Bu kitabı anlatmak öyle zor ki, "anlatılmaz yaşanır" demek en doğrusu. Çıktığı dönemde gençler arasında çok büyük bir popülerlik kazandı ve hatta kült oldu diyebiliriz. Cem Akaş bu kitapla Türk edebiyatında vazgeçilmez yazarlar arasına girdi bence.
Yazar güzel bir fikir bulmuş, kurguyu yavaş yavaş inşa etmiş, kitabın ortalarında gizemler yavaş yavaş açığa çıkıp, tempo artmaya başlıyor derken sonra nasıl oluyorsa, yazar onca sayfanın üzerine kibrit çakıp, kül ediyor. Bu kadar güzel malzemenin bu kadar hunharca çarçur edilmesine üzüldüm. Bunun sebebi Cem Akaş’ın bu kitabı yayınladığında henüz 24 yaşında olması sanırım. Bu arada kitabın 230 sayfa civarında olmasına bakmayın, satır araları geniş olmasını ve çoğu bölüm yarım sayfalık paragrafları hesaba katarsak 100 sayfalık bir hikaye gibi, sonu acele edilmiş bir hikaye. Bir de kitabı beğenen, Murat Menteş’e tapar diye düşünüyorum.
Yazarın son kitabı “Y” de kütüphanemde, onu da bir fırsat yaratıp okuyacağım. Bakalım bu tespitlerimin sebebi yaş/tecrübe mi, yoksa tarz/tercih mi?
Cem Akaş uzun süredir okumayı düşündüğüm bir yazardı fakat bu zamana dek fırsat olmadı. Kitap hakkında okuduğum olumsuz yorumlar da bende bir "acaba"ya neden oldu ama o neydi öyle?!
Gizli bir dini tarikat ve bu tarikat içerisindeki taht oyunları etrafında şekillenen bir aşk(?) öyküsü idi okuduğum. Müthiş bir yeraltı eser, soluk soluğa bitirdim!
Kendi halinde bir üniversite hocası olan Hakan bir gün bir kitapçıya girer.
Orada sorduğu bir kitap ile artık hayatı eskisi gibi olmayacaktır.
Kitapçıda çalışan Yağmur, tespit ettiği bazı ulvi
Yazarın tarzı çok farklı. Eski kitaplarına, kararkterlerine gönderme içeriyor.
Bu yüzden kitabı çok anlayabildiğimi söyleyemem ama konu olarak; gizli bir örgütün perygamberlerini bulma hikayesi olarak görebiliriz. Bol sevişme sahnesinin olduğu, kelime şakalarının çokça kullanıldığı bir kitap. Sevişme sahnelerinden hiç rahatsız olmadım ama bazı kelime şakalarından rahatsız oldum. Çocuklar bile yapmaz denir ya o biçimdeydi. Neyse konu değişik, anlatım biçimi değişik, tarzı değişik ve bütün bunlara rağmen çok hızlı okuyabildiğiniz, sayfa sayısı olarak uzun gibi gözükse de kısa bir kitap.
7. Öncelikle konudan biraz bahsedeyim.
Hakan ve Yağmur bir kitapçıda karşılaşır. Hakan'nın sorduğu kitap ve kurduğu cümlelerden yola çıkarak Yağmur Hakan'ın kendisinin de üye olduğu Kronk dinin 2. Peygamberi olduğuna inanır. Yağmur 1. Peygamberin sağ kolu ve bundan sonra 2. Peygamberin de sevgilisi olur.
Kitabın anlatım şekli, zaman algılarıyla oynayışı ve sonundaki bitiş şekli kafamı çorba edince yazarı araştırdım:) ve bu kitabın aslında
Cem Akaş film senaryosu olarak yazmış .Ama filmi çekemeyince ziyan olmasın bu hikaye demiş ve kitaba çevirmiş. Kitap aşırı müstehcen bulunduğu için bir çok yayınevi kabul etmemiş. Kitabı zaten okumuyorsunuz da seyrediyormuşsunuz hissi yaratıyor. Hakan karakteri daha önce yazarın 1990 larda yazdığı * Tanrıların Da Burnu Kaşınır* adlı kitabında yer almış.
Farklı bir kitap okumak istiyorum diyenlere tavsiye edilir:) keyifli okumalar
Kitap Dünyam hocamızın belirlediği #güncelikeşfet maratonuyla okuduk. Okuduğum kitapların dışında farklı bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Öncelikle Cem Akaş benim yeni tanıştığım bir yazar. Bu maraton olmasaydı tanışacağımı da düşünmezdim. (Çağdaş kitaplar okumayı çok tercih etmediğimden.) Ama hem yeni bir yazarla tanışmak hem de farklı bir kalem okumak iyi geldi.
Kitap, genç fizik asistanı Hakan'ın, Kronk dininde ikinci peygamber olduğu inancı etrafında geçiyor. Hakan bundan habersiz bir sahaf dükkânında tanıştığı Yağmur ile sevgili olmasıyla bu dünyanın içine giriyor. Yağmur Kronk dininden biri ve Hakan'a onun ikinci peygamber olduğunu söylüyor. Hakan için önceden eğlenceli olan bu durum sonrasında içinden çıkılmaz hâle dönüşüyor. Örgütün aslında ne kadar tehlikeli olduğunu başına gelenlerle anlıyor ama bu son maalesef ki kaçınılmaz oluyor.
Kitabı çok severek mi okudum? Hayır. Özellikle yazarın rahatsız edici bazı anlatımları hiç hoşuma gitmedi. Ama yazarın kaleminin akıcı olduğunu ve bu kitabın da çok rahat bir şekilde okunabildiğini de söylemek isterim. Yazarın farklı bir anlatım tarzı var. Zekilik ve esprinin harmanlanmış hâli kitabın genel havasına sinmiş. Okumak isteyenler için farklı bir kitap olabilir ama ben bayılarak okumadım dediğim gibi. Merak edenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum. :)
Alıntı "Söylenmeyen söz ağırlaşır."
2020'den beri içinde bulunduğum ve bundan çok büyük keyif aldığım,
Kitap Dünyam 'ın büyük emeklerle düzenlediği maratonumuzun bu yılki teması güncel edebiyat... #güncelikeşfet ... 12 aylık seçilmiş kitaplarımızın yanısıra, seçilecek kitaplarımızla da ayrı bir heyecanı yaşıyoruz...
.
Başka bir heyecan da ocak ayının ilk kitabı olan 7 ile oldu... Kitabı okuyanlar "sevdim, sevmedim, kararsızım" olarak ayrılmış durumda ... Ben seven tarafta yerimi aldığımı belirtip bir iki bir şey söylemek istiyorum artık ne kadar bahsedebilirsem...
.
7, Cem Akaş'ın 24 yaşında kaleme aldığı kitabı... (Maraton sayesinde yazardan haberim oldu ) Fazla cüretkar bir kalem olduğunu belirteyim ve kesinlikle herkese hitap eden bir kitap değil... Neden mi?... Birincisi kurgu bir din var kitapta... Akıl almaz yollarla seçilmiş olduğu anlaşılan bir peygamberi ve çoğumuzun bayılarak okuduğu bir manifestosu var... İkinci olarak da cinselliğin aşşırı olması... Bu iki konuda hassassanız aman diyeyim uzak durun...
.
Bu yüzeydeki anlatımı geçebilirsek derinlere inince yakaladığımız birçok nokta oluyor... Felsefi yönü kuvvetli, zaman algısı beyin yakıcı, hayatın anlamı üzerine daha önce hiç böyle bir kitap okumadım dedirten bir post-modern kitap... Gerçekten bir keşif kitabı 7... Çoğumuzun gözünden kaçanları da
Kitap Dünyam izlemelere doyamadığım videosuyla açıkladı bizlere... (Bkz. Kitap Dünyam YouTube) O ince detayların keşfi nasıl da mutluluk sebebi...
.
Tek başıma okusaydım bu kadar "anlaşılır" olmayacaktı kitap... Bir kez daha iyi ki Kitap Dünyam dedim...
7 - Cem Akaş
Kitap Dünyam Günceli Keşfet maratonunun ilk kitabını okudum. Maratonun adına yakışır şekilde, güncel edebiyat eserlerinden post-modern bir edebiyat eseri, ancak içerisindeki millî ve manevî değerleri alaya alışı ve aşırı cinselliği yönünden bu kitabı beğenmedim ve kitaplığımda tutmadan kağıt kıyıcısına atarak imha etmeyi düşünüyorum. Yazarın çok zekice kurgularını ve sinematik şekilde yazım tarzını beğendim. Ama bu kitap kesinlikle 18 yaş altının okuyacağı bir kitap değil
1968'de Almanya'nın Mannheim kentinde doğdu, 1974'e kadar orada kaldı. Anaokuluna sınavla girdi, başarıyla bitirdi, ilkokul birin sonunu görmeden Türkiye'ye geldi ve ailesiyle İzmit'e yerleşti. Seka İlkokulu'ndan mezun olduktan sonra Robert College'de yatılı okudu, haftasonları Doğan Körfez otobüsüyle ve Bursalı arkadaşlarıyla İzmit'e gidip geldi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Kimya Mühendisliği okumaya başlamasıyla birlikte İstanbul'a taşındı. O gün bu gündür Kadıköylü. Boğaziçi'nde başladığı siyaset bilimi master'ını New York'ta, Columbia Üniversitesi'nde tamamladı; ardından Boğaziçi'ne dönerek Türk siyaset tarihi üzerine doktora yaptı.
İlk öykülerini İngilizce kompozisyon sınavlarında, zamana karşı yazdı. Yayımlanan ilk öyküsü Gerçeğin Öte Yanında (Gergedan, 1987, sayı 3) oldu. Bir ödül kazandı ama almadı, bir imza günü düzenledi ama yalnızca komşu dükkanın çırağı geldi. Bir dönem hemen her şeyin dersini verdi. Başkalarının ödevlerini, master tezlerini, kitaplarını yazdı. Cenk Koyuncu'yla birlikte SonKişot'u kurdu. 1993-94 sezonunda TRT-2'de Okudukça programını hazırladı, sundu. Askerliğini Balıkesir ve Genelkurmay'da yaptı, çok şeyler öğrendi. 1992-2004 yılları arasında şu ya da bu şekilde (part-time editör olarak başlayıp yayın yönetmenliği ve son olarak yayın danışmanlığı yapmak suretiyle) Yapı Kredi Yayınları'nda çalıştı. Sabancı Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık dersleri verdi. Serbest editörlük ve çevirmenlik yaptı. 2005 yılında G Yayın Grubu'nu kurdu. Arkadan itilmek suretiyle senaryo yazarı oldu. 2010 yılında çıkmaya başlayan Sıcak Nal'ın yayın kurulunda yer aldı. 2011 yılında Ku-Ko Kurgu Kolektifi'ni kurdu ve merkez komitesi üyesi oldu.
Öykü ve denemeleri Almanya, Arjantin, Avusturya, Kanada ve Yunanistan'da yayımlandı.
Cem Akaş eşi Esra Özdoğan ve oğulları Can'la İstanbul'da yaşıyor. İki kedileri var - Gina ve Şimşir.