Adı:
Aganta Burina Burinata
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
192
ISBN:
9789754941883
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Balıkçılar, sünger avcıları, dalgıçlar, gemiciler...Halikarnas Balıkçısı'nın hikaye ve romanlarıyla gelen bu tipler, sadece edebiyata ilk kez geldikleri için ilginç değildirler. Balıkçı, denize bağlı olarak, güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, insanoğlunun geçmişteki ve gelecekteki arayışlarını kayıplarını, bunalımlarını, korkularını, ışığı kırar gibi kendiliğinden alabildiğine etkin bir anlatımla ortaya koyarak, çağdaş insancıl bakışla eski uygarlıklar arasındaki bağları göstermiştir.

Balıkçı'nın ilk romanı olan Agata Burina Burinata, yazarın şiirli ve müzikli dilinin, doğa ve insan sevgisinin, tanıtım ve duygusal gücünün en güzel örneklerinden biridir.
(Arka Kapak)
Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı'nın ilk okuduğum kitabı olan Aganta Burina Burinata kitabı, babasının tüm engellemelerine rağmen deniz sevgisini icinde büyütüp tüm damarlarında deniz sevgisini yaşatan Mahmut karakterinin hayatını konu alıyor. Babası, amcaları ve etrafında gördüğü herkes gemici iken ve girdiği her sokağın sonunun denize çıkması ile denizi sevmemesi mümkün olamamıştır. Böylelikle içindeki sevgi ile gemici olmuştur ama hayatın akışı içerisinde bir müddet gemicilikten ayrılması gerekmiştir. Bu ve bunun gibi olayları konu alan, Mahmut'un tüm duygu ve düşüncelerine detaylı şekilde yer veren ve başarılı betimlemeleri olan bir kitaptır Aganta Burina Burinata. Öyle ki yeri geliyor Mahmut oluyorsunuz yeri geliyor dümeni elinize alıyorsunuz. Ve yazarla beraber olaylara çıkarımlar yapıyorsunuz ve verdiği mesajları iyi şekilde algılıyorsunuz.
Bu kitapla birlikte Türk edebiyatımızın yazarlarını daha çok tanımam gerektiğini, kitaplarını da kesinkes okumam gerektiğinin farkına vardım. Herkese tavsiyemdir. :)
Bu aralar pek kitap okuma isteğim yok. Başına geçtiğim zaman 5-10 sayfa okuyup kapatıyorum kitabın kapağını... İstek gelsin diye sürekli kitap alıyorum ama nafile, bu seferde daldan dala atlarken buluyorum kendimi... Bunun nedeni sıcak havalardan dolayı oluşan miskinlik mi, bir hafta sonra staja başlayacak olup günde 8-10 saat hastanenin o kendine has ağır kokusunu teneffüs edecek olmamdan kaynaklı rehavet mi yoksa geçirdiğim göz enfeksiyonundan kaynaklı mı bilmiyorum. Fakat bugün içimdeki ses “ben bu oyunu bozarım!” Dedi :) İyi ki de dedi. Gün içinde kitabı bitireceğime dair kendi kendime söz verdim. Umarım kitap okuyamama sorunsalım da geçip gitmiştir böylece.

Uzun zamandır okumayı düşünüyordum Aganta Burina Burinata’yı. Cevat Şakir Kabaağaçlı, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı ile de tanışmış oldum böylece. Her keyifle okuduğum Türk eserinden sonra bu kadar güzel ve geniş bir edebiyata sahip olduğumuz için mutlu olur bir yandan da geç tanıştığım yazarlar için de üzüntü ve utanç duyarım. Aynı şeyi Halikarnas Balıkçısı ile de yaşadım.

Denize aşık biri Kabaağaçlı. Bodruma sürgün edilmesiyle gün yüzüne çıkmış Bodruma ve denize olan hayranlığı. Halikarnas ismi de Bodrum’un antik çağdaki ismi Halikarnasos’tan gelmiş. Hal böyle olurken eserinin de denize olan hayranlık, sevgi ve özlem içeriyor olması elbette kaçınılmaz.

Önce Sait Faik, daha sonra Halikarnas Balıkçısı okuyarak denize doydum.

Kitabı okurken hastalık, sıcak her şeyi bir kenara bıraktım. En son 4 sene önce gittiğim Bodrum’da deniz kenarında kitabımı okurken hayal ettim kendimi. Biraz deniz, biraz uyku, çokça huzur!


Deniz hiç insanın memleketi olur mu? Deniz uğruna evinden, işinden, eşinden vazgeçer mi? Ancak insan deniz insanıysa olur galiba bunlar. Aşını, ekmeğini denizden çıkarıyorsa olur. Gözünü açıp ilk gördüğü şey denizse olur ancak.

Mahmut da deniz sevdalısı biri. Kaptan olan babasının onca telkinine aldırmadan denizci olur kendisi de. Denize aşık. Mahmut’un denizde geçen serüvenlerini okurken ,her ne kadar denizcilikle ilgili terimler oldukça fazla olsa da, keyifle okudum. Çünkü denizde mutluydu. Deniz onun anası, babası, eşi, dostu herşeyiydi. Fakat bu sevda ayrılıkla sonuçlandı. Mahmut denizi terk etti, evlendi, toprak sahibi oldu. Çocukken babasının sözlerini kulak ardı etmesine rağmen o da toprağa döndü. Fakat deniz sevdası hiç azalmadı, gittikçe için için yaktı onu. Çünkü toprak onu mutlu etmiyordu. Orada kendini yeteri kadar özgür hissetmiyordu. Oradaki insanlarla aynı dili konuşamıyordu. Denizi aldattığını düşünüyor, bu düşünceler onu içten içe mahvediyordu. Durum böyle olunca da mavi vatanına dönmesi uzun sürmedi.

Sen denize dönerek en iyisini yaptın Mahmut. Ben de birini seçecek olsam şüphesiz denizi seçerdim. Huzur verici hür mavilik dururken çorak toprağı kim ne yapsın?

Aganta!
https://youtu.be/c9-jAUo6GL0

Benzer kitaplar

İnsan mümkünse bu kitabı deniz kıyısında okumalı, şöyle kendini kalabalıktan uzak, ıssız bir kıyıya atıp; denizin, göğün derinliklerine bırakmalı. Kitabın imgesel anlatımına orada şahit olmalı. Denizin sonsuz maviliği eşliğinde tanışmalı kitabın başkarakteri olan Mahmut’la ki o zaman anlaşılsın onun deniz sevdası...

Dedesinin, babasının, amcalarının ve etrafında bulunan diğer insanların denizci olması Mahmut'un çocukluğundan itibaren deniz sevdasına tutulmasına sebep olmuştur. Üstelik yaşadığı kasabanın sokaklarının sonu hep denize çıktığından onun denize olan sevdası daha da körüklenmiştir. Akrabalarının çoğu denizde boğulmuş, bundan dolayı babası ve annesi tarafından: "Sakın ha, denizci olayım deme!" uyarılarıyla engellenmeye çalışılmış, ne var ki Mahmut'un deniz aşkına engel olamamışlardır.

Kitapta Mahmut’la birlikte denize âşık bir sürü karakter tanıyoruz. Bu deniz insanlarının yaşamlarına, ekmeklerini denizden çıkarışlarına şahit oluyoruz. Ve öğreniyoruz, aslında deniz insanlarının denize duyduğu sevginin tek taraflı olmadığını. Öyle ki, deniz bir insana sevgisini verdi mi o kişinin ölüsünü bile toprağa kaptırmaz, bağrında saklarmış...

Deniz insanlarının yanında bir de toprak insanlarını tanıyoruz kitapta… Mahmut çeşitli kader silsileleriyle deniz ve toprak hayatı arasında kalırken, biz de şiirli bir anlatımla okuyoruz onun bu iki hayat hakkındaki izlenimlerini...

Kitabın kapağını kapatıyoruz ve belki de kitabın özeti niteliğindeki Mahmut'un şu sözü aklımızda kalıyor:
"Denizciler derler ki büyük fırtınalarda karanlığın ortasından bir ses onları adlarıyla çağırırmış. İşte o çağıran ses kendi kaderleri imiş. İnsanın yaradılışı kendisini 'Gel!' diye çağırdı mı durabilen kim! …"
Bu kitabi da yıllar önce okumustum.Kitap, denize duyulan özlem ve tutkuyla yazilmis. Mahmut bir denizcinin ogludur. Yillarini denizde geçirir. Sonra evlenir ve bir köye yerleşir. Yerleştiği köy denize uzaktır. Bu durum bir süre sonra Mahmut'u mutsuz eder ve denize büyük bir özlem duymaya başlar. Siirsel anlatımiyla göz dolduran güzel bir kitap.
Bazı insanlar kara insanıdır, bazıları ise deniz... Bir kere aldılar mı denizin, tuzun kokusunu; işittiler mi dalgaların sesini vazgeçemezler ondan asla... Ölüme gideceklerini, bir mezar taşlarının olmayacağını bile bile... Kim engellemeye çalışırsa çalışsın deniz çeker onları kendine. Aganta burina burinata'da kendinizi Mahmut'la birlikte kah masmavi denizde bulacaksınız kah fırtınanın ortasında. Bodrum canlanacak gözlerinizin önünde tüm güzelliği ile. Tek sorun denizcilikle ilgili terimlerin fazlalığı.
Saygıya dayalı bağlılık, sevgiye dayalı bağlılık, merhamete dayalı bağlılık, tutkuya dayalı bağlılık... Kitapta, kahramanımız bu sırayla hayatını bir yerlere koyuyor. Saygısından istemedigi bir hayatı yaşıyor , sevdiğinden de öyle, acıdığından da... Hatta tutkusundan da. Peki kahramanımız hangi hayata bağlı kalacak?
Her gün çalıştığımız iş yerine , kaldığımız yere , yaşadığımız şehire bizi bağlayan ne? Ailemiz mi, sevdiğimiz mi, arkamızda birakamadiklarimiz mi , hayallerimiz mi? Birini seçtiğimizde hangisinin pişmanlığını yaşarız; içinde yaşadığımız durumdan daha mı iyi olur herşey ya da sonunda memnun olur muyuz seçimimizden ? Her zaman içimizde olanı bulmak, susturur belki bütün bu soruları. O zaman Aganta Burina Burinata!! ( Haydi harekete geçelim diyorum ben bu naraya :D )
Bugun derste Halikarnas Balikcis takma adi olan Cevdet Sakir Kabaagacli' nin AGANTA BURİNA BURİNATA ' yi isledik.Halikarnas BURSA' nin eski adiymis. Yazarimiz da Bursayi cok sevdigi ve neredeyse butun eserlerinde deniz ,Bodrum, ege konulari gectigi icin ona Halikarnas takma adini koymuslardir
okurken zevk almıştım; fakat aman aman birşeyler kattığını söyleyemem.Deniz ile ilgili terimler çok fazla sözlüğe başvurmştum ben okuduğum zamanlarda.Çerez niyetine okuyabilirsiniz diyebilirim=)
Bu, yüzyıllardır yaşanan gerçek bir hikayedir. Artık hayatta olmayan kahramanlara ve onlara sevgi duyanlara saygımızdan, gerçek konuşmalar olabildiğince “edep ya hu” çerçevesinde aktarılmaya çalışılmıştır. Aşağıdakiler sadece “meal”dir, tefsiri size kalmış efenim…

İTİNA İLE EMİR TELAKKİ EDİLİR

Uzun Zaman Önce Çok Çok Uzak Bir Galakside....

- Efendimiz, efendimiz… Sormayın başımıza geleni.

- yine ne oldu Olric! Bir gün ayaklarımı uzatıp keyfime bakamayacak mıyım şu hayatta. Her gün mü bu milleti kurtaracağım ?

- Efendimiz ne deseniz haklısınız ancak siz “üst akıllı” lar olmadan biz bu kaosu atlatamayız. Emir telakki etmek zorunda olduğumuz çok acil bir konu var.

- O zaman ne duruyorsun hemen emir telakki edelim.

- Bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Ancak bir şey öğrendik ki; halkın bunu duyması halinde felaket olur bütün inanç sistemi kökünden sarsılır. Peygamberimiz, sonradan halife de olacak damadına zamanında bir “katır” hediye etmiş ve adı da “düldül” müş.

-Ne diyorsun sen, bu bir felaket. Ne demek bu ya hiç peygamber katır hediye eder miymiş. Peygamberin karizmasına uygun mu bu. Kesinlikle bu bir iftiradır. Gelişmemizi istemeyen dış mihrakların oyunu bu. Tekrar araştırın !

- Efendimiz, defalarca araştırdık ama üzülerek söylüyorum ki kesinlikle katır hediye etmiş.

- At o düşünceyi kafandan Olric! At diyorum sana at, at, at …. Aha buldum “at”.

-Nassı efenim ?

- O inatçı katır oldu sana at! Ünlü bir kılıcı da yok muydu halifemizin. Tamamdır. Hemen kitaplara resimler çizilsin halifemiz beyaz bir atın üzerinde elinde kılıcı ile düşmanlarını yenerken…
Kesinlikle tek bir kusur bırakmamalıyız her şeyi yeniden dizayn etmeliyiz. Biliyorsun daha önce de Kuranımızdaki Abese suresinde ne zorluklarla karşılaştık. Neymiş efenim yüce Allah’ımız peygamberimizi ikaz etmişmiş. Kesin yanlış çeviriydi.Peygamberimizin imajını sürekli korumalıyız. Konumuza dönersek eminim ki ikisi de yaşasalardı dinimizin geleceği açısından bu ufak değişiklikleri mazur görür ve hatta en büyük destekçileri olurlardı. Çok sevaba girdiğimi düşünüyorum Olric çook.…

Çok Daha Yakın Bir Zaman Önce Çok Çok Daha Yakın Bir Galakside...

- Efendimiz, efendimiz… Sormayın başımıza geleni.

- yine ne oldu Olric! Bir gün ayaklarımı uzatıp keyfime bakamayacak mıyım şu hayatta. Her gün mü bu milleti kurtaracağım ? Aha dejavu oldum Olric!

- Efendimiz ne deseniz haklısınız ancak siz “üst akıllı” lar olmadan biz bu kaosu atlatamayız. Emir telakki etmek zorunda olduğumuz çok acil bir konu var. Vallahi ben de dejavu oldum efenim hatta hala oluyorum.

- O zaman ne duruyorsun hemen emir telakki edelim.

- Efendim bildiğiniz gibi sigara alışkanlığına karşı verdiğimiz büyük mücadele devam ediyor.

-Tek bir sigara içen kalmayıncaya kadar da devam edecek Olric.

-Zıpırlardan bazıları, bizi biraz köşeye sıkıştırdı. Atamızın fotoğraflarından bir çoğunda sigara olduğunu , o şeytan icadı sosyal medyada paylaşıyorlar.

- Olmaz Olric! Buna kesinlikle izin veremeyiz .Atamızın imajının sarsılması demek ülkenin bölünmesi demektir. Tek bir kusur kalmadan tüm pürüzleri ortadan kaldırmalıyız. “Kadro Hareketi” zamanında bunu adam gibi yapsaydı hiç uğraşmayacaktık…
Neyse acaba elindeki sigarayı misvakla mı değiştirsek ? Yo yo bu seferde dinciler durumu kendi çıkarlarına kullanırlar … Ya da Red Kit ‘e yaptığımızı yapalım ağzındaki sigarayı saman parçası ile değiştirelim…. Bu da olmaz, olmaz, olmaz… Evreka! Sigara yerine bir şey koyacağımıza ,ithal edip millileştirdiğimiz teknolojimizi kullanıp, sigara olan yerleri tamamen silelim. Böylece hiç sigara içmemiş gibi olur yani kusursuz…
Hem eminim ki kendisi de yaşasaydı, nasıl daha önce ispat ettiğimiz gibi bizim tutuğumuz futbol kulübünü tutup, oy verdiğimiz partiye oy vereceğine göre, cumhuriyetimizin geleceği açısından bu ufak değişiklikleri de mazur görür ve hatta en büyük destekçileri olurlardı. Çok çağdaş hissediyorum kendimi Olric çook...

- Efendim muhteşemliğinizi yine gözümüze gözümüze soktunuz. Maşallah efenim. Ama çıkmadan çok küçük bir konu daha var incir çekirdeğini doldurmayacak cinsten onu da arz edeceğim izninizle. Efenim bir kitap var kitapta insanın hedefleri için, yaşamak istediği hayat için; tüm zorluklara karşı gelmesi, ekmek elden su gölden yaşasa bile onları elinin tersiyle itmesi mücadele edip onu elde etmesini tembihliyor.

- Buna izin veremeyiz. Herkes her istediğini yaparsa bizim istediğimizi kim yapacak Olric? Bu anarşidir bu terördür, halkı kışkırtmaktır… Olmaz derhal kitap toplatılsın, yazarı teröre destekten içeri atılsın. Hatta öyle bir bastıralım ki üstüne bundan sonraki yazacaklarını biz bir şey demeden direkt kendisi oto sansürlü hali ile yazsın. Aramızda kalsın bu daha çok hoşuma gidiyor.

- Efenim yazar sizlere ömür…

-Bak bu olmadı işte. Bir dakika, bir dakika ! bahsettiğin kitap elindeki kitap mı yoksa?

- Evet yüce efendimiz.

- Olric bazen gerçekten çok saçmalıyorsun. Bu kitap MEB zoruyla derslerde okutulan bir kitap bundan kimseye zarar gelmez. Hadi onu bırak kitabın ismine bak “Aganta Burina Burinata”… Vay anam vay kitap değil İspanyol boğa güreşçisi ismi sanki! Rahat ol Olric, ismini bile telaffuz edemedikleri bir şeyi mi okuyacaklar ?

( Olric ve Yüce Efendi yavaşça çıkarlar, ışıklar söner ve perde yine yeni yeniden üstümüze kapanır…)
Denizcilikte bir terim "aganta burina burinata". "Yelkenleri tut!" anlamına gelir kitabın adı. Dışarıdan mavisi ve yeşili ile insanlara mutluluk veren denizin öte yüzünü gösteriyor Halikarnas Balıkçısı. Kitap bir dönem denizcilik yapan sonra denizin can alıcılığından ve cimriliğinden dolayı karaya sığınan ancak içindeki deniz özlemini bastıramayan bir denizcinin anıları şeklinde ve flashback tekniğiyle ilerliyor. Birinci kişi anlatıcı ağzından olayları okumak, olayları daha samimi kılıp okur ve yazar arasındaki mesafeyi yakınlaştırıyor. Anadolu'nun mavisi var romanda. Güzellikleri ve zalimlikleriyle. Denizin güzellikleri içinizi deniz hasretiyle doldururken yine denizin zalimlikleri her seferinde içinizde ince bir sızı bırakıyor.
Severek okumuştum. Denize karşı ilgim yok ve hayatımda hiç deniz görmedim ama denizle ve denizcilikle ilgili terimler çok hoşuma gitti. Ayrıca Halikarnas Balıkçısının şimdiye kadar okuduğum tek kitabı , devamının gelmesi dileğiyle önerdiğim bi kitap :)
Çölün artık hakkından gelmiştik. Soluyor ve ayağımı sürtüyordum. Babam yüzüme baktı, "Pişmiş ıstakoza dönmüşsün" dedi. Oracıkta zeytinliklerin gölgesinde biraz dinlendik. Rüzgar esmeye başladı.
"İçimden, "Toprak işleri böyle oluyor zahar" dedim. Yani birbirimizin yüzüne gülecek, arkasından kuyu kazacaktık."
"Doğum, hastalık, ölüm Allah'ın emri. Anladık! Fakat ne bileyim, özlediğin bir işte çalışmadan, içine doğduğun şu dünyanın ötesini berisini hiç görmeden, taş üstüne bir taş koymadan, bir ağaçcağız olsun dikmeden, bir günceğiz olsun şunun bunun eteğini öpmeden yaşayamamak ve böylece dünyadan defolup gitmek de Allah'ın emri değil a!.."
"Ne var ki daha çocuktum. Çoğu büyüğüm olan insanlarda bir güzellik, bir iyilikle bir doğruluğun bulunduğuna inanıyordum."
Onda, herkeste arayıp arayıp da pek az bulduğum veya hiç bulamadığım ve yine özleyip durduğum bir şeyin pek çoğu vardı.
"Şimdi önümdeki deveyi bile göremiyordum. Ama çok şükür, geceyi gündüzden ayırtedebiliyorum."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aganta Burina Burinata
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
192
ISBN:
9789754941883
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Balıkçılar, sünger avcıları, dalgıçlar, gemiciler...Halikarnas Balıkçısı'nın hikaye ve romanlarıyla gelen bu tipler, sadece edebiyata ilk kez geldikleri için ilginç değildirler. Balıkçı, denize bağlı olarak, güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, insanoğlunun geçmişteki ve gelecekteki arayışlarını kayıplarını, bunalımlarını, korkularını, ışığı kırar gibi kendiliğinden alabildiğine etkin bir anlatımla ortaya koyarak, çağdaş insancıl bakışla eski uygarlıklar arasındaki bağları göstermiştir.

Balıkçı'nın ilk romanı olan Agata Burina Burinata, yazarın şiirli ve müzikli dilinin, doğa ve insan sevgisinin, tanıtım ve duygusal gücünün en güzel örneklerinden biridir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 376 okur

  • Özgür Baştuhan
  • BilgeSevgi
  • rowena
  • Ahmet Hilmi Güven
  • Dilek
  • Şerife Bulut
  • Selin Arslan
  • Elif ÇAKAL
  • Yunus Kılıç
  • bir "insan"

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.1
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%28.1
25-34 Yaş
%25.1
35-44 Yaş
%25.1
45-54 Yaş
%11.7
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.1
Erkek
%36.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19 (23)
9
%21.5 (26)
8
%28.9 (35)
7
%21.5 (26)
6
%5 (6)
5
%1.7 (2)
4
%0
3
%1.7 (2)
2
%0.8 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları