Ah Biz Ödlek Aydınlar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.045
Gösterim
Adı:
Ah Biz Ödlek Aydınlar
Baskı tarihi:
30 Temmuz 1995
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754182231
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Ah Biz Ödlek Aydınlar
Ah Biz Ödlek Aydınlar
Nesin Vakfı'nın yedi yapısı vardır. Bunlardan ikisi işçi evidir; biri Nesin Vakfı'nın yönetmenevidir. Birinin alt katı ahır, üst katı yine işgören evidir. Birinin altı işgören evi, üst katı Aziz Nesin'in evidir. Dört katlı büyük yapı Nesin Vakfı çocuklarının evidir...

Aziz Nesin'in 32 dile çevrilmiş kitapları sırasıyla en çok şu dillere çevrilmiştir: İran'da (70), Yunanistan'da (20), Almanya'da (16), Rusya Sovyet Cumhuriyeti'nde (yani Rusça 15), Bulgaristan'da (10) ve daha birçok dillere... Romenceye Aziz Nesin'in 7 kitabı çevrilmiş ve "Biraz Gelir misiniz" adlı oyunu da "Braila Devlet Tiyatrosu'nda oynamıştır...

Aziz Nesin, Türkiye'de ve başka ülkelerde yayımlanacak kitaplarının, sahnelenecek oyunlarının, filme alınacak eserlerinin telif haklarıyla, bütün eserlerinin iç ve dış radyo ve televizyonlarda temsil ve yayınlarından elde edilecek telif haklarını tümüyle Nesin Vakfı'na bağışlamıştır...
280 syf.
·4 günde·9/10
Aziz Nesin'in okuduğum 3. kitabı oldu. Daha önce okuduğum iki kitabı da kendi tabiri ile gülmece eserlerdi. Bu kitap ise, deneme türündeki yazılarından, konferans konuşmalarından, ödül törenlerindeki konuşmalarından ve gazete-dergi yazılarından oluşan bir eser. Kitabın son kısımlarında başka ülkelerin dillerine çevrilen kitaplarının önsözlerine yer verilmiş. Açıkçası bu önsöz kısmını biraz gereksiz buldum. Olmasaydı da olurdu. Ya da "Aziz Nesin'in Önsözleri" olarak başka bir kitap haline getirilebilirdi. Tabii bu benim şahsi fikrim.

Kitap farklı farklı konuların işlendiği deneme türündeki yazılardan oluştuğu için incelemeyi bir bütünlük içerisinde yapmak pek mümkün değil. Bu nedenle şimdiden uyarayım, biraz savruk bir inceleme olacak. Haydi başlayalım.

Kitabın önsözünde Aziz Nesin şöyle bir cümle kuruyor: "Ben herkesçe ve herkesin kendi alıcı anteninin gücüne göre, kolay anlaşılmak isteyen bir yazarım." Bu cümle Aziz Nesin'in ne amaçla yazdığını ve dilinin neden bu kadar edebilikten yoksun olduğunu anlamamıza yeter sanırım. Ayrıca kitabın içerisinde Aziz Nesin özeleştirilerine de çokça yer vermiş ve üstat birçok yerde kendisini acımasızca eleştirmekten kaçınmamış. Hatta bir yerde şöyle diyor: "Çalakalem yazdığımı söyleyenler haklıdırlar."

Aziz Nesin'in gülmece eserlerine yer vermediği bu kitabında birçok yerde "ölüm" konusu üzerine ciddi ciddi eğildiğini fark ettim. Gerçekten de birçok yazısının alt metninde ölüme dair ince cümleler bulmak mümkün.Benim de son zamanlarda sıkça üzerine düşündüğüm bir konu olduğu için cımbızla çekmem daha kolay oldu sanırım. Mesela ölümün, bir insanın ulaşabileceği en üst düzey, en yüce ve en ulu yer olduğunu düşünüyor yazarımız. İşte sen tam olarak oradasın sevgili Aziz Nesin.

Yine kitabın içerisinde sanata, sinemaya ve tiyatroya dair Aziz Nesin'in eleştirilerine çokça yer verdiğini görüyoruz. Ancak bu noktada Aziz Nesin'in kuru bir eleştirmen olarak eleştiri yapıp kenara çekilmediğini, yapıcı eleştirilerinin akabinde çözüm önerilerini de sunduğunu görüyoruz. Tam da şimdilerde ihtiyacımız olduğu gibi...

Kitabın en beğendiğim kısmı ise, Atatürkçülüğün heykel dikmek olmadığının, hatta heykel dikmenin Atatürkçülüğe taban tabana zıt bir davranış olduğunun, heykel dikmek için harcanacak paranın okul yapımına harcanmasının daha doğru olduğunun, ülkece ihtiyacımız olanın heykeller değil eğitim ve üretim olduğunun ifade edildiği kısımdı. Ne kadar da doğru bir eleştiri...

Yazımın geri kalan kısmında, geçen sefer yaptığım gibi yine başımdan geçen bir anı ile yazımı sonlandırmak istiyorum. Bu sefer ise yakın zamanda başıma gelen şaşırtıcı bir olayı size anlatacağım. Ancak şimdiden ön yargılarınızı bir kenara bırakmanızı istiyorum sizden.

Bildiğiniz üzere, şu anki olağanüstü hal döneminde 695 ve 696 sayılı KHK'lar ile taşeron işçilere kadrolu işçi olma imkanı sağlandı. Fakat bunun için idari kurumlar elbette belli başlı sebepler arıyor. Bunlardan birisi de işçinin hüküm giymemiş olması... Geçen hafta ofisimize bir vatandaş geldi ve yayınlanan KHK'lardan sonra kendisinin kadrolu işçi yapılmadığını, buna sebep olarak da eskiden hüküm giymiş olmasının gösterildiğini söyledi. Haline üzüldüm tabii. Sonra hangi suçtan dolayı hüküm giydiğini sorduğumda, eski Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin vermiş olduğu bir karar sonucu hüküm giydiğini söyledi. Mahkemenin ismini duyunca şüphelendim ve sebebini tekrar sordum. Çünkü DGM'ler klasik mahkemeler gibi işlemiyordu. Soruma vatandaşın verdiği cevap manidardı. Sivas olaylarından dolayı hüküm giydiğini, aslında suçsuz olduğunu; fakat yoldan geçerken onu da aldıklarını ifade etti... Bu esnada gözüm gayriihtiyari çantama gitti. Çünkü çantamın içerisinde okuduğum bir Aziz Nesin kitabı bulunuyordu. Acaba çantamda Aziz Nesin kitabı olduğunu bilseydi dilekçesini yazdırmak için bana gelir miydi, hiç sanmıyorum. Hatta arkasına bakmadan çıkıp gideceğine de eminim. Neyse, konuyu derinleştirmeden vatandaşın isteğini yerine getirerek dilekçesini yazdım ve gönderdim. Sonuçta bizim işimiz bu.

Peki bu anıyı neden anlattım? Şimdi eminim içinizde birçok kişi o dilekçeyi neden yazdığımı sorgulayacak ve dilekçeyi yazmadan adamı kovmamın daha doğru bir davranış olduğunu söyleyecek. Ancak ben sizin gibi düşünmüyorum. Hatta Aziz Nesin'in de bunu isteyeceğine pek emin değilim. Çünkü o her zaman doğru bildiğini savunmuş ve asla yanlışa yanlışla karşılık vermemiş bir adam...

Netice itibarıyla Aziz Nesin'i gülmece eserlerinin dışında da tanımak isteyen benim gibi okurların kesinlikle okuması gereken bir eser.
280 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Ah Biz Ödlek Aydınlar, Aziz Nesin'in deneme türünde, gazete - dergi yazılarından, mektuplarından, anılarından, kitap önsözlerinden ve çeşitli toplantılarda konuşmuş olduğu yazılarından oluşan kitabıdır.

Neden gülmece türünde ki hikayelerden oluşan kitaplarını değil de deneme türünde bir kitabını okudum Aziz Nesin'in? Çünkü, bana göre bir yazarı tanımanın en güzel ve doğru yolu yazmış olduğu deneme-inceleme türünde bir kitabını okumaktır. Bu sayede, yazarın karakterini, dünya görüşünü, olaylar karşısındaki tutumunu hatta yazdıkları kitaplara esin kaynağı olan şeyleri bile öğrenebiliriz. Bir yazar, deneme yazarak aslında okura kalbinin kapılarını da aralamış olur. Ve her şeyi bütün çıplaklığıyla gösterir. Metaforlara, kelime oyunlarına ya da satır aralarına bir şeyler gizlemeye çalışmadan neyse düşüncesi aynen yansıtır. Bu bakımdan denemelere, biz okurlar hak ettiği değeri vermeliyiz ve ilk defa okuyacağımız bir yazarın, eğer varsa deneme kitabı, ilk o kitaptan başlayarak tanımalıyız yazarı ve yazdıklarını. Bu sayede neyi ne için yazmış olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Bunları yazmanın sebebi denemelere karşı okurlarda bir ön yargının olması. Evet belki okurken, harika bir olay örgüsü olan roman gibi tat vermiyor olabilir ama, ufkumuzu genişletmek, düşünmek ve sorgulamak, daha bilinçli bireyler olmak adına değerli yazarların birikimlerini paylaştığı bu kitapları okumanın ileri vadede faydasının olacağını sizler de okudukça anlayacaksınız.

Deneme ile ilgili söyleceyeceklerim bittiğine göre içerikle alakalı da görüşlerimi siz değerli okurlara arz edeyim. Kitap, parça parça bir çok konuyu anlatan yazılardan oluştuğu için, yalnızca bir kaç tanesine değineceğim.

Bu kitabı okuyana kadar Aziz Nesin'in Atatürk büstü yapılmasına karşı olduğunu bilmiyordum. Bilindiği üzere, Aziz Nesin, Atatürkçü birisidir ve Atatürk büstüne karşı olması garip bir durum gibi görünebilir ama işin aslı öyle değildir. Atatürkçülük felsefesini tam mânâsıyla anlayan her birey zaten büstlere karşı olur. Aziz Nesin'de bunun farkında ve Atatürk heykeli yapmaya karşı çıkıyor bunun biçimcilik olduğunu özden uzaklaştırdığını savunuyor ve şöyle diyor " Atatürkçüler de günümüzde özden sıyrılıp biçimciliğe saplanmıştır. Ve bütün tarih bize gösteriyor ki, bir toplum, bağlı olduğu bir kutsal kavramın özünü yitirdikçe, o kav­ramın biçimine daha çok sarılmıştır. "
Bu demektir ki, bir düşünceyi, şekilcilikten uzak ve taşıdığı manayı amacından uzaklaştırmadan yaşamak ve yaşatmak gerekiyor.

Milliyet gazetesi 1964 yılında okullardan bağış toplamış ve toplanan para o zamanın parasıyla 500 bin lirayı bulmuş. Aziz nesin, bu parayla Atatürk heykeli değil, okul yaptırılmasını önermiş ve bu öneriyi akşam gazetesinde yayınlamıştır.Ve gazete sahiplerine şöyle bir çağrıda bulunmuş. "Bir yanlıştan dönmenin de büyük bir yiğitlik ve yürek­lilik olduğunu bilirsiniz. Heykel yaptırma yanlışından, okul yaptırma doğrusuna dönerseniz, bütün gerçekçi aydınları da yanınızda bulacaksınız." Ne kadar samimi bir çağrı öyle değil mi? Toplumumuzun heykellere ihtiyacı yok. Atatürkçü düşüncenin de buna ihtiyacı yok. Çok klişe olacak ama, İhtiyacımız olan şey eğitim. Bir de 1964 yılının Türkiyesini düşününce ne kadar da gereksiz bir şey olduğunu daha iyi anlıyor insan. Yahu millet açlıktan ölüyor, tahtırevanla büst dikmeye gitmekte neyin nesi? İşte aydın dedğin ülkesinin neye ihtiyacı olup olmadığını iyi bilecek.

Aziz Nesin'in Dünya savaşlarına da itirazı var. TDK'nın, Türkçe Sözlük'ünde savaşın ta­nımı şöyle: "Ekonomik ve politik amaçlarına ulaşabilmek için devletlerin yada toplumsal sınıfların giriştikleri silah­lı eylem." ama Aziz nesin bu tanımın savaşın tam karşılığı olmadığını düşünüyor. Ve savaş yok etmek, ortadan kaldırmak, insanları öldürmek anlamına geliyor ve diyor ki, "20 milyon Sovyet, 6 milyon Yahudi olmak üzere değişik milletler den 60 milyon kişi ölmemiş olsaydı biz bu savaşa 2. Dünya savaşı dermiydik." Demek ki savaş, insanların ölmesiyle gerçekleşen bir eylem Aziz Nesin'de II. Dünya Savaşından sonra, Bölgesel savaşlarda devletlerin kendi içinde ki iç savaşlarda, anarşi vs. İle ölen insanlar ve açlıktan ölen insanların sayısının milyonları bulduğumu söylüyor ve teoride bir dünya savaşı var olmasına rağmen pratikte bunun dile getirilmemesini eleştiriyor ve Emperyalizmi suçluyor.

"Emperyalizm ancak savaşla beslenip yaşayabilen ve durmadan yiyen ve şişen bir obur dev olduğu için de, dün­yadaki savaşlar, edimsel olarak kendi ülkelerine bulaşmadıkça, kendi çıkardıkları yada körükledikleri böl­gesel savaşlarda, sayılanmış dünya savaşlarında ölenlerden daha çok insan ölse bile, bu savaşı bir dünya savşı sayma­maktadırlar. Oysa dünyamız, İkinci Dünya Savaşı'nın bi­timinden beri, sayısı konulmamış olan bir Dünya Savaşı'nın içindedir. Belirtilerinden öyle görünüyor ki, bu obur dev, bölgesel savaşlarla da yetinemediği gün yaşayabilmek ve doğasının gereği zorunlu olarak durmadan şişebilmek için dünya savaşının sayısını da koyacaktır"


Bu söyledikleri ayakta alkışlanacak tespitler. Sömürgeci devletlerin, kendi menfaatleri için çıkardıkları savaşların canlı tanıklarıyız. Baktığınız da dünya alev alev yanıyor ama sömürgecilerin aleyhine bir durum olmadığı için isterse 2. Dünya Savaşının on katı insan ölsün bu onlar için bir dünya savaşı değildir ellerinin kiridir.

Evet bu paylaştığım konular kitapta paylaşılan konulardan sadece bir kaçı. Bir çok konuda, Aziz N. görüşlerini bizimle paylaşmış ve kesinlikle okunmaya değer. Sırf onun kendi doğrularını söyleme cesareti için bile bütün kitapları okunur. Sonun da hapse düşeceğini bile bile fikirlerini söylemekten çekinmeyen dava adamı. Sırf bu yüzden defalarca hapse girmiş. Hem de onun dönemini düşününce ne cesaret varmış adam da diye düşünmeden edemiyorum. Şimdiki zaman da siyasal bir olaydan hapse girip çıkan herkes kahraman ilan ediliyor ama o dönem anarşist, vatan haini diye nitelendirilmeniz işten bile değil üstelik mesleğin yazarlık ve kimse senin kitaplarını basmak istemiyor. Belki Aziz Nesin ile bazı görüşlerde çakışıyoruzdur ama o kendine Aydın demiş ve bunun hakkını kendi doğrularıyla vermiş birisi bana göre.

Aslında bu kitabı zamanlama olarak çok doğru bir zaman da okuduğumu düşünüyorum. Bizler, yani 1K sakinleri sıradan, evden işe, işten eve hafta sonu avm'ye giden normal vatandaşlarız. (Ya da ben öyleyim.) Görüşlerimizi, düşüncelerimizi gerçek hayatımızda yansıtacağımız durumlar olmuyor. Yani herhangi bir toplumsal bir konuyu enine boyuna konuşacağımız ortamları pek bulamıyoruz ama bu platform düşüncelerimizi ifade için bulunmaz bir nimet. Bu sebeple, sizleri eleştiri yapmaya, doğrularınızı savunmaya davet ediyorum. Yani sırf takipçisi çok diye sahip olmadığınız bir görüşü öven birinin incelemesinin altına güzellemeler dizmeyin. Ya da kurulan arkadaşlıklarınız kendi doğrularınızın önüne geçmesin. Yanlışları söylerken menfaatinizi düşünmeden cesurca ve sonucuna katlanarak söyleyin. Bu konuda yalnız değilim zamanın da bu konudan Aziz Nesin'de dertliymiş "Önemli olan, eleştiriden beklenilen işlevin, ülkemizde gerçekleşip gerçekleşmediği­dir. Başka türlü söylersek sanat ve edebiyatımızı donmuşluktan kurtaracak onun temel gelişimini etkileyecek nes­nel bir eleştirel ortama sahip miyiz? Dergilerde yer alan eleştirilere baktığımızda bunların, böyle bir soruya evet dedirtecek nitelikte olmadığını söyle­yebiliriz. Çoğu, dostluk ya da arkadaşlık itkisiyle yazılmış yaklaşımlar."
İşte ben bunu 1K'da yapılan eleştiriler için de baz alınmasını istiyorum. Çünkü nesnel bir eleştiriden ziyade gurur okşayıcı eleştiriler yapılıyor ve ben bundan rahatsızım.


Uzun bir yazı oldu farkındayım ve elimden geldiğince kısa tutmaya çalışsamda yine uzun oldu. Aslında bu yazdıklarım yazmak istediklerimin yanın da önsöz kalır ama durmam lazım artık.

Buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. Aziz Nesin etkinliği düzenleyen arkadaşlara, yayıncısına, yapımcısına da teşekkürler, sağolunuz efendim.
280 syf.
·24 günde·10/10
Aziz Nesin hakkında daha önce çok uzun şeyler yazdım.Bu sefer kısa tutmak istiyorum.

Kitabı bitirir bitirmez zihnimde parlayan tek bir cümle vardı.
O da Berna Moran'ın 1971 yılında Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı için yazdığı cümle.

"anlattıkları ve anlatış biçimiyle bir başkaldırı."
280 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Nesin'in çeşitli yerlerde yayınlanmış yazılarından oluşan kitapta, 37 yazı ve Nesin'in farklı dillere çevrilmiş kitaplarına yazdığı 20 önsözden oluşuyor. Bugüne kadar öykülerini okuduğum yazarın, fikir dünyasında olup bitenleri ve anılarını okumak farklı bir haz verdi. En az öyküleri kadar ilgi çekici olan bu yazılar, Nesin'in çeşitli olaylar karşısındaki düşüncelerini barındırıyor. Her ne kadar bunlar "yazılar" olsa da içlerinde hikâye ve anektodlar da taşıyor. Özellikle, "Özeleştiri" başlıklı yazısı kendisiyle ilgili merak edilenlerden bahsediyor. Yazarın 70 yaşıyla ilgili görüşleri de "Ey Güzel Yetmiş Yaşım, Merhaba!" isimli yazısında yer alıyor. Faydalı bir okuma oldu.
...Kırk yılda bir zam olursa elbet kıyamet kopar, her kırk saatte bir kopan kıyamete bile insan alışır.
Şimdi biliyor musunuz bir ekmek kaçadır ve kaç gramdır? Ben bilmiyorum. Nasıl bilebilirim? Her ay gramı iniyor, fiyatı BİNİYOR!
Aziz Nesin
Sayfa 21 - Nesin Yayınları 12. Baskı
"1940' ta , köylümüzün, işçimizin yoksulluğundan söz etmek komunistlik sayılıyordu.
1944'te sendikaların kurulmasını isteyen herkese, komunist diye bakılıyordu.
1946'da grev hakkı istemek , komunist olmak için yetiyordu.
1950'de toplumcu bir partinin kurulmasını istemek, toplumcu bir parti kurmaya kalkmak, en büyük komunistlik..
1955'te basamaklı vergi istemek toplumsal adalet ve güvenlik istemek...
Ya bugün ? Ulusal gelirin hakça, emek oranında üleşimini , topraksız köylüye toprak ve tarımsal üretim aracı dağıtımını, dışalım ve dışsatımın devletleştirilmesini istemek , komunistlik diye adlandırılıyor.
İyi ama , daha önce istenilenlerin çoğu bugün uygulanıyor. KOMUNİST Mİ OLDUK?"
Aziz Nesin
Sayfa 133 - Nesin Yayınları 12. Baskı
"...Bu yeryüzünde öyle meslekler vardır ki, o meslekten olanlar, o mesleği yapanlar, kendilerini tanıtacak kart bastırmazlar.Bunlar , kendilerini tanıtırlarken , yaptıkları işi söyleyemezler.Örneğin orospuların , örneğin hırsızların , örneğin yankesicilerin , örneğin dolandırıcıların, örneğin genelev işletenlerin kartları yoktur ve bu işi yaptıklarını söyleyemezler.
Dünyanın her ülkesinde değişik türde sosyalist partiler vardır.Sosyalist Parti , Hristiyan Sosyalist Parti, Sosyal Demokrat Parti, Nasyonalist Sosyal Parti, Konservatif Sosyalistler vb..Ve biz biliyoruz ki dünyada kapitalistler de var...AMA NİÇİN ADINDA KAPİTALİST OLDUĞUNU BİLDİREN TEK BİR PARTİ BİLE YOK DÜNYADA?
Aziz Nesin
Sayfa 164 - Nesin Yayınları 12. Baskı
Okumak isteyip de bitürlü okumaya zaman ve fırsat bulamadığım kitaplarıma bakıp, “Ah, ya bunları okuyamadan ölürsem...” diye kendi kendime yazıklanıp duruyorum.
Aziz Nesin
Sayfa 37 - Nesin Yayınevi
Atatürkçülük bir din, yozca bir inanç olmamalıdır. Atatürkçülük bu ülkede, yalnız bir sınıfın değil, tüm halkımızın kalkınmasını sağlar da ondan Atatürkçülük ilkelerini savunuyoruz. Bu kalkınmanın birbirine koşut iki yolu vardır: Üretim ve öğretim... Ama heykel değil...
Aziz Nesin
Sayfa 129 - Nesin Yayınevi
Faşizm, herzaman, heryerde olduğu gibi, en başta sanatçıyı kendine düşman saymıştır. Faşizm, sanatın sesini, soluğunu, kanla, ateşle boğmak ister.
Aziz Nesin
Sayfa 222 - Nesin Yayınevi
"Profesyonel yazarlığa başladığım günden beri, okurlarımın gönderdikleri mektupları saklarım, onları sıralar, dosyalara koyarım.Ne yazık ki ,1955 yılına dek gönderilmiş okur mektupları şimdi bende yok.O mektupları polisler , evimi sayısız aramaları sırasında , dosyalarıyla birlikte alıp götürdüler, bir daha da geri vermediler.En büyük umudum , o kektup dosyalarının polis arşivinde korunmuş olmasıdır.
1955 yılından sonraki okur mektuplarım, tarih sırasına göre düzenlenmiş dosyalarda , şimdilik bende bulunuyor.Otuz kırk dosya dolusu mektuptır bunlar.İçlerinden en ilginç olanı , bana böyle bir kitabı derlemyi esinleten ikisidir.
Türk işçisi o mektubu , 1958 yılında Adana'dan göndermişti.Yazısı zor okunuyordu.İlkokulu bile bitirememiş olduğu belliydi.Dört sayfalık mektup kağıdını, en kaba , en ağır, en iğrenç sövgülerle doldurmuştu.Beni bir yurt haini olarak görüyordu.Mektubundaki sövgü yazılarıyla da yetinememiş, kendini tutamayıp mektup kağıdına , iskelet kafası , ucundan kan damlayan kama, tabanca , idam sehpası resimleri de yapmıştı.Mektubunun sonunda , gelecek pazar günü yapılacak Galatasaray - Fenerbahçe futbol maçını görmek için Adana'dan İstanbul' a geleceğini, bu fırsatı kaçırmayıp, hazır İstanbula gelmişken , beni öldürüp bir yurt hainini ortadan kaldırarak büyük bir yurtsverlik görevi yapacağını yazıyordu.
Okurlarımdan birçok tehdit mektupları almıştım, ama böylesini hiç almamıştım.O mektubu da , özenle öbür okur mektuplarımın dosyasına koydum.
O maç oldu bitti.Beni öldüren olmadı.Aradan üç yıl geçti.1961 yılında, yine Adana' dan bir işçiden bir mektup aldım.bu ke mektup ,"Sayın öğretmenim , benim değerli yazarım!" diye başlıyordu. Bu işçi, mektubunda ,elbette benim kendisini tanımayacağımı, üç yıl önce bana bir mektup yazdığını ,o mektupta bana çok ağır sövdüğünü , ölümle tehdit ettiğini , gerçekten de beni öldürmeye kesin kararlı olduğunu , ama o maçı seyir için İstanbul' a gelemediğinden beni öldüremediğini , patronu işinden çıkardığı için o zaman İstanbula gelecek yol parası bulamadığınıı, o mektubu yazdığındanberi çok değiştiğini, öyle bir mektup yazdığı için şimdi çok utandığını , o zamana dek beni tanımadığını, başkalarının sözlerine uyarak bana düşman olduğunu, ama o tehdit mektubunu yazdıktan sonra merak edip gazetedeki(Akşam Gazetesi) yazılarımı okumaya başladığını, bir de okumaya başlayınca artık bırakamadığını , böylece gerçekleri öğrenip uyandığını , uzun uzun anlatıyordu.Kendisini bağışlamamı diliyordu.
Bu işçinin mektubunun en değerli yanı neydi, biliyor musunuz?Bu türlü sövgü ve tehdit mektupları gönderenler genellikle korkak ve alçak olduklarından mektuplarınaaçık adlarını , adreslerini ya hiç yazmazlar yada yanlış ad, adres yazarlar.Oysa Adanalı bu işçi , son övgülü mektubundaki doğru adını ve adresini , daha önceki tehdit mektubunda da yazmıştı.
Elbet onu anımsamıştım.Mektup dosyalarımı araştırıp , yeni mektubunu da eskisinin yanına koydum.
Bir yazar olarak yaşamım boyunca ulusal ve uluslararası ödüller,armağanlar, şeref diplomaları aldım.Ama bunların hiçbiri, Adanalı o işçiden aldığım ikinci mektup kadar beni sevindirmemişti..
Aziz Nesin
Sayfa 234 - Nesin Yayınları 12. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ah Biz Ödlek Aydınlar
Baskı tarihi:
30 Temmuz 1995
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754182231
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Ah Biz Ödlek Aydınlar
Ah Biz Ödlek Aydınlar
Nesin Vakfı'nın yedi yapısı vardır. Bunlardan ikisi işçi evidir; biri Nesin Vakfı'nın yönetmenevidir. Birinin alt katı ahır, üst katı yine işgören evidir. Birinin altı işgören evi, üst katı Aziz Nesin'in evidir. Dört katlı büyük yapı Nesin Vakfı çocuklarının evidir...

Aziz Nesin'in 32 dile çevrilmiş kitapları sırasıyla en çok şu dillere çevrilmiştir: İran'da (70), Yunanistan'da (20), Almanya'da (16), Rusya Sovyet Cumhuriyeti'nde (yani Rusça 15), Bulgaristan'da (10) ve daha birçok dillere... Romenceye Aziz Nesin'in 7 kitabı çevrilmiş ve "Biraz Gelir misiniz" adlı oyunu da "Braila Devlet Tiyatrosu'nda oynamıştır...

Aziz Nesin, Türkiye'de ve başka ülkelerde yayımlanacak kitaplarının, sahnelenecek oyunlarının, filme alınacak eserlerinin telif haklarıyla, bütün eserlerinin iç ve dış radyo ve televizyonlarda temsil ve yayınlarından elde edilecek telif haklarını tümüyle Nesin Vakfı'na bağışlamıştır...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 5 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0