Adını Unutan Adam

·
Okunma
·
Beğeni
·
1877
Gösterim
Adı:
Adını Unutan Adam
Baskı tarihi:
Kasım 2000
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753166836
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Adını Unutan Adam
Adını Unutan Adam
Adını Unutan Adam
Adını Unutan Adam
"Size komik ve anlamsız gelse de dünyaya âşıktık biz; insanın biyolojik bir varlık olmaktan öte, soyut kavramlara karşı özel sorumluluğu olan bir varlık olduğuna inanıyorduk, insansanız bazı şeylere âşık olmak zorundasınız çünkü. Mesela gülmeye, mesela güneşe, mesela Amcam'ın nedensiz özverisine, mesela direnmeye, mesela marul gibi ekili şeylere..."

Bu roman 1969'da Ölüdeniz ile Şeria Irmağı arasındaki bir tepede adını unutmak zorunda kalan, ama belleğini kaybetmeye de inatla direnen bir politik eylemcinin serüvenidir. Unutmak, kahramana ölüm gibi gelir, ama adını da unutmak zorundadır. Üç kişi, ölümün eşiğinde, birbirlerine söz vermişlerdir çünkü. Hatta kimin öleceğine karar vermek için kura çektiklerinde, ölümü gözünü kırpmadan iki cebine de taş koyarak hile yaparcasına kucaklayacak tipte insanlardır onlar.

"En büyük kusuru kusursuz olmak" olan Petra! En az roman kahramanları kadar gerçek olması gereken Petra! Peki, belleği ve anıları olmayan bir kadın ne kadar gerçektir? Bunu Adını Unutan Adam bilmiyor. On sekiz yıl gerideki o gecenin içinde yere uzanmış yatan üç genç adam da... Gülümsemelerinin ardında ise, bütün dünyayı kavrayacak kadar güçlü bir inanç vardır. Sonra da hep birlikte yürürler ölümün üstüne. Mehmet Eroğlu, "Auschwitz'den sonra Tanrı öldü, " çığlığını yineler burada: "Tanrı parmağını bile kıpırdatmadı; seyretmekle yetindi."

"Gökyüzünde başıboş bir aydınlatma fişeği, onun sağ yanında omzunu kaşıyıp duran Ali, solunda ise gecenin soğuğu vardı. Ben! Hatırlıyorum; ben O'nun birkaç metre..."

Mehmet Eroğlu'nun dördüncü romanı olan Adını Unutan Adam, aslında devrimci romantiklere, 1968 kuşağına yakılmış bir ağıt; bu kitabın öyküsü de unutulan adların hikâyesidir.
182 syf.
·2 günde·8/10
Babam ne zaman İsrail'in Filistin'e saldırdığı haberini görse bana şöyle derdi; “Bizim dönemimizde Filistin’e daha bir ayrı önem verilirdi. Şimdikiler hep göstermelik.” Hep itiraz ederdim buna ve “Evet sizin döneminizde önemli olabilir ama bugünün gençleri de o kadar duygusuz değiller.” derdim. Babam da haklıydı, ben de. Bu kitap ile ilgili aldığım bazı notları babamla paylaştığımda ise; “Şimdi inanmışsındır bizim daha çok dava adamı olduğumuza” dedi. Haklıydı evet. O dönemlerde haklı yada haksız her insanın bir davası vardı. Çünkü gençler o zaman şimdiki gibi teknolojik bataklığa saplanmamışlardı. En azından düşünebiliyorlardı ve 'bananeci' değillerdi. İnsanlar doğru ya da yanlış bir amaç güdüyorlardı ve o amaçları için mücadele veriyorlardı. Şimdiki toplumumuz gibi sadece günü kurtarmak için yaşamıyorlardı. Neyse...

Mehmet Eroğlu’da aslında 1965-80 dönemindeki bir dava için ölüme yürüyen üç dava arkadaşının hikayesini anlatıyor bu eserinde. Anlatırken de olayların gizemi ve psikanaliz tarafı göze çarpıyor. Kendi canını diğer arkadaşlarının canı için feda edebilecek insanlardan, Yahudilerin acımasız işkencelerinden ve bunun psikolojik sorunlarından... Kitapta, 1 Yahudi pilotun 33 Filistinli ile takasından bahsedilmiş. Bu demek oluyor ki onların 1 askeri 33 Müslümanın canından daha değerli kılınmış.

Yaptığım araştırmalara göre Hamas örgütünün elinde esir olan bir askerin 1000 Filistinli mahkum ile takası söz konusu olmuş. "Vay be!" dedim. "1000=1" Ne eşitlik ama...

Müslümanlar olarak ne zaman yükselişe geçeceğiz biliyor musunuz? İşte bir canın kıymetini anladığımız, ölüp giden binlerce Müslüman için sadece haberi duyduğumuz anda üzülmeyen ve birlik içinde aynı amacı güden büyük bir topluluk olduğumuz zaman.

Saygılarımla…
182 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
68 kuşağının vurguladığı; kardeşlik, fedakarlık, kötülük için savaş kavramlarını öne çıkaran, Mehmet Eroğlu kitabın başında “unutmayanlar için “ ithafıyla dönemin isimsiz kahramanlarını hatırlatarak görevini bir şekilde yerine getiriyor.

Giriş, gelişme ve sonuç şeklinde ilerleyen bir yapısı olmaması, zamansal sıçramaların bolca kullanımı, karakter kimliklerinin belirgin verilmemesi eseri dikkatli okumaya sevk ediyor. Roman her şeyi apaçık açıklamadığından ben kendi anladığımı açıklamaya çalışayım.

Yazının bu bölümü eser hakkında süprizbozan içerir.

Romanın özeti kısaca;
---Tarık Kuşadası’nda tanıştığı kız sayesinde unutamadığı geçmişine döner. Tarık, Ali ve adı belirtilmeyen adamla beraber 1969 yılında İsrail’e karşı Filistinlilerin yanında savaşırlar. İsrail askerlerinin takibi sonucu Ali ağır yaralanır, diğer iki arkadaşının ilerlemesini yavaşlatmamak için geride tek başına kalır ve İsrail askerleriyle çarpışarak ölür. Tarık ve adı belirtilmeyen adam kaçmaya devam ederler. İkili olarak onları kovalayan köpekler ve askerlerden kaçamayacaklarını anlayınca kimin geride kalması gerektiğine dair kura çekerler. Kuraya göre adı belirtilmeyen adam iki cebinden birine taş koymuştur Tarık bu taşı bulursa kaçacak , arkadaşı geride kalarak ona zaman kazandıracaktır. Tarık taşı bulur ve kaçar geride kalan arkadaşı çarpışarak ölür. Tarık’ın kaçışı uzun sürmez. İsrail askerleri tarafından yakalanır ve 4 yıl boyunca işkence görür. İşkence sırasında dişlerinden olan Tarık tüm kötü muamelelere rağmen adını bile söylemez. İşkence karşısındaki bu dayanıklılığı İsrail Özel Sorulama Birimini şaşırtır. Bunun üzerine İsrailli psiyakatrisler tarafından alkolle bir terapi seansı başlar. Amaç Tarık’ın direnç noktalarını keşfetmektir. Bu yeni sorgu sayesinde Tarık, arkadaşıyla çektiği kurayı hatırlar. İçine bir kuşku düşer. Ya arkadaşı iki cebine de taş koymuşsa… Geride kalmanın pişmanlığı daha da artar. Yazar adı verilmeyen adamla, adını unutan adamın kimliklerini iç içe sokar. Tarık esir değişimi sayesinde kurtulur. İstanbul’a dönen Tarık Gönülle evlenir. Geçmişin pişmanlığı ve alkol bağımlılığı yüzünden Tarık gitgide aklını yitirmeye başlar. Gönül’ün ısrarıyla akıl hastanesine yatar. Geçmişiyle yüzleşmek ve yıllar önceki kuranın gerçeğini öğrenmek için kafasında kurguladığı Kuşadası’ndaki kadınla geçmişe döner. ---

Olay örgüsünün en karmaşık yeri, adı verilmeyen adamdan roman boyunca Tarık diye bahsedilmesidir. Adını unutan adam, onun yerine ölen, arkadaşının benliğini içinde yaşayarak ‘ben’ ve ‘öteki ben’ arasında sürekli kalmış ve bu ikili durumdan ancak geçmişi aktararak kurtulur.

Kitapta yer alan baş karakterlerin yanında gerçeküstü öğeler olarak yer alan iki karakter de bulunur: Petra ve Amca.

Tarık savaş sırasındaki cesaretini yitirmemek için gerçek olamayan bir Amca karakteri üretir. Amca 1943 yılında Yunanlıların yanında Nazilere karşı direnişte yer almıştır. Tarık ne zaman cesaretini yitirecek olsa Amca’sını bir kurtuluş olarak görür.

Ali’nin sürekli bahsettiği kızı hatırlayan Tarık, kıza Petra adını verir. Tarık’ın ikili benliğinden kurtuluşunun çaresidir Petra yani Kuşadası’ndaki kadın. Bu kurtuluş sadece Tarık için değildir. Petra bir umut simgesi olduğunu aklımızdan çıkarmadan Mehmet Eroğlu’un Petra hakkında şu sözlerine bakalım:

“Böyle bir kadına aşık olmak kolay gibi görünür insana. Biz hemen hepimiz, 1968’lerde Petra’ya aşık olduk. Çünkü Petra’yı sevmenin dünyayı sevmek olduğunu biliyorduk. Çoğumuz –bilinçli olmasa da- bu aşkın –her güzel şey gibi- ölümcül tehlikeler içerdiğinin de farkındaydık. Yine de Petra’yı sevmekten alıkoyamadık kendimizi. Petra’ya aşık olmak kolay, ama onu yıllar boyu sürecek bir biçimde sevmek ise zordur. Petra’yı sevmek keskin bir bellek ister; Petra’ya aşk unutkanlığa gelmez, eğer onu bir an için bile aklınızdan çıkarırsanız yanınızdan geçer gider ve bir daha göremezsiniz onu. Eğer Petra’ya aşıksanız katlanmak zorunda olduğunuz bir şey daha vardır: Eşitsizlik. Siz Petra’ya hükmedemezsiniz ama Petra size hükmeder; tüm yaşantınızı bir anda değiştirip yeni bir biçim verebilir. "

Adını Unutan Adam, dikkat çeken olay kurgusu ve içinde barındırdığı psikolojik yapısı sayesinde sadece bir dönem romanı olmanın ötesine geçiyor.
182 syf.
·2 günde·7/10
https://www.instagram.com/mimirtells/ (Daha fazla kitap incelemeleri ve önerileri için.)

Puanım 3.5/5.

Ali başını kaldırıyor. Gözlerinin dibinde saklamaya çalıştığı bir suçlunun bakışı var. Tarık tekrarlıyor: "Unutmayın, şu andan itibaren adımızı unuttuk biz."

Adını Unutan Adam, bir '68 hikayesi...Hızlı, rahatsız edici, isyankar ve hüzünlü... (Kitabın arka kapağından.) Adını Unutan Adam'ı sadece bir dönem hikayesi olarak adlandırırsak kitaba çok ayıp etmiş oluruz. Kitap 3 Türk'ün 1968 Kasım'da İsrail'e karşı Filistinlilerle savaşmalarını konu alır. Kitabın ana teması bu olmasına rağmen birçok alt metin vardır. Öncelikle, kitapta zamanda birçok kez ileri geri atlamalar var. İsimler tam olarak verilmiyor, yer, zaman gibi birçok şeyi öğrenmiyorsunuz. Bu yüzden başlarda kafam çok karıştı ve okumayı bırakmayı düşündüm. Bu yönleriyle bana çok post-modern geldi kitap. Okumaya devam ettikçe yavaş yavaş anlatıcının kim olduğunu (kim olmadığını daha doğrusu) şu an nerede olduğunu, geçmişte Tarık ve Ali ile neler yaşadığını, Petra ve Amca karakterlerinin kim olduğunu ve bunun gibi birçok önemli detayı öğreniyoruz. Kitabın dilini çok sevdim; yeri geldiğinde çok edebi ama bazen de çok yalın ve anlaşılır. Olaya ve karaktere göre kitabın dili ve tonu değişiklik gösteriyor. Olay örgüsü, karakterlerle ilgili kafa karıştıracak birçok şey olduğu için aşağıya içinde spoiler (sürpriz bozan) bulunan özet tarzı bir yazı bırakıyorum.

"Hayat sizin için olsa olsa, insanla adı arasındaki kısa çizgiye sığan her şeydir. Oysa benim için hayat, şu andaki öfkemle biraz sonraki aldırmazlığımın arasındaki benim bulunduğum bir yerde, benden uzakta olan her şey."

Kitaptaki 3 Türk'ün adı Tarık, Ali ve adı bilinmeyen adam. Adı bilinmeyen adam aynı zamanda hikayeyi bize anlatan karakter. Kafa karıştırıcı olan şey adı bilinmeyen adamın kendisinden sürekli Tarık olarak bahsetmesi. Bir bakıyorsunuz adı bilinmeyen adam Tarık'la konuşuyor ama 2 sayfa sonra kendisi Tarık olmuş. Ayrıca olay örgüsü de sıradan olmadığı için kafanız epey karışıyor. Adını unutan adam bir anlığına savaşın içinde Tarık ve Ali ile birlikte, 2 satır sonra Kuşadası'nda bir kadın ile sohbet ediyor. Şöyle bir güzellik var, kitabın yarısından sonra (yaklaşık) her şeyi anlıyorsunuz. Adını unutan adam günümüzde karısı Gönül'ün ısrarıyla akıl hastanesi yatıyor. Geçmişin ve alkolün yarattığı problemler çok ilerlemiştir ve geçmişiyle yüzleşip, kendi kimliğini bulmadığı sürece normale dönemeyecektir. Kronolojik olarak; Savaş zamanında Ali marul tarlasına basmamak için vurulur ve arkadaşlarının kaçabilmesi için geri kalır ve ölür. Daha sonra Tarık ve adını unutan adam kaçmaya devam eder fakat köpeklerle birlikte askerler onlara yetişmek üzeredir. Bu yüzden kura çekmeye karar verirler. Adını unutan adam cebinden birisine taş koyar ve Tarık taşı bulabilirse kaçacak kişi o olacaktır. Tarık taşı bulur, kaçar ve geride kalan arkadaşı ölür. Tarık kısa bir süre sonra yakalanır ve 4 yıl boyunca işkence çeker. Bütün dişlerini kaybetmek dışında psikolojisi de bozulur. O kadar işkenceye rağmen adını bile söylemez. Bunun üzerine İsrail değişik bir yöntemle Tarık'ı incelemeye alır. Alkollü terapi seansı sonrasında Tarık arkadaşıyla çektiği kurayı hatırlar ve arkadaşı ya iki cebine de taş koyduysa diye şüpheye düşer. Tarık esir değişimi ile kurtulur, İstanbul'a gelir ve Gönül ile evlenir. İşte bu olayların hepsini aslında akıl hastanesinde öğreniyoruz. Fakat sorun şu ki kitap boyunca Tarık olarak gördüğümüz kişi aslında Tarık değildir. Kurayı kaybedip geride kalan kişi Tarık'tır ve adını unutan adam pişmanlık duyduğu için arkadaşının kimliğini kendine alır. Amca karakteri ona cesaret veren hayali bir karakterdir, Petra (Kuşadası'ndaki kadın) ise onun çıkış yolu, umut kaynağıdır. Kitabın sonunda adını unutan adam kendisinin aslında Tarık olmadığını, Amca diye birisinin olmadığını anlar ve bu aydınlanma da en büyük rollerden birisi de Petra'nındır.

"Artık unutuyorum, Amca. Önce Ali, sonra O, şimdi de sıra bende: Adımı unutuyorum Amca. Gecem ve düşüncem birbirine karışırken adımı da unutuyorum. Benim adım Tarık değil...Konuş benimle, benim de Amcam ol...Ben artık Tarık değil, O'yum..."
182 syf.
·Beğendi·10/10
Adını Unutan Adam bir dönem romanı. 1968 yılında geçiyor ve o dönemde 3 gencin Filistin'de yaşadıklarıyla başlıyor hikaye. Geriye sadece bir kişi dönebilmiş ve bu kişi adını çoktan unutmuş. Kitabın konusundan bahsetmek istemiyorum, sadece alın ve okuyun. Mehmet Eroğlu'nun süslü diliyle tanışmanız gerekiyor. Kitabı okurken çok canım yandı, çok üzüldüm. Hele bir diş mevzusu var ki... Gerçekten çok etkilenerek okudum. Kalbim kırık bir şekilde bitirdim kitabı. Ali'yi, Tarık'ı, adını unutan o adamı unutmam mümkün değil artık. Mehmet Eroğlu farkındalık yaratabilmek adına çok güzel bir roman yazmış. İlk başta bu ne, ne anlatılıyor, diye düşünsem de alıştıktan sonra akıp gitti. Eski ve günümüz arasında gidip geliyor. İlk defa can yayınlarında 1989 yılında basılmış bu kitabı bu kadar geç okumak beni üzse de, şuanki aklımla okuduğum için mutluyum. Birkaç alıntı bırakayım aşağı, siz de mutlaka okuyun.
182 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Adını Unutan Adam bir dönem kitabı niteliğindedir. Toplumcu gerçekçi yazınımızın ardından 1960, 1970, 1980 siyasi çalkantılarının edebiyatta meydana getirdiği değişimlerle ilgili Berna Moran'ın yazdığının dışında çok fazla şey söylenmesi gerektiğini düşünmemekle birlikte 1970 kırılmasının ardından verilen pek çok eserin içinde bu kitap da kendine bir yer edinmiştir denebilir. Erdal Öz'ler, Sevgi Soysal'lar derken Mehmet Eroğlu da o dönemin tipik konu seçimlerinden biriyle karşımıza çıkmaktadır. İdealleri peşinde Filistine giden 3 Türkün geriye dönebilen yalnızca bir kişisi olan Adını Unutan Adam (AUA) büyük bir travma yaşamıştır (Bu travmanın nedenlerini ve Türkiye'ye geri dönüşüne, hatta sonraki 4 yılda yaşadıklarına dair detaylı resimler sunar Eroğlu). AUA neden adını unutmuştur,Petra ve amca simgeleriyle, yaban ellerde uğradığı müthiş maddi, manevi zorluklarla ifade edilmek istenen aslında nedir gibi tartışma gruplarına bir takım "gizli yumurtalar" kitapta yer almaktadır. Kitap psikanalitik,mitolojik alıntılarla oldukça zengin alt metinlere sahiptir. Petra isim seçimi ile Almanya'dan Ürdündeki "Petra"ya kadar ilintiler kurulabilir ya da dostluk, kardeşlik, vicdan vurguları sabahlara dek tartışılabilir. Kapitalizm karşıtı duruşu ile bilinen Eroğlu'ndan şekil, üslup ve anlatım dili olarak süslü bir kitap AUA. Düz yazılması halinde basit bir okumalık gibi duracak olmasına rağmen "böyle" yazınca son derece etkileyici olmuşsa biraz da bu "böyle nasıl oluyor" u incelemek gereken bir eser. Okuyanlara ve okuyacaklara selamlar.. Es geçmeyin.
181 syf.
·Beğendi·9/10
Ancak ve ancak bir film çekilirse anlatılabilecek girift bir hikayeyi, söz ve kurgu canbazlığıyla anlatmayı başarabilen güzel bir roman.

Hikayenin karmaşıklığı sebebiyle, yazar yazarken ne kadar emek harcadıysa; benzer bir emeği, anlamak için okuyucunun da harcaması gerekiyor. Ama en nihayetinde bu çaba ödülünü alıyor.

Keyifli okumalar dilerim.
182 syf.
·Beğendi·10/10
3 gencin,1969 da filistinde bir çölde bir kasım gecesi yaşanılan olaya kurgulanmış bu kitap.Ali hep güler hatta ölürken bile..Niye mi vurulmuştur? sırf marullara basmamak için tellere yaklaşıp vurulmuştur..sırf emeğe,çiftçiye,hayata duyduğu saygıdan dolayı ,Tarıkla anlatıcının ortak aşkları gönül..işkence altındayken bile hayatı şöyle tanımlıyor anlatıcı; buradan belki 900 km güneyde,denize yakın bir çölde, soğukbir kasım gecesinde, bir yandan içip bir yandan kız arkadaşına sarılmak varken, savaşıp ölmektir..'..
kitapta en başından beri süregelen bir gizem söz konusu ama finaliyle tüm sorular, belirsizlikler açığa çıkıyor.
182 syf.
·Beğendi·9/10
1940 larda Yunanistan’da Cuntaya karşı Mihri Belli kalkıp Türkiye’den gider ve Yunanlı Devrimcilerle Cuntaya karşı savaşır.
Che Kübada devrim yaptıktan sonra Hükümet kurulur. Maliye Bakanı olur. Küba’yı BM. vb. toplantılarda temsil eder. Ancak bürokrasinden sıkılır, dünyada yapılacak daha çok devrim var diyerek görevini bırakır. Bolivya dağlarında gerilla hareketine katılır. Ne yazıkki bir çatışma da öldürülür.
Deniz Gezmiş te birkaç arkadaşı ile birlikte Filistin’de İsrail’e karşı gerilla savaşına katılır.
Küresel sermayenin siyaset ve sömürü anlamında hükmettiği dünyanın herhangi bir ülkesinde, her zaman devrim adına yapılacak bir mücadele vardır. Yukarıda saydığımız insanlar başka ülkelerde bu düşüncelerle savaştılar.
Elbette böylesine sadece insanlık için savaşan insanlarında bir edebiyatı, şiiri, sanatı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Kitapta üç genç kalkarlar Türkiye’den Filistinli gerillalara destek için İsrail’le savaşmaya giderler. Kitabın konusu da bu üç genç etrafında şekillenir. Çatışmalar, ölümler yakalanmalar, işkenceler, adını unutacak kadar yaşadığı travmalar.
Oğuz Atay okuyanlar bilir zekice cümlelerle okuru ters köşe yapar çoğu diyaloglarında. Benzer diyalogları bu kitapta da bolca buluruz.
“Adım yok benim 10 km. doğudaki bir sel yatağında unuttum onu.”
“Alışkanlık her türlü güzelliğin düşmanıdır.”
Kadınla erkekler arasındaki özellikle kur yapma diyalogları Andrey Tharkosy’nin kadın ve erkeği tanımlamalarının sonucu gibidir.
“kadın erkeğin yaratıcılığını tetikler, erkeğin yaratıcılığı sonrası kadının teslim olmasıdır.” Der. Aslında doğadaki dişi ve erkek ilişkileri de bunun üzerine kuruludur.
“Sen bir hırsızsın diyorum kulağına. Sevdiğim bütün kadınların güzelliklerini çalmış usta bir hırsız.”
“Gülmek devrimci bir eylemdir” sözü kitaptaki Ali’ye giydirilmiş bir karakterdir. Ali hem güler, hem marullara basmamak için vurulan hassas bir devrimcidir. İnsan emeğine saygıyı örtülü bir şekilde okuyucuya böyle gösterir Ali.
“Gözleri büyük ve garipti. El sıkışırken gülüyordu. Ali’yi tanıdıktan sonra ciddi şeylerin de gülümseyerek yapılabileceğini fark ettik. Şimdi onun gerçek kimliğini biliyorum. O bir köylü değil, bir öğretmendi. Bize gülmeyi öğretmekle görevli bir öğretmen.”
“Güldüğü zaman bütün yüzü ışıltılı gözlerine toplanırdı. Siz de o zaman gülmenin ne kadar önemli ve kalıcı olduğunu, hayatın eninde sonunda sadece gülmekle özetlenebileceğini anlardınız.”
Devrimci düşüncenin temeli olan hümanist düşünceden bolca diyaloglara rastlarsınız kitap boyunca.
“Eğer insansanız bazı şeylere aşık olma zorundasınız. Mesela gülmeye, mesela güneşe, mesela amcamın nedensiz özverisine, mesela direnmeye, mesela marul gibi ekili şeylere, anlayacağınız aşık olmak için çok neden vardı ve bizler de iyi birer aşıktık.”
Kitap kısa olmasına rağmen konular birbiri içine geçmiş durumda bağlantıları kurmak ta okur zorlanıyor. Ancak demini almış cümlelerin tadına varmak için yavaş okumakta yarar var.
182 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
1968 kuşağını unutmak istemeyenlere adanmış bir eser. Umudun nasıl takip edildiğini acıyla da olsa yaşatma isteğinin bulunmasını, acılarını, hayallerini, emeğe saygılarını en fantastik biçimde anlatan adını bile isteye unutan adam tarafından umutlarının bağlandığı kurmaca kadına anlatılan bir kuşağın hikayesi....
182 syf.
·3 günde·7/10
1968-Kasım. 3 arkadaşın yaşadığı en uzun gece. Ali, Tarık ve tabiki anlatıcı. Israil askerlerinin ve köpeklerinin, işaret fişeklerinin, helikopterlerin, mayınların ve beyaz taşların çok olduğu uzun bir gece.
Bizler şimdi Ali için bir sigara içimlik süre efkârlanıyor ve tebessüm ediyoruz.
Insan ölürken hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçermiş ya hani, peki ölenin geride bıraktıkları? Onların da kalan hayatlarında film şeridinin her karesine ölümü ve öleni kazıdıkları, adını bile unutup onları unutmadıkları çok mu dayanılmaz bir acı olurdu?
Keyifli okumalar..
%11 (19/182)
·Puan vermedi
Yaklaşık 40 sayfa civarında dayanabildim. Şimdi ilk sayfalar zaten genel olarak sıkıcı diyebilirsiniz ama kitap zaten çok sayfalı değil. Sürekli aynı şeylerden bahsediyor. Hayat zaten kısa ve okunacak çok kitap var. O yüzden bu kitabı yarım bıraktım daha fazla zaman kaybı olmasın diye
"Küçücük bir gözyaşı damlasının içinde insanı boğabilecek kadar çok hüznün birikmesi ne kadar şaşırtıcıdır. "
“Hayat! Şu parmak izimiz gibi ne yaparsak yapalım kurtulamadığımız bela.”
Mehmet Eroğlu
Sayfa 61 - İletişim Yayınları
Ölmenin ve unutmanın kolay ,olup bitenlere katlanarak yaşamanın ise zor olduğuna inanıyordum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Adını Unutan Adam
Baskı tarihi:
Kasım 2000
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753166836
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Adını Unutan Adam
Adını Unutan Adam
Adını Unutan Adam
Adını Unutan Adam
"Size komik ve anlamsız gelse de dünyaya âşıktık biz; insanın biyolojik bir varlık olmaktan öte, soyut kavramlara karşı özel sorumluluğu olan bir varlık olduğuna inanıyorduk, insansanız bazı şeylere âşık olmak zorundasınız çünkü. Mesela gülmeye, mesela güneşe, mesela Amcam'ın nedensiz özverisine, mesela direnmeye, mesela marul gibi ekili şeylere..."

Bu roman 1969'da Ölüdeniz ile Şeria Irmağı arasındaki bir tepede adını unutmak zorunda kalan, ama belleğini kaybetmeye de inatla direnen bir politik eylemcinin serüvenidir. Unutmak, kahramana ölüm gibi gelir, ama adını da unutmak zorundadır. Üç kişi, ölümün eşiğinde, birbirlerine söz vermişlerdir çünkü. Hatta kimin öleceğine karar vermek için kura çektiklerinde, ölümü gözünü kırpmadan iki cebine de taş koyarak hile yaparcasına kucaklayacak tipte insanlardır onlar.

"En büyük kusuru kusursuz olmak" olan Petra! En az roman kahramanları kadar gerçek olması gereken Petra! Peki, belleği ve anıları olmayan bir kadın ne kadar gerçektir? Bunu Adını Unutan Adam bilmiyor. On sekiz yıl gerideki o gecenin içinde yere uzanmış yatan üç genç adam da... Gülümsemelerinin ardında ise, bütün dünyayı kavrayacak kadar güçlü bir inanç vardır. Sonra da hep birlikte yürürler ölümün üstüne. Mehmet Eroğlu, "Auschwitz'den sonra Tanrı öldü, " çığlığını yineler burada: "Tanrı parmağını bile kıpırdatmadı; seyretmekle yetindi."

"Gökyüzünde başıboş bir aydınlatma fişeği, onun sağ yanında omzunu kaşıyıp duran Ali, solunda ise gecenin soğuğu vardı. Ben! Hatırlıyorum; ben O'nun birkaç metre..."

Mehmet Eroğlu'nun dördüncü romanı olan Adını Unutan Adam, aslında devrimci romantiklere, 1968 kuşağına yakılmış bir ağıt; bu kitabın öyküsü de unutulan adların hikâyesidir.

Kitabı okuyanlar 122 okur

  • Alişah Er
  • İlkay Erdem

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%2.2 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0