5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları

·
Okunma
·
Beğeni
·
32
Gösterim
Adı:
5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları
Baskı tarihi:
28 Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756618929
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Rus arkeolojisinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler:
"Sümerlerin ana vatanı Aşkabat kentinin yakınındadır.Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyalar bulmuşlardı ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler.Bütün bunlar şu düşünceyi getiri ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya varmışlardır.Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki bir çok ortaklıkları göstermektedir.Sümerlerin baş Tanrıları olan En-Lil'in yerleştiği yer Mezopotamya'nın güneyindeki düzlükte değili dağlarda olmuştur.Belki de Köpet Dağı'nın etekleri onların ana vatanı olmuştur"
224 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitabın son kısmında ileride yapılabilecek çalışmalara kaynak olabilecek Sümerce-Türkmence küçük bir sözlükte mevcut. Kitabın içerisinde ayrıca Anav Kültürü kazılarında ele geçirilen buluntularla, Mezopotamya buluntularını kıyaslama şansınız var. Şahsi kanaatimce burada yapılan ufak bir hata var. O da Sümerlerin Akad-Babil dönemlerinde uğradığı yoğun Sami etki göz ardı edilerek, bu döneme ilişkin bulunmuş tabletlerden ve hikayelerden yola çıkarak, Türkmenlerle Sümerler arasında bağlar kurulmaya çalışılmış. Açıkçası elinizdeki bir tezi ispatlamak için, onun içerisinde eleştiriye açık bir nokta bırakmamak lazım, bunu yapıyorsanız da sebebini açıklamak gerekir diye düşünüyorum. Özellikle bu tip köken araştırmalarında, konudan daha fazla bahsedebilmek ve daha hacimli bir eser çıkarabilmek adına, Sami kökenin yoğun olduğu bağları da Sümer-Türkmen bağlarına ilişkin kanıt göstermek, haklı tezlerin beyhude itirazlarla çürütülmesine ve batılı tarihçilerin ön yargı ile kabul ettiği İndo-Germen kültür izlerini haksız yere bu köken araştırmalarının içine sokmasına yol açacaktır diye düşünüyorum. Bunun dışında özellikle kök kaynak konusunda bugün de bir çok bilim adamının düşündüğü gibi, Türkmenistan tarafından göçmüş olma ihtimalleri çok yüksek olan Sümerlerin kökleri açısından ayrı bir kefede tutulması gereken bir eser. Eğer Sümerlere ilişkin bir kütüphaneniz varsa, bu kitabı da muhakkak kütüphanenize dahil etmenizi tavsiye ederim.
224 syf.
·Puan vermedi
Atalarımızın kültürel geçmişine ışık tutan bir kitap... Aynı zamanda atalarımızın yaşadığı topraklarda önce ve sonra var olan diğer uygarlıklarla etkileşimine de açıklık getirilmiş... Bazı veriler delillerle dile getirilip bir netlik kazandırılmışsa da bazı şeyler teori boyutunda kalmış. Bu da bu kitabın bir "son söz" kitabı olmadığını, gelecekte bu konuda daha pek çok düşünce geliştirileceğini ve yeni yeni, başka başka kitaplar yazılacağını gösteriyor.
Türkmence genel Türk dilinin en eski lehçelerinden birisidir diye düşünüyoruz, çünkü geçen bölümlerde gördüğümüz gibi Türkmenistan Anau, Altıntepe, Marguş ve Part (Parfia) gibi eski medeniyetleri yaratan kavimlerin beşiği olmuştur. Hatta günümüzdeki Türkmen ulusunun etnik terkibinde bu eski kavimlerin bir çoğunun izlerinin Oğuz boylarının yanında mevcut olduğu bilim adamları tarafından kabul görmektedir. Bu gerçek eski Sovyetler döneminde de benimsenmişti. Örneğin Türkmen Edebiyatı Tarihi resmen Orhun-Yenisey yazıtlarından başlayarak diğer kardeş Türk halkların dil ve edebiyatı ile birlikte ele alınırsa da,[159]N.Gulla gibi bazı bilim adamları, onun kökeninin en
azından Milat’tan 300 yıl önce başlamış Part (Parfia) medeniyetinde aranması gerektiğini savunuyorlar.[160]
En son araştırmalarda bu genel dil hakkında şu fikirlerle karşılaşıyoruz: “Türkçe, tarihi 4500 yıl öncesine kadar uzanan dünyanın en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisidir. Tarih öncesi dönemde konuşulan Ön Türkçe, Ön Altayca’ya kadar uzanır. Burada Ön Moğolca, Ön Mançu-Tunguzca ve Ön Korece (ve belki de Japonca) ile akrabalığı vardır. Ön Türkçenin tarihi gelişimi ve dil özellikleri hakkındaki bilgiler çeşitli teorilere dayandığı için, bu konuda bilimsel fazla bir şey söylenmemektedir.”[161]
Sümerologların hemen hemen hepsi, Sümer dilinin temelinin Ural-Altay dillerden oluşan bitişimli dil grubuna ait olduğunu kabul etmektedirler. Onlardan Hommel, Poppe, Zakar gibi uzmanlar ise Sümer dilinin doğrudan doğruya Türk dilinin akrabası veyahut onun kökü olduğunu teyit etmektedirler. Meselâ Hommel şöyle yazar: “/.../ şimdi biz Sümerlerin yaşam şartlarını öğrenmekle beraber, tekrar onların uzun zaman kutsal sayılmış “diline” dönüyoruz. Bundan sonraki iddialarımızda bu dilin Ural-Altay dilleri ve daha çok uzaktan İndo-German dilleri ile akraba olduğunu kuşkusuz ifade etmemizin yanı sıra, çeşitli kaidelere uyan sözcükler ve onların kendi aralarındaki ilişkilerini dikkate alarak, onun temelini oluşturan söz diziminin kuzey dilleri veya başka deyimle Turan dilleri ile aynı olmuştur da diyebiliriz.
Sümercede, Samî dilleri için çok yabancı olan, fiilin cümlenin sonunda gelmesi, edatların yerine “hal eklerinin” kullanılması ve buna benzer dil özellikleri bizi bu dil ile başka diller arasında akrabalık ilişkileri aramaya sevketmektedir. Sıfatın ismin ardından ve “ilgi durumunda” bağımlı sözcüğün baş sözcüğün ardından gelmesi gibi eski Sümerce metinlerde geniş çapta kullanılmış olan unsurlarda Samî dillerinin etkisi açıkça görülür. Bu konuda Türk lehçelerinden olan ve bünyesinde Samî dillerinden olan İbranice’den alınmış kelimeler bulunan Karaim Türklerinin dilinde çok ilginç benzerlikler vardır.

Sümerler özellikle başka dillere verdiği sözcükleri ve yazısı vasıtası ile dil, din ve kültür bakımından Samî ırklardan oluşan Babillileri o kadar derin o kadar güçlü etki altına almışlar ki, Sümer metinleri muhafaza olunup kalmamış olsa da, her adımda onları açıkça tanımak mümkün olacaktı. Böyle kıymetli dilin karakterini belirlemenin çok büyük önemi vardır. Her şeyden önce bu dilin Samî dillerden çok eski olduğunu (yukarıda söz ettiğimiz bazı etkiler hariç) dikkate alarak, hangisi olursa olsun başka bir dil ile akrabalığı aranmalıdır. Oppert 1950’li yılların sonlarında ve maalesef 1883’te erken vefat eden Francois Lenormant (1874’ten itibaren) Sümer dilinin Ural-Altay dilleri ile akraba olduğunu ortaya koymuştur. Gerçekte Oppert’in Macar, Moğol ve Mançu dillerinin bazı kelimelerini mukayese ettiği dönemde Lenormant kendi eserlerinde kelime ve gramer mukayeseleri aracılığı ile Ural-Altay dillerine birinci sırada yer vermekteydi.

Burada ele aldığımız mesele ise, maalesef bugüne kadar araştırmacılar tarafından takip edilmedi. Ancak mukayeseler, Ural-Altay dil grubunun Altay dalı ile Sümer dili arasında doğrudan ve yakın akrabalığın inkâr edilemeyecek sonuçlarını ortaya çıkarmıştır.
İnsan topluluklarında dilin meydana gelmesi üzerine düşünürler çeşitli fikirler ortaya koymuşlardır. Burada dünya çapında tanınmış ünlü dilci, uluslar arası Dog-Hamershold ödülünü kazanan, 25 dilde konuşan ve dil konusunda yüzden fazla eser yazmış Charles Berlitz’in fikrine bakalım. Dilin meydana gelişi konusunda ortaya konmuş fikirler ve teoriler şöyle özetlenebilir:

1- Genellikle kuşun, balığın, su ve kır hayvanlarının seslerine benzer seslerin işlenmesinden ilk sözcüklerin meydana geldiği kabul edilmektedir.
2- İlk sözcüklerin bir şeyi duyurmak veya yardıma çağırmak için kullanılan seslerden meydana gelmesi muhtemeldir: Hey, tut, kaç, ne vs. Bu sesler meselâ bir mağaradan bir yaban hayvanının beklenmedik durumda birdenbire çıkıp saldırdığı anda çıkan sesler olmalıdır.
3- “Aha” teorisi: Kötü ya da şaşkınlık, açlık, ağrı gibi heyecanı etkileyen duygular sonucu uf, ay, vay, ov gibi ilk sözcükler meydana gelmiştir.
4- Bau-Bau teorisi: Hayvanların seslerine öykünerek onlara benzer sözcüklerin meydana getirilmesi ya da adların konulması. Örneğin mu-mu (öküz), hau hau (köpek), me-me (koyun).
5- Kling-klang teorisi: Dilin insanı etkileyen çevresindeki şeylerden meydana gelmesi: “Bum” gök gürültüsü, “plaç” su, “tziş” bıçak, “kinstir” ateş, “pika pika” yıldırım, Yunanlılarda “bum” her patlayıcı şey vs. “Tun tun” kızılderililerde yürek demektir.
6- “Yo-he-ho” teorisi: Bu teori ilk sözcüklerin meydana gelmesini, insanların beraberce çalışmaya ve yaşamaya başladığı zamanda birbiri ile anlaşmak gerektiği fikrini ortaya koymaktadır. Meselâ büyük taşları beraberce yuvarlayarak bir tehlikeli hayvanın inini kapatmak gibi işlerde. Türkü ve şiirlerin de bu gibi durumlarda meydana geldiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Günümüzdeki dillerde kökü Neolitik Çağ’a ait olan sözcükler vardır. Meselâ Bask dilinde bıçak için kullanılan sözcüğün tercümesi “kesen taş” (keskin taş) oluyor.
7- Pu-pu teorisi: Bu teoride, ilk temel dilin meydana gelmesinde korku, av ve savaşın olduğu fikri öne sürüyor. İlk sözcüklerin duygu, heyecan ve coşku gibi ruhî hareketleri ifade etmek için meydana geldiği kabul edilmektedir. Sevgi ve nefret sözcükleri buna bir örnektir. Dillerin hemen hemen hepsinde “sevgi” için kullanılan sözcük, hoş ve yumuşak olurken “nefret” için kullanılan sözcük tam tersine kaba ve sert yansımaktadır.”[145]
Burada başka bir dilci olan Faster’in,
En eski yazılı buluntular diye göz önünde tutulanlar Uruk harabelerinin dördüncü katındaki M.Ö. 3000. yıla ait metinlerdir. Günümüze kadar biz onun bin işaretini (ideogram/belgi) biliyoruz. Onun en azından iki bin işareti olmalıdır diye tahmin ediliyor. Ancak son dönemlerde bu işaretlerin sayısı git gide azalmaktadır. Yaklaşık M.Ö. 2500 yıllarında 800 ve M.Ö. 2000 yıllarında ise 200'e kadar azalmıştır. Bu iki yüz belgi Sümerlerin sonraki metinlerinde devamlı kullanılmıştır. Akkadlarda bu sayı daha da azalıyor.
1. Bükümlü Diller: (Flektiv / Tasrifî):
Bu dil grubunda sözcükler kendi temel anlamlarını muhafaza ederken çeşitli kişilerde, durumlarda ve sözlerde tuttukları yerleri ile ilgili çeşitli şekiller alırlar. Örneğin “İnnomine Patris” (babanın adında). Burada nomine sözcüğü nomen (ad, isim) sözcüğünden gelir, ardına eklenmiş “e” harfi onun “in” prepozisyonu ile ilişkisini gösterir. Patris sözcüğü pater sözcüğünün “ilgi durumundaki” şeklidir. Görüldüğü gibi burada kök sözcük değişmiştir, ancak buna rağmen onu açıkça tanımak mümkündür. Ardından eklenmiş “is” eki ise, buradaki ilgi bağlantısını anlatır.

2. Bitişimli Diller (Agglutinativ / İltisakî)
Alman dilinde de “miteinander” gibi birkaç sözcüğün birleştirilerek yazılmadığını görürüz. Ancak bu bitişimlilik hadisesi değildir, çünkü onları “mit ein ander” şeklinde ayrı ayrı yazmak da mümkündür ve bu durumda da onun manasını açıkça anlarız. Bitişimli dillerde ise, ekler birbirinin ardından eklenerek (katılarak, birleşerek) gelir ve Indo-German dillerindeki flektion ögelerinin (edat, zamir vb.) vazifesini yerine getirir. Örneğin, Türk dilinde ev sözcüğünün ardına “im” ekini katarak “evim” (mein Haus) ve çoğul eki “ler” eklemek vesilesi ile “evlerim” (meine Häuser) yapılır. Bu eklerin her birisi bir anlamı gösterir ve aynı zamanda onlar, sağlam ve güçlü kaidelere uygun olarak birbirinin ardından gelir.”[152]

Görüldüğü gibi araştırılması bitişimli dil grubuna ait olan Türk dili ile İndo-German dil grubundan olan Alman dili karşılaştırıldığında bu iki dil grubunun benzer özellikleri ve farklılıkları daha açık anlaşılacaktır. Türk dilinde durumlar, kişiler ve zaman, sağlam kaidelere uygun şekilde sıralı olarak kök sözcüklerin ardına eklenen “ekler” ile gösterilir. Alman ve diğer İndo-German dillerde ise bu durum, kök sözcüklerin önüne, ortasına ve ardına eklenen ekler veya özel edatların yardımı ile gösterilmektedir. Ayrıca Türk dilinde kök sözcükler eklerin katılması ile asla değişmez, ama İndo-German dillerinde, bu durumlarda kök sözcükler değişir. Hatta bazen onları tanımak oldukça zorlaşır.

3. Ayrışkan Diller (İsolierende Sprachen/ Hece dilleri)
Bu dillerde sözcükler bükünlü diller gibi değişmez ve bitişimli dillerdeki gibi birbirinin ardından eklenmek suretiyle uzamaz. Bu dillerde sözler birbirinin ardından, takılan ayrı ayrı sözcüklerden, gerçek kök sözcüklerden meydana gelir. Bu dillerin en belirgin örneği Klâsik Çin dilidir.
Dünyada ilk dafa ; tikeri*; icad edenlerin Sümerliler olduğu kabul edilmiştir. Onların inançlarına göre Tanrılar bu arabalar´la cennete gidiyorlardı.


* teker
Mezopotamya yazıları çok erken dönemlerde hâlâ çok basit ve gramer bakımından gelişme süreçlerini geçirmemiş ilkel dilde ticarî ilişkiler için kullanılmıştır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları
Baskı tarihi:
28 Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756618929
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Rus arkeolojisinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler:
"Sümerlerin ana vatanı Aşkabat kentinin yakınındadır.Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyalar bulmuşlardı ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler.Bütün bunlar şu düşünceyi getiri ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya varmışlardır.Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki bir çok ortaklıkları göstermektedir.Sümerlerin baş Tanrıları olan En-Lil'in yerleştiği yer Mezopotamya'nın güneyindeki düzlükte değili dağlarda olmuştur.Belki de Köpet Dağı'nın etekleri onların ana vatanı olmuştur"

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • ruşyena
  • Emre Aktaş
  • Tamer Sağcan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%50 (1)
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0