Geri Bildirim

Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.499
Gösterim
Adı:
Ağrıdağı Efsanesi
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
120
ISBN:
9789750807411
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi geleneklerini Mahmut Han'a karşı savunan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu alır. Efsanelere ve halk söylencelerine yürekten bağlı Yaşar Kemal'in bu romanı, insan psikolojisinin derinliklerini de içerir.

"Yaşar Kemal Anadolu'nun halk edebiyatıyla alışveriş içindeyken başladı yazmaya. Gerçek bir yazar olduğu için de dilin duyarlığından, şiirsel destanın tek kahramanıolan Türk halkının kültüründen esinlenmesini bildi."
- Jeliha Hafsia, La Presse, (Tunus)

"Yaşar Kemal'in romanı Tolstoy'un çapına ve Dickens'ın canlılığına sahiptir."
- Manchester Guardian, (İngiltere)

"Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken."
- Irish Times, (İrlanda)

''Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.''
-Sunday Telegraph,(İngiltere)
Bir kuş olur ucarsınız Küp gölünün üzerinde döne döne...

Ahmet gelir öteden beri, çıkarır kavalını çalar en güzel haliyle Ağrı Dağı öfkesini. Gülbahar'ı görürsünüz. O en güzel kız, o en güzel kır ata binip geliyordur yarine doğru. Memo açmıştır zindan kapılarını canı pahasına, bir saç teli uğruna. Ahmet'in yüreği kora dönmüştür yaktığı Ağrı dağı gibi...

Sonu hüzünlü biten bir destan, bir masalsı aşk. Yine kelimeleriyle resim çizen adam Yaşar Kemal'den şiir tadında bir efsane.
İlk defa böyle bir kitap okudum, şiir gibi. İlk defa Yaşar Kemal okudum, Anadolu gibi. İlk defa efsane okudum, Ağrı Dağı gibi. Kitabı da, Ağrı Dağını da, efsaneyi de sevdim, Yaşar Kemal'in anlatımı gibi. Som maviyi gördüm, kaval sesini dinledim, Ağrı Dağı'na gittim, zamanda yolculuk gibi... Güzel kitap tavsiye ederim.

Benzer kitaplar

Ülkemizin dört bir yanı efsanelerle dolu. Nereye gidersek gidelim önümüze pıt diye biri çıkıp şunun hikayesini anlatmamı ister misiniz deyiverir. Birisi bize bir adamın kayaya dönüşünü, kuş olup nasıl uçtuğunu, yerin yarılıp koca koca köyleri nasıl yuttuğunu anlattığında ayrı bir anlam yüklüyoruz, kıymet veriyoruz oralara. Çünkü öyküsü olan şeyleri seviyoruz.

Anadolu böylesi söylenceleri bağrında taşırken elbet biri o bağırdan kopup gelecekti. Öyle de oldu. Yaşar Kemal doğdu. Anadolu'yu karış karış bilen adam.

Derdi var onun, bir amacı. Derdini de öyle bir anlatır ki gitmesek de görmesek de o dert bizim derdimiz olur. Çünkü yazmak için yazmaz zaten öyleleri de ondan nasibini almıştır. Yaşar Kemal halk adamıdır. Yüksek kesim için yazılmış övgüler bekleyemezsin. Yalnızca gözlem de yapmaz. Yaşantıya dahil olur. Yaşar da yazar.

İlk sayfaya adımımızı atar atmaz bir at karşılar bizi. Kır at. Bir saray atı. Gelip Ahmet'in kapısına konmuştur. At önemlidir. Bunu Dede Korkut'tan bu yana biliriz. Çok öykünün/romanın konusu olmuştur. At güçtür, murattır. Başı bağlı bir özgür ruhtur. Bilmediği bir kapıya neden gelmiştir. Neden durur, neden gitmez?

Bu at hikayeyi şekillendirir. Allah'ın hakkı üçtür. At üç kez bırakılır ve üç kez geri gelir. At kaderdir. Dönüşü olmaz. Atın sahibi artık Ahmet'tir.

Ahmet, Gülbahar, aşkın şahidi Ağrı Dağı, aşkın habercisi bir kır at ve ördü kader ağlarını...

İmkansızı dilemek. Kadere karşı koyabilir mi insan? Karşılaşmaları kader, kavuşamayacaklarını bilmeleri kader, atın Ahmet'i bulması kader. Yeni bir umut kader, derken karanlıklar yine kader. İmkan imkansızlık hep kader.

Adı üstünde efsane bu, aşksız olur mu? Aşkı da seviyoruz ya zaten. Dört yanımız sevenler, sevip de kavuşamayanlar, kavuşup da yaşayamayanlarla dolu. Hikaye bir aşk hikayesiyse değme gitsin. Dünyayı aşk kurtaracak azizim!!

Gayesi aşk mı peki yazarın? İki kişi bulup sevdireyim şunları, sonuna da beklenmeyen bir gelişme, bitti gitti mi?

Yaşar Kemal bu. Aşkın altına işlemiş derdini. Bu aşk bir başkaldırı, töreye, imkansıza, olmazlara başkaldırı. Gücü elinde tutana, işine gelince töre bozana, işine gelince kural bu deyip baş vurana bir başkaldırı. Haksızlığa, ötekileştirmeye başkaldırı.

Töreyi bozmak istiyor o. Değişsin dünyanın çarkı, olmaz ne varsa olsun bitsin. Bir gün olacak, umut var o. Değişecek her şey. O zamana kadar bir dağ titremiş, bir kuşun kanadı som maviye düşmüş ne çıkar. Düzelecekse yıkılsın dağlar, yem olalım kurda kuşa ama illaki bozulsun insana insanca değer vermeyen kulun kula kul olduğu bu düzensiz düzen.

Amaç yeşil bir dal, beyaz bir kanat, mavi bir gökyüzü. Elbet dünyayı aşk kurtaracak!!

Bunu okuyup Ağrı'ya çıkmak var, Küp gölünde som maviyi görmek, Ağrı'nın başı dumanlı heybetiyle titremek var...
Dedirtir :)

Keyifle okuyun :)

( Bir yıl önce gördüm başı dumanlı Ağrı dağını. Dağ heyetini gizlemeye çalışırken bir camii etrafına toplanmış üç beş haneden oluşan bir köy de ilk gördüklerimden. Köyü sevdim (ismini hatırlayamasam da). Kitabı okurken de bu köy canlandı gözümde. https://www.instagram.com/p/BjJ-NXEgb60/ :) )
Ne Güzel bir eser... İnsan okudukça buram buram Anadolu kokan, buram buram doğu kültürü kokan bir şiir gibi bir anlatımla kendisini o güzel, o zengin kültürün içinde buluyor. İnsan bu bitmek tükenmek bilmeyen, en başından en sonuna kadar şiir gibi bu mükemmel eseri okudukça okuyor. Yazar öylesine sade akıcı vede sürükleyici bir anlatımla Anadolu'yu öylesine güzel, öylesine ilgi çekici kılmış ki eseri eser ilk sayfadan son sayfaya kadar elden düşmek nedir bilmiyor. Yaşar Kemal'in okuduğum ilk eseriydi ama ilk eserinde bile yazarlığına hayran kalmamak elde değil. Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim tek kelimeyle mükemmel bir kitap.
Herkese iyi okumalar...
Göl kaynar, Ahmet silinir. Gülbahar silinir ve küçücük ak bir kuş gelip kanadını suyun som mavisine batırır. Ve sonra da bir atın kapkara gölgesi gölün üstünden gelir geçer.
Yaşar Kemal'in hangi kitabını alsam elime içimde bir mutluluk bir coşku oluyor nedense. Nitekim Ağrıdağı Efsanesi'nde de böyle oldu. Bu kitabı lisede edebiyat hocam okutturmuştu da sanırım okumamıştım ben. O zaman okusaydım bu kadar sevebilir miydim bilmiyorum. Çünkü bir kitabı kendi iradenle okumayınca sevmek güçleşiyor.
Kitap esrarengiz bir atın Ahmet'in evine gelmesiyle başlıyor. Ve bu at yüzünden Ahmet'in başına neler gelmiyor neler... Bu Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi bir hikaye... Anadolunun bağrından, Ağrının geleneklerinden kopmuş bir hikaye.
Yaşar Kemalin okuduğum ilk kitabı Bu Diyar Baştanbaşa Nuhun Gemisi idi. Onda da Ağrı dağının efsanesinden bahsedip Nuhun Gemisini anlattığı kısımlar vardı, Küp gölünden, yaylalardan bahsediyordu. O gerçek hayattı ama bu bir efsane. Yani anlayacağınız Yaşar Kemal gittiği gezdiği özümsediği mekanı, kişileri yine kendine has üslubuyla bize aktarmış. Ne de güzel yapmış! :)
Harikulade bir başyapıtla daha karşı karşıyayız.

Bir tarafta töreler, bu töreleri (yaşattığı onca acıya rağmen) savunmak zorunda olanlar / savunmayı göze alanlar (Sofi- Hoşap Beyi)

Diğer tarafta bu törelere bile uymayan hukuk tanımaz bir devlet yöneticisi.(Mahmut Han)
Kendisini kurtarmak için bu zalim yöneticiye korkusundan jurnallik yapanlar. (Yusuf)

Öbür tarafta kurulu düzenin yerleşik töre ve din anlayışına da meydan okuyarak zulme karşı mücadele eden insanlar. (Kervan Şeyhi - Demirci Hüso.. Kervan Şeyhi'nin insan hayatını önceleyerek yaygın inancı delen fetvayı verip Demirci Hüso'nun herkesin ''töre'' diye dayattığı bir ortamda atı alıp getirmesi çok ince bir nokta.)

Ve... Zalim yönetici Mahmut Han'ın zulümlerinden rahatsız olsa da seslerini çok da çıkaramayan, boyun eğen yöredeki beyler..
Ancak içlerinden kendisini de feda eden Musa Bey'ler...

Ve... Halkın toplanarak güç birliği oluşturduğunda zulmü yıkabilmesinin mümkünlüğünün görülmesi...

Ve.. Bütün bu zalim - mazlum mücadelesinin dört başı mamur temel taşlarının içinde olağanüstü müzik dolu bir aşk öyküsü..

Kader olgusu... Bir atın Ahmet'in kapısında durması, onun zindana atılması ve bu sebeplerden doğan bir aşk...

Burada da aşkı için çırpınan ve her fedakarlığa hazır bir kız: Gülbahar.

Töresine sadık / toplumdaki törelerle yaşamak zorunda olan / törelere boyun eğen ama yiğit mi yiğit bir delikanlı Ahmet.

Ve elbette Gülbahar'a aşık bir karakter var ki (Memo) asıl onun aşkı gözlerden uzak tutulmamalı.
Aşkı için canını bile feda ederken sadece sevdiğinin saçından bir tutam isteyecek kadar kendinden geçmiş bir aşıktır Memo...

Fedakarlığın sınırlarını sorgulayan bir aşk sorunu...
Kim daha çok aşık?
Ahmet'in canını kurtarmak için Memo'ya saç telini veren Gülbahar mı?
Gülbahar için zindanın kapısını açıp Ahmet'i serbest bırakan ancak canı pahasına yaptığı bu işe karşılık sadece Gülbahar'dan bir tutam saç isteyen ve bu anı unutmamasını dileyen Memo mu?
Aşkı için tehlikeleri hiçe sayarak Ağrı Dağı'nın zirvesinde ateş yakmayı göze alan Ahmet mi?

Yaşar Kemal sadece 100 sayfada feodalitenin katı kuralları içerisinde, toplumsal yapıyı, töreyi, yerleşik inançları sorgulatıyor, zulme meydan okuyor ve aşk üzerine hepimizi derin derin düşündürtüyor.

Üstelik bunu masalla, şiirle, musikiyle, resimle topyekün bir sanatla ustaca yapıyor.

Ağrı Dağı gibi yalnız fiziksel değil; aynı zamanda mistik bir gücün heybetine yaslanıyor Yaşar Kemal.

Ruhun şad olsun büyük Usta!
Benim için büyük utançtı bu zamana kadar Yaşar Kemal okumamış olmak ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Bu kitapla tanıştık ve ben aşık oldum, vuruldum ! Böyle bir dil böyle bir anlatım yaratılış meselesidir bence bu insan bu dünyaya yazar olmak için gelmiştir çünkü bu eğitimle, kendini geliştirmekle olacak türden bir yazarlık değil. Kitapla ilgili yorum yapmayacağım çünkü anlatılan hikayeden ziyade anlatan ve anlatılışı beni etkiledi. Akıp gitti kitap içimden bir şeyler koptu gitti sanki.. Öyle bir dil ki ruhuma dokundu, içime işledi... Hayatımda ilk kez bir yazarın dilinden bu kadar etkilendim. Lütfen Yaşar Kemal okuyun.
Spoiler icerebilir.........................Bir aşk hikayesi.Efsane ve mitlerin golgesinde bir ask hikayesi.Üzerlerine torenin gölgesi düşmüş fakir adam,zengin kizin sevdasi sizi ustanin anlatimiyla icine cekecek,küçücük kitap yogun anlatimiyla adeta devlesecek.Tabii bunda yazarın dilinin sade acik anlasilir olmasinin yanisira yoresel kelimeler kullanmasinin da payi büyük.Ahmetle Gulbahar'i,dönemin beylik yönetimini,şeyh anlayışını,osmanli sevdasini, birlik olmanin,bir olmuş halkın önünde hicbir gücün duramayacagini da gozler onune seriyor kitap...ayni tadi duyumsayacaginizdan emin oldugum harika bir Yasar Kemal kalemi veAgri Dağı Efsanesi...Keyifli okumalar.
Yaşar Kemal amcayı bu yaşıma kadar okumamış olmanın utancı üzerime çöktü bitirdiğimde. Ağrı dağı bu kadar güzel bir şekilde başka türlü anlatılamaz. O zamanlarda yaşayan halkı merak ediyorum. Böyle bir eserin çıkmasını vesile olan insanları. İçinde kötü bir niyet olmadan, kendi bildiğin doğrudan art niyete bulaşmadan gittiğinde her şeyin yoluna girebileceği ve zalimin zulüm yaptıkça kendi iç korkularıyla, kendi vicdan azabıyla kavrulduğunu çok güzel bir şekilde anlatmış Yaşar Kemal amca. Günümüzde sayısının çok az olduğunu düşündüğüm saf aşkın üzerinden dönüyor daha çok. Birde güzel adetlerimizi Avrupa'nın yaptığı reform ve rönesans(Burada bahsetmek istediğim akıl ve modernleşmeyi kendi özümden kopmayacak şekilde geliştirmek ve saçma geleneklerimizi bırakma amacında kullandım. Evet din konusunda da reformun geldiğini hatta 10-15 yıl içerisinde onarılmaz olarak bozulacağını düşünüyorum.) gibi birde gelenek ve göreneklerimiz zamana göre geliştirsek bambaşka bir konumda olurduk diye düşüncesi geldi aklıma. Satılmış kişiler, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılar, menfaat bana geldiği sürece yapılan umurumda değilciler ve cehaletten yapılanları anlamayan ezilen kesimin sadece güzel gelenek ve göreneklerimizi sarılsalar bu kadar kin, gözyaşı ve ölümlerin olmayacağını hissettirdi. Son olarak da ne duygu içerisinde olursanız olun yapılan hatayı(Bence çok büyük bir hata değildi ve biraz haksızlık yaptığını düşünüyorum.) kangrene dönmeden düzeltilmesi gerektiğini ve düzeltilmezse bir ömür boyu peşinizi bırakmayacağı güzel bir şekilde özetlenmiş.
Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölüme, kalıma, her şeye akıl sır erdirecekler. Karanlığa ışığa, her şeye, her şeye akıl erdirecekler, tek insanoğluna güçleri yetmeyecek. Onun sırrına ulaşamayacaklar.
Niçin hep onu düşünüyor, niçin o geliyordu gözlerinin önüne? Uykuda,düşte hep o vardı. Her nereye baksa onu görüyordu Kime,neye dokunsa,önce ona dokunuyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ağrıdağı Efsanesi
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
120
ISBN:
9789750807411
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi geleneklerini Mahmut Han'a karşı savunan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu alır. Efsanelere ve halk söylencelerine yürekten bağlı Yaşar Kemal'in bu romanı, insan psikolojisinin derinliklerini de içerir.

"Yaşar Kemal Anadolu'nun halk edebiyatıyla alışveriş içindeyken başladı yazmaya. Gerçek bir yazar olduğu için de dilin duyarlığından, şiirsel destanın tek kahramanıolan Türk halkının kültüründen esinlenmesini bildi."
- Jeliha Hafsia, La Presse, (Tunus)

"Yaşar Kemal'in romanı Tolstoy'un çapına ve Dickens'ın canlılığına sahiptir."
- Manchester Guardian, (İngiltere)

"Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken."
- Irish Times, (İrlanda)

''Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.''
-Sunday Telegraph,(İngiltere)

Kitabı okuyanlar 1.682 okur

  • EDA
  • osman çapan
  • Hermia
  • Sude
  • Ceyhun Sezen
  • Zanza Bar
  • Yücel Gökhan KARASAKAL
  • Murat Uğurlu
  • Yeter Levent
  • Elif KY.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.9
14-17 Yaş
%7.5
18-24 Yaş
%18.6
25-34 Yaş
%32.8
35-44 Yaş
%24
45-54 Yaş
%6.4
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.4
Erkek
%40.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34 (177)
9
%25.9 (135)
8
%21.1 (110)
7
%11.5 (60)
6
%5 (26)
5
%1.5 (8)
4
%0.2 (1)
3
%0.4 (2)
2
%0
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları