Adı:
Ah'lar Ağacı
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428750
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Baskılar:
Ah
Ah
Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.
(Tanıtım Bülteninden)
Didem Madak 23 Temmuz'u 24'üne birleştiren gece hayata gözlerini yumduğunda 3 kitap bırakmış ardında - bir de 3 yaşında Füsun'u. Annesi gibi genç yaşta ölmüş, 40'lı yılların daha başında. Ve 2011'den itibaren her yıl insanlar tanımaya başlamış Didem'i. Açıkçası şu an Türk edebiyatının en çok okunan bayan şairi diyebiliriz kendisi için. Nilgün Marmara var bir de kendisi gibi erken yaşta kaybettiğimiz, intihar gerçi o.

Peki neden 70 sayfalık bu kitabın tamamı onlarca kez alıntılarda paylaşılıyor Didem Madak edebiyat dergilerinde sürekli öne çıkarılıyor, her yerde ismi geçiyor. Gerçekten bunu hak ediyor mu, yoksa erkek egemen şiir dünyamızda, sırf kadın olduğu ve erken yaşta göçtüğü için pozitif bir ayrımcılık mı uygulanıyor kendisine?

Sadece kendi izlenimimi aktarabilirim burada. Ama eminim kendisiyle ilgili düşünceler genelde benzerdir. Ben şiiri Cemal Süreya ile tanıdım ve sevdim , daha önce de söylediğim gibi. Okulda benim doğduğum köylerde vb. vardı tabi de herkesin hoşuna giden ama o yıllarda romantik insanlar yoktu fazla, şiir eh işteydi. Sevince ama Cemal Süreya oldu. Yıllar sonra sevdiğim bir arkadaşım gösterince, Didem Madak'la ilgili bir dergiyi - klasik ukala erkek tavrıyla- baktım biraz ama fazla da girmedim yazılara, ölmüştü zavallı, Allah rahmet etsindi, diğer şairler gibi çiçekli böcekli şiirleri vardır diye düşünmüştüm. Hatta arkadaşım biraz okumuştu da fazla dinlememiştim herhalde.

Sonra ama, belkide o davranışımın verdiği vicdan azabıyla araştırdım biraz internette şiirlerini. Siz aşktan ne anlarsınız bayımla, Pollyanna'ya mektup'u okumuştum başta ve gerçekten etkilenmiştim. Mutlu mutlu okurken şiirleri o kelime aralarında insana batan şeyler, beyni kalbi her şeyi ele geçiren dizeler vardı. O gün bayağı okudum internette, şiir yazan ama şiir sevmeyen benim en sevdiğim şair olmuştu belki o an Didem Madak.

Neyse kısaca, her türlü övgüyü hak eden birisi bence, kadınlar kendilerinden bir şeyler buluyorlardır belki, hiç anlamam. Ama biz erkeklerin de içini dağlıyor. Ahlar ağacında 9-10 tane şiir var topu topu , en uzunu kitaba ismini veren Ah'lar ağacı- 20 sayfalık şiirin her satırında ayrı dağılıyorsunuz, bazen ustura gibi kara bir tren geçiyor içinizden, bazen küçük bir kızın bebeğine göz yaşı arıyorsunuz. Bir kadın var karşımızda, üzgün bir kadın, umutlu ama yalnız, annesini özleyen hasta bir kadın, çokomel kağıtlarını tırnaklarıyla düzelten kara yazgılı bir kadın. Sadece AH diyen bir kadın, hayatın onca sillesine AH diyerek meydan okuyan. Seviyorsunuz o kadını, bir şey yapamasanız da onunla karşılamak istiyorsunuz üzerine gelen her şeyi. Sonra da öldüğü aklınıza geliyor ve susuyorsunuz.

Özetle, Didem Madak şu aralar bıraktığı az sayıda şiirine rağmen Türkiyenin en çok okunan şairlerinden biriyse, kesinlikle Türkiye'nin iyi şairlerinden birisi olması sebebiyledir. Ya da bizim gibi şiirden anlamayan, ama güzel şeyleri seven insanlar yüzünden.
“Şair bir tahrip etkenidir, bir virüstür, kılık değiştirmiş bir hastalıktır ve harikulade biçimde belirsiz olmasına karşın alyuvarlarımız için en vahim tehlikedir. Onun çevresinde yaşamak mı? Kanımızın inceldiğini hissetmektir bu; bir kansızlık cenneti düşlemek ve damarlarımıza gözyaşlarının aktığını işitmektir.” (E.M.Cioran)

Aklım şiir hakkında kısa bir hikâye anlatmıştı geçenlerde bana, inanmamıştım: “Şiir vardı ya da yoktu o zamanlar, Ortaçağda kılıç kuşanmış şövalyenin biri atının üstünde insanı romana sığdırmaya çalışarak anlatmayı denedi. İnsan sığmadı romana, taştı, daha da büyüdü. Ondan sonra gelenler kılıç yerine farklı akımlarla, farklı tekniklerle; kimi yüz kimi bin sayfayla insanı romanda yer yurt sahibi etmeye çalıştılar. İnsanın hüznü yer edinse sevinci; sevinci yer edinse kederi yer edinemedi. Vazgeçmediler. Sonra büyümüş insanın sevinçlerini, hüzünlerini, aklını hikâyeye sığdırmayı denediler, insan yine tek kaldı hikâyede. Ve sonra kansızlık şarabını içmiş başıboş dolaşan şairler işe el attılar. Şiire sığdırmayı denediler insanı. Şaşırdılar. Çünkü başarmışlardı. Sadece insan değil insandan varlık bulan her şey şiire sığmıştı, bazen bir kelime bazen de bir satırla. Ve anladılar o insan ki şiirdi yazılmış, yazılmayı bekleyen. Tedavisi olmayan sancılı bir veba gibi yayıldı durdurak bilmeden. Ama herkes nasibini alamadı bundan: vebalı şairlerin sadece hüsnükuruntusu kalmıştı bizlere.” Didem Madak ile artık bu hikayeye inanıyorum. Onun hüznüyle, ahlat ağacıyla, Ah’lar Ağacıyla, Pollyannasıyla, içindeki çocukla, topu topu birkaç şiiriyle buna inanıyorum. Sanki dünya vardı kitabın içinde ama aynı zamanda yok gibiydi. Tek kelimeyle bayıldım! Keşke bir 10 puan daha olsa da verebilseydim. “Ve ah dedim sonra, ah!”

İlk defa Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı’nı okumuştum şiir kitabı olarak. Aslında okumayı becerememiştim. Bazen çok hızlandım okurken bazen de çok yavaşladım bu da doğal olarak uyum sağlayamama neden oldu şiire. Ondan sonra da artık şiir okumam deyip kitabı bıraktım bir kenara. Bu kitabı ne zaman aldığımı hatırlamıyorum ama iyi ki almışım. Son zamanlarda roman ve hikayelerin boşluğunda iyice boğulmaya başlamışken şiir okumak taze bir nefes gibi oldu olmasına ama... İnsan kendinden olan şeyleri diğer insanlarla paylaştığı kadar insan olurmuş derler ya daha kitabın ilk sayfasından sizinle paylaşılmış duyguların olduğunu hissediyorsunuz: Didem Madak hüznünü paylaşıyor bizlerle. Ama öyle bir hüzün ki insan dik duruyor karşısında. Benim diye sahipleniyor. Daha ilk sayfada: “Yapıştırsam da parçalarını hayatımın/Su sızıyordu çatlaklarından.” demesiyle boğazınız düğüm düğüm oluyor. Ne güzel, şiirlerinde toplumsal kaygı, eleştirme çabası, imgelem kullanma çabası yok. Okuduğunuz şeyler size yabancı da gelmiyor. Sanki sevdiğiniz bir romanın kelimeleri azaltılmış da onu okuyor hissine kapılıyorsunuz. Okudukça onu insan yapan şeyin hüzün olduğunda karar kılıyorsunuz. Aklınız da tek bir soru var: Bu kadına hangi dünyalık şeyler bulaşmış, onu üzmüş, hüzünlendirmiş? Ben böyle hüzünlü şiirler yazmak zorunda kalmasına çok üzüldüm gerçekten. Hüzünlenmese güzel şeylerden bahsetse fena mı olurdu! (“Cezaya kaldım./ Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı”) Şöyle diyor kendi de: “Kim bir şairi kırsa/Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela/Bilirim kim dokunsa şiire/Eline bir kıymık saplanacak.” ve “Acıklı sözler kraliçesiyim ben.” Ona ah! dedirtenlere ah olsun! “Vasiyetimdir: Bin ahımın hakkı toprağa kalsın.” Kalsın bakalım. Hayatımda ilk defa bir şiir kitabını ve şairi bu kadar benimsedim. Keşke Didem Madak yaşasaydı da ‘bir şiir miktarı otursak diyorum’ diyebilseydim kendisine. Ah!

Bu aralar kitaplara inceleme yapmak gelmiyor içimden. Ah’lar Ağacı’nın bende uyandırdığı duyguları paylaşmak istedim sadece. En baştaki Cioran’ın şair tanımı çok acımasız gözükse de benim sevdiğim tanımlardan biri. Onu da paylaşmak istedim. Şimdiden hepinize mutlu, huzurlu bayramlar diliyorum. Bayramdan sonra yeni kitaplarla görüşmek üzere…


NOT:
“Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim. “ Sizce taşımışlar mıdır? -_-
Şiir, hayatım boyunca kendi kişiliğim ve benliğim ile hiçbir zaman bağdaştıramadığım, benim dışımda bir var oluşum gibiydi. Abartmıyorum; şiir benim nazarımda antik çağlarda konuşulan lisanlar kadar uzak ve yabancı bir kavramdı. Tabi dili geçmiş zaman kullanmamdan artık bu durumun tümüyle değiştiği kanısı oluşmasın lakin fark ettiğim bir gerçek varsa o da şiir ile aramızdaki mesafenin her geçen gün daha da azaldığıdır, okuduğum şiirlerin azalttığıdır.

Şiir hakkında bazı tanımlar okudum. Bunlardan en dikkat çekeni ise “şiir, cümleyi ortasından çözüp başını sonuna bağlamaktır. Geriye kalanı suratlara çarpmaktır. Çünkü şiirin ortası yoktur, o ya hep iyidir ya da hep kötü.“ diyen tanımlamaydı. Madak’ın şiirleri de esasen bu tanımlama ile kendi değerini biz okurlara kanıtlar nitelikte. Zira 8 satır, yani epitopu 2 paragraftan oluşan bir yazım nasıl olur da sayfalarca yazılmış kitaplardan daha çarpıcı ve daha etkili olabilirdi.

Didem Madak acılarını şiirin o esrarengiz havası ile yansıtması yeni yeni şiir okuyan bana göre oldukça başarılı. Acıların yanında, pişmanlıklar, geçmişe dönük özlemler, yaratıcıya ve hayata savrulan sitemler de fazlasıyla kendini belli eden duygu yansımaları da Madak’ın melankolik ruh halinden ipuçları niteliğinde. Evet, genel anlamda şiirlerinin üzerinde tüten keskin hüzün kokuları okurun burnunun direğini sızlatacak cinsten. Son olarak çok süslü cümleler oluşturmamış olsa bile çok iyi tasvirlerde bulunduğunu da belirtmek isterim. Şiir severlere tavsiye ederim ve çok beğendiğim bir paragrafı ile de bu şiir acemisi okurun incelmesini sonlandırmak isterim.

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum ...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!


Keyifli okumalar.
Şuraya incelememin olası uzunluğundan dolayı özrümü ve kitabı bana haberim olmadan alıp gönderen çok değerli 5 senelik dostum DUA ya teşekkürümü bırakayım :)
Bu inceleme kitap okunduktan sonra yapılan ikinci inceleme olup, birincisi de duygu yönünden silemediğim için kalmış bulunmaktadır.
Didem Madak nerden anlatsam nasıl başlasam bilmiyorum... Belki çok duydunuz benden bu ismi yine mi diyeceksiniz, evet biliyorum ve evet yine...
Gönlümün baş köşesine taht kuran şairem benim <3
*Yüksek dozda spoiler içerir * =D
Neden sevdim seni bu kadar bilmiyorum belki "Bazı yaralar yararlıdır buna inan" (64) dediğin yerden yazmaya başladığın şiirlerinden mi, yoksa çatlakların sızan hayatında kendime yer bulduğumdan mı?
"Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta." diyorsun iyi hoş ama dalgınlığımıza gelir mi bu dizeler?
Ah! Seninle ilgili o kadar çok konuluşacak konu var ki aklımda bir de onları yazıya aktaracak o kadar çok kelime yok ki lügatımda... Aynı senin dediğin gibi "Sözler vardı içimde işe yaramayan" işte işe yaramıyor bazen o sözler...

"İnsan kaybolmayı ister mi? / Ben işte istedim bayım. /uzaklara gittim / Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin " neden gittin uzaklara, dizelerin içine beni savuran kadın neden?

Çocukluğunu öldüren bir kadındın sen ve yazgısını çokamel kağıdı gibi düzeltemeyeceğini bilen. Şiirleriyle annesinin ölüsünü yıkayan şimdi soruyorum sana demişsin ya hani " Çok şey görmüşüm gibi, / Ve çok şey geçmiş gibi başımdan /Ah dedim sonra" diye, daha ne geçebilir ki başından?

Ve şimdi ben de "Annemin temizlik günleri gibiyim / Yorgun, solgun ve beyaz." beni bu hale sen sürükledin ama ne de iyi ettin...

Ve;
"Hayattan söz edilirdi,
Zor denirdi,
Ve ardından susulurdu mutlaka. "
Hayatın zorluklarını sonuna kadar yaşayan kadın nur içinde yat biz senin krem kullanmadığın şiirlerini asla yaşlandırmayacağız...
-------------------------------------------------------------
İlk incelemem (pdf okunup yazılmıştır)
Didem Madak kaç okur arkadaşımdan gördüm, beğendim. Zaten kitap severler öyle değil midir, gördüğü kitabı okumak ister ama aklımda yoktu yakın zamanda okumak çünkü alıncaklar listem kaparmıştı fazlasıyla...
Dua sağolsun hakkını ödeyemem verdiği link işe yaradı açtım okudum. Okudum ama yetti mi? Yetmedi tabi... Altını çizemedim canım sıkıldıkça çizili cümlelerimin üstünde gezdiremeyeceğim parmaklarımı eksik ama güzel bir okuma oldu benim için...
Ne demiş Didem ablamız "Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin" ben de uzaklara gidiyorum şimdi kitapların arasında....
Kaç gündür sitede rastladığım, Mehmet arkadaşımızdan görüp alıntılarını beğendiğim Didem Madak ismini duymuştum ancak okuma fırsatım olmamıştı.

Bugün kendimi Didem Madak kitaplarına adadım. Genç yaşta ölmüş olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Zaten acı olan şiirlerini daha çok hüzünlenerek okudum. Çok beğendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. İncelemeler aynı ancak linkler farklıdır. Şikayet edilirse linkleri silerim isteyene özelden gönderirim. https://yadi.sk/i/q26yB27g3PcNQf
Ah benim nergis kokulu cehaletim...

Didem'in içimde açtığı yaralar, ne çok acı çekiyoruz, ne çok seviniyoruz, sevinçlerimizi sanki bir çöp torbasına koyup en yüksekten bırakıyoruz sonra.
Kalan acılarımızı seviyoruz onlarsız yaşayamıyoruz, kim bakmak istese korkup kaçıyoruz.

İyi ki sen korkmamış ve bizlere bırakmışsın .
Ben cok etkilendim sairin siirlerinden.. iç burkan şiirler çoğu ama çocuk saflığı görünümünde bilgelikler, incelikler, farkindaliklar.. Ben Ahlar Agaci'ni okurken şairin ictenligine, anlatimindaki basit görünen karmasikliklara, dipten anlatima bayildim. Olaganmis gibi anlatilan olaganustulukler, kimi zaman bir masal atmosferi ve daha pek cok şey. Bunca yapaylikta isildayan samimiyet ve doğallık. hemen diger kitaplarinida okudum ama sanirim sairler ilk kitaplarindaki doğallığı yitiriyor diger kitaplarinda..İlk şiirlerin içgüdüsel çıkışlar olduğunu ama sonra ikinci üçüncü kitap telaşıyla o içgüdüyü kaybettiklerini düşünüyorum.. Çocuk saflığı gibi bulduğumuz şey kayboluyor. Ama yine de cok seviyorum Didem Madak'in şiirlerini.Didem Madak bence bir masaldan cikip gelmis biri.

En guzel kitabi "Ahlar Agaci".Diger siir kitaplarini da okudum ama en sevdigim ve su gibi akan doğal siirleri bu kitabindaydi. Kesinlikle okuyun derim...

"Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım"

Bu dizeler beni hep üzer...
“Ah... ün/. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır”
Diyor TDK.

Madak ne diyor peki?

-AH’lat diyor, ağaç diyor.

“Ahlat ahların ağacıydı,
Yaşlanmaya başlayanların,
İtiraf edilememiş aşkların,
Evde kalmış kızların.
Ahlat ahların ağacıydı,
Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
Öyleydi işte.”


“Sesimin tonunu emanet ettiğim
AHLAT AGACINA...”


Henüz 13 yaşındayken kaybeder annesini ve böyle başlar Madağın zorlu günleri.
Anne kokuyor şiirleri, özlem kokuyor..
Teyzesinin hediye ettiği defter ve dergilerle başladı her şey!
Nasıl da içerleniyorum genç yaşta gidenlere!
Üç kitabını bıraktı ardından.
Üç kitap dediğime bakmayın ben bir kitabını okudum.
Bir kitap dediğime de bakmayın!
Hayata bıraktığı Ahlarını okudum Madağın..
O en zor dönemlerde çektiği acıları bırakmış satırlara.

*Ahlaşmış Madak*

Hepimizin Ah’ı olmuştur.
Eşe, dosta, anneye,babaya, aşka, hayata, dünyaya,görmüşlüklere,geçmişe belki geleceğe de!

-Olanlar oldu Tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Şiirleri okurken aklımdan Madağın kendi hayatını anlattığını düşündüm hep.
Hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan sonra.

KendimeDipnot:İyice araştır!

Şiir okumaya bu kadar uzak olmama rağmen Ahlarla, yaşlarla, Madağın mutsuzluğunu bıraktığı satırları bir solukta okudum.

Annesinin kaderini yaşamış Madak genç yaşta kanserden kaybetmiş hayatını.

Ve kızına bıraktığı mektupta demiş ki;
“Canım kızım, cehaletimden şair oldum..
Annesizlikten.
Sen sakın şair olma!”

Aslında bu sözleri yeterdi Madağı anlamaya..

Mutsuzluğu saklı şiirlerinde.
O kadar mutsuzmuş ki..
Annesizlikten diyor, sessizlikten annesizlik, annesizlikten sessizlik, annesiz sessizlik
Ve Ah diyor her nefeste yaşadığı her anda.

Ve durmadan davet ediyor İç Sesini Ahlat Ağacına.

-İç ses, diye söylendim.
Gel!
Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

Ve ezmek ister! Son vermek ister Ahlarına!

“Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın Yalnızca iki harf öğrendim:
A
H!”

Yine devam eder Ahları yine yine ah eder Tanrı’ya, şiirlere, çaresizliğine,saymakla bitmeyecek kederlerine.

Kitap bana annemi çok düşündürdü ve Madağın hayatı da..

https://youtu.be/FhyCXUT_5as

Herkese keyifli okumalar.
Ahh.. Ablacım Ahh..
Okurken kaç AH! döküldü dilimden sayamadım..
Şiirlerin; hüzün, yoksulluk, yalnızlık, ölüm ve intihar kokuyor..
Kendini hiçbir yere ait hissetmeyen bir kadına çevirmiş hayat seni..
Neler yaşadın kim bilir..
Şiirler içinde uyu..
Şiir severlere şiddetle tavsiye ediyorum..
Kadından şair olmaz derler ya... Oluyormuş, anladım. Didem Madak.. Bana kadınları hissettiren ve hayatın köşe başlarını tutturan değil de köşe taşlarını öptüren kadın.. Bir erkek olarak ne kadar anlayabilirdim kadınları? O ruhu nasıl görebilirdim mısralarda? Ben gördüm ve hissettim galiba. En azından Didem Madak'ın anlattığı kadarıyla. Şiir bu değil miydi? Buydu evet.
Didem Madak'ın Ah'lar Ağacı şiiriyle bir telefon programı aracılığıyla tanışmıştım. Kulağımda kulaklık Anna RF Feat Naadistan- Tum Hi Ho (https://www.youtube.com/watch?v=qAEQ_30pIug) isimli şarkıyı dinliyordum.O gün o şiiri okudum ya. Allah'ım bu nedir demiştim. Hani olur ya bilmem kaç kıta şiirden iki mısra olur, okuyunca adama vurur darbesini.. İşte bu şiir ve kitaptaki diğer şiirler bence ayıklanamaz ve diğer mısradan koparılamaz. Ah'lar Ağacı ve Müsveddeler başta olmak üzere tüm şiirler bir bütün halinde tek bir mısra Didem Madak'ta. Bence rahmetli Didem Hanım şiir olsun diye yazmamış mısraları. Kimi zaman o mısralarda haykırmış dünyaya, kimi zaman kırılganlığını duyurmuş, kimi zaman da güldürmüş ama maalesef ve anladığım kadarıyla hiç gülmemiş hayatında. Şiirler aslında Allah'a bir yakarış, bir dua gibi olmuş.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Şiirlerin etkisinden çıkarak ufak bir tavsiye. Ah'lar Ağacını yukarıda bahsettiğim müzikle okumaya başladım ve hep aynı müzikle okudum. Müzik ve şiirler yapıştı bende birbirine. Tavsiyemdir o müzikle okuyun şiirleri.
Çok kere okumak istediğim şiirler ve bir şair oldu Didem Madak. Bu sebeple şiddetle tavsiye ederim. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
"Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
İçim sıkılmasa o kadar
Tek bir satır bile okumazdım."

Bazı kitaplar vardır hiç bitmesin istersin . Okumaya kıyamazsın . Her dörtlüğü belki defalarca okursun . Bir yerlere not edersin. Bazen bir cümle seni alır nerelere götürür. Bu kitap böyleydi benim için. Şiir sevenlerin okumasını tavsiye edebileceğim sıkılmadan bitireceği belki de benim gibi bitmesin isteyeceği bir kitap.
Kitap şu tanımla başlar: “ Ah... ünl. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır.” TDK Türkçe Sözlük

Sadece iki harfe ne çok duygu sığarmış meğer.
Şu ikicik harf aslında kitapta yer alan şiirlerin bir özeti. Şairin pişmanlıkları var, bu besbelli. Ama ne tür pişmanlıklar olduğu pek belli değil. Tek belli olan pişmanlığı sevdiği adamın yokluğu. Ona “gel” diyor, adeta yalvarıyor. Ama ne gelen var ne giden. Madak çok öfkeli, hem de nasıl bir öfke! Aşağıdaki alıntı buna en güzel örnek olsa gerek.

AH’LAR AĞACI 2

...

Ya siz,
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
(Sayfa 23 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

Madak’ın şiirlerinde öfke ve pişmanlık olduğu kadar özlem de vardır. Madak, hem annesini hem teyzesini çok özler. Onlara şiirlerinde de yer verir.


SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM?

Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.

(Sayfa 38 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)


MÜSVEDDELER 1.


Teyzem öldü
Kırkı yeni çıktı

Sayfa 54- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları


Yukarıdaki alıntılardan yola çıkarak şiirin şairin aynası olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir şiir, şairin duygularını, düşüncelerini, özel hayatını, zevklerini vb. açığa çıkarır. Başka bir deyişle, şiir şairin yansımasıdır.

Ah’ın tanımının olduğu sayfanın sonrakinde şu yazılı:
“ Sesimin tonunu emanet ettiğim AHLAT AĞACINA...”

(Kitaptaki ilk şiirin ismi ise “ AH’LAR AĞACI”)


Ahlat Ağacı, Anadolu’nun birçok yerinde ve hemen her bölgede yetişen bir ağaçtır. Kurak havaya ve hava kirliliğine karşı dayanıklı bir ağaçtır. Kurak bölgelerde, ormanlarda rastlamak mümkündür. Yabani bir ağaç olması ve meyvelerinin armudu andırması nedeniyle bilinen bir diğer adı da yaban armududur.
(kaynak:https://agac.gen.tr/ahlat-agaci.html)

Hayat Madak’ı bir Ahlat Ağacı’na dönüştürmüş desek ne kadar da doğru bir tespit olur değil mi?

---------------------------------------------------------------

Metafizik şiir, İngiltere’de, özellikle 17. yüzyılda görülen bir şiir türüdür. Bu tür şiirler yazan şairlerin en önde gelenleri, John Donne, George Herbert, Henry Vaughan ve Andrew Marwell’dir.

Samuel Johnson da “metafizik imge”yi tanımlayan kişi olur. Ona göre metafizik imge, uyuşmazlıkların uyumudur. Johnson, metafizik şairlerinin birbiriyle bağdaşmaz görünen düşünce ve öğeleri, zorlamayla bir araya getirmeye çalıştıklarını belirtir.

Metafizik şiirde, görünürde benzeşmeyen şeyler arasında akla gelmeyecek benzerlikler bulmak, bağdaşmaz gibi görünen şeyleri bağdaştırmak önemlidir.

Metafizik şairler geleneksel olarak şiirsel olmadığı kabul edilen konuları şiirlerinde işlemekten kaçınmamışlardır. Örneğin John Donne, ayak kokusunu şiirsel malzeme olarak kullanmış tek şair olarak tanınır. Metafizik Şiirde en uyuşmaz durumlar bir araya getirilir ve böylece okuyucu şaşırtılır. Örnek olarak John Donne bir şiirinde sevgilileri pergelin ayaklarına benzetmiştir. Pergelin sabit ayağının iki sevgiliden birinin ruhunun olduğunu belirtmiştir. Pergelin hareketi her iki sevgilinin hareketlerine bağlıdır.

Türk edebiyatında ise Metafizik şiirlere Turgut Uyar, Edip Cansever ve Sezai Karakoç yer vermiştir.

(Kaynaklar: http://fcfanzin.blogcu.com/metafizik-siir/15038876

http://www.nenedirvikipedi.com/...-yazarlari-6772.html)

-----------------------------------------------------------------

Didem Madak’ın şiirlerinde üç şey dikkatimi çok çekti. İlk dikkatimi çeken şey “Ah’lar Ağacı” ndaki bazı şiirlerin Metafizik şiire benziyor oluşuydu. Madak birbiriyle alakasız şeyler arasında bir ilgi kurabilmiş. Buna aşağıdaki şiir alıntıları örnek olarak gösterilebilir.

MÜSVEDDELER 2.

Hem otuzumu geçtim azıcık
Gerisini ben yürürüm artık.
Çizgili olsun, buruşsun yüzü,
Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem
kullanmayacağım.

(Sayfa 57 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)


MÜSVEDDELER 1.


Tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin


(Sayfa 54 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

AH'LAR AĞACI 2

Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
Fötr şapkalı kelimeleriydik,
Çürük dişlerimizle bizler,
Dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
Saf ve pembe gülümserdik.


(Sayfa 27 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

AH'LAR AĞACI 2

Bazen sevinince annem gibi,
Rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.


(Sayfa 24 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

-------------------

Didem Madak’ın şiirlerinde dikkatimi çok çeken ikinci şey tasavvuftu. Madak bazı şiirlerinde dini terimleri kullanmış. Aşağıdaki şiir alıntıları da buna örnektir.

SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM?


Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

(Sayfa 35 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

POLLYANNA’YA SON MEKTUP

Secde eden alnımı,
Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna…

(Sayfa 49- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

AĞLAYAN KAYA

Şiirimin Hacer’ül esved taşı


(Sayfa 66- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

PARAGRAF BAŞI
...
Ben bir şair olarak güllerden bıkmamıştım daha,
Ba’su ba’del mevt
Hayata daha çok vardı
Beni anla.
...
(Sayfa 72)

-----------------------
Paragraf Başı adlı şiirde “ Ba’su ba’del mevt” dikkatimi çekti ve anlamını merak edip araştırdım.

Basü badel mevt:
1. Kıyamet gü¬nünde ölülerin diriltilmesi, ölümden sonra dirilme.
2. Uyanış, diriliş, canlanış, yeni bir hayata başlayış.
(kaynak: https://www.sozluklugat.net/...badel-mevt-ne-demek/)

Basü Badel Mevt; “Öldükten sonra dirilmek” demektir ki İslam inancına göre bu haktır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Sonra siz, kıyamet gününde tekrar diriltilip kaldırılacaksınız” buyurmuştur. (El Mümin-16).

(kaynak: https://www.huzurdini.com/...l-mevt-ne-demek.html)

---------------------------------------------------------


Bütün serotonin geri alım inhibitörleri birleşseler
Geri alamazlar çünkü
Hayra yorulmuş kadar sevinen hayatı,
geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.

(Sayfa 63- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

Yukarıdaki dörtlükte tıp terimlerinin kullanılması dikkatimi çeken üçüncü şeydi. Bir şiirde tıp terimlerinin kullanılması doğrusu hiç aklıma gelmezdi.

* "Farklı Türleri Keşfet" etkinliği için Necip Gerboğa'ya çok teşekkür ederim. Onun sayesinde hayatımda ilk kez şiir kitabı okudum. İlk kitabım Şükrü Erbaş'ın "Aykırı Yaşamak" adlı kitabıydı. Madak'ınki okuduğum ikinci şiir kitabı oldu.
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ah'lar Ağacı
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428750
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Baskılar:
Ah
Ah
Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.273 okur

  • Anna Grigoriyevna
  • Derya
  • Teo
  • Türkü Bucak
  • Hasan Gedik
  • Retro Hanım
  • burçak barçın
  • merve
  • Zennure Karaaslan
  • Yasemin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%9.5
18-24 Yaş
%33.5
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%11
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.6
Erkek
%24.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.6 (361)
9
%23.3 (177)
8
%17.1 (130)
7
%7.8 (59)
6
%1.4 (11)
5
%0.9 (7)
4
%1.3 (10)
3
%0
2
%0.3 (2)
1
%0.3 (2)

Kitabın sıralamaları