50 Soruda Antropoloji (Bilim ve Gelecek Kitaplığı 50 Soruda Dizisi: 12)

·
Okunma
·
Beğeni
·
664
Gösterim
Adı:
50 Soruda Antropoloji
Alt başlık:
Bilim ve Gelecek Kitaplığı 50 Soruda Dizisi: 12
Baskı tarihi:
Şubat 2012
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055888237
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
İnsanı bütün yönleriyle inceleyen antropolojiyi, fiziksel-biyolojik ve sosyal-kültürel tüm boyutlarını içeren geniş bir kapsamla ele alan 50 Soruda Antropoloji, "50 Soruda" dizisinin 12. kitabı. Yazarlar Sibel Özbudun ve Gülfem Uysal'ın, salt küçük ölçekli toplumları değil, günümüz dünyasını/insanını anlama girişimi olduğunu vurguladıkları antropolojiye dair doyurucu bir çerçeve sunarken geçtikleri kimi sorular şöyle:

Antropoloji neyle uğraşır, temel soruları nelerdir? Biyolojik antropoloji, adli antropoloji nedir? Sosyal/ kültürel antropolojide belli başlı kuramlar nelerdir? "Mülkiyet" kavramı her kültürde aynı anlama mı gelmektedir? Siyasal antropoloji nedir? Devlet nedir, devletin biçimlenişine dair belli başlı kuramlar hangileridir? Sömürgecilik nedir? Feminist antropolojinin başlıca tezleri nelerdir? Ensest tabusu nedir? Din toplumsal değişme ile ilişkilendirilebilir mi? Antropolojide büyü, ayin, mitos nasıl ele alınır? Lingüistik antropoloji neyle uğraşır? Günümüzün uygulamalı antropolojisiyle sömürgeci dönemin "pratik antropoloji"si arasında ne fark vardır? Küreselleşme süreçleri antropolojiyi nasıl etkilemektedir? "Yoksulluğun etnikleşmesi" ne demektir?
(Tanıtım Bülteninden)
232 syf.
Sosyal bilimler arasında insanı her yönüyle ele alan ve bu doğrultuda bütüncül yaklaşım sergileyen antropolojiyi yeni yeni tanımaya başladım. Her şey ırkçı lakırdılara tanık olurken gelişti ve keşfetmem için ilk adımı atmıştım. Antropoloji neydi? Neden böyle bir bilim dalı ortaya çıktı? Hem sosyal bilimlerle hem de bazı fen bilimleriyle bağlantılı olmasındaki sır neydi? Homo sapiens? Neandertal? Lascaux mağarası? Bütün bunlar ne? Kafamdaki soru işaretlerine cevap ararken, araştırmalar yapa yapa yenilerine de yer vermek zorunda kaldım çünkü gerçekten iyi bir bilgi birikimi sağlayabilmek için bu gerekli. Misal ana hatlarıyla Carl Linnaeus ve John Ray’in çalışmaları ışığında filogenetik sınıflandırmaya hakim olmadan Australopithecus afarensis’i, Australopithecus africanus’u, Homo Erectus’u, Homo Neanderthalensis’i ve Homo Sapiens’i birbirinden ayırmakta -yani sınıflandırırken- oldukça zorlanırdık. Bu sadece bir örnek, birbirini tamamlayan kavramlar haliyle çok. Antropoloji serüvenim böyle başlamıştı.

Kaynak kitap ararken büyük sıkıntılar çektim, çoğu ingilizce malesef. Türkçe kaynaklar da sınırlı haliyle. Herhangi bir plartformda edindiğim bilgileri derleyip, notlar halinde buyük bir itina ile paylaşmayı düşünüyorum. İyi içerik üretmek için uğraşacak olmam bile sevindiriyor beni...


Kitabı okurken zorlandığım noktalar oldu, işin sosyal kısmını idrak etmekte zorlandım. Bu tamamiyle bilgi birikimimle alakalı bir durum. Misal hastalıkları, türleri ve insanın evrimsel sürecini kavrayabilmem için biyolojiye hakim olmak gerekiyor. Ana hatlarıyla genelden özele doğru gidildikçe de anatomi, fizyoloji, osteoloji konusunda bilgi sahibi olmak da son derece önemli. Fen bilgimle ‘biyolojik antropoloji’ kısmında zorlanmadım.

Antropolojiyi merak edenlere, giriş adı altında okumak isteyenlere tavsiye ediyorum, okurken bol bol araştırmalar yapıp notlar tutmanız dileğiyle...
232 syf.
·Puan vermedi
antropolojiye giriş açısından öncü bir kitaptır. severek okuduğum ve beni güzel yönlendiren bir kitaptı. alana sempati kazanmak isterseniz buyrunuz buradan başlayınız
232 syf.
·3/10
Fazla teknik bir başlangıç! Ders kitabı sıkıcılığı ile başlıyor. Kitabın üçte ikisinden sonra nihayet hareketlense de sondan çekişli eser ıslaya tıslaya sona eriyor. “Türkiye’de bağımsızlık mücadelesi veren Kürt’ler” örneğinde ise sanki bu ülkede binlerce masumun kanını döken PKK terörüyle hiç tanışmamış gibi görünüyor. PKK Kürt’lerin bağımsızlık mücadelesi değil, Kürt’leri ABD için can veren lejyonerler haline getiren bir kölelik düzenidir. “PKK olmazsa bizim için kim ölecek?” diyen bir ABD için ölen teröristler, bağımsızlık için ölmüyor, öldürmüyor! ABD çıkarları için fedailik yapıyor! Sibel Hanım gözünü açsa iyi olur!
Unutulmamalıdır ki, dişler bireyin yaşadığı fizyolojik streslerin kronolojik göstergeleridir.
Sibel Özbudun
Sayfa 66 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Patoloji, genel anlamda organ, doku ve kemiklerdeki yapı-fonksiyon bozukluklarını inceleyen bilim dalıdır; genellikle 0,1 mm'den küçük lezyonları araştırır.
Sibel Özbudun
Sayfa 64 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
İçevlilik (endogami) türler arasındaki benzerlik eğilimlerini, dışevlilik (egzogami) farklılaşma eğilimlerini artırır. Genetik hazinenin zenginleşmesi ve baskın görünüşlü çekinik genlerin karşılaşmaması için dışevlilik hemen her seçilimde körüklenir. Varyasyon ya da çeşitlilik, genetik olarak kalıcı değişikliklerdir. Ancak, modifikasyonlar ile karıştırılmamalıdır. Modifikasyonlar, fiziksel çevrenin etkisiyle ortaya çıkan ve bireyin dış görünüşünde (fenotip) etkili olan kalıtsal olmayan karakterlerdir. Konuya hayvanlar alemi açısından bakacak olursak, kültürü olmayan bu canlılar için önemli olan cinsel seçiciliktir. Bu konuda son derece titiz davranırlar. Fiziksel olarak güçlü olmak, parlak ve renkli tüylerle bezeli olmak ya da iri görünmek için kabarmak, onları eşeysel seçilim savaşında başarıya götürür. Böylelikle güçlü olanlar ve daha fazla döl dağıtan türler, hayatta kalmayı başarır.
Sibel Özbudun
Sayfa 40 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Araştırmacıların birçoğu hesaplanan fiziksel yaşın kronolojik yaşa yaklaşık eşit olduğunu kabul etmektedir. Ancak çevresel, besinsel etkiler ve hastalık kaynaklı stresler, gerçek yaşı maskeleyebilmektedir. Ancak diş yapısı bu etkilenmelere daha dirençli olduğu için, yaş tayinlerinde diş sürme yaşlarına göre daha güvenilirdirler. Diş sürme aşamaları ise yaklaşık 15 yaşına kadar güvenilirdir. Üçüncü azı dişlerinin sürme yaşlan ise yaşa göre çeşitlilik gösterdiğinden çok tercih edilir bir gösterge olarak kabul edilmez. Dişten yaş tayini, rahim içi hayatın erken aşamalarından, 20'li yaşlara kadar mümkündür. Bu amaçla, aylara ve yıllara göre süt/daimi dişlerin olgunlaşma ve sürme aşamalarını gösteren tablolardan faydalanılmaktadır. Yaş tayininde kullanılan bir diğer değişken, kemik büyümesidir. Kıkırdak yapıdan kemikleşme, kemiğin olgunlaşıp, büyümesi ve nihayetinde eklem kapaklarının ana kemiğe kaynaşarak büyümenin durması aşamaları izlenir. Tüm uzun kemikler, kürekkemiği, köprücükkemiği, leğenkemiği ve omurla da bu süreç gözlenir. Uzun kemiklerde kemik gövdesi ve eklem kapaklan ayrı ayn büyür ve kemik uçları kapaklarla buluşup kaynaştığında büyüme durur, işte her uzun kemikte bu kaynaşma farklı yaşlarda başlar ve tamamlanır. Yaklaşık 12 yaşından 25 yaşına kadar süren bu kaynaşmadan sonra artık kemik uzunlamasına büyümez. Kafatasım meydana getiren kemiklerin birbirleriyle yan yana gelip kaynaşma aşamalarından ela yaş hesaplamak olasıdır. Kemiklerin kaynaşmadan önceki görünümleri bir dikiş izini andırır, kemikler kaynaştıkça bu dikiş izi belirsizleşir ve ilerleyen yaşla birlikte kaybolur. Bu izler kafatasının hem dış hem de iç yüzeyinde görülebilir. Ancak iç yüzeydekileri gözlemlemek oldukça zordur. Tümüyle açık olan dikişler bireyin 36 ve çoğunlukla 27 yaşından küçük, tümüyle kaynaşmış dikişler ise 26 yaşından büyük olduğunu gösterir. Son araştırmalar, dikişlerin kapanma yaşlarında görülen büyük çeşitlilik nedeniyle, bunun daha az güvenilir bir teknik olduğunu göstermiştir. Leğenkemiğinde bulunan pubic kemiklerinin birbirleriyle birleşme yüzeyleri yaşlandırmada çok kullanılan ve tercih edilen bir yöntemdir. Pubic yüzeyler özellikle 18 yaşından sonra değişime uğrar ve faklı morfolojiler gösterir. Genç bireylerde, bu yüzeylerden birbirine paralel oluklar bulunurken, yaş ilerledikçe bu oluklar düzleşir, yüzey genişler ve yeni kemik oluşumları görülür. Değişimler için 6 farklı aşama belirlenmiştir (France, 2003: 221-222). Kadın ve erkeklerde farklı aşamalar gözlendiğinden, cinsiyet ayrımı yapılarak karşılaştırma yoluna gidilir. Pubic kemik yüzeyinden yapılan yaş tayinlerinin 50 yaşın üzerindeki bireylerde yetersiz kalması ve kafatası dikişlerinden yapılan yaşlandırmada dikişlerin kaynaşma sürelerinin kişiden kişiye farklı, geniş bir yaş aralığı vermesi, kaburgadan (costal) yapılan yaşlandırma yöntemini ön plana çıkartmıştır. Kaburgadan yapılan yaş tayininde kaburgaların sternuma ya da karına bakan uçları ve tercihen 4. kaburgalar kullanılır. Burada da yine yaşa bağlı deformasyonların farklı aşamaları söz konusudur. Kaburganın kenarları "v" biçiminden "u"ya dönüşür ve derinleşir. Pürtüklü eklem yüzeyi derinleşerek gözenekli ve daha sonra da keskin ve düzensiz çıkıntı kemiklerin bulunduğu bir görünüm kazanır. Bu yöntemde şimdilik topluluklar ve ırk grupları arasında bir fark gözlenmediği için uygulanabilir ve güvenilir bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Sibel Özbudun
Sayfa 58 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
İnsanlar yeryüzündeki dört milyon yılı aşkın tarihlerinin çok büyük bölümünde, yani Yakındoğu'da bitki ve hayvanları evcilleştirmeye başladıkları 10.000 yıl öncesine dek, çevrelerinde buldukları yabanıl bitkileri toplayıp yaban hayvanları avlayarak, yani avcı-toplayıcılar olarak yaşamışlardır. Günümüzdeyse bu geçim örüntüsünü sürdüren insan topluluklarının sayısı son derece azalmıştır; yeryüzünün coğrafi açıdan marj inal bölgelerinde birkaç topluluk halen temel geçim faaliyeti olarak avcıtoplayıcılık yapmaktadır. Hiç kuşku yok ki, günümüz avcı-toplayıcılarının yaşam kosulları, insanlık tarihinin en uzun dönemini oluşturan paleolitik boyunca yaşamış avcı-toplayıcılardan çok farklıdır: Avcı-toplayıcı atalarımız dünya nüfusunun birkaç milyondan ibaret olduğu bir dönemde, kendilerine bereketli bir sofra sunan yeryüzünde -kritik iklim değişikliği momentleri dışında- besin sıkıntısı çekmeden yaşarken; günümüz avcı-toplayıcıları, sanayi toplumlarının kıyısında, onların tehdidi altında, kutup bölgeleri, balta girmemiş orman içleri ya da çöl arazileri gibi verimsiz topraklarda sürgün bir yaşam sürdürmektedirler. Dolayısıyla yoksunluk koşullarında yaşayan günümüz avcı-toplayıcılarından hareketle paleolitik atalarımız konusunda çıkarsamalar yapmak, hatalı olacaktır.

Ne ki, Kalahari !Kung Sanları arasında uzun süreli araştırmalar yapan Richard Lee'ye göre avcı-toplayıcı toplumların ihtiyaçlarını karşılamak için gereksindikleri çalışma süresi, köylü ya da sanayi toplumlarına göre çok daha kısadır; örneğin bir !Kung kampında topluluğun yüzde 65'i "çalışarak" , yani avcılık-toplayıcılık faaliyetlerine katılarak topluluğun bağımlı yüzde 35'lik kesimini de destekleyebilmektedir. Üstelik bu " çalışan" kesim, zamanlarının sadece yüzde 35'ini geçim faaliyetlerinde geçirir. Yani yetişkin ve engelsiz bir !Kung erkeği ya da kadını, haftanın 2,5 günü avcılık ya da toplayıcılık yaparak, kendisinin ve bağımlılarının (çocuklar, yaşlılar, engelliler...) gereksinimlerini karşılayabilmektedir. (Lee, 1 969); bu nedenle Marshall Sahlins (2010) bu toplumları "ilkel refah toplumları" olarak tanımlar.

Günümüz avcı-toplayıcıları, Robert Hitchcock'un verilerine göre Afrika'da Kalahari Çölü çeperlerinde yaşayan Sanlar; Orta Afrika Pigemeleri; Kenya ve Tanzanya'da yaşayan Okiekler ve Tanzanya Hadzaları; Kuzey Sibirya'daki Yukaghir ve Gilyak gibi halklar; Japonya Ainulan; kimi Avusturalya Aborijin grupları; Güney Amerika'da Amazon ormanları ve Tierra del Fuego'da yaşayan bazı yerli topluluklar; Kuzey Amerika Inuitleri ve bazı yerli gruplar; kuzeybatı kıyılarında yaşayan Tlingit, Tsimshian, Kwakiutl vb. balıkçı topluluklar. . . Hitchcock yeryüzündeki toplam avcı-toplayıcı nüfusunu 146.500 olarak hesaplamıştır. (Akt. Bates, 2009 : 1 19)

Günümüz avcı-toplayıcıların birkaç tipini ayırt etmek mümkündür: 1) Yaya avcı-toplayıcılar; 2) Atlı avcıtoplayıcılar; 3) Balıkçılar. Bunlar · arasında en yaygın ve tipik olanı, yaya avcı-toplayıcılardır.

Yaya avcı-toplayıcılar, üyelerini akrabalık temelinde devşiren takımlar halinde yaşamaktadır. Takımların nüfusu çevrenin optimal taşıma kapasitesine uygun olarak onlu sayılardan yüzlü haneli rakamlara dek değişebilmektedir. Avcı-toplayıcı takımların üyelerinin devşirilmesinin bir başka kanalı da sanal akrabalıktır: !Kung Sanlar arasında adaşlar akraba sayıldığı gibi, Inuitler arasındaysa birbiriyle mübadeleye giren ortaklar takımlar oluşturabilmektedir.

Avcı-toplayıcı topluluklarda nüfus yoğunluğu düşüktür; örneğin Avrupalılar Avustralya Kıtası'na ayak bastıklarında, kıtanın neredeyse tümü avcı-toplayıcılıkla geçinen nüfusu 300 bin kişiyi ancak bulmaktaydı.

Avcı-toplayıcılar, uygun çevre koşullarını bulduklarında yerleşikliğe eğilim göstermekle birlikte, genelde göçer ya da yan-göçer bir yaşam sürdürür. Oldukça yalın bir teknolojiye sahiptirler, alet çantaları genellikle taştan yontulma el baltalan, mızrak, ok ve yay, fırlatıcı silahlar ve yabanıl bitkileri devşirmede kullandıkları ilkel oraklardan ibarettir. Yine de, çevrelerindeki geniş ölçekli toplumlarla ilişkileri ölçüsünde, onlardan çelik aletler, ateşli silahlar vb. edinebilmektedirler.

Yaya avcı-toplayıcılarda işbölümü, esas itibariyle yaşa ve cinsiyete dayanmaktadır. Bu toplumlarda kadınların ağırlıklı olarak toplayıcılıkta, erkeklerin ise avcılıkta uzmanlaşmış olduğu gözlemlenmektedir. Esas besin kaynaklarını (bitkilerin yetişmediği kutup ve tundra bölgeleri dışında), bitkiler oluşturduğundan, geçim faaliyetleri daha çok kadınlar tarafından sürdürülmekle, toplulukların gereksinimlerinin karşılanmasında istikrarı kadınlar sağlamaktadır. Ne ki , bu durum kadınlara fazladan bir itibar sağlamamakta, hatta çoğunlukla tersine, ender ve gözde bir besin olan av etinin sağlayıcısı erkekler, avcılıktaki ustalıkları ölçüsünde daha fazla itibar görebilmektedir.

Yine de avcı-toplayıcı toplumlar arasında eşitlikçi ve paylaşımcı bir değer sistemi hakimdir. Birikim potansiyelleri düşüktür; devşirilen ürünlerin uzun süreli saklanması -kutup bölgeleri dışında- olanaksız olduğundan, kısa süre içerisinde tüketilmeleri gerekmektedir. Toplanan yumru, kök ve yemişler, av etleri grup üyeleri arasında paylaştırıldığı gibi, aletler, takılar ve diğer gereçler de armağan alışverişi süreçlerinde kişiler ve gruplar arasında elden ele dolaşıma girer. Bir başka deyişle, takım üyeleri arasında servet farklılaşması asgari düzeydedir. Belirli bir ekolojik alanı ve ortak kültürel özellikleri paylaşan avcı-toplayıcı takımlar, yılın belirli zamanlarında ürün, armağan ve kadın değiştokuşu yapmak ve ayinleri gerçekleştirmek üzere bir araya gelebilmektedir.

Atlı avcı-toplayıcılık, atın Avrupalılar tarafından Amerika Kıtası'na getirilmesini izleyen yıllarda, kıta yerlileri arasında hızla benimsenerek yayılması sonucu, 17-19. yüzyıl arasında Kuzey Amerika düzlükleri ve Güney Amerika pampalarında biçimlenmiş bir geçim örüntüsüdür. Avrupa kökenli uygarlığın kıtanın hemen bütününe nüfuz edişi sonucu bugün ortadan kalkmış olan bu geçim örüntüsü, atın daha geniş bir avlağa hakim olma ve bizon sürüleri gibi çok sayıda av hayvanını avlama olanağı sağlaması gibi avantajlar sayesinde yaya avcı-toplayıcılara göre daha az eşitlikçi, daha hiyerarşik toplumların biçimlenmesine yol açmıştır. Varlıklarını sürdürdükleri sürece, çevrelerindeki beyaz topluluklarla ticari ilişkilere girebilen bu toplumlar, bu nedenle daha fazla servet biriktirme olanağına sahip olmuşlardır. Ne ki bizatihi bu temaslar onları daha kırılgan kılmış ve 200 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yok olmalarına yol açmıştır.

Balıkçılar ise, su kaynaklan bakımından zengin bölgelerde yerleşik bir yaşam sürdürür. Kuzey Amerika'nın kuzeybatı kıyılarında yaşayan Tlingit, Tsimshian, Kwakiutl, Salish gibi toplulukların tipik örneğini oluşturduğu balıkçılar, çevrelerindeki Avrupa-kökenli toplumlarla yoğun ticari ilişkiler sürdürmektedir; günümüzde bu toplumların geçimlikten çok, beyazların gereksinimlerini karşılayacak tarzda, pazara-yönelik avlandıkları söylenebilir. Bu durum ise onları, her iki avcı-toplayıcı gruba göre daha maddi kültür açısından daha zengin ve daha az eşitlikçi kılmaktadır.
Sibel Özbudun
Sayfa 100 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Köylü çiftçiliği dünyanın çektiği besin sıkıntısı karşısında büyük sermayenin tarıma yönelmesi ve genetik, biyoteknolojik araştırmaların yoğunlaştırılması gibi küresel eğilimler karşısında hızla gerilemektedir. Dayanıksız tüketim mallarının küresel ölçekli ticaretini olanaklı kılan koruma ve ulaştırma teknolojileri, hızla artan dünya nüfusu ve beslenme alışkanlıklarını değiştiren kültürel etkenler, köylü çiftçiliğinin sınırlı olanaklarıyla karşılanması mümkün olmayan yeni talepleri biçimlendirirken, sürekli üretimi arttırma ve küresel ölçekli rekabeti sürdürme baskısı altındaki, tarımsal girdileri giderek pahalılaşan, buna karşılık ürünlerinin (rekabetin etkisiyle) fiyatı göreli düşen köylülük, bugün varoluşu risk altında devasa bir nüfusa dönüşmüştür. Bu durum, kırsaldan kentlere, azgelişmiş Güney ülkelerinden sanayileşmiş Kuzey'e sürekli göçle de açığa çıkar. Bir toplumsal kategori olarak köylülüğün kaderi bugün için küresel ölçekli iktisadi ve siyasal güçlerin eline terk edilmiş durumdadır.
Sibel Özbudun
Sayfa 114 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
Her adli antropolog, antropologdur; ama her antropolog adli antropolog değildir.
Sibel Özbudun
Sayfa 64 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
50 Soruda Antropoloji
Alt başlık:
Bilim ve Gelecek Kitaplığı 50 Soruda Dizisi: 12
Baskı tarihi:
Şubat 2012
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055888237
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
İnsanı bütün yönleriyle inceleyen antropolojiyi, fiziksel-biyolojik ve sosyal-kültürel tüm boyutlarını içeren geniş bir kapsamla ele alan 50 Soruda Antropoloji, "50 Soruda" dizisinin 12. kitabı. Yazarlar Sibel Özbudun ve Gülfem Uysal'ın, salt küçük ölçekli toplumları değil, günümüz dünyasını/insanını anlama girişimi olduğunu vurguladıkları antropolojiye dair doyurucu bir çerçeve sunarken geçtikleri kimi sorular şöyle:

Antropoloji neyle uğraşır, temel soruları nelerdir? Biyolojik antropoloji, adli antropoloji nedir? Sosyal/ kültürel antropolojide belli başlı kuramlar nelerdir? "Mülkiyet" kavramı her kültürde aynı anlama mı gelmektedir? Siyasal antropoloji nedir? Devlet nedir, devletin biçimlenişine dair belli başlı kuramlar hangileridir? Sömürgecilik nedir? Feminist antropolojinin başlıca tezleri nelerdir? Ensest tabusu nedir? Din toplumsal değişme ile ilişkilendirilebilir mi? Antropolojide büyü, ayin, mitos nasıl ele alınır? Lingüistik antropoloji neyle uğraşır? Günümüzün uygulamalı antropolojisiyle sömürgeci dönemin "pratik antropoloji"si arasında ne fark vardır? Küreselleşme süreçleri antropolojiyi nasıl etkilemektedir? "Yoksulluğun etnikleşmesi" ne demektir?
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 21 okur

  • Abdullah ALTAN
  • İsmail Dursun
  • Özlem
  • Erçin Dinçer
  • Mehtap Yılmaz
  • Rıza Yılmaz
  • Sultan
  • Abdullah Akyol
  • Anıl Hasselbaink
  • Jan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.1 (3)
9
%15.4 (2)
8
%38.5 (5)
7
%15.4 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%7.7 (1)
2
%0
1
%0