı ve Aykut Ertuğrul’la bir söyleşi yapılmış. Söyleşide dikkatimi çeken nokta sol kitaplarının piyasada yerini alırken sağ kitaplarının burada başarısız olmasından bahsedilmesi (sağ ve sol kavramlarını ayrıştırmak için kullanmayı hiç sevmem ama durumu anlatmak için bunu yapmaya mecbur kaldım) ve Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi yazarların eserlerinin çevirisi yapılıp tanınırken Sezai Karakoç gibi yazarların eserlerinin çevrilmemesi ve dolayısıyla Karakoç ve benzeri yazarların tanınmamasıdır.

    Ben edebiyatın sağ,sol, Doğu, Batı, Türk edebiyatı, Rus edebiyatı vb. şekilde ayrıştırılmasına karşıyım. Benim için edebiyat sadece “edebiyat” tır. Ben edebiyatta sadece “insan”ı görmek isterim. İnsanların sevinçleri,üzüntüleri,kızgınlıkları, kısacası “insan”ın yaşadıklarıdır benim görmek istediklerim.
    Ayrıca eğer “sol” edebiyatı söyleşide bahsedildiği bir durumdaysa bu sadece o kesimin değil hepimizin derdi olmalıdır. Kimin söylediğini hatırlayamadığım bir söz var, bu sözü çok severim çünkü oldukça mantıklı; “ insanlar duygularda birleşirken düşüncelerde ayrılır.” gibi bir sözdü. İşte biz her alanda olduğu gibi edebiyatta da düşüncelerde ayrılıp “sağ,sol, kuzey, güney, Amerikan, Çinli” vb. şekilde edebiyatı kategorilere ayırırsak ve en kötüsü de “biz” den olmayana önyargılı olursak vay halimize!

    Mesela ben din konulu kitaplara karşı mesafeliyim. Çünkü tarzım değil. Ama bu o tür kitapları hiç okumayacağım veya o türleri okuyanları aşağılayıp hakaret edeceğim anlamına gelmiyor. Benim kitaplarda karşı çıkacağım tek şey insanları yanlışa yönlendirmektir. “Edebiyat” “edeb” ten gelir, dolayısıyla yazılan kitaplardan da bunu beklerim. Ama bu demek değildir ki “edebiyat her zaman bize iyiliği, güzelliği anlatsın.” Demek istediğim her şeyde olduğu gibi bu konuda da sınır bilmek, haddini bilmek, edep bilmektir.

    Dergide Ayrıntı Dergisi’nin eleştirilmesini hiç ama hiç doğru bulmadım. Sonuçta eleştiren de bir dergi ve bu yüzden bu durum hiç hoşuma gitmedi. Anladığım kadarıyla Post Öykü sahipleri sağ kesimden, Ayrıntı Dergi ise sol… Gördüğünüz gibi bu konuda da bir ayrışma söz konusu.

    Birçok konuda olduğu gibi “edebiyat” da da bir ayrışma, gruplaşma olduğu sürece bir adım bile ileri gidemeyiz.

    Tüm bunlar dışında dergi gerçekten dolu dolu, çok emek verildiği belli oluyor. Ufkumu açan, bazı konularda beni düşünmeye sevk eden bir dergi.