Ahlakın Soykütüğü Üstüne

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.160
Gösterim
Adı:
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
172
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756249062
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İlya Yayınları
Baskılar:
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
Ahlakın Soykütüğü
Ahlakın Soykütüğü Üstüne Bir Kavga Yazısı
“Biz yani; idrak edenler, kendimizi tanımıyoruz, kendimiz kendimizi: Bunun da bir sebebi var: Hiçbir zaman kendimizi aramadık ki- bir gün kendimizi bulabilmemiz nasıl mümkün olsun? Haklı olarak denmişti; “Kalbiniz hazinenizin olduğu yerdedir”diye; bizim hazinemiz, anlayışımızın arı kovanlarının bulunduğu yerdedir. Biz, aklın doğuştan kanatlı hayvanları ve bal toplayıcıları olarak hep oraya doğru gidiyoruz, aslında biz tüm kalbimizle sadece bir tek şeyle ilgileniyoruz-“eve bir şeyler götürmekle”. Bunun dışında hayatla, “yaşananlarla” ilgili olanlar-hangimiz bunlar için yeterince ciddiyete sahibiz?Ya da zamana? Bu tür şeylerle korkarım ki hiçbir zaman tam olarak “ilgilenmedik”: Yüreğimiz orada değil işte-hatta kulağımız bile!” Sils- Maria (Önsöz'den)

“Kendini görmezden gelmek, iyi görmek için gereklidir,” diyen ve “Bütün yargılayanların gözlerinden bir cellatın baktığını” dile getiren modern çağın önemli düşünürü Friedrich Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” ile aynı yıllarda kaleme aldığı bu kitabında felsefenin temel sorunsalı olan “ahlak” kavramına farklı ve çarpıcı yorumlar getirerek, derinlikli irdelemelerde bulunuyor.
209 syf.
"Biz kendimizi bilmiyoruz, biz bilenler, biz kendimiz, kendimizi bilmiyoruz: iyi bir nedeni var bunun. Hiç aramadık kendimizi - nasıl olacak da bulacağız kendimizi günün birinde?"

Sözleriyle başlayan kitabında Nietzsche, ilk bölümde dilbilimsel yolla 'iyi' 'kötü' 'fena' kavramlarını irdeliyor. İyi kelimesinin kökenine ve bu köken ile ilgili kelimelere bakıldığında asil'lere ait olmaya çıkıldığı; kötü kelimesinin kökeninden de basit, aşağı olmaya çıkıldığı görülüyor. Burada asillik, asil olma, bir 'hayir' üzerinden 'evet'e ulaşmadan 'evetleme' yapabilmektir. Asil, sokakta köpeğe et atmak için iyi'nin zittina ihtiyaç duymaz; günah, cehennem, ateş gibi kendisini korkutacak durumlara ihtiyaç duymaz aynı zamanda bir merhamete de. Asil kendiliğinden buna yönelir; hiçbir yaftaya ve tesvige gerek kalmadan; efendi iyiliği diyebiliriz sanırım. Basitlik, basit olma ise bir iyi ortaya koymak için bir kötüye muhtaç durumdadır. ("Kim günün birinde 'yeni bir cennet' kurmuşsa, gerekli gücü kendi cehenneminde bulmuştur…") Sokaktaki köpeğe et atmak için, et atmamanin kötü olmasi zorunlulugu duyar; bunun bir tık ötesinde de atmamasinin bir ceza gerektirmesine ihtiyaç duyar. Köle iyiliği diyebiliriz.

Nietzsche, 'efendi iyiliginin' uzun zaman neticesinde 'köle iyiligi' tarafından mağlup olduğuna ve insan zihninde de bu kavramların tersyüz edildiğini söylemektedir. Bunu en başarılı şekilde yapanlar olarak da Yahudileri gösterir.

Kitabın ikinci bölümünde suç ve ceza kavramlarını irdelenir. Bu bölümde, unutkanlığın kucağında mutlu olan insanın hayatta kalması için belleğe ihtiyaç duyması ve bunu ceza (ne kadar siddetli olursa o kadar bellege faydali) ile yapması neticesinde gelişen borçlu-alacakli, peşine sözleşme kavramları ile insanın şekillenen ruhunun izleri sürülmektedir.

Son bölümde, insanın acı çekmesine anlam arayışına çare olarak ortaya çıkan 'çileci idealler'in sonuçları irdelenir. İnsan, başlarda şiddeti, cezayı, sevgiyi, cinselliği yani doğasında olan her şeyi çok doğal bir şekilde yasayabiliyorken, onun anlam arayışı; burada kitapta mercek tutulan acı duymasına anlam arayışı onun yarattığı ahlak anlayışı ile bu doğal şekilde yaşadığı şeyleri artık cekinerek yaşamaya, kendisini izleyen ve acı duymasının sebebi olan gözden cekinerek yaşamaya başlamıştır. Bu yeni durum insanın eskiden dışa doğru olan içgüdülerini kendi içine döndürmesine sebep olmuştur. İşte bu noktada 'çileci idealin' zirveye çıkmasına neden olmuştur. Bu idealin zirve yapması ile birlikte insan, yaratılan kurallar, iyi - kötü kavramları (zamanla tersyüz edilmesi unutulmustur) ile acidan beslenen, acidan iyilik doğuran ve bu yüzden tarihin belirli anlarında büyük vahşetlere imza atan bir hal içine girmiştir. Bu ideal insanın anlam arayışıni neticesinde düşen omuzlarıni yeniden diklestirmis, eline bir oyun hamuru verip hayatına devam edebilmesini sağlamıştır.
Nietzsche de bu idealin faydalarını yadsimiyor yalnızca bunlar bazı noktalarda fayda verdi diye bunları doğru diye kabul etmiyor. Ayrıca, bu idealin insanın sorunlarını kısa vadede sorunları çözdü gibi gözükse de uzun vadede, oyun hamurundan kafasını kaldirdiginda aslında daha büyük sorunlarla karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır.
Bunlardan dolayi insanın sırf anlam ve amaç bulacağım diye temelleri; kendisinden mutlak tiksinti veya kendisine mutlak merhamet üzerine olan ideallere sarılmasinin çare olmadığını söylemektedir.

"Onun sorunu acı çekmenin kendisi değil, 'ne uğruna acı çekiyorum?' sorusunun çığlığına yanıt olmayışıydı."

"Acı çekmek değil, acı çekmenin anlamsızlığıydı şimdiye kadar insanın üzerine çökmüş olan lanet, - ve çileci ideal bir anlam sundu ona!"

İnsan, "anlaşılmayanı, bilinmeyen olarak bırakmaktansa, onu hayranlık duyulacak bir nesneye dönüştürme alışkanlığı" olan bir hayvan. Bu zamana kadar hep bu nesne ve bu nesnenin etrafında rahiplerin oluşturduğu ikincil nesneler ile hayatına devam etti insan. Nietzsche, anlaşılmayani, bilinmeyen olarak bırakalım ve onun etrafında bir ikincil, üçüncül nesneler yaratmadan insanca pek insanca yaşayalım demektedir.

Bunlar tabiki Nietzsche'den benim kendi çıkarımim, onun yazdıklarından anlayabildigim kadariyla şekillenen düşüncelerim ve vardığım sonuçlardir. Yüzde yüz Nietzsche ve felsefesi budur demedigimi belirtmek isterim.

"Ve insan, hiç istememektense hiçliği istemeyi yeğler…"

Keyifli okumalar
184 syf.
Başkaldırı!
Kitabı tek kelime ile özetle deseniz, başkaldırı derim.

İyi, kötü, vicdan, suç, ceza gibi temel değerleri sorguladığı; hepsinin köküne indiği; zaman içerisinde üzerlerine geçirilen ve esas gerçekliğini manipüle eden her maskeyi bir bir deldiği enfes bir eser.

Üç makaleden oluşuyor;
1. İyi ve Kötü
2. Suç, Vicdan rahatsızlığı ve benzeri şeyler
3. Çileci İdeallerin Anlamı

İlk makalede "iyi ve kötü" kavramlarını sorgular.
Nedir iyi olan, neye dayanır, ilk olarak ortaya nasıl atılmıştır, nasıl ve neye evrilmiştir sorularını sorar ve cevaplar.
Burada İngiliz psikologlarını -ki onlara "Ahlakın soykütükçüleri" der- eleştirir. Çünkü onlar, bu kavramları tanımlamıştır fakat Nietzsche'ye göre bu tanımlar tepeden tırnağa yanlış doludur.

Onların tanımlarına göre iyi; bencilce olmayan davranıştır. Fakat yine onlara göre, zaman içerisinde bu unutulmuştur ve "onların kendi başlarına iyi" olduğu sanılmaya başlanmıştır.
Varsıllar, efendiler, aristokratlar yaptıkları iyilikler üzerinden kendilerini "iyi" demeye, yani "değer üretmeye" başlarlar. Nietzsche bunu göstermeye çalışır ve ekler "bu durum sürü ahlakının gelişmesine sebep olmuştur."

Aristokratların karşısında Rahipler vardır. Aristokratlar varsıl, güçlü, savaşabilen, dünyevi olan her şeyi meşru kabul edip sürdüren insanlardır. Oysa rahipler güçsüzdür, yoksuldur, savaşamazlar. Ama "sabırlıdırlar ve kurnazdırlar" der Nietzsche onlar için.
Bu sabrı ve kurnazlığı kullanarak, rahipler, aristokratların değerlerini yeniden tanımlarlar. Onları alaşağı ederler ve böylece "ahlakta köle başkaldırısı gerçekleşir" der Nietzsche.
"Kutsal olan dünyevi olan değil, dünyevi olmayandır.
Çalışın, biriktirin, harcamayın.
Keyfe keder sevişmeyin, güzelliği övmeyin.
Az olanın malından alınacak, çok olana daha çok verilecek." şeklinde söylemlerle, rahipler, kapitalizmin doğuşuna da sebep olurlar. Tabi bu ayrı bir konu.

Daha sonra köle ahlakı ile efendi ahlakını karşılaştırır; nitelik bakımından. "Efendi iyilik yapabildiği için iyidir ama köle; kendini iyi olarak nitelendirebilmek için, karşısına bir kötü almak zorundadır" der Nietzsche.
Kölelerin ürettikleri değerlerin, "ötekinin yani kendinden olmayanın" özelliklerinin reddine dayandığını söyler.
Efendinin iyi dediği, köle için kötüdür.

Güçsüzler, güçsüzlüklerini örtmek için; acımanın, merhametin, alçakgönüllüğün birer erdem olduğunu söyler. Bu değerlerin sevgiye ve umuda dayandığını söyler. Oysa Nietzsche'ye göre onların (güçsüzler,köleler) bunu yapma sebepleri; efendilerine duydukları hınç ve nefrettir.

Gelelim ikinci makaleye!
Bu makalede Nietzsche, "unutkanlık, bellek, toplum, suç, ceza, vicdan, tatmin" kavramlarına otopsi yapar ve bize hikayeyi "alacaklı-borçlu" ekseninde anlatır.
Nietzsche'ye göre unutma, bir güçtür, ket vurmadır. İnsan bu gücü sayesinde huzura kavuşabilir, onu rahatsız eden her şeyden açabilir. Unutmanın aksi de hatırlama yani bellektir. Bu da bir güçtür. Bellek sayesinde insan "söz verebilen" bir varlık olur. Söz beraberinde sorumluluğu ve biraz da üstünlük duygusunu getirir çünkü hiç sözünü tutan ile tutmayan bir olur mu?!
Fakat sözünü tutan insan bu sefer kendini diğerlerinden üstün görmeye başlar, sırf sözünü tutabiliyor diye kendi gururunu okşar. Bak şimdi!
Nietzsche der ki: "Belleği yaratan, toplumların törelere dayanan cezalandırma yöntemleridir." Toplum, kendine karşı gelene karşı ağır cezalar uygular ve bu cezalar ile ona haddini bildirir; uyumlu ol, karşı çıkma, sürüden ayrılma, sivrilme, bana karşı gelme! Ah bir de bütün bu cezalar ile bellek oluşturur, böylece kişinin neden ceza çektiğini bilmesini sağlar. Vicdan, evet.

Nietzsche ikinci makalesinde de "ahlak soykütükçülerini" eleştirmekten vazgeçmez. Bu sefer onları "suçun kökenine karşı belirledikleri iddiaların yanlış olması" ile suçlar. Onlara göre "kişi istese başka türlü davranabilirdi",
Nietzsche'ye göre; "HADİ ORDAN! Bu köken filan değil."
Ceza; bir kötülüğe karşı yapılan bir ödeme olarak doğmuştur temelde. Yani biri bir kötülük yapıyorsa, bunun bedelini ödemelidir. Bunu hepimiz biliyoruz. Fakat Nietzsche der ki; bu ödeme ilk olarak "haz" ile yapılıyordu.
?!?!?!?!?!?!?!
Alacaklı olan, yani kötülüğe maruz kalan; karşısındakine, yani kötülüğü yapana "İSTEDİĞİNİ YAPMA" hakkına sahipti. Ve ona zarar verme fikrinden aldığı "haz" cezayı temsil ediyordu.
"Acı" çeken borçlu, "ceza"landırılır ve böylece ona işlediği "suç" "hatırlatılır" ve böylece "bellek" oluşturulur, sonra da "vicdan".
Yani adalet dediğimiz şey tepkiseldir ve tam olarak intikama dayanır.
İşte der Nietzsche, bu işler böyledir...

Ah bir de son kısımda şunu ekler, siz böyle cezalar yaratarak insanların arzularını kontrol etmelerini, bastırmalarını, içlerine atmalarını sağlıyorsunuz ama bu iyi bir şey değil. İçlerine ata ata "kara vicdanlı" oluyorlar.
İnsan içgüdülerini tatmin edemezse, içini boşaltamazsa, her şeyi içine atarsa; toplumdan soyutlanır, kendini yer bitirir, hep kendini suçlar, kendi ile savaşır, yok olur yok.
Hatta diyor, dinler bu sebeple bunu över, yüceltir. Dinler ister ki, insan sussun, öyle ileri geri her şeyi konuşmasın, sormasın, sorgulamasın, kendi ile uğraşsın, kendini yesin bitirsin de öbür tarafa çok iş kalmasın.
Ben bilmem, ben Nietzsche'nin yalancısıyım. Derdiniz varsa onla konuşun.

Son makale; Çileci ideallerin anlamı nedir?
Nietzsche olsa şöyle yazardı; iki makale boyunca bu sahtekarların nasıl sıçtıklarını anlatıyorum, bu makalede de nasıl sıvadıklarından bahsedicem yavrucum.

Çünkü tam da ondan bahseder dostlar.
Her şeyi içine atan, kendi içinden kafasını kaldıramayan, dışlanan, ötekileştirilen insan (ki unutmayın bu insanın sahip olduğu değer yargılarının temelleri de sağlam değildir) acı çekmektedir! Sancı çekmektedir.
Ne sancısı?
Varoluş.
Acı çekmekten de gocunmazlar, alışmışlar n'apsınlar. Ama neden acı çektiklerini bilmemek onları çıldırtır. İşte "çileci idealler" onların bu acılarına "anlam" katar.
Acı çekiyorsun, çünkü...............
Çünkü...............

Nietzsche der ki; bu çileciler, acı çeken insanları örgütler, bir sürü gibi yönetir. Asla hastalıklarını iyileştirmez, sadece ağrı kesici olur. Kendine bir kurtarıcı rolü inşa eder ama aslında yaptığı sadece oyalamaktır.
Hatta Nietzsche çilecileri eleştirirken, modern bilim de ağzının payını alır. Çünkü Nietzsche'ye göre modern bilimin de metafizik inançları vardır. "Modern bilim, hakikate ulaşabileceğine inanır" der Nietzsche, bu ne cürret efendiler !

Herkes haddini bilsin, değil mi Nietzschecim?
Hadi gidelim, çok lak lak ettik.

Buraya kadar okuyanları ciddi anlamda tebrik ediyorum, bir ara kahve içelim :)
184 syf.
·Beğendi·9/10
Niçe'yi tek bir kitabı üzerinden analiz edemezsiniz. Onun tüm kitapları bir pazılın parçası gibidir klişe bir ifadeyle. Tam anladınız derken tersten vurabilir sizi. Ama sanılanın aksine çok anlaşılmaz bir felsefeci de değildir. Aslında kendi de diyor bu kitabının başında, beni yavaş yavaş anlarsınız diye. Ama dil ve kavram yıkıcı olduğu için (filolog yönünden geliyor sanırım) kendi icerisinde bir şiirselliği var. Sıkıcı kavramlara boğmuyor sizi. Düşüncelerle kelimeler aracılığı ile dansediyor Niçe. Anlamadınız diyelim, zararı yok, damakta sözün ezgisi kaldı çünkü. Açın okuyun şerhlerini, biyografilerini, fakat unutmayın Niçe herkese duymak isteği şekilde konuşur. Siz okumaya devam edin, ısrarla.
Ki bu kitabi yıkıcı bir kitaptır, dikkatinizi verdiğiniz sürece sarsar sizi, bildiklerinizi, kara vicdanınızı. Hakikati olamayan bir adamdan hakikatsizlik felsefesine giriş. Oldukça erdemli bir yolla üstelik.
184 syf.
Öncelikle belirteyim Nietzsche'nin okuduğum ilk kitabı bu kitaptır ve felsefe konusunda da yeni sayılırım. Bu kitabı ve yazılanları tamamiyle anladığımı söylemeye cüret edemem fakat beni düşünmeye ve soru sormaya fazlasıyla teşvik etti hatta mecbur bıraktı. Kafamı karıştırdı. Nietzsche'nin dediği gibi ahlakı iyiyi ve kötüyü sorgulamak gerekli. Şimdi benim gözümde Nietzsche bazen cesur, yürekli, zeki, umursamaz, kendine güvenli, kendinden eminken bazen de gerekçelendiremeden uyduran, nefret yüklü, kendi kabında çırpınıp duran, anlaşılmaz biri. Anlamak, tanımak için daha çok Nietzsche okumak lazım fakat bu adamın yaptığı felsefe bana göre bizim kültüre bir hayli uzak temellendirmeleri örnekleri ve yaşadığı hayat böyle uzak ve yabancı olunca felsefesi de gediğine doğal olarak oturmayacaktır.
Vicdan azabı bir hastalıktır, buna şüphe yok,
Ama hamilelik nasıl bir hastaliksa öyle bir hastalıktır.
Ahlakın Soykütüğü Üstüne - Friedrich Nietzsche
Kitabın belirli yerine kadar düşüncelerini anladığım ama bir noktadan sonra başka düşünürlerden alıntı yapmaya başladığında koptuğum bir kitap. Farklı disiplinden olduğum için beyin basmadı bazı kısımları ve üstüne başka düşünürlerde işe karışınca devreler yanmadım uzunca bir ara vereyim dedim. :D Felsefe şuan platonik takılmaya karar verdiğim ve hayatım düzene girdiğimde büyük bir aşkla tekrar geri döneceğim bir alan. :D Okuduğum yere kadar ve algıladım kısımlardan yola çıkarak bence okunması gereken kitaplardan biri.
184 syf.
"Biz yani; idrak edenler, kendimizi tanımıyoruz, kendimiz kendimizi: Bunun da bir sebebi var: Hiçbir zaman kendimizi aramadık ki- bir gün kendimizi bulabilmemiz nasıl mümkün olsun? Haklı olarak denmişti; "Kalbiniz hazinenizin olduğu yerdedir"diye; bizim hazinemiz, anlayışımızın arı kovanlarının bulunduğu yerdedir. Biz, aklın doğuştan kanatlı hayvanları ve bal toplayıcıları olarak hep oraya doğru gidiyoruz, aslında biz tüm kalbimizle sadece bir tek şeyle ilgileniyoruz-"eve bir şeyler götürmekle". Bunun dışında hayatla, "yaşananlarla" ilgili olanlar-hangimiz bunlar için yeterince ciddiyete sahibiz?Ya da zamana? Bu tür şeylerle korkarım ki hiçbir zaman tam olarak "ilgilenmedik": Yüreğimiz orada değil işte-hatta kulağımız bile!"
Sils- Maria (Önsöz)

Nietzsche'nin, felsefenin temel sorunsalı olan ahlak, iyi-kötü, iyi-fena, suç, vicdan azabı kavramlarına farklı yorumlar getirerek ele aldığı bir kitap. Daha önce Nietzsche'nin kitaplarıni okumama rağmen anlamakta güçlük çektim. Kitapta yer alan latince-fransızca cümlelerin çevirisi olmaması, konuyu daha da zorlaştırıyor. (Aynı yayınevinin Nietzsche'nin diger kitaplarında bu sorun yoktu.)
Okumak isteyen arkadaşlara da yeni şeyler katacağına eminim.
184 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Daha yüksek düzeyde on bin yada on milyon en üst kültür düzeylerinden geçince acıya yatkınlık eğrisi gerçektende olağanüstü ve apansız bir biçimde düşüyor. Acıya karşı tiksinti uyandıran şey acının kendisi değil de anlamsızlığıdır.
172 syf.
·10/10
Biz kendimizi bilmiyoruz, biz bilenler, biz kendimiz, kendimizi bilmiyoruz: iyi bir nedeni var bunun. Hiç aramadık kendimizi - nasıl olacak da bulacağız kendimizi günün birinde?

Diğer eserlerinde de vurgu yaptığı gibi bu eserde de "Ben" kavramına değinmiştir. İnsan kendini tanımalı, tanımalı ki gerçek benin varlığı ile yıkım ve yapım olsun...

Bunun dışında yaşananlarla biz ne kadar ilgiliyiz? Bunu soruyor Nietzsche? Sahiden ne kadar ilgiliyiz ki?
Ya da zamana karşı ne kadar ilgiliyiz? Bu tür şeylere karşı korkarım ki hiçbir zaman tam olarak "ilgilenmedik": Yüreğimiz orada değil hatta kulağımız bile! Nietzsche bu eserde felsefenin temel sorunsalı olan "ahlak" kavramını açıklamaktadır.
Lakin Nietzsche'nin bu eseri diğer eserlerine nazaran bana daha karmaşık geldi anahtar kelimeleri bildiğim halde muallakta kaldım... Dikkatimi çeken tarafı hâlâ wagner'a ve Alman kültürüne vurgu yapması... Açıkçası eseri bir daha okumayı düşünüyorum... Okunmaya değer bir kitap arkadaşlar...
172 syf.
·13 günde·9/10
Felsefenin temel sorunsallarından biri olan “ahlak” kavramı Nietzsche’nin kalemiyle bir başka güzel :)
Ahlak nedir? Ahlaki önyargılarımızın kökeni nereden gelir?
İyi ve kötüyü, suç ve vicdan azabını, kısacası hayatın içindekileri sorgulama cesareti gösteren herkese şiddetle tavsiye ederim.
184 syf.
Ahlak diye öğrendiklerimizin kökeni üzerine üç bölümden oluşan bir inceleme. İlkinde iyi ve kötünün kaynağının bencil olmayan eylemlerin alışkanlık kazanmasından ötürü başladığını söylüyor Nietzsche. Eylemin iyiliği eylemin kendisinden gelmiyordur oysaki ona göre. Efendi ve köle ahlakını ele alırken efendi ahlakını güçlü ve özgür kişilerin benimsediğine köle ahlakını ise tersi kişilerin benimsediğine değiniyor. Efendi ve köle zıtlığını ele alıyor.
İkinci bölümde suç ve kara vicdan kavramlarını inceliyor. Ona göre suçun ortaya çıkışı ahlakın bozukluğundan kaynaklı değil. Suç bir bedeldir ve ceza bunu garanti altına alır. Bu ahlak köle ahlakında ortaya çıkar daha çok. Üçüncü bölümde ise çileciliği hastalıklı bir arzu olarak görür. İnsanın hayvani güdülerinden ortaya çıkan ilkel ve günahkar bir arzudur.
184 syf.
·Puan vermedi
nietzsche 'nin bir kitabı.ahlakın soy kütüğü üstüne’nin önsözünde ; kendisinin etkin bir şekilde okunabilmesi için okuyucunun yorumlama sanatında ustalaşmış olması gerektiğini söylemiştir.
kaosa gönderir. yani bütün soy kütükleri ( felsefenin, ahlakın...) aynı yolu izlerler.

onun bütün soy kütüklerinin yola çıktıkları yer; “madde” dir.
İnsana duyulan korku ile birlikte, ona olan sevgiyi, hürmeti, umudu ve evet, ona olan istenci de yitirdik. İnsana bakmak yoruyor artık. Bugün nihilizm bu değilse başka nedir ki? İnsan yorgunuyuz...
İnsanın kendine bir bellek oluşturmayı gerekli görmüş olduğu hiçbir seferde kan, işkence, kurban eksik olmamıştır.
Yürekten gelerek, “İleri! köhne ahlakımız da komedilikmiş!” diye haykırdığımız gün, “ruhun yazgısı”nın Dionysosçu dramı için yeni bir entrika ve yeni bir olanak keşfetmiş olacağız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
172
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756249062
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İlya Yayınları
Baskılar:
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
Ahlakın Soykütüğü Üstüne
Ahlakın Soykütüğü
Ahlakın Soykütüğü Üstüne Bir Kavga Yazısı
“Biz yani; idrak edenler, kendimizi tanımıyoruz, kendimiz kendimizi: Bunun da bir sebebi var: Hiçbir zaman kendimizi aramadık ki- bir gün kendimizi bulabilmemiz nasıl mümkün olsun? Haklı olarak denmişti; “Kalbiniz hazinenizin olduğu yerdedir”diye; bizim hazinemiz, anlayışımızın arı kovanlarının bulunduğu yerdedir. Biz, aklın doğuştan kanatlı hayvanları ve bal toplayıcıları olarak hep oraya doğru gidiyoruz, aslında biz tüm kalbimizle sadece bir tek şeyle ilgileniyoruz-“eve bir şeyler götürmekle”. Bunun dışında hayatla, “yaşananlarla” ilgili olanlar-hangimiz bunlar için yeterince ciddiyete sahibiz?Ya da zamana? Bu tür şeylerle korkarım ki hiçbir zaman tam olarak “ilgilenmedik”: Yüreğimiz orada değil işte-hatta kulağımız bile!” Sils- Maria (Önsöz'den)

“Kendini görmezden gelmek, iyi görmek için gereklidir,” diyen ve “Bütün yargılayanların gözlerinden bir cellatın baktığını” dile getiren modern çağın önemli düşünürü Friedrich Nietzsche, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” ile aynı yıllarda kaleme aldığı bu kitabında felsefenin temel sorunsalı olan “ahlak” kavramına farklı ve çarpıcı yorumlar getirerek, derinlikli irdelemelerde bulunuyor.

Kitabı okuyanlar 319 okur

  • Başak Alkan
  • ibrahim filiz
  • Duygu Karahan
  • Efkan Yokuş
  • Min soo
  • Ömer Öztürk
  • Felsefik biri
  • ALİ ERKUŞ
  • Ssakir
  • Gizem

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.2 (2)
9
%1.1 (1)
8
%2.2 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları