Ah'lar AğacıDidem Madak

·
Okunma
·
Beğeni
·
11.971
Gösterim
Adı:
Ah'lar Ağacı
Baskı tarihi:
2002
Sayfa sayısı:
61
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752890121
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Ah
Ah
Güçlü bir el silkeledi beni sonra Sanırım tanrımım eliydi, Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan, Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan Ah dedim sonra, Ah! İç ses, diye söylendim. Gel! Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla. (Yayın Duyurusu'ndan Alıntı) 1970 doğumlu Didem Madak Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman ‘düzgün insan' olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kâğıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Şimdilerde iç sesiyle meşgul. Hiçbir iç sesin uzun süre içerde tutulamayacağına inananlara...
"Ben toprağa otuz altı numara ayaklarıyla basan, biraz şaşkın bir kadınım" diyorsun Didem Madak. Düşünmeye koyuluyorum; otuz altı numaralı bir ayak kaç şiir taşıyabilir? Kaç metre kare toprağa denk gelir bir şiir; dünyayı kaplayan karalara mı, yoksa sulara mı denktir?

Yaşamın denklemi şiirin denklemine denk ise ve yeryüzünde yaşamın olmadığı bir kare dahi yok ise, karalar ve suların tümünün toplamına denk gelir. O zaman bir şiir tüm otuz altılı, yedili, sekizli, kırklı numaralı ayakların geçiş güzergahıdır desek. Sende cevabını vermiştin zaten, "yerde ne var yer boncuk, gökte ne var gök boncuk, işte ortasında ben varım." İşte bu kadar: yaşamın matematiksel karmaşık denklemini alt edip yaşam varlık gerçekliğinin şiirsel denklemiyle cevabını oluşturuyorsun. Ve ekliyorsun "bütün bu karışıklığın üstesinden gelmek için şiir yazıyorum"

Benim sana geç kaldığım, ama senin bizlere erken veda edişinin ardında Ah'lar Ağacı'nın ahlatıyım şimdi. Oysa daha şiirin denklemiyle çözülmesi gereken çok ah vardı.
“Şair bir tahrip etkenidir, bir virüstür, kılık değiştirmiş bir hastalıktır ve harikulade biçimde belirsiz olmasına karşın alyuvarlarımız için en vahim tehlikedir. Onun çevresinde yaşamak mı? Kanımızın inceldiğini hissetmektir bu; bir kansızlık cenneti düşlemek ve damarlarımıza gözyaşlarının aktığını işitmektir.” (E.M.Cioran)

Aklım şiir hakkında kısa bir hikâye anlatmıştı geçenlerde bana, inanmamıştım: “Şiir vardı ya da yoktu o zamanlar, Ortaçağda kılıç kuşanmış şövalyenin biri atının üstünde insanı romana sığdırmaya çalışarak anlatmayı denedi. İnsan sığmadı romana, taştı, daha da büyüdü. Ondan sonra gelenler kılıç yerine farklı akımlarla, farklı tekniklerle; kimi yüz kimi bin sayfayla insanı romanda yer yurt sahibi etmeye çalıştılar. İnsanın hüznü yer edinse sevinci; sevinci yer edinse kederi yer edinemedi. Vazgeçmediler. Sonra büyümüş insanın sevinçlerini, hüzünlerini, aklını hikâyeye sığdırmayı denediler, insan yine tek kaldı hikâyede. Ve sonra kansızlık şarabını içmiş başıboş dolaşan şairler işe el attılar. Şiire sığdırmayı denediler insanı. Şaşırdılar. Çünkü başarmışlardı. Sadece insan değil insandan varlık bulan her şey şiire sığmıştı, bazen bir kelime bazen de bir satırla. Ve anladılar o insan ki şiirdi yazılmış, yazılmayı bekleyen. Tedavisi olmayan sancılı bir veba gibi yayıldı durdurak bilmeden. Ama herkes nasibini alamadı bundan: vebalı şairlerin sadece hüsnükuruntusu kalmıştı bizlere.” Didem Madak ile artık bu hikayeye inanıyorum. Onun hüznüyle, ahlat ağacıyla, Ah’lar Ağacıyla, Pollyannasıyla, içindeki çocukla, topu topu birkaç şiiriyle buna inanıyorum. Sanki dünya vardı kitabın içinde ama aynı zamanda yok gibiydi. Tek kelimeyle bayıldım! Keşke bir 10 puan daha olsa da verebilseydim. “Ve ah dedim sonra, ah!”

İlk defa Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı’nı okumuştum şiir kitabı olarak. Aslında okumayı becerememiştim. Bazen çok hızlandım okurken bazen de çok yavaşladım bu da doğal olarak uyum sağlayamama neden oldu şiire. Ondan sonra da artık şiir okumam deyip kitabı bıraktım bir kenara. Bu kitabı ne zaman aldığımı hatırlamıyorum ama iyi ki almışım. Son zamanlarda roman ve hikayelerin boşluğunda iyice boğulmaya başlamışken şiir okumak taze bir nefes gibi oldu olmasına ama... İnsan kendinden olan şeyleri diğer insanlarla paylaştığı kadar insan olurmuş derler ya daha kitabın ilk sayfasından sizinle paylaşılmış duyguların olduğunu hissediyorsunuz: Didem Madak hüznünü paylaşıyor bizlerle. Ama öyle bir hüzün ki insan dik duruyor karşısında. Benim diye sahipleniyor. Daha ilk sayfada: “Yapıştırsam da parçalarını hayatımın/Su sızıyordu çatlaklarından.” demesiyle boğazınız düğüm düğüm oluyor. Ne güzel, şiirlerinde toplumsal kaygı, eleştirme çabası, imgelem kullanma çabası yok. Okuduğunuz şeyler size yabancı da gelmiyor. Sanki sevdiğiniz bir romanın kelimeleri azaltılmış da onu okuyor hissine kapılıyorsunuz. Okudukça onu insan yapan şeyin hüzün olduğunda karar kılıyorsunuz. Aklınız da tek bir soru var: Bu kadına hangi dünyalık şeyler bulaşmış, onu üzmüş, hüzünlendirmiş? Ben böyle hüzünlü şiirler yazmak zorunda kalmasına çok üzüldüm gerçekten. Hüzünlenmese güzel şeylerden bahsetse fena mı olurdu! (“Cezaya kaldım./ Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı”) Şöyle diyor kendi de: “Kim bir şairi kırsa/Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela/Bilirim kim dokunsa şiire/Eline bir kıymık saplanacak.” ve “Acıklı sözler kraliçesiyim ben.” Ona ah! dedirtenlere ah olsun! “Vasiyetimdir: Bin ahımın hakkı toprağa kalsın.” Kalsın bakalım. Hayatımda ilk defa bir şiir kitabını ve şairi bu kadar benimsedim. Keşke Didem Madak yaşasaydı da ‘bir şiir miktarı otursak diyorum’ diyebilseydim kendisine. Ah!

Bu aralar kitaplara inceleme yapmak gelmiyor içimden. Ah’lar Ağacı’nın bende uyandırdığı duyguları paylaşmak istedim sadece. En baştaki Cioran’ın şair tanımı çok acımasız gözükse de benim sevdiğim tanımlardan biri. Onu da paylaşmak istedim. Şimdiden hepinize mutlu, huzurlu bayramlar diliyorum. Bayramdan sonra yeni kitaplarla görüşmek üzere…


NOT:
“Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim. “ Sizce taşımışlar mıdır? -_-
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.102 Oy)17.489 beğeni39.507 okunma2.118 alıntı165.415 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.003 Oy)12.476 beğeni31.754 okunma2.785 alıntı132.547 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.857 Oy)8.145 beğeni26.024 okunma625 alıntı126.701 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.468 Oy)8.422 beğeni22.848 okunma1.455 alıntı105.621 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.972 Oy)8.364 beğeni23.236 okunma1.135 alıntı112.893 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.228 Oy)8.148 beğeni23.984 okunma1.898 alıntı102.475 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.825 Oy)7.366 beğeni20.626 okunma687 alıntı79.718 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (5.402 Oy)5.068 beğeni14.558 okunma1.640 alıntı77.974 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.146 Oy)10.813 beğeni26.555 okunma1.383 alıntı139.754 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.977 Oy)3.497 beğeni11.707 okunma1.012 alıntı47.722 gösterim
Didem Madak 23 Temmuz'u 24'üne birleştiren gece hayata gözlerini yumduğunda 3 kitap bırakmış ardında - bir de 3 yaşında Füsun'u. Annesi gibi genç yaşta ölmüş, 40'lı yılların daha başında. Ve 2011'den itibaren her yıl insanlar tanımaya başlamış Didem'i. Açıkçası şu an Türk edebiyatının en çok okunan bayan şairi diyebiliriz kendisi için. Nilgün Marmara var bir de kendisi gibi erken yaşta kaybettiğimiz, intihar gerçi o.

Peki neden 70 sayfalık bu kitabın tamamı onlarca kez alıntılarda paylaşılıyor Didem Madak edebiyat dergilerinde sürekli öne çıkarılıyor, her yerde ismi geçiyor. Gerçekten bunu hak ediyor mu, yoksa erkek egemen şiir dünyamızda, sırf kadın olduğu ve erken yaşta göçtüğü için pozitif bir ayrımcılık mı uygulanıyor kendisine?

Sadece kendi izlenimimi aktarabilirim burada. Ama eminim kendisiyle ilgili düşünceler genelde benzerdir. Ben şiiri Cemal Süreya ile tanıdım ve sevdim , daha önce de söylediğim gibi. Okulda benim doğduğum köylerde vb. vardı tabi de herkesin hoşuna giden ama o yıllarda romantik insanlar yoktu fazla, şiir eh işteydi. Sevince ama Cemal Süreya oldu. Yıllar sonra sevdiğim bir arkadaşım gösterince, Didem Madak'la ilgili bir dergiyi - klasik ukala erkek tavrıyla- baktım biraz ama fazla da girmedim yazılara, ölmüştü zavallı, Allah rahmet etsindi, diğer şairler gibi çiçekli böcekli şiirleri vardır diye düşünmüştüm. Hatta arkadaşım biraz okumuştu da fazla dinlememiştim herhalde.

Sonra ama, belkide o davranışımın verdiği vicdan azabıyla araştırdım biraz internette şiirlerini. Siz aşktan ne anlarsınız bayımla, Pollyanna'ya mektup'u okumuştum başta ve gerçekten etkilenmiştim. Mutlu mutlu okurken şiirleri o kelime aralarında insana batan şeyler, beyni kalbi her şeyi ele geçiren dizeler vardı. O gün bayağı okudum internette, şiir yazan ama şiir sevmeyen benim en sevdiğim şair olmuştu belki o an Didem Madak.

Neyse kısaca, her türlü övgüyü hak eden birisi bence, kadınlar kendilerinden bir şeyler buluyorlardır belki, hiç anlamam. Ama biz erkeklerin de içini dağlıyor. Ahlar ağacında 9-10 tane şiir var topu topu , en uzunu kitaba ismini veren Ah'lar ağacı- 20 sayfalık şiirin her satırında ayrı dağılıyorsunuz, bazen ustura gibi kara bir tren geçiyor içinizden, bazen küçük bir kızın bebeğine göz yaşı arıyorsunuz. Bir kadın var karşımızda, üzgün bir kadın, umutlu ama yalnız, annesini özleyen hasta bir kadın, çokomel kağıtlarını tırnaklarıyla düzelten kara yazgılı bir kadın. Sadece AH diyen bir kadın, hayatın onca sillesine AH diyerek meydan okuyan. Seviyorsunuz o kadını, bir şey yapamasanız da onunla karşılamak istiyorsunuz üzerine gelen her şeyi. Sonra da öldüğü aklınıza geliyor ve susuyorsunuz.

Özetle, Didem Madak şu aralar bıraktığı az sayıda şiirine rağmen Türkiyenin en çok okunan şairlerinden biriyse, kesinlikle Türkiye'nin iyi şairlerinden birisi olması sebebiyledir. Ya da bizim gibi şiirden anlamayan, ama güzel şeyleri seven insanlar yüzünden.
Şiir, hayatım boyunca kendi kişiliğim ve benliğim ile hiçbir zaman bağdaştıramadığım, benim dışımda bir var oluşum gibiydi. Abartmıyorum; şiir benim nazarımda antik çağlarda konuşulan lisanlar kadar uzak ve yabancı bir kavramdı. Tabi dili geçmiş zaman kullanmamdan artık bu durumun tümüyle değiştiği kanısı oluşmasın lakin fark ettiğim bir gerçek varsa o da şiir ile aramızdaki mesafenin her geçen gün daha da azaldığıdır, okuduğum şiirlerin azalttığıdır.

Şiir hakkında bazı tanımlar okudum. Bunlardan en dikkat çekeni ise “şiir, cümleyi ortasından çözüp başını sonuna bağlamaktır. Geriye kalanı suratlara çarpmaktır. Çünkü şiirin ortası yoktur, o ya hep iyidir ya da hep kötü.“ diyen tanımlamaydı. Madak’ın şiirleri de esasen bu tanımlama ile kendi değerini biz okurlara kanıtlar nitelikte. Zira 8 satır, yani epitopu 2 paragraftan oluşan bir yazım nasıl olur da sayfalarca yazılmış kitaplardan daha çarpıcı ve daha etkili olabilirdi.

Didem Madak acılarını şiirin o esrarengiz havası ile yansıtması yeni yeni şiir okuyan bana göre oldukça başarılı. Acıların yanında, pişmanlıklar, geçmişe dönük özlemler, yaratıcıya ve hayata savrulan sitemler de fazlasıyla kendini belli eden duygu yansımaları da Madak’ın melankolik ruh halinden ipuçları niteliğinde. Evet, genel anlamda şiirlerinin üzerinde tüten keskin hüzün kokuları okurun burnunun direğini sızlatacak cinsten. Son olarak çok süslü cümleler oluşturmamış olsa bile çok iyi tasvirlerde bulunduğunu da belirtmek isterim. Şiir severlere tavsiye ederim ve çok beğendiğim bir paragrafı ile de bu şiir acemisi okurun incelmesini sonlandırmak isterim.

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum ...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!


Keyifli okumalar.
Kaç gündür sitede rastladığım, Mehmet arkadaşımızdan görüp alıntılarını beğendiğim Didem Madak ismini duymuştum ancak okuma fırsatım olmamıştı.

Bugün kendimi Didem Madak kitaplarına adadım. Genç yaşta ölmüş olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Zaten acı olan şiirlerini daha çok hüzünlenerek okudum. Çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. İncelemeler aynı ancak linkler farklıdır. Şikayet edilirse linkleri silerim isteyene özelden gönderirim. https://yadi.sk/i/q26yB27g3PcNQf
Ahh.. Ablacım Ahh..
Okurken kaç AH! döküldü dilimden sayamadım..
Şiirlerin; hüzün, yoksulluk, yalnızlık, ölüm ve intihar kokuyor..
Kendini hiçbir yere ait hissetmeyen bir kadına çevirmiş hayat seni..
Neler yaşadın kim bilir..
Şiirler içinde uyu..
Şiir severler mutlaka okusun derim..
Ah benim nergis kokulu cehaletim...

Didem'in içimde açtığı yaralar, ne çok acı çekiyoruz, ne çok seviniyoruz, sevinçlerimizi sanki bir çöp torbasına koyup en yüksekten bırakıyoruz sonra.
Kalan acılarımızı seviyoruz onlarsız yaşayamıyoruz, kim bakmak istese korkup kaçıyoruz.

İyi ki sen korkmamış ve bizlere bırakmışsın .
Kadından şair olmaz derler ya... Oluyormuş, anladım. Didem Madak.. Bana kadınları hissettiren ve hayatın köşe başlarını tutturan değil de köşe taşlarını öptüren kadın.. Bir erkek olarak ne kadar anlayabilirdim kadınları? O ruhu nasıl görebilirdim mısralarda? Ben gördüm ve hissettim galiba. En azından Didem Madak'ın anlattığı kadarıyla. Şiir bu değil miydi? Buydu evet.
Didem Madak'ın Ah'lar Ağacı şiiriyle bir telefon programı aracılığıyla tanışmıştım. Kulağımda kulaklık Anna RF Feat Naadistan- Tum Hi Ho (https://www.youtube.com/watch?v=qAEQ_30pIug) isimli şarkıyı dinliyordum.O gün o şiiri okudum ya. Allah'ım bu nedir demiştim. Hani olur ya bilmem kaç kıta şiirden iki mısra olur, okuyunca adama vurur darbesini.. İşte bu şiir ve kitaptaki diğer şiirler bence ayıklanamaz ve diğer mısradan koparılamaz. Ah'lar Ağacı ve Müsveddeler başta olmak üzere tüm şiirler bir bütün halinde tek bir mısra Didem Madak'ta. Bence rahmetli Didem Hanım şiir olsun diye yazmamış mısraları. Kimi zaman o mısralarda haykırmış dünyaya, kimi zaman kırılganlığını duyurmuş, kimi zaman da güldürmüş ama maalesef ve anladığım kadarıyla hiç gülmemiş hayatında. Şiirler aslında Allah'a bir yakarış, bir dua gibi olmuş.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Şiirlerin etkisinden çıkarak ufak bir tavsiye. Ah'lar Ağacını yukarıda bahsettiğim müzikle okumaya başladım ve hep aynı müzikle okudum. Müzik ve şiirler yapıştı bende birbirine. Tavsiyemdir o müzikle okuyun şiirleri.
Çok kere okumak istediğim şiirler ve bir şair oldu Didem Madak. Bu sebeple şiddetle tavsiye ederim. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
"Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
İçim sıkılmasa o kadar
Tek bir satır bile okumazdım."

Bazı kitaplar vardır hiç bitmesin istersin . Okumaya kıyamazsın . Her dörtlüğü belki defalarca okursun . Bir yerlere not edersin. Bazen bir cümle seni alır nerelere götürür. Bu kitap böyleydi benim için. Şiir sevenlerin okumasını tavsiye edebileceğim sıkılmadan bitireceği belki de benim gibi bitmesin isteyeceği bir kitap.
Kitap şu tanımla başlar: “ Ah... ünl. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır.” TDK Türkçe Sözlük

Sadece iki harfe ne çok duygu sığarmış meğer.
Şu ikicik harf aslında kitapta yer alan şiirlerin bir özeti. Şairin pişmanlıkları var, bu besbelli. Ama ne tür pişmanlıklar olduğu pek belli değil. Tek belli olan pişmanlığı sevdiği adamın yokluğu. Ona “gel” diyor, adeta yalvarıyor. Ama ne gelen var ne giden. Madak çok öfkeli, hem de nasıl bir öfke! Aşağıdaki alıntı buna en güzel örnek olsa gerek.

AH’LAR AĞACI 2

...

Ya siz,
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
(Sayfa 23 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

Madak’ın şiirlerinde öfke ve pişmanlık olduğu kadar özlem de vardır. Madak, hem annesini hem teyzesini çok özler. Onlara şiirlerinde de yer verir.


SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM?

Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.

(Sayfa 38 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)


MÜSVEDDELER 1.


Teyzem öldü
Kırkı yeni çıktı

Sayfa 54- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları


Yukarıdaki alıntılardan yola çıkarak şiirin şairin aynası olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir şiir, şairin duygularını, düşüncelerini, özel hayatını, zevklerini vb. açığa çıkarır. Başka bir deyişle, şiir şairin yansımasıdır.

Ah’ın tanımının olduğu sayfanın sonrakinde şu yazılı:
“ Sesimin tonunu emanet ettiğim AHLAT AĞACINA...”

(Kitaptaki ilk şiirin ismi ise “ AH’LAR AĞACI”)


Ahlat Ağacı, Anadolu’nun birçok yerinde ve hemen her bölgede yetişen bir ağaçtır. Kurak havaya ve hava kirliliğine karşı dayanıklı bir ağaçtır. Kurak bölgelerde, ormanlarda rastlamak mümkündür. Yabani bir ağaç olması ve meyvelerinin armudu andırması nedeniyle bilinen bir diğer adı da yaban armududur.
(kaynak:https://agac.gen.tr/ahlat-agaci.html)

Hayat Madak’ı bir Ahlat Ağacı’na dönüştürmüş desek ne kadar da doğru bir tespit olur değil mi?

---------------------------------------------------------------

Metafizik şiir, İngiltere’de, özellikle 17. yüzyılda görülen bir şiir türüdür. Bu tür şiirler yazan şairlerin en önde gelenleri, John Donne, George Herbert, Henry Vaughan ve Andrew Marwell’dir.

Samuel Johnson da “metafizik imge”yi tanımlayan kişi olur. Ona göre metafizik imge, uyuşmazlıkların uyumudur. Johnson, metafizik şairlerinin birbiriyle bağdaşmaz görünen düşünce ve öğeleri, zorlamayla bir araya getirmeye çalıştıklarını belirtir.

Metafizik şiirde, görünürde benzeşmeyen şeyler arasında akla gelmeyecek benzerlikler bulmak, bağdaşmaz gibi görünen şeyleri bağdaştırmak önemlidir.

Metafizik şairler geleneksel olarak şiirsel olmadığı kabul edilen konuları şiirlerinde işlemekten kaçınmamışlardır. Örneğin John Donne, ayak kokusunu şiirsel malzeme olarak kullanmış tek şair olarak tanınır. Metafizik Şiirde en uyuşmaz durumlar bir araya getirilir ve böylece okuyucu şaşırtılır. Örnek olarak John Donne bir şiirinde sevgilileri pergelin ayaklarına benzetmiştir. Pergelin sabit ayağının iki sevgiliden birinin ruhunun olduğunu belirtmiştir. Pergelin hareketi her iki sevgilinin hareketlerine bağlıdır.

Türk edebiyatında ise Metafizik şiirlere Turgut Uyar, Edip Cansever ve Sezai Karakoç yer vermiştir.

(Kaynaklar: http://fcfanzin.blogcu.com/metafizik-siir/15038876

http://www.nenedirvikipedi.com/...-yazarlari-6772.html)

-----------------------------------------------------------------

Didem Madak’ın şiirlerinde üç şey dikkatimi çok çekti. İlk dikkatimi çeken şey “Ah’lar Ağacı” ndaki bazı şiirlerin Metafizik şiire benziyor oluşuydu. Madak birbiriyle alakasız şeyler arasında bir ilgi kurabilmiş. Buna aşağıdaki şiir alıntıları örnek olarak gösterilebilir.

MÜSVEDDELER 2.

Hem otuzumu geçtim azıcık
Gerisini ben yürürüm artık.
Çizgili olsun, buruşsun yüzü,
Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem
kullanmayacağım.

(Sayfa 57 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)


MÜSVEDDELER 1.


Tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin


(Sayfa 54 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

AH'LAR AĞACI 2

Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
Fötr şapkalı kelimeleriydik,
Çürük dişlerimizle bizler,
Dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
Saf ve pembe gülümserdik.


(Sayfa 27 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

AH'LAR AĞACI 2

Bazen sevinince annem gibi,
Rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.


(Sayfa 24 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

-------------------

Didem Madak’ın şiirlerinde dikkatimi çok çeken ikinci şey tasavvuftu. Madak bazı şiirlerinde dini terimleri kullanmış. Aşağıdaki şiir alıntıları da buna örnektir.

SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM?


Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

(Sayfa 35 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

POLLYANNA’YA SON MEKTUP

Secde eden alnımı,
Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna…

(Sayfa 49- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

AĞLAYAN KAYA

Şiirimin Hacer’ül esved taşı


(Sayfa 66- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

PARAGRAF BAŞI
...
Ben bir şair olarak güllerden bıkmamıştım daha,
Ba’su ba’del mevt
Hayata daha çok vardı
Beni anla.
...
(Sayfa 72)

-----------------------
Paragraf Başı adlı şiirde “ Ba’su ba’del mevt” dikkatimi çekti ve anlamını merak edip araştırdım.

Basü badel mevt:
1. Kıyamet gü¬nünde ölülerin diriltilmesi, ölümden sonra dirilme.
2. Uyanış, diriliş, canlanış, yeni bir hayata başlayış.
(kaynak: https://www.sozluklugat.net/...badel-mevt-ne-demek/)

Basü Badel Mevt; “Öldükten sonra dirilmek” demektir ki İslam inancına göre bu haktır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Sonra siz, kıyamet gününde tekrar diriltilip kaldırılacaksınız” buyurmuştur. (El Mümin-16).

(kaynak: https://www.huzurdini.com/...l-mevt-ne-demek.html)

---------------------------------------------------------


Bütün serotonin geri alım inhibitörleri birleşseler
Geri alamazlar çünkü
Hayra yorulmuş kadar sevinen hayatı,
geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.

(Sayfa 63- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

Yukarıdaki dörtlükte tıp terimlerinin kullanılması dikkatimi çeken üçüncü şeydi. Bir şiirde tıp terimlerinin kullanılması doğrusu hiç aklıma gelmezdi.

* "Farklı Türleri Keşfet" etkinliği için Necip Gerboğa'ya çok teşekkür ederim. Onun sayesinde hayatımda ilk kez şiir kitabı okudum. İlk kitabım Şükrü Erbaş'ın "Aykırı Yaşamak" adlı kitabıydı. Madak'ınki okuduğum ikinci şiir kitabı oldu.
Ah! Bazı kitaplar vardır, hiç bitmesin istediğimiz. Bitirince sanki boşluğa düşmüşüz gibi hissettiren. Ah`lar Ağacı gibi. Bu kitaba dair kafamda dolaşan o kadar çok cümle var ki , bir de tam tersine bu kitabı anlatabileceğim kelime yok gibi. İncecik bir kitap ne kadar fazla etki bırakabilir, nasıl bu kadar fazla işler ki insanın içine. Şimdiye kadar okuduğum o kalın romanların tamamı bu kitabın tek mısrası kadar dokunabilmiştir belki de içime. O kadar sevdim ki elimden bırakmak istemedim, hem de hiç bitmesin öylece kalsın istedim. Hayatı hakkında çok fikrim yoktu okurken ama öyle hissettim ki yaşadıklarını, kitabı bitirdikten sonra hayatını okurken sanki hepsini daha önceden biliyormuş gibiydim. Hangisinden bahsetsem ki, annesizlik yarasının yazdırdığı satırları mı? Kardeşi için düşündüklerini mi? Yoksa sanki öleceğini hissetmişcesine arkasında kızına ve okuyucusuna bıraktığı satırları mı?
“Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı
Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık,”
O kadar acıya rağmen o kadar güzel dik durmuş ki hem acısını hissettim hem de acıyla gülüp geçen dik duruşunu.

"Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta."
Demiş ama pek dalgınlığımıza gelecek gibi değil. Okuyun, mutlaka okuyun. Şimdi ise bir yandan kitabın bitmesinin verdiği hüzün ile bana uzakta olan peçeteliğe bakıyorum bir yandan da onu almanın üşengeçliği içinde gözümün yaşını içime bırakıyorum..
İyi okumalar dilerim...
“Sözler..
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.”demiş vakti zamanında şairimiz.Sözler sarf etmiş de ah’larına dair ,gidememiş bir ah’dan öteye .

Şiir ;sözün inceltilmiş halidir bana göre ;ki bilirim şiir sevenler muhakkak bir başka kalp taşır .

Şiirlere olan düşkünlüğümle geç başlasam da Madak’a sanki yıllardır okumuşum hissiyatına kapıldım .Bizden biri ,içimizden biri olduğunu hissettirdiği için belki de .
Kimi çizer,kimi söyler,kimi karalar kimisi de yazar derdini .Ki bana göre en zoru yazmaktır.Ama hepsi de yaşadıklarını aktarır dışa .


“Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak .
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan .”

Kendini hep eksik mi hissetmiş bu kadın ?Bir yanı hep mi hep umutsuz,acıklı.

“Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
Su sızıyordu çatlaklarından.”
deyişi daha nasıl tanımlanabilirdi .

Daha çocukken hayatı kavrayanlardan o da .Kendiyle tanışan ,kendini kavrayanlardan .Yaş ilerledikçe üstüne yalnızlığı dikenlerden .

“Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım .
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım .
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım .
Ah ..dedim sonra,
Ah!”

Çocukluğundan kalmaydı onun da kalbi.Bu yüzden kanıyordu zaten bir elma şekerine ve gülen yüzlere.
Yoksa nasıl anlardık;”Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.”deyişini.

Şu hayata dair belki de en doğru,en güzel tanımlamayı o yapmıştı kendince;
“Hayattan söz edilirdi ,
Zor denirdi,
Ve ardından susulurdu mutlaka.”

Hayata dair tespitleri olan birinin ,acıyla sınanmış birinin şiirlerinde çiçekli günler barınmaz .13 yaşında kanserden kaybettiği annesinin kaderini emanet olarak alışı ,ne vefalı bir davranış .Henüz 41 yaşında ardında üç yaşında Füsun’u bırakarak gözlerini yumdu hayata.Ve kendince tamınladığı
“Biliyorsun ölüm,mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna” mavi kafese uçtu..

“Anlatarak bitiriyorum hayatımı
Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat “/Didem Madak
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ah'lar Ağacı
Baskı tarihi:
2002
Sayfa sayısı:
61
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752890121
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Ah
Ah
Güçlü bir el silkeledi beni sonra Sanırım tanrımım eliydi, Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan, Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan Ah dedim sonra, Ah! İç ses, diye söylendim. Gel! Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla. (Yayın Duyurusu'ndan Alıntı) 1970 doğumlu Didem Madak Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman ‘düzgün insan' olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kâğıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Şimdilerde iç sesiyle meşgul. Hiçbir iç sesin uzun süre içerde tutulamayacağına inananlara...

Kitabı okuyanlar 1.887 okur

  • Dilara

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları