Ağacın Çürüğü

9,1/10  (7 Oy) · 
28 okunma  · 
8 beğeni  · 
785 gösterim
Ağacın Çürüğü, Baldaki Tuz, Ustadır Arı ve Zulmün Artsın Yaşar Kemalin gazetelerde, dergilerde yayınlanmış toplumcu ve gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme aldığı yazılarından ve konuşmalarından derlenen kitaplardır. Yazarın düşünce ve yazarlık serüvenine tanıklık eden bu yazılar halkın yıllardır içine sürüklendiği karanlığın belgeleridir.
  • Baskı Tarihi:
    2011
  • Sayfa Sayısı:
    291
  • ISBN:
    978-975-08-0737-5
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
nejla güldalı 
27 Mar 17:14 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kitap, Yaşar Kemal’in dünyaya bakışını, edebiyata bakışını, toplumsal ve edebi tahlilleri kısacası Yaşar Kemal’i özümseye bileceğiniz bilgilerle dolu. Yaşar Kemal’in bazı gazete ve dergilerde yayınlanmış yazıları Erdal Öz ve Tekin Sönmezle söyleşilerinin yer aldığı kitap okuyan herkese çok şeyler katacaktır.

Kitaptan 94 Alıntı

Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
02 May 16:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Önce kültürünü dilini sen seveceksin ki, başkaları da sevsin. Sen bir Türkmen kocası Yunusun kim olduğunu bilmezsen, onu yüreğinin başında duyup sevmezsen kimsecikler sevmez. Dadaloğlunu, Pir Sultanı, Sait Faiki anlamazsan, sevmezsen, inanmazsan bunların varlığına, kimsecikleri inandıramazsın, kimseciklere sevdiremezsin kültürünü. Zorla da olsa hiç kimse senin dilini öğrenmez.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)
nejla güldalı 
22 Mar 12:18 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Yurdumuzda en çok çekenler, dert içinde, bela içinde olanlar kadınlarımızdır. Yüzyıllar boyu onların başlarına gelenler hiç kimsenin başına gelmemiştir.

Bazı yerlerde kara çarşafa sokmuş umacı etmişiz. Gözünden, gözünün kirpiğinden başka yerlerini göstermesine izin vermemişiz. Askere gitmiş, dokuz yıl, on yıl, kucaklarına bıraktığımız çocukları ile onları kurak toprağın, kıtlıkların, salgınların, açlığın pençesine vermişiz. Bir daha dönüp de arkamıza bakamamış, arayamamışız. Anadolu bir gurbetçi yurdu olmuş, bunun acısını bizlerden çok onlara çektirmişiz.

Hocaların, din adamlarının korkunç baskıları da cabası. Bugün bile camilerde vaaz verenlerin başlıca konuları kadınlar. Bir adım ileri atamasınlar, azıcık olsun insanlık onuruna, bağımsızlıklarına kavuşamasınlar diye başlarında demir dövüyoruz. Bir camide hiç vaaz dinleyeniniz var mı son zamanlarda? Neler neler söylenmiyor onlar için. Yirminci yüzyılda insan soyunun yüzünü kızartacak cinsten. Bir kadın iğne kadar yerini gösterirse yetmiş yıl cehennemin kızıl yalımları arasında yanacaktır. Bir kadının saçından kaç tel görürse bir erkek, o gösterdiği tellerin her biri azgın yılanlar olup boynuna sarılacaktır, kadının.

Anamız, avradımız, tarlamızda iş arkadaşımız, bir yastığa baş koyduğumuz, öküzümüz ölünce tek öküzümüzle çifte koştuğumuz bu cefakar insan soyu çok kötü durumda.

Sıkışınca, canımız çekince, paramız olunca dördünü beşini, kırkını birden evimize sokup cariye, karı diye hapsettiğimiz…

Bunlar o başbelası Yemeni, harpleri, yoklukları görmüşler de şöyle doğrulup ayağa kalkmamışlar, yeter gayrı diyememişler. Başkaldırmaları acı bir inilti halinde kalmış. Kocalarını, çocuklarını ellerinden alan Yemen için, harpler için, salgınlar için ancak şu kadarcığını söyleyebilmişler:


Merhametsiz padişahlar askeri
On senedir bekletirler Hicazda
Genç iken kocadım yitirdim yari
Soyka Yemen yiğit koymadı bizde
Ne olur karlı dağlar ne olur
Asker yarim gelse yarelerim eyolur

Padişaha söylen yari göndersin
Bu kanunu bu zakkumu döndürsün
On seneyi bir seneye indirsin
Hiç mi merhamet yok Sultan Azizde
Ne olur…

Anadoluda ağıt söylemesini bilmeyen hemen hemen hiçbir kadın yoktur. Acılarını, çekmişliklerini ancak türkülere dökebilmişler. Duygululukları keskin kılıç olmuş. Duyanı biçen.

Karadenizde bütün erkek işlerini görenler, tarlayı süren, ekini biçen, sırtında taşıyan, odunu kesen kadınlardır. Karadeniz erkekleri yatarlar, kahvede kağıt oynarlar. Doğrudur. Ben de gördüm. Karadeniz bir gurbetçi diyarıdır. İster istemez kadın, evde bulunmayan kocasının yerini alacak. Orta Anadoludan geçerseniz tarlalarda çift süren kadınlar göreceksiniz. Bu da onlara Yemenin, bitip tükenmeyen harplerin hediyesidir. Egede bir süngerci köyü bilirim, erkeklerinin hemen hiçbirisi erkek işi bilmez. Tarlayı kadınlar sürer, ekini de onlar kaldırırlar. Çünkü yılın altı ayı erkekleri denizde.

Medeni Kanun var. Hem de en mükemmeli diyorlar. Ama hala erkeklerin büyük bir kısmı iki evli, dört evli. Fıkaralarda kadın bir üretim aracı. O yüzden iki ve dört. Çalıştırıyorlar. Zenginlerde de bir zevk aracı. Onlar da o yüzden. İki evliliğin trajedisini bilen var mı? Halk edebiyatımız iki evliliğin kadınlarımıza yaptığı işkencenin türküleri, efsaneleriyle dolu. İğrenç, korkunç acı…

Önceki gün bizim gazetede Diyarbakırdan verilmiş bir haber vardı. İki genç köylerinden bir kıza talip olmuşlar. Kız kimi isterse ona verilmeli değil mi, bundan tabii ne olabilir. Efendim, delikanlıların her birinin bir horozu varmış ki, dövüşken. Kızın babası demiş ki, horozları dövüştürün, hanginizin horozu döverse kızımı ona vereceğim. Bir tanesinin horozu dört saatlık savaştan sonra ötekini dövmüş. Muzaffer horozun sahibi de kızı almış. Yenilen horozun sahibi de kendi horozunu kesmiş. Keser ya. Hakkı değil mi?

Kadın hayatı hala bizde büyük bir trajedi. Otuz bin lirayı alıp yetmişinde bir kocaya kız verenler mi yok… Sevdiğinden ayırıp, birkaç kuruş fazla verdi diye, kızı başkasına verenler mi yok… Saymakla bitmez. Ve kadınlarımız bu çağda bile bir pazar metaı.

Dostunu söyle, kim olduğunu söyleyim derler, bir söz vardır. Kadınlarının durumunu söyle, uygarlık dereceni söyleyim!

Kadınlarımızın kurtuluşu da eğitime bağlıdır. Gene söylüyorum ki, Köy Enstitülerini kapatanlar iyi etmedinz.

13.9.1959

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)
Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
02 May 16:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İnsan mutluluğu üstüne düşünüyorum da, böylesi bir dünyada insana bir çıkar yol bulamıyorum. Bu dünya sevgisiz bir dünya. Dünyayı sevmeyenlerin, ağaçları, kuşları, ak bulutları, mavi göğü, akar suları, topal karıncayı, hasta kurbağayı sevmeyenlerin dünyası. İnsanoğlunu sevmeyenlerin dünyası. İnsanın yozlaşma belirtisi, insanın sevgisizliğiyle başlar. İnsanlar çok uzun zamandan bu yana sevgiyi unutmuşlar. Acılı. Güzelliği, dostluğu unutmuşlar. Dehşet bir özlem içinde insanoğlu. İnsanoğlu sevgi dolu bir yaratıktır. İptida sevgi var idi. İnsanoğlu sevgisini yitirdiği gün, her şeyini de birlikte yitirdi. Doğadan, kendi asli yetinden uzaklaştı. İnsanoğlu doğayla savaşında kazandıkça kendine daha çok, daha sevgiyle dönecek, doğa karşısında ezilen kişiliğine yeniden kavuşacaktı. Daha özgür, daha insan olacaktı. Olmadı… İnsan doğa karşısında kişiliğine kavuşurken köleleşti.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)
Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
02 May 16:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Anadoludaki tarikatların çoğunluğu Müslüman kökenlidir, belki de hemen hepsi sınıf ve tabaka tarikatlarıdır. Örneğin Alevilik köylünün, rençperin tarikatıdır ve çok yaygındır. Rufailik küçük esnafın tarikatıdır. Aleviliğin bir kolu olan Bektaşilik küçük askerin, bürokratın tarikatıdır, Mevlevilikse büyük bürokratların, zenginlerin tarikatıdır. Padişahlar bile bu tarikatlara, meşreplerince girmişlerdir.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)
nejla güldalı 
23 Mar 13:47 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

İnsanın yozlaşma belirtisi, insanın sevgisizliğiyle başlar.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)
nejla güldalı 
24 Mar 16:56 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Savaş hiçbir zaman halklar için gereksinme olmamıştır. Savaş insanlığın en utanılacak, en onursuz yönüdür.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)
nejla güldalı 
23 Mar 13:45 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Bu dünya sevgisiz bir dünya. Dünyayı sevmeyenlerin, ağaçları, kuşları, ak bulutları, mavi göğü, akar suları, topal karıncayı, hasta kurbağayı sevmeyenlerin dünyası.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)
nejla güldalı 
27 Mar 12:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

— Tamam. Çarpıtıyorlar. Vay efendim Dadaloğlu feodal kültürden gelmeymiş. Pir Sultan feodal kültürden gelmeymiş. Romancılara da ad taktılar: “Köy romancısı”. Bu, dünyada ilk kez Türkiyede görülen bir şey. Buna “kültür ayıbı” derler. Bunun bir tek adı olabilir: “Kültür ayıbı”.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)
nejla güldalı 
27 Mar 11:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Ben, Nâzım için her zaman söylerim: O, Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu geleneğinin son büyük halkasıdır. Nedir Karacaoğlan? Halkının arasındadır. Nedir Pir Sultan Abdal? Kendi halkının arasında, kendi ideolojisinin doğrultusundadır. Nedir Dadaloğlu? Kendi başkaldıran halkının arasındadır. Bu ozanlar, şiirlerini, türkülerini oluşturmuşlar. Yunus Emre nedir? Kendi ideolojisinin içinde, kendi tekke çevresinin arasındadır. Bunlar, o büyük kitlelerin her şeyidirler. Örneğin bir Dadaloğlu, o ayağa kalkmış büyük Türkmen kütlesinin her şeyidir, her gereksinmesidir. Kültürüdür, türküsüdür, bilgisidir, özlemidir, sesidir. Nâzım Hikmet de tıpkı öyle; Anadolu hapisanelerinde, bilinçli ya da bilinçsiz, birdenbire, toplumumuzun, halkımızın her şeyi oluverir. Büyük halk aşısını alıyor Nâzım. Halkının içinde halkla birlikte oluşturuyor şiirini. Böyle olunca da karşımıza bir dahi çıkıyor.

Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)Ağacın Çürüğü, Yaşar Kemal (YKY)