49 Numaralı Parçanın NidasıThomas Pynchon

·
Okunma
·
Beğeni
·
929
Gösterim
Adı:
49 Numaralı Parçanın Nidası
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
184
ISBN:
9786053753728
Kitabın türü:
Çeviri:
Feride Evren Sezer
Yayınevi:
İthaki Yayınları
TIME'ın 1923-2005 arası En İyi İngilizce 100 Roman listesinde yer alan 49 Numaralı Parçanın Nidası, Amerikalı yazar Pynchon'ın kaleminden 1966'da çıkan postmodern bir gizem romanı. Zamanında Nabokov'un öğrencisi olduğu gibi, aynı zamanda William Gibson, David Foster Wallace, Salman Rushdie ve Neal Stephenson gibi farklı türlerde ustalaşan yazarların etkilendiği bir kalem olan Pynchon, medyadan kendisini çok iyi sakladığı için günümüzün Salinger'ı olarak da anılıyor. Nerede yaşadığı kesin olarak bilinmeyen ve birkaç pozu dışında fotoğrafı da bulunmayan yazarın adı, Nobel Edebiyat Ödülü kulislerinde uzun yıllardır tartışılıyor. Pynchon, Harold Bloom'a göre çağının en önde gelen Amerikan romancılarından biri.

49 Numaralı Parçanın Nidası Amerikan tarihindeki, gerek politik gerekse sosyal açıdan, en çalkantılı dönemlerden biri olan 1960'lı yıllarda yazılır. Uyuşturucu kültürü, Vietnam Savaşı, John F. Kennedy ve Martin Luther King cinayetleri, kadın hakları mücadelesi bu döneme damgasını vuran olayların yalnızca bir kısmıdır. Thomas Pynchon, bu kültürel olaylardan faydalanır: 49 Numaralı Parçanın Nidası tüm kültürel karmaşayı içinde barındırır.

Oedipa Maas, kocası Mucho ile beraber yaşayan genç bir kadındır. Bir gün, eski erkek arkadaşı Pierce Inverarity'nin öldüğünü ve kendisini vasisi olarak adadığını açıklayan bir mektup alır. Vasiyeti yerine getirmeye karar veren Oedipa, San Narciso'ya yola çıkar ve bundan sonra kendisini gizemli bir dünyanın içinde bulur. Büyük bir gizemi çözmek üzere olduğuna inanan Oedipa gitgide dünyadan soyutlaşacak ve yalnızlığa gömülecektir. Oedipa'nın çevresindeki dünya uyuşturuculara, komplo teorilerine, hayallere dayalı bir yer haline gelir. Öyle sık halüsinasyon görür ki kaotik bir yabancılaşmanın içine tıkılıp kalır. 49 Numaralı Parçanın Nidası her şeyden öte kültürel kaosu ve iletişim sorunlarını kendisini çevresinde dağılıp giden halüsinojenik bir dünyanın içinde bulan genç bir kadının gözlerinden anlatan bir romandır.

Oedipa, bir gün Pierce'ın pul koleksiyonunun açık artırma ile satılacağını öğrenir. Pullar 49 numaralı parça olarak satışa çıkarılacaktır. Gizemli bir katılımcı 49 numaralı parçanın peşindedir. Bu gizemli kişinin kimliğini öğrenmek üzere müzayedeye gitmeye karar veren Oedipa, 49 numaralı parçanın nidasını bekler.
(Tanıtım Bülteninden)
Farklı bir yazarla tanışmanın dayanılmaz hafifliği ile ayaklarım yerden kesilmiş durumda.

Postmodern roman ve kurgunun önemli bir örneği olarak kabul edilen ve Time'ın "1923-2005 arası En İyi İngilizce 100 Roman" listesinde yer alan 49 Numaralı Parçanın Nidası; herşeyden önce zor bir kitap, içeriğindeki kaosla başa çıkabilmek için dingin bir zihinle okunmalı çünkü; hep bir yerlere, bir şeylere göndermeler var, onları yakalamaya çalışmak yorucu olsa da son derece keyifli.
Roman bir halüsinasyonlar zinciri şeklinde; yazıldığı dönemin Amerika'sının siyasi ve sosyal karmaşasını da içine alarak iletişimsizlikten doğan yalnızlığın kitleler üzerindeki sıra dışı etkilerini derinlemesine ve yorucu bir şekilde okuyucuya aktarıyor. Kitabın başlarındaki saç spreyi patlaması bölümü beni en derin etkileyen bölümdü ve bana göre saç spreyi Amerika'yı, patlaması Amerika'nın dünya ülkeleri üzerindeki yıkıcı etkisini, kontrolsüzlüğü de gücünü anlatıyordu sanki ama hepimiz biliyoruz ki; kontrolsüz güç güç değildir ve yaratılan kaos ortamının yıkıcı gücü bugün ortadır.
İyi bir okur olarak zihninizin sınırlarını zorlaması için Pynchon'a izin verin. Kitaplarının özelliğinden dolayı okurun onu değil, onun okurlarını seçtiğini söyleyebiliriz aslında.

Pynchon'ın bu romanı için ülkesinde ayrıca bir klavuz, yardımcı kitap da yayımlanmış. Aynı çalışmaları Shakespeare, Joyce ve Kafka gibi yazarlar için de yapıldığını biliyoruz. Keşke o klavuz da kitapla birlikte Türkçeye kazandırılmış olsaydı.
Daha önce de şizofrenlik ile ilintili birçok roman okumuştum. Birçoğunda olay kurgusunu, ana karakteri empati ve ya diğer yollardan yakalayabiliyordum. Bu kitabı okurken bana büyük bir haz versede, kitabı bitirdikten hemen sonra bundan üzüntü duyuyordum. Eğer ana karakter şizofren ise onunla "sağlıklı" okuyucu empati kuramazdı değil mi ? Thomas Pynchon içimdeki sese tercüman olmuş. Bırakın karakterle empati kurmayı olay kurgusunu bile kestiremiyorsunuz. Yazarın gücünü bazen bir sayfayı bulan, usatalıkla seçilmiş kelimelerden nasıl bir 'salata' yaptığını okurken hissediyorsunuz. Ayrıca yazar içinde yaşadığı zaman dilimde ki bilim,siyaset,moda vb. konuların tamamına yerinde tahlillerle deyinmiş. Feride Evren Sezer ( çevirmen ) kesinlikle teşekkürü hakediyor. Çeviri yaparken büyük bir emek verdiği belli. Bence çeviriyle beraber gelen sadeleştirmeler suç sayılmalı neyse ki yerinde çeviri yapan emektarlarımız var :))
' Bu sakallı da kim ? ' diye sordu Oedipa. ' James Clerk Maxwell, ' diye açıklamaya koyuldu Koteks, " Maxwell'in Cini olarak bilinen ufak bir bilgiyi zamanında doğru varsaymış olan ünlü bir İskoç bilim adamı. Cin, bir kutunun içinde, tamamen farklı ve rastgele hızlarda hareket eden hava moleküllerinin arasında oturmuş, hızlı molekülleri yavaş olanlarından ayırıyordu. Hızlı moleküllerin enerjisi yavaş olanlardan daha fazladır. Yeterli sayıda molekülü bir yerde yoğunlaştırırsanız, yüksek sıcaklıkta bir alan elde edersiniz. Daha sonra, kutunun bu sıcak alanıyla daha serin olan herhangi bir alanı arasındaki ısı farkını kullanarak bir ısı motorunu çalıştırabilirsiniz. Cin sadece oturup sınıflandırma yaptığından, sisteme gerçek bir emek vermemiş olursunuz. Dolayısıyla, hiçbir şey karşılığında bir şey alarak, süreğen bir devinim sağlar, böylece Termodinamiğin İkinci Yasası'nı çiğnersiniz. "
Takım çalışması, diye homurdandı Koteks, böylede denilebilir, evet. Aslında sorumluluktan kaçmanın bir yolu. Toplumun genelindeki ödlekliğin bir belirtisi.
Bir yaz günü öğleden sonra Bayan Oedipa Maas,
Tupperware partisinden eve döndü; partinin sahibesi,
fondünün içine biraz fazla kiraz rakısı koymuş olsa gerekti zira
Oedipa, Pierce Inverarity adında, bir keresinde boş zamanında
iki milyon dolar kaybettiği halde bir vasiyet infaz memurunun altından
kolay kolay kalkamayacağı kadar çok ve karmaşık mal varlığına
sahip olmayı sürdürmüş olan Californalı bir emlak kralının vasisi,
ya da herhalde vasiyesi olarak atandığını idrak etmekte zorlandı.
Oedipa oturma odasında durup TV ekranının yeşilimsi ölü
gözünün bakışlarına maruz kalarak, Tanrı’nın adını ağzına aldı ve
mümkün olduğunca sarhoş görünmeye çalıştı. Ama bir yararı yoktu.
Mazatlán’da, kapısı az önce çarpılan bir otel odasını düşündü ki
bu yüzden lobideki iki yüz güvercin sanki sonu gelmeyecekmiş gibi
havalanmıştı; sonra Cornell Üniversitesi’ndeki kütüphane yokuşunda
duran hiç kimsenin, yokuş batıya baktığı için göremediği
gün doğumunu; Bartók’un ‘Orkestra için Konçerto’sunun
dördüncü bölümünden kuru ve acıklı bir ezgiyi;
bir de Pierce yatağın üst tarafındaki daracık rafta tuttuğu için
Oedipa’nın hep tepelerine ineceğinden korktuğu,
kirece boyalı Jay Gould büstünü…
Böyle mi öldü acaba, diye geçirdi içinden, rüya görürken
evdeki tek ikonun altında ezilerek?
Bu düşünce, Oedipa’yı yalnızca güldürdü, kahkahayla ve çaresizce:
Hastasın sen Oedipa, dedi kendine ya da bunu bilen odaya.
''Geldim'' dedi Oedipa, ''çünkü beni bir kuruntudan çıkarmanızı umuyordum.''
''Ona gözün gibi bak!'' diye şiddetle inledi Hilarius. ''Hepinizin başka neyi var ki? Küçük dokunacından sıkıca tut, Freudyenlerin onu tatlı dille uzaklaştırmalarına ya da eczacıların zehirle onu senden söküp almalarına izin verme. Her ne ise, ona sahip çık, çünkü onu kaybettiğinde sen de diğerleri gibi olursun. Var olmamaya başlarsın.''
Her bir enkazı yaratan şiddet yeterince nadirdi ve mucizevi olacak denli uzaktı ondan, tıpkı her ölümün, kendi ölüm anımıza dek mucizevi oluşu gibi.
Durma dedi Metzger, soru sor ama her bir soru için üstünden bir şey çıkarman gerekecek. Buna Strip Boticelli diyelim.
Mucho Maas perde kapıdan içeriye atlayarak eve girmişti.
“Bugün de başka bir yenilgiydi,” diye lafa başladı.

“Sana bir şey söyleyeceğim,” diyerek Oedipa da lafa girdi.
Ama sözü önce Mucho’ya bıraktı.

Mucho, Yarımada’nın ucunda çalışan ve mesleğiyle ilgili
düzenli olarak buhran geçiren bir disk jokeydi.
Sık sık, “Hiç- birine inanmıyorum, Oed,” sözleri dökülürdü ağzından.
Ta derinlerden, “Sahiden deniyorum, ama yürekten inanamıyorum,”
diyordu, belki de bunu o kadar derinlerden söylü- yordu ki,
böyle zamanlarda Oedipa, ona ulaşamayıp paniğin eşiğine sürükleniyordu.
Mucho’yu böyle zamanlarda kendi- ne getirmiş gibi görünen şey,
Oedipa’nın kontrolü fazlasıyla elden kaybetmiş görüntüsü olabilirdi.

“Fazla hassassın.” Tamam, bunun dışında bir dolu şey söyleyebilirdi,
ama ağzından bu çıkmıştı işte. Her halükârda doğruydu söylediği.
Mucho, birkaç yıl ikinci el araba satıcısı olarak çalışmış,
fakat bu mesleğin ne anlama geldiğinin aşırı farkında olduğu için,
çalışma saatleri ona dört dörtlük bir işkence gibi gelmişti.
Mucho her sabah, bıyığından en ufak bir eser kalmasın diye,
üst dudağını üç kez kılların çıktığı yönde, üç kez de aksi yönde tıraş ediyordu;
yeni bıçaklarla kendini istisnasız kanatıyor ama gene de devam ediyordu;
hep vatkasız takım elbiseler alıyor, sonra da bir terziye gidip
yaka dökümlerini anormal derecede daralttırıyordu;
saçı için sadece su kullanıyor, daha da geriye yatırmak için
Jack Lemmon gibi tarıyordu. Talaş görmek, hatta ucu açılan
kurşun kalem bile irkiltiyordu onu, oto galerideki iş arkadaşlarının
talaşı, bozuk şanzımanı susturmakta kullandığı bili- nirdi halbuki, ve
rejimde olmasına karşın hâlâ, Oedipa gibi, kahvesini tatlandırmak
için bal kullanamıyordu, çünkü her yapışkan şey gibi bal da onu bunaltıyordu,
bu yüzden de pistonla silindir duvarı arasındaki boşluklara sürmek
için motor yağına eklenerek hileli bir karışım hazırlanan şeyi büyük
bir ızdırapla anımsardı. Sırf adamın biri, kulağının dibinde, hem de güya
art niyetle “kremalı pasta” dedi diye bir partiyi gece vakti terk etmişti.
Halbuki adam, dükkanından söz eden Macaristan göçmeni bir pastacıydı.
Mucho böyle biriydi işte, alıngandı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
49 Numaralı Parçanın Nidası
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
184
ISBN:
9786053753728
Kitabın türü:
Çeviri:
Feride Evren Sezer
Yayınevi:
İthaki Yayınları
TIME'ın 1923-2005 arası En İyi İngilizce 100 Roman listesinde yer alan 49 Numaralı Parçanın Nidası, Amerikalı yazar Pynchon'ın kaleminden 1966'da çıkan postmodern bir gizem romanı. Zamanında Nabokov'un öğrencisi olduğu gibi, aynı zamanda William Gibson, David Foster Wallace, Salman Rushdie ve Neal Stephenson gibi farklı türlerde ustalaşan yazarların etkilendiği bir kalem olan Pynchon, medyadan kendisini çok iyi sakladığı için günümüzün Salinger'ı olarak da anılıyor. Nerede yaşadığı kesin olarak bilinmeyen ve birkaç pozu dışında fotoğrafı da bulunmayan yazarın adı, Nobel Edebiyat Ödülü kulislerinde uzun yıllardır tartışılıyor. Pynchon, Harold Bloom'a göre çağının en önde gelen Amerikan romancılarından biri.

49 Numaralı Parçanın Nidası Amerikan tarihindeki, gerek politik gerekse sosyal açıdan, en çalkantılı dönemlerden biri olan 1960'lı yıllarda yazılır. Uyuşturucu kültürü, Vietnam Savaşı, John F. Kennedy ve Martin Luther King cinayetleri, kadın hakları mücadelesi bu döneme damgasını vuran olayların yalnızca bir kısmıdır. Thomas Pynchon, bu kültürel olaylardan faydalanır: 49 Numaralı Parçanın Nidası tüm kültürel karmaşayı içinde barındırır.

Oedipa Maas, kocası Mucho ile beraber yaşayan genç bir kadındır. Bir gün, eski erkek arkadaşı Pierce Inverarity'nin öldüğünü ve kendisini vasisi olarak adadığını açıklayan bir mektup alır. Vasiyeti yerine getirmeye karar veren Oedipa, San Narciso'ya yola çıkar ve bundan sonra kendisini gizemli bir dünyanın içinde bulur. Büyük bir gizemi çözmek üzere olduğuna inanan Oedipa gitgide dünyadan soyutlaşacak ve yalnızlığa gömülecektir. Oedipa'nın çevresindeki dünya uyuşturuculara, komplo teorilerine, hayallere dayalı bir yer haline gelir. Öyle sık halüsinasyon görür ki kaotik bir yabancılaşmanın içine tıkılıp kalır. 49 Numaralı Parçanın Nidası her şeyden öte kültürel kaosu ve iletişim sorunlarını kendisini çevresinde dağılıp giden halüsinojenik bir dünyanın içinde bulan genç bir kadının gözlerinden anlatan bir romandır.

Oedipa, bir gün Pierce'ın pul koleksiyonunun açık artırma ile satılacağını öğrenir. Pullar 49 numaralı parça olarak satışa çıkarılacaktır. Gizemli bir katılımcı 49 numaralı parçanın peşindedir. Bu gizemli kişinin kimliğini öğrenmek üzere müzayedeye gitmeye karar veren Oedipa, 49 numaralı parçanın nidasını bekler.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • Taylan Özkan
  • @kitaplarlakeyif
  • Kartal Arslan
  • Zynp Kll
  • Fırat Özbey
  • Demet ÖZDOĞAN
  • bybrt
  • Elif Saruhan
  • Esma
  • ÜMİT YILMAZ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (3)
9
%0
8
%22.2 (2)
7
%11.1 (1)
6
%0
5
%22.2 (2)
4
%11.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0