2001: Bir Uzay EfsanesiArthur C. Clarke

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.957
Gösterim
Adı:
2001: Bir Uzay Efsanesi
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
365
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053755951
Kitabın türü:
Orijinal adı:
2001: A Space Odyssey
Çeviri:
Oya İşeri
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
“Aman Tanrım, yıldızlarla dolu!” 2001: Bir Uzay Destanı, Bilimkurgu Klasikleri dizisinin bir parçası olarak yeniden İthaki Yayınları’nda! Gizemli bir monolit, Ay’ın yüzeyinde gömülü halde bulunduğunda, bilim insanları büyük bir şaşkınlıkla bu monolitin en azından 3 milyon yıllık olduğunu keşfederler. Daha da hayret verici olan, ortaya çıkarıldıktan sonra monolitin Satürn’e doğru güçlü bir sinyal göndermesidir. Bu sinyalin kaynağını öğrenmek için Discovery yola çıkar. Discovery’nin tayfası en iyinin iyisidir ve yanlarında, onlara destek olması için bilinç sahibi süper bilgisayar HAL 9000 de vardır. Fakat HAL’ın programlaması insan zihnine biraz fazla benzemekte ve Discovery’nin her bir parçasının kontrolünü elinde bulundurmaktadır. Monolitin peşinden gitmek istiyorlarsa, bu psikotik bilgisayarla başa çıkmak zorundadırlar. Arthur C. Clarke’ın Stanley Kubrick ile beraber geliştirdiği, filmle aynı zamanda yazılan bu klasik roman, uzay keşfiyle insan evrimini, yapay zekâyla insanın evrendeki yerinin sorgulamasını bir araya getirdiği kurgusuyla, bilimkurgu yazınında bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Kitabın yazılış süreci üzerine notlar ile…Kitaba ilham olan Gözcü ve Şafakta Karşılaşma öyküleri ile…Arthur C. Clarke ve Stanley Kubrick’in önsözüyle…
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 19. kitap oldu. Arthur C. Clarke'ın okuduğum ilk kitabı, Çocukluğun Sonu'ydu. Oldukça beğenmiş ve birçok kişiye tavsiye etmiştim. Ancak bu kitap, sanırım beni Çocukluğun Sonu'ndan daha çok etkilemeyi başardı ve yine oldukça beğendiğim bir Clarke kitabı oldu.

Isaac Asimov ve Robert A. Heinlein ile birlikte bilimkurgunun üç büyük isminden biri olarak kabul ediliyor Arthur C. Clarke ve kitaplarında genellikle evren, uzay, uzaylılar, evrim, yapay zeka gibi konuları işliyor. Bilimkurguyu, bilim ve kurgunun birlikte ele alınması olarak basitçe tanımladığımızda, Arthur C. Clarke'ın %70 bilim, %30 kurgu üzerine eserler verdiğini açıkça ifade edebilirim. Arthur C. Clarke'ı ya da ilk kez bilimkurgu kitapları okumak isteyen okurların, bu basit tanımımı göz önünde bulundurarak tercih yapmalarını tavsiye ediyorum.

Kitabın temelleri, 1964 yılında ünlü yönetmen Stanley Kubrick'in Arthur C. Clarke'a "dillere destan bir bilimkurgu filmi" yapma isteği olup olmadığını bir mektupla sorması üzerine atılıyor. Mektuptan sonra bu efsane iki isim kafa kafaya veriyorlar ve hem huzurlarınızdaki kitaba hem de sinemaya uyarlanabilecek bir senaryoya imza atıyorlar. (Birbirine yakıştırdığınız iki arkadaşınızın sevgili olması gibi sevindirici bir durum bu. En azından benim için öyle.)

Filmi henüz izlemedim; ama kitabın konu olarak merkezinde yer alan flashback(geçmişe dönüş) durumunu göz önünde bulundurduğumda, filminin de oldukça güzel olduğunu tahmin edebiliyorum. Ancak kitaba dair küçük bir eleştiri yapmam gerekirse, kitapta bu tür bir flashback olgusuna yer verilmemesini tercih ederdim. Çünkü okurken kafamda hep bir film senaryosu canlandı ve kitabın sonunda nereye dönüleceğini tahmin etmek hiç de güç olmadı. Kitaba ilişkin yapabileceğim en büyük eleştiri, sonunun tahmin edilebilir olmasıydı.

Kitabın konusunun, biz insanlardan önce evrende zeki varlıkların yaşamış olup olmadığı veya bizden sonra evrende zeki varlıkların var olup olamayacağı sorularının cevabı üzerinde temellendiğini söyleyebilirim. Oldukça ilgi çekici bir konu. Gerçekten de şu anda evrenin herhangi bir yerinde bizim gibi zeki varlıkların yaşıyor olabileceği fikri veya bizden önce de bir takım zeki varlıkların evrende yaşamış olabileceği ihtimali yahut biz yok olduktan sonra başka zeki varlıkların evrene egemen olabileceği ihtimali kafa kurcalayan bir takım ihtimaller dizisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu cümle üzerine biraz kafanızın karıştığını tahmin edebiliyorum; ama yazar da okurun kafasını birçok yerde karıştırmayı ve cevapsız sorular bırakmayı tercih etmiş.

Arthur C. Clarke anladığım kadarıyla uzay, evren, evrim ve yapay zeka konularını oldukça seven ve önemseyen bir yazar. Bilimkurgu kitaplarında işlediği bu konularla bilime yön verdiğini söyleyebiliriz. Çünkü daha Ay'a ayak bile basılmadan önce bu kitap yazılmış ve basılmış. Yapay zeka konusunda da bilimsel olarak hala yazarın fikirlerine erişilemediğini söylersek yanlış söylemiş olmayız. Arthur C. Clarke'ın oldukça geniş bir perspektiften baktığı evrim konusu ise yazarın her iki kitabında da son derece gerçekçi ve bilimsel olarak işlenmiş. Mesela bu kitaptaki ilkel insanlar gayet açık bir şekilde "maymun adam" olarak nitelenmiş. Evrim konusuna ilgili olduğum için beni rahatsız etmedi; ama birçok okuru rahatsız edebilir.

Bilimkurgu ile ilk defa tanışmak niyetinde olanlar için ağır bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Fakat geçmişte birkaç bilimkurgu kitabı okuduysanız mutlaka Arthur C. Clarke ile tanışmalısınız. Yazarın kitaba dair sözleriyle yazıma son veriyorum:

"Lütfen unutmayın, bu yalnızca kurmaca bir eserdir. Gerçek, her zaman olduğu gibi, çok daha tuhaf olacaktır."
Bu kitap, kuşkusuz müthiş bir bilimkurgu klasiği. Yazılma süreci de bir o kadar ilginç. Yazarımız Arhur C. Clarke, ünlü yönetmen Stenley Kubrick ile karşılıklı bir beyin fırtınası neticesinde kurgunun ilk taslağını oluştururlar. Ortaya çıkan şey, Kubrick'in kolları sıvayıp bu kez bir bilimkurgu filmi çekmek istemesi sonucunda, bir çeşit senaryo olur.

Kitap bitmeden filmi çekilir. Ortaya sadece tüm zamanların en iyi on filmi listesine giren bir film çıkmaz; bir yıl sonra kitap yayınlandığında bu kez tüm zamanların en iyi bilimkurgu yapıtı ile de karşı karşıya kalırız.

A Space Oddyssey (kitabın orijinal adı), kelimenin tam anlamıyla bir kült romandır. Kurgusu mucize denecek kadar şaşırtıcı, sıkı ve iyi işlenmiş bir romandır bu.

Evrimsel basamağı sıçramaya yatkın primatları seçmek amacıyla üç milyon yıl önce, dünyada birden beliren üç metrelik bir monolit, diğer adıyla bir dikilitaş kullanılarak, primatlara alet kullanmayı öğreten dünya dışı yaşam unsurlarının dünyayla esrarengiz temasları.

Ardından günümüzde Ay araştırmaları sırasında Ay'a gömülü üç milyon yaşında olduğu keşfedilen bir başka monolit. Ve kitaba göre Satürn'e, filme göreyse Jüpiter'e, monolitin yaydığı sinyallerin takibi için başlatılan yolculuk.. Ve tüyler ürperten bir final...

Bilim sevenlere, kurgu sevenlere, ikisini birden sevenlere..
Stanley Kubrick'in 2001: Bir Uzay Macerası adlı filmini izleyenler filmin çekildiği 60'lı yılları aşan çok ilginç bir görselliğe de sahip olduğunu hatırlıyordur. Kubrick'in başyapıtlarından olan bu filmin son kısımlarındaki görsellik, filmin insanlığın ilk dönemlerini anlattığı kısımlarından sonra uzay çağını anlattığı ve uzay gemilerini ya da makinelerini klasik müzik eşliğinde izlediğimiz kısıma kıyasla daha da etkileyici. Kitabı okurken filmi iyi ki izlemişim dedim, çünkü kitap boyunca anlatılan şeyleri hayal edebilmem benim için hiç kolay olmayacaktı, çünkü okurken sadece okuyorum ve hayal etmiyorum genel olarak.

Arthur C.Clarke'ın bilimkurgunun en önemli üç isminden birisi kabul edildiğini biliyorum. Bilimkurgu deyince bambaşka bir zaman ve dünyadaki insanların, toplumların hikâyelerini anlıyorsak eğer o galiba Ursula K. Le Guin'in tarzı oluyor. Arthur C. Clarke'ın tarzı böyle değil. Geçen hafta okuduğum Haldeman'ın Bitmeyen Savaş'ı bile çok daha okunabilir bir eser kanımca; en azından karakterler çok daha ilginç. Burada ise yazarın neredeyse tamamen bilime odaklandığını, kurguyu ise sadece anlatmak için kullandığını görüyoruz. Eğer bilimkurguda farklı ekoller varsa yazar herhalde en sert ekole ait olmalı; kitabın sonunda yer alan Gözcü ve Şafakta Karşılaşmalar adlı son iki hikâye benim bildiğim bilimkurgu tarzına daha yakın duruyor ve okunması daha kolay. Kitabın tamamı ise çok büyük oranda makinelerin çalışması, mekanizmaların işleyişi tarzında sürüyor ve böyle yaparak 50 sene önce yazılmış bir kitap olarak yazarın esas meselesinin mümkün olduğunca gerçekçi ve mümkün bir gelecek hayâl edip kurgulamak olduğunu görüyoruz. Fantastik boyutları tamamen dışlayarak yazar kitabın final bölümündeki en uç noktalarda bile mümkün olabilecek ve kitabın genel atmosferine, gerçekçi havasına uygun olan bir tarzla yazıyor ve hiç birşey bize uydurma ya da abartı hissi vermiyor. Tevfik Uyar ve arkadaşlarının Muhabbet Teorisi adlı internet programında birkaç haftadır bilimkurgu nedir, ne değildir tartışması sürüyor. Orada da sözü edildiği üzere bu gerçekçilik hissi kitabın en güçlü yanı. Kitabın klasik kabul edilmesindeki en güçlü yönlerden birisi bu olsa gerek; bu kadar sene önce ve daha Ay'a çıkılmamışken böylesi bir hayâl gücü... Bunun dışında karakter geliştirmek anlamında bir etkisi olmadığını söyleyebiliriz eserin. Galiba bunu dert edinmiyor da ; ancak bu durum kitaba hiç bir şekilde zarar vermiyor.

"2001: Bir Uzay Macerası", Ay'da bir monolit keşfeden insanlığın kendi kökenlerini ya da uzaydaki diğer zeki canlıları bulma arayışını anlatıyor. Yaşı 3 milyon yıl olarak tahmin edilen bu monolit evreni dolaşan bir zeki uygarlığın gözcü ve kaşiflerinin bıraktığı izlerden birisi belki de. Hayatın gizemini uzayın, evrenin farklı yerlerine yaşam tohumları bırakan çok gelişmiş bir uygarlığın varlığında arayan kitap ve film bir şekilde Homeros'un Odysseia'sının kahramanı gibi varoluşunun özüne yani ülkesine, yuvasına dönmekte ter döken bir insanlık resmi koyuyor önümüze. Yazarın hayal gücünün zirve yaptığı son bölümde bir çok cevap buluyoruz. Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'de söylediği gibi, gerçek yolculuk geri dönüştür dercesine biz de geri dönüyoruz, dünyaya ve kitabı bir çok cevap ve çok daha fazla sayıda soruyla bitiriyoruz. Son iki öykü ise kitabın sert havasını yumuşatıyor ve finalini daha da güzelleştiriyor.

İlk defa bilimkurgu okuyacak olanlara bu kitabı önermiyorum. Bilimkurguyu çok sevenler için ise okunmaması imkânsız bir kitap 2001. Dört devam kitabı daha bulunuyor. Umarım İthaki onları da basar.
Aslında uzayla ilgili şeyleri seven biri değilim ancak bilim kurgu okumak istiyordum ve bu kitap ilgimi çekti. Durgun bir kitaptı pek olay yaşanmadı, genel olarak uzay ve uzay gemisi hakkında bilgi içeriyordu ki beni sıktı. Giriş kitabı olduğu için mi durgundu bilmiyorum ama bende seriye devam etme isteği uyandırmadı. Yazarın çok güzel kurguladığı yerler vardı ancak genel olarak saçma ve sıkıcı buldum kitabı.
Kitaba ne ara başladım ne ara sonuna geldim anlamadım. Cidden. Evet, tüm zamanların en iyi bilimkurgu eseri olduğuna dair yorumlara defalarca denk geldim. Fakat kurgusunun beni bu kadar çabuk içine alabileceğini tahmin etmiyordum.

Şaheserin yazım süreci de kurgusu kadar etkileyici. Zamanının en başarılı yönetmenlerinden biri olan Stanley Kubrick ve yine Kubrick tarafından dünyanın en iyi bilimkurgu yazarı olarak nitelendirilen Arthur C. Clarke işbirliğinde; film ve kitap olaral detaylandırılmış bir projenin ürünü 2001: Bir Uzay Destanı. Kitap da film de alanının en başarılı örneklerinden oldular.

Yazıldığı zamanı ve o zamanki teknolojik gelişmeleri ve Clarke'ın kitabı o gelişmeler üzerinden şekillendirerek yazdığını da göz önünde bulundurursak; eserin bir kez daha ağzımızı açık bırakması olasıdır elbette.

Uzay ve sonsuzluğu hakkında bir çok kitap okudum, oyun oynadım ve film izledim. Fakat uzayın devasalığı ve bu devasa uzay içinde yapayalnız kalmanın karşıya bu kadar iyi geçirildiğini hatırlamıyorum.

Ayrıca İthaki Yayınları'nın Bilimkurgu Klasikleri olarak bu gibi tüm eserleri bir araya toplamalarını takdir ediyorum. Çok faydalı ve her okurun kitaplığında bulunması gereken eserler aynı zamanda üzerinden en çok geçilmiş en detaylı baskılar. Öyle ki, Clarke ve Kubrick'in 2001: Bir Uzay Destanı hikayesini oluşturmadan önce esinlendikleri iki öykü de kitabın sonunda bizlere veriliyor.

Bilimkurgu sevseniz de sevmeseniz de bu mükemmel kurguyu tatmalısınız benim fikrimi sorarsanız. Harika sona adım adım yaklaşırken tüylerinizin diken diken olduğunu hissedeceksiniz.
Başından sonuna kadar sürükleyici bir kitaptı. Bir bölümü bitirdikten sonra diğer bölümü merak ettiğinizde, kitabı nasıl bitirdim diye düşünebilirsiniz.
Kitap aslında Stanley Kubrick’in isteği üzerine film senaryosu olarak ortaya çıkmıştır. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir kitaptır. Kitapta Kardaşev ölçeğine göre dünya uygarlığının üst seviyelere ulaşması için galaktik bir uygarlık tarafından yapılan müdahale anlatılır.
Uzay Efsanesi serisinin ilk romanı. Son derece güzel bir bilim kurgu romanı. Heywood Floyd meşhur bir uzay araştırmacısıdır ve bir sıkıntıdan dolayı aniden Ay'a gitmesi gerekir. Ay'da araştırmacılar çok garip bir şey bulmuştur. Ve sonrasında David Bowman ile Frank Poole adında iki bilim adamı, 3 adet dondurulmuş bilim adamı ile beraber Discovery uzay gemisi ile Satürn'e doğru yola çıkarlar. Kendilerine meşhur bir bilgisayar olan süper zeki HAL eşlik etmektedir. Ancak HAL bir süre sonra kontrolden çıkar. Poole ölür ama Bowman geçinin kontrolünü ele geçirmeyi başarır. Floyd ile görüşür ve gerçeği öğrenir. Ay'da bulunan taş milyonlarca yıl önce insanlığı kurtaran ve dünya dışı medeniyete ait bir taştır ve Satürn'ün bir uydusundan emir aldığı düşünülmektedir. Bownan bu uyduya gidecek ve incelemede bulunacaktır. Bunu zor da olsa başarır ve uyduya yaklaşır. I taşa benzer bir yapı vardır. İçine girer ve tüm hayatı değişir. Acaba dünyaya dönebilecek midir? Boyut mu atlamıştır? Bowman'ı ne gibi sürprizler beklemektedir? Soluksuz okunan bir roman. Ayrıca kitabın sonuna da iki adet kısa hikaye eklemişler. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Arthur C.Clarke'dan bilim ve edebiyatın ahenkli raksı... Zihin açıcı bir üslupla ustaca kaleme alınmış zamanın ötesinde bir eser. 20. yüzyılın ortalarından iki yüz yıl sonrasına selam çakan bir başyapıt. İnsan türünün evrende işgal ettiği yerin önemsizliğine dair naif, ustaca işlenmiş ve oldukça gerçekçi bir eser.
Bilimkurgu adına gerçek birşeyler okumak isteyenler,bence bu büyük yazardan başlamalı. Serinin diğer kitaplarınıda okumayı planlıyorum. Biraz fazla teknik özelliklerden bahsetmiş fakat hikayenin anlatmaya çalıştığı şey etkileyiciydi.
*spoiler* İlk bölümdeki maymunlar zamanı olan kısım hiç bitmicek sandım ne zamanki uzay çağına geçti kara kutu keşfedildi o zaman renklendi bu kitaptaki ayın tasfirlerinin daha aya ayak basmadan yazılması, tasfirlenmesi Arthur C. Clarke’ın güzel bir mucizesi
Herşey gizemli bir monolitin ortaya çıkmasıyla ve bildiğimiz insanın varoluş hikayesiyle başlıyor.
Kitabın ilk ortaya çıktığı tarihe bakarak yakın bir gelecek düşünülerek kurgulanmış olsa da Arthur C. Clarke'ın zamanının ne kadar ötesinde bir yazar olduğunu görüyoruz.
Bir bilim-kurgu kitabı olarak yazarın dili oldukça akıcı. Güneş sistemi, evren, yapay zeka gibi konularda verdiği bilgiler oldukça faydalı ve etkileyici. Varoluş, insanlık ve uzay gibi konularda da kurgunun içine koyduğu tezleriyle bir felsefesi de var kitabın kesinlikle.
Kitabın sonuna koyulan 2 ayrı hikaye de oldukça düşündürücü ve bir çok kitaba ve filme ilham kaynağı olduğu açık.
Birileri bir zamanlar, ‘Uzayda insan dehşete düşebilir ama endişelenemez’ demişti. Bu kesinlikle doğruydu.
Iapetus’un Gözü ufak bir toz zerresinden kurtulmak istiyormuş gibi açılıp kapandı. David Bowman dokuz yüz milyon mil uzaklıkta ve doksan dakika gelecekte bekleyen Görev Kontrol’dekilerin asla unutamayacakları son birkaç kelime söyleyebildi ancak...

“Bu şey boş... Sonsuza dek sürüyor ve... Aaa, Aman Tanrım, bu yıldızlarla dolu!”
Onlarınki bizim hayal bile edemeyeceğimiz bir yalnızlık, sonsuzluğa bakıp da orada düşüncelerini paylaşacağı hiç kimseyi bulamayan tanrıların yalnızlığıydı.
David Bowman bir buçuk milyar kilometre uzaklıkta ve doksan dakika gelecekte bekleyen Görev Kontrol’dekilerin asla unutamayacakları son birkaç kelime söyleyebildi ancak...
“Bu şey boş... Sonsuza dek sürüyor ve... Aman Tanrım, yıldızlarla dolu!”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
2001: Bir Uzay Efsanesi
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
365
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053755951
Kitabın türü:
Orijinal adı:
2001: A Space Odyssey
Çeviri:
Oya İşeri
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
“Aman Tanrım, yıldızlarla dolu!” 2001: Bir Uzay Destanı, Bilimkurgu Klasikleri dizisinin bir parçası olarak yeniden İthaki Yayınları’nda! Gizemli bir monolit, Ay’ın yüzeyinde gömülü halde bulunduğunda, bilim insanları büyük bir şaşkınlıkla bu monolitin en azından 3 milyon yıllık olduğunu keşfederler. Daha da hayret verici olan, ortaya çıkarıldıktan sonra monolitin Satürn’e doğru güçlü bir sinyal göndermesidir. Bu sinyalin kaynağını öğrenmek için Discovery yola çıkar. Discovery’nin tayfası en iyinin iyisidir ve yanlarında, onlara destek olması için bilinç sahibi süper bilgisayar HAL 9000 de vardır. Fakat HAL’ın programlaması insan zihnine biraz fazla benzemekte ve Discovery’nin her bir parçasının kontrolünü elinde bulundurmaktadır. Monolitin peşinden gitmek istiyorlarsa, bu psikotik bilgisayarla başa çıkmak zorundadırlar. Arthur C. Clarke’ın Stanley Kubrick ile beraber geliştirdiği, filmle aynı zamanda yazılan bu klasik roman, uzay keşfiyle insan evrimini, yapay zekâyla insanın evrendeki yerinin sorgulamasını bir araya getirdiği kurgusuyla, bilimkurgu yazınında bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Kitabın yazılış süreci üzerine notlar ile…Kitaba ilham olan Gözcü ve Şafakta Karşılaşma öyküleri ile…Arthur C. Clarke ve Stanley Kubrick’in önsözüyle…

Kitabı okuyanlar 135 okur

  • π-Kuantum_rüyası
  • Emir Kaynak
  • Agah Ercömert
  • Ahmet Turan AKGÜNEŞ
  • Sümeya Samıkıran
  • Berfin Özbek
  • Ecem Bora
  • Burak Akkaya
  • Nursaç Olgaç
  • ümit

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.5
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%16.4
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%26.9
45-54 Yaş
%13.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%25.9
Erkek
%74.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.4 (19)
9
%37.3 (25)
8
%14.9 (10)
7
%13.4 (9)
6
%4.5 (3)
5
%1.5 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0