3391 Kilometre (3391 Kilometre #1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
102,3bin
Gösterim
Adı:
3391 Kilometre
Alt başlık:
3391 Kilometre #1
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
472
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052361832
Kitabın türü:
Orijinal adı:
3391 Kilometre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Baskılar:
3391 Kilometre
3391 Kilometre
Yağmur böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak?

“O gün, bana ‘Sinemaya gidelim mi?’ diye sordu. 3391 kilometre öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan… Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkânsız olduğunu bile bile ‘Sinemaya gidelim mi?’ dedi…”

Aylarca sesini duymadığınız, yüzünü görmediğiniz, dokunmadığınız, kokusunu almadığınız, aynı sokaktan geçme ihtimalinizin dahi olmadığı, aynı fotoğrafın içinde bile bulunamayacağınız, sizden kilometrelerce, hatta denizlerce, adalarca ve şehirlerce uzakta olan bir insana âşık olur muydunuz?

Kendinize yapar mıydınız bunu?

Bu hikâye, uzak bir ilişkinin hikâyesi! Birbirlerini görmeden ve duymadan, aylar boyunca gece gündüz konuşan; birbirlerine bu kadar uzak, ama bir o kadar da yakın olan; aralarına giren onca kilometreye rağmen birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi! Burası bizim gezegenimiz, burada her şey anını bekler. Burası, bizim 3391 kilometrelik gezegenimiz…

“Seni görmem için yanımda olmana gerek yok. Gözlerim kapalıyken de görebiliyorum seni. Zaten seni gözlerim kapalıyken görebiliyorum sadece…”
472 syf.
·1 günde·2/10 puan
YouTube kitap kanalımda Beyza Alkoç'u ve 3391 Kilometre kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/2Ia6xxuNANg

Bu kitap yorumuna yazar Beyza Alkoç'un Karantina serisine yazdığım kitap incelemesi için kendi Instagram hikayesinde paylaştığı düşüncelerini göstererek başlamak istiyorum: https://i.ibb.co/R36vN3b/IMG-2450.jpg

Karantina #79563128 incelemesinde bahsettiğim gibi kitabın neredeyse her sayfasında ağza alınmayacak küfürlerin olması, erkeğin kadın üzerinde sürekli bir sahiplik ve himaye iddia etmesi ile Alkoç'un çoğunluğu çocuklardan oluşan takipçi kitlesinin edebiyat zannedilen bir iğneyle uyutulmasını yazdıktan sonra kendisinin bana cevabı, edebi açıdan söylediklerime bir antitez bulabilmek yerine doğrudan "şizofrenik" olduğumu söylemek oldu. İncelememde yazdığım şeylere hiçbir cevabı olamadığı için ilkokullu çocukların birbiriyle olan kavgası gibi argümanlarımla alakası olmayan bir yorum yapmayı tercih etti.

3391 Kilometre kitabı incelemesine özel olarak farklı bir şey yaptık, Google'dan 1000kitap'a yolu düşüp bu kitap yorumunu okuma ihtimali bulunan okurlar için her yorum yazan arkadaşa bu sefer, ölmeden önce okunması gereken değil okumadan önce ölünmesi gereken 1 adet kitap önerdim. Böylece hangi kitapları okumamamız gerektiğini anlayarak bu tür kitaplarla vakit kaybetmeyeceğiz. Hatta belki de genç arkadaşlar bir ihtimal yorumları okur da bunun gibi kitaplarla vakit kaybetmek yerine çok daha iyi ve nitelikli kitaplarla karşılaşırlar diye siz de değerli vaktimizi kaybetmemek açısından okumadan geçebileceğimiz kitap "önermeyiş"lerinde bulunabilirsiniz.

Mesela, vakit kaybetmemeniz için okumamanız gereken bazı kitaplar:
1- Beyza Alkoç, Karantina
2- Büşra Yılmaz, 4N1K
3- Murat Övüç, Yanık Görümce

Öncelikle kitabın kapak tanıtımından başlamak istiyorum:
https://i.ibb.co/.../0001751878002-1.jpg
Bu tanıtım öyle bir tanıtım ki, kitap resmen mumlarla ve led ışıklarla birlikte Instagram'daki kitap fotoğrafçılarının kutsal ayinlerinin yerini almak için bekliyor. Çünkü sosyal medyadaki etkileşim müptelaları yüzünden özellikle de yeni kuşaktaki çoğu gencin, kitapları kendi kimliklerine katıp olgunlaşmak için değil, sosyal medyada ilgi görüp statü kazanmak, arkadaşlık gruplarına kabul edilmek ve birileri tarafından onaylanmak için okuduğunu fark ettim. İşte bu yüzden de kitabın bize içerik olarak kattıklarına değil, Instagram Edebiyatı üzerinden ilerleyen, kapağa ve görünüşe tapan, şekilciliği kendine biat edinen, edebiyatın işlevlerini boşaltan ama takipçi sayılarının yükselmesini arzulayan sanal bir “çok satan kitaplar” çağı içerisinde yaşıyoruz.

Bir kitap düşünün, başlangıç cümleleri "Ayaklarıma baktım. Ayaklarımdaki siyah Vans ayakkabılarıma, kenarlarındaki beyaz çizgilere. İkisinin zıtlığına, zıtlığının güzelliğine." (s. 3) şeklinde. Hani çayın, kahvenin, pastanın veya çöreğin edebiyatını gördüm de neredeyse asgari ücretin çeyreği miktarında 500 liraya satılan ve hiçbir ekstra özelliği olmayan Vans ayakkabıları üzerinden edebiyat yapana da ilk kez rastlıyorum. Büyük resmi görme kursundan henüz çıktığım için buradaki öncelikli amacın Z kuşağının ilgi alanlarına oynamak ve onların duymaktan hoşlanacağı bir şeyler söylemek olduğu aşikar.

Bir gün durmadan koşmaya başlayan bir film karakteri olan Forrest Gump'ın yolda görmesi halinde 3390. kilometrede aniden durup geri döneceği bu kitabı, İsmail YK'nın Şappur Şuppur şarkısına benzettim. Çünkü içerisinde o kadar çok "Beni beğeneni ben ben beğenmem. Benim beğendiğim ise beni beğenmez" minvalinde cümleler var ki, bunlardan sadece bir tane örnek vermek istiyorum:

"Benden giden kimse olmadı. Çünkü bana gelen kimse olmadı. Ben de kimseden gitmedim. Çünkü ben de kimseye gitmedim." (s. 6)

Demek ki ben de yazacağım kitapta "Al dedi çocuklarını dedi çocuklarını istiyorsan dedi kendini dedi al kendini dedi git dedi nerde kalırsan kal dedi bana" şeklinde cümleler yazarsam binlerce kişi tarafından okunabilirim gibi görünüyor. Acaba Beyza Alkoç bu kitabını yazarken İsmail YK ile birlikte mi çalışmıştı? Kafamda deli sorular...

Zaten bütün kitabın konusu İzmir ve Ege adında iki aşığın en sonunda birbirine kavuşması üzerine kurulu. Karantina kitabı incelemesinde yaptığım gibi yine bilinçli olarak spoiler verip bu kitabın sayfasına giren heyecanlı Alkoç müritlerini üzüyorum. Ayrıca kitabın tamamının Whatsapp konuşmaları üzerinden gitmesi, Beyza Alkoç'un İsmail YK sponsorluğunun yanısıra bir de Mark Zuckerberg sponsorluğu da mı var acaba diye sorgulatıyor... Gördüğünüz gibi normal dünyada asla bir araya gelemeyecek üç adet ismi yan yana düşündürebilme başarısıyla Beyza Alkoç, "paralel evren edebiyatçısı" şeklinde bir lakabı da hak ediyor.

Dünyanın farklı yerlerinde de olsa aynı gökyüzüne baktıklarını fark eden gençlerin astronomları ve astrologları şok ettiği bu kitapta, İzmir ile Ege'nin aşkını okuyup ikisinin Eyfel Kulesi önünde fotoğraf çektirme hayallerini takip ederken Eyfel Kulesi mimarı olan Stephen Sauvestre'nin Eyfel kulesini tasarlamayıp o demirlerin demir atölyesinde hiç üretilmemesini, Ege Bölgesi'ndeki levhalar ilk kez oluşurken dağların kıyıya dik olarak uzanmayıp İzmir'in üzerinden paralel olarak geçmesini ve hatta bulunduğum konumdan 3391 kilometrelik bir daire çizerek bu kitabın bu daire içerisine hiçbir zaman sokulmamasını düşündüm. Yani tam olarak şöyle:

https://i.ibb.co/BzyF0Tg/3391-km.jpg

Ayrıca kitabın içerisinde öyle başkası adına utanılacak bölümler vardı ki, onlardan sadece birisini göstermek istiyorum:

"Ege'nin takipçi sayısı daha geçen hafta 474'tü. Şimdi ise 477 olmuştu. Bunu hatırlıyorum çünkü ona uğurlu sayılarımın 4 ve 7 olduğunu söylemem üzerine bana takipçi sayısının 474 olduğunu söylemişti. Şimdi ise takipçi sayısı 477 olmuştu. Kimdi bu üç kişi?" (s. 356)

Derde bakar mısınız? Eskiden toplumcu gerçekçi ya da birey psikolojisine eğilen yazarlarımız yaşadıkları dönemde bile hak ettikleri değeri bulamamışken, kitabının tamamını Whatsapp konuşmaları üzerinden kurgulayan ve takipçi sayılarını dert edinen insanları anlatan bu kitap binlerce kişi tarafından okunuyor. "Tabii ki de para vermedim yayınevi" şeklinde e-kitaptan okuduğum bu kitabı, diğer insanların neden okuduğuna bir türlü anlam veremiyorum.

Gelelim kitaba neden 1 değil 2 puan verdiğime... Kitabın bir bölümünde Friends dizisinin geçmesini hoş bir ayrıntı olarak gördüm. Çünkü yeni kuşaktansa çoğunlukla eski kuşağın sevdiği bir dizidir. Ayrıca yazarın küfür dolu Karantina serisinden sonra yeni kitabı olan 3391 Kilometre'de küfrü çok az yerde kullanmış olmasını olumlu bir gelişim olarak görmek istedim. 94. sayfada "Merhaba, ben Acı" ile başlayan ve acının kişileştirildiği bölümü yine sevdim. Aslında yazar kendisini bu konularda geliştirse bir potansiyeli olabilir. Fakat kitabın tamamı Whatsapp konuşmaları üzerinden iki insanın birleşme hikayesi olunca ister istemez oldukça gereksiz ve edebi anlamda boş bir kitap olduğunu da kendisi bize söylüyor. Benim arkadaşlarımla yaptığım Whatsapp konuşmalarım eminim ki çok daha edebidir...

İncelemenin başlarında dediğim gibi yazdığınız her yorum için vakit kaybetmemeniz açısından okumamanız gereken 1 adet kitap önermeyişinde bulundum.

Çabuk, Beyza Alkoç'un müritleri gelmeden...
472 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Hayatım boyunca okuduğum en güzel sayılı kitaplardan birisi. Abartmıyorum gerçekten efsane bir kitap. Bir mesafe aşkı hikayesi... Bu cümleyi şu an okuduğunuzda size basit gelebilir fakat kitabı elinize aldığınızda bu yazdığım cümle sizin için bir çok anlam ifade edecek. Kitapta okuduğum her yer o kadar güzeldi ki her yerin altını çizmek istedim. Kesinlikle okumalısınız... :)
472 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Yeni nesil aşk, internet üzerinden.. bu mümkün mü? Kitaba göre cevaplarsak mümkünmüş. Konudan kısaca bahsetmek istersem İzmir ve Fransa'da iki ayrı ülkede yaşayan İzmir ve Ege'nin internet üzerinden tanışması ve aşk yaşamasını anlatan bir kitap. Bazı sıkıntılar var kitapta, karakterlerin psikolojisi kişiliğe uymuyor. Kısaca karakterleri tanıtırsam;
İzmir: 18 yaşında sınava hazırlanan hayatı boyunca sevgilisi olmamış bir kız. Fakat bu karakter o davranışlara uymuyor, tam olarak kendini yalnızlığa sürükleyen, ailesinin değerini bilmeyen, kendi kendinin psikolojisini bozan iç sesinden de ah keşke bir sevgilim olsa diye dua eden bir kız :D
Ege: Yanlışıkla trafikte birini öldürmüş ve Fransa'ya kaçmış birisi. Bir katil evet.. hiç sevemedim. Sözde sınava hazırlanıyor ama sözde işi daha çok internetten kendine kız düşürmek :D

Kitapta karakterler böyle anlatılmıyor fakat onlara uyan kişilik budur biraz mantıksal düşününce fark ediyorsunuz, Beyza Alkoç bu konuda biraz daha dikkatli olabilirmiş. Konu olarak akıcılık problemi yok, basit bir dil çok hızlı okuyabilirsiniz kitabı. Okuyunca size bir şey katacak mı? Hayır. Boş vaktim oldukça fazla veya kafamı yormak istemiyorum kitap okurken diyorsanız tercih edilebilir. Kısaca anlattığım konunun biraz daha özet halini yazacağım spoi istemeyenler bundan sonrasını okumamalı.

Trafik kazasında birini öldüren Ege Fransa da saklanmaktadır. İzmir ise trafik kazası sonucu ailesini kaybedecek. Defalarca ayrılma tehlikesi geçirip bir şekilde barışıyorlar, kız için hayat çok kolay tabi mesajına cevap gelmiyor diye atlıyor uçağa Fransa'ya gidiyor. Bu kadar basit, ama yazması sadece. Birbirlerine ulaşamadıkları zaman strese giriyorlar yazar duyguları güzel aktarmış, bence kesinlikle mesafe aşkı yaşamış olmalı :)) Fakat zorlukları anlatması gayet güzelken babasının özel uçak yollatıp Ege'yi getirmesi falan çok saçma geliyor. Madem getirebiliyorsun neden bu kadar zamandır getirmedim abicim. Kıskançlık dereceleri çok yüksek, birbirlerine eziyet ediyorlar gibi hissettim bazen. En sonunda bu mesafeye dayanamayan Ege kalıcı olarak gelmesini istiyor ve İzmir de gidiyor. Kitap bu şekilde bitiyor. Bu arada trafik kazasında öldürdüğü kişinin oğlu ile tanışıyor İzmir, bunun o olduğunu düşünüyor. Bunları hiç takmıyor tabi ki, ikisi de aşktan kör olmuş haldeler. Okul umurlarında değil, gençlere kötü örnek olabilir sadece bir kurgu olduğunu unutmayın.
472 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Arkadaş zoruyla wattpad' de yarısını okumuştum, çıkınca yarısını da okudum. Beyza Alkoç, Karantina ve Asansör'ün kapaklarıyla ilgi çeken bir yazar. Bu kapak da gerçekten güzeldi.

Klasik bir wattpad kitabı değil. Yazarın dili de kuvvetlenmiş ve yazarın heyecanı size de yansıyor.

Konusu, Tumblr da gezinen İzmir 'Artık uyu' mesajı alır mesajı atan kişiyle konuşur. Bu kişi Ege! Ege Fransa'da yaşıyor. İzmir ve Ege'nin mesafe aşkını okuyoruz. İzmir'in Ege'sine kavuşma hikayesi.

Kitapta alıntı yapılabilecek cümle çok fazla var. Mesafe aşkı anlatılıyor ve güzel yansıtılmış. İki karakteri de çok fazla sevdim. Hem üstüne çok konuşulabilecek hem de az konuşulabilecek bir kitap.

Not; Eğer sosyal medyaya ara vermeyi düşünüyorsanız bence okumayın çünkü Tumblr hesabı açıp aktif olmak isteyebilirsiniz :)
472 syf.
·9 günde·9/10 puan
Hiç dokunamadığınız,göremediğiniz,duyamadığınız, birini sevmeye devam edebilir misiniz?
Az çok duyabiliyorum sizi mesafeler engel değil kalpteki sevgi önemli diyorsunuz...Ama ya bir an da bıkarsanız...
Ege ile İzmir asla bıkmadı,mesafelerin onlar için pek etkisi yoktu.Onlar sadece aynı gökyüzünün altında ortak noktaları olan Ay'a bakıp göz göze gelirlerdi.Onlar için kilometrelerce uzaklık önemli değildi.

Bu bi mesafe aşkı hikayesi,bazı noktalarda güldürdü bazı noktalarda hüzünlendirdi.Sayfaları çevirdikçe hızlandığınızın farkında bile olamıyorsunuz.Sanırım bu kitap bağımlı yapıyor;) Kesinlikle aşk acısı çekenlere veya hayatına yeni bir sayfa açanlar için okunması gereken bir kitap.Fakat bende bu iki olay olmamasına rağmen çok beğendim diyebilirim.Olayların akışı insanı her an başka olaylara çekiyor ve heyecanınızı bastıramayıp daha fazla okuma hevesi artıyor.Bence bi şans verin bu kitaba.Seveceksiniz:)

“İnsanın en büyük şanssızlığı birlikte eğlenebileceği insanların yanı başında değil kilometrelerce uzağında oluşuydu.”

Kitapla kalın:)
472 syf.
3391 Kilometre, çok uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı ve hakkında hiç kötü yorum duymamıştım. Kendisi bir wattpad kitabı ve çok uzun zamandır bu tarz kitaplar okumuyordum. Kitabın ilk çeyreği bittiğinde wattpad kitabı olduğunu bana pek hissettirmedi ama sonraki bölümlerde hissettirdi.

İlk öncelikle şunu söylemeliyim, kitap kesinlikle klişe değildi. Oldukça farklı bir şekilde başlıyor. İzmir isimli kız karakterimiz İzmir'de yaşıyor ve bir gece Fransa'da yaşayan Ege'den ona bir mesaj geliyor. Her şey bu şekilde başlıyor. Kitap bir mesafe ilişkisini konu alıyor. Kitapta en çok sevdiğim şey, karakterlerin birbirlerini hiç görmeden birbirlerine âşık olmalarıydı. Dolayısıyla kitabımızda koşulsuz âşk var ki bu benim hoşuma gitti. Ege karakterini çok sevdim. Kitap başta çok güzel ilerliyordu ama sonra bir olay yaşandı ve artık çok güzel gitmemeye başladı.

Güzel miydi? Yani, evet.
Çok mu güzeldi? Hayır.
Dedikleri kadar var mıymış? Hayır.
Gerçekçi miydi? Hayır. İçinde çok fazla tesadüf vardı.
Okunur mu? Tabii ki evet. Okurken çok keyif aldım, bayağı akıcıydı.

Aynı zamanda her bölüm başında masal vardı ve bence çok tatlıydı yazarın araya böyle bir şey sıkıştırması. Keyifli okumalar:)

"İnsan susarak da konuşabiliyormuş ve bunu öğrendim."
472 syf.
·25 günde·1/10 puan
Gerçekten bu kadar vasat bir kitap uzun zamandır okumamıştım. Amalar veler okadar çok kullanılmış öyle çok yazım hatası varki.. Hikaye güzel anlatım vasat zaman kaybı gibi geldi bana atlaya atlaya okudum sırf kitap bitti diyebilmek için..
3391 kilometre adlı kitabı wattpat uygulamasında okumuştum. Kitabın konusu, anlatım tarzı çok güzel. Kitaba nasıl başladım nasıl bitirdim anlayamadım. Kitabın devamı ise wattpatte yazılıyor azru eden okuyabilir.
472 syf.
·3 günde·10/10 puan
Beyza Alkoç'un Asansör kitabını galiba 50 sayfasını okuyup sevmediğim için bıraktım. Karantina kitabının dört kitabını okudum ama çok sevmemiştim. 3391 kilometre ise yazar kalemini öyle bir geliştirmiş ki o kadar güzeldi ki çok sevdim. Alıntı olarak paylaşacak bir çok söz vardı. İzmir ve Ege okurken sizi içine sürükleyen sahiplendiren değişik bir büyüsü var. Ege'nin bu kadar açık sözlü olması, İzmir'in utangaç olması ve bunu hissetmeniz.
O kadar güzeldi ki çoğu sayfasında gülümseyerek okudum. Umarım ikinci kitabı birinci kitabı kadar güzel olur.
"Artık uyu" diye başlayan, çoğu yerinde gülümseten bazı yerlerinde hüzünlendiren bir roman.
472 syf.
Ağlaya ağlaya okuduğum bir kitap.. Etkilenerek, defalarca okuduğum yazılar,
Kokusuna doyamadığım o sayfaların kokusu..
Kalemine sağlık Beyza Alkoç
Şiddetle tavsiye ederim.
"Dünyanın farklı yerlerinde de olsak aynı gökyüzüne bakıyoruz."
.
.
.
472 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Mesafe aşkı bu kadar güzel anlatılamazdı. Okurken içinizi ısıtan bir çok cümle ile karşılaşıyorsunuz. Ege'nin bir erkeğe göre bu kadar saf ve güzel sevmesi beni çok etkiledi. İzmir'in acıları, hissettikleri o kadar içime dokundu ki. Sanki gerçekti de ben her şeyi hissettim. Önemli olan mesafe değil bunu hep biliyordum ama bir kez daha içten hissettim. İnsan isteyince yapamayacağı hiç bir şeyin olmadığını bir kez daha öğrendim. Bi de şu var biz baya değerliyiz bunu bilin. Kendinizi sevin çünkü ruhunuz sevmeye kodlanmış bir şekilde. İnsanın kendine değer vermesi gerektiğini yer yer anlatması da çok güzeldi. Unutmayın olur mu biz çok değerliyiz? Okuyun. Okutun
472 syf.
·Puan vermedi
Mesafe aşkı bu kadar güzel anlatılamazdı. Okurken içinizi ısıtan bir çok cümle ile karşılaşıyorsunuz. Ege'nin bir erkeğe göre bu kadar saf ve güzel sevmesi beni çok etkiledi. İzmir'in acıları, hissettikleri o kadar içime dokundu ki. Sanki gerçekti de ben her şeyi hissettim. Önemli olan mesafe değil bunu hep biliyordum ama bir kez daha içten hissettim. İnsan isteyince yapamayacağı hiç bir şeyin olmadığını bir kez daha öğrendim. Bi de şu var biz baya değerliyiz bunu bilin. Kendinizi sevin çünkü ruhunuz sevmeye kodlanmış bir şekilde. İnsanın kendine değer vermesi gerektiğini yer yer anlatması da çok güzeldi. Unutmayın olur mu biz çok değerliyiz? Okuyun. Okutun
“İnsanın en büyük şanssızlığı birlikte eğlenebileceği insanların yanı başında değil kilometrelerce uzağında oluşuydu.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
3391 Kilometre
Alt başlık:
3391 Kilometre #1
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
472
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052361832
Kitabın türü:
Orijinal adı:
3391 Kilometre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Baskılar:
3391 Kilometre
3391 Kilometre
Yağmur böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak?

“O gün, bana ‘Sinemaya gidelim mi?’ diye sordu. 3391 kilometre öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan… Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkânsız olduğunu bile bile ‘Sinemaya gidelim mi?’ dedi…”

Aylarca sesini duymadığınız, yüzünü görmediğiniz, dokunmadığınız, kokusunu almadığınız, aynı sokaktan geçme ihtimalinizin dahi olmadığı, aynı fotoğrafın içinde bile bulunamayacağınız, sizden kilometrelerce, hatta denizlerce, adalarca ve şehirlerce uzakta olan bir insana âşık olur muydunuz?

Kendinize yapar mıydınız bunu?

Bu hikâye, uzak bir ilişkinin hikâyesi! Birbirlerini görmeden ve duymadan, aylar boyunca gece gündüz konuşan; birbirlerine bu kadar uzak, ama bir o kadar da yakın olan; aralarına giren onca kilometreye rağmen birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi! Burası bizim gezegenimiz, burada her şey anını bekler. Burası, bizim 3391 kilometrelik gezegenimiz…

“Seni görmem için yanımda olmana gerek yok. Gözlerim kapalıyken de görebiliyorum seni. Zaten seni gözlerim kapalıyken görebiliyorum sadece…”

Kitabı okuyanlar 5,3bin okur

  • Fatma Naz Toloner
  • Gece Sessizliğinin Berilyumu
  • Sıla Çevik
  • Berkay pehlivan
  • Siyah Kuğu
  • Berna Eylül Doğan
  • Feyza Nur SAĞLAM
  • Mürşide Aybüke GÜRSOY
  • Sıfırım ben noktayı da ben koyarım☁
  • Deniiizz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.4 (161)
9
%2.9 (55)
8
%2.2 (43)
7
%1 (19)
6
%0.8 (15)
5
%0.8 (15)
4
%0.1 (2)
3
%0.3 (5)
2
%0.2 (3)
1
%0.3 (5)

Kitabın sıralamaları