Ah'lar Ağacı

·
Okunma
·
Beğeni
·
41574
Gösterim
Adı:
Ah'lar Ağacı
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428750
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Baskılar:
Ah
Ah
Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.
(Tanıtım Bülteninden)
76 syf.
Ahh Didem Ahh!!


Yazma konusundaki özrümü görmüyorum , şiirlerini okudukça , bağlılık, bağımlılık gibi bir şey işte burada yazmaya zorluyor beni.

‘’Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah...dedim sonra,
Ah!’’

İyi niyetim suistimal edildiği için çok üzgünüm. İnsan samimiyeti, duyarlılığı rencide edilince çok üzülüyor. Hadi bu sefer yalan değildir inan diyerek aldandığımdan sonra bütün vücudum felç geçirebilir sanıyorum.
Dur bir nefes alayım. Alayım ama gerçekten, uzun upuzun bir nefes. Ne olduğunu anlatayım;

Süslü cümlelere ihtiyacımız var mı sahiden ? Gönülden gelen tek bir kelime bile yetmez mi hali anlatmaya.?
Hepimizin hayatımızdaki onlarca insana söylemek istediği cümle. Ya da diğer okurların durumu nedir bilmem ama benim kaç gündür dilimde:
İçimdeki ah'larla yaşamaktan yoruldum. Sabahı temiz ve duru bir başlangıç sayarak varlığı, gönül genişliği, bakışları dua olan güzel insanlara rast geleyim istiyorum...

Her kırıp üzdüğümde, gereksiz yere yargıladığımda kaç cümle geçiriyorum hafızamdan? Kaçar kelime tüketiyorum duygularıma, hissiyatlara kim bilir? Ne kazanıyorum ki ; dönüp dolaşıp gene aynı puslu havada mutsuz oluyorum, mutsuz ediyorum.


Ahh Didem,
Kendimden şikayetim olduğu anlarda ,
Yorgunum deme; kalk ve yürümeye başla.
Yüreğin götürecektir seni gitmek istediğin yere.
Çekinme, teslim ol nasibine diye adım atıyorum ,
Yetmiyor bir de ;
Şimdi, öyle damdan düşer gibi, birini seviyorum hiç bir halime bakmadan hatta tam tanımadan bilmeden.
Soruyorum kendime ; Nedir ki bu duygu istek, arzu ya da bu merak? Hepsi sevdiğim yüzünden değil, ama en çok onun yüzünden , yoluna düştüm ona ulaşmak için değil onda kaybolmak için, cevaplarımla pollyannacılık oyunu oynuyorum.
Ne diyorsun, yok Didem yok, yarın filan başlar mı ki beklediğim o güzel günler özlemi üzerine kurduğum bütün umutlarım ahh ki ahh yerle bir oluyor.

Bazen, gidenlerle kalanlar karışsa da sonuç hiç ama hiç değişmiyor...

Eskiden insanların değişebileceğine inanmıyordum..
Şimdi ise hiç inanmıyorum..Böyle düşünmek kalbime iyi geliyor.
Aynen senin dizelerin gibi
‘’ Sağlam bir halatla çekiyorum acıyı kendime doğru..’’



Annesizliğinden şair olan kadınsın sen.

Annesizlik nasıl bir duygu bilmiyorum, aradığımda ulaşamamak, yüzünü görememek ne kadar acıtır canımı tarif edemiyorum. Yazıya dökemesem de gönlüme gelenler var. Ne kadarını anlatabilirim onu da bilmiyorum. Annesini hiç tanımamış , erken yaşta annesiz kalmış bir sürü arkadaşım vardı okul yıllarımda, tüm sınıf annem şarkısı söylerken bilmezdim ki o çocukları, şarkıya eşlik ederken içten içe öldürdüğümü. En kıymetlisi gözleri önünde ölen evladın yalnızlığına çaresizliğine bir ömür ağlamak nedir anlayamazdım.

‘’Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.’’
Artık anlıyorum anlayabiliyorum.



Güzel bir hayat için değil mi bütün mesailerim, bütün uğraşlarım, bütün arkadaşlıkları, aşklarım ve hatta bütün kızgınlıklarım küsmelerim ve tartışmalarım ? Dünyanın bütün duygularını, sessizliğe, haykırışa, mimiklere bir iki tebessüme, ya da akan birkaç damla yaşa sığdırabilir miyim ?

Ahh lara ihtiyaç kalmadan yaşayabilir miyim?

Falanlar, filanlar....Kimse kalbimdeki dertleri, acıları, coşkuları , beynimdeki düşünceleri fikirleri bilemiyor. İnsan insana her dem biraz da olsa muğlaktır aslında. Ancak hissetmeye çalışır, anlamayı dener ve saygı duyarsa mantıklı, anlaşılır, değerli ,samimi olabilirse bir arada bulunmanın tadına varabilirim.

Ahh ki ahh Didem, tüm keşkelerimi tükettim ben.

Her şey bir temenniyle başlar; ''Uzun ömürlü olsun, mutlu sabahlar, iyi günler.'' Ve bir temenniyle de sonlanır. ''Mekanı cennet olsun, başımız sağolsun'' temennisiyle nihayetlendirmediğim bir son dilerdim sana ama ‘’ "Cennete gitmek istedim otostopla" temennine inşallah dileğine ulaşmışsındır diyebiliyorum.
Güneş doğmayı unutacak da sanki hiç sabah olmayacak gibi bir gece sonrası anlıyorum ki; kaybettiğimde üzüldüklerimden ibaretim.

"Tehlikeli sayılmam artık.
Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum"

Kaybetmeyelim mi o zaman?
Evet;
Merhametimizi, vicdanımızı , samimiyetimizi kaybetmeyelim. Gerisi nasılsa hallolur...
Bir yanımız kıştı ya hep zaten, diğer yanımıza da gelmesin kış, baharlarımızı kaybetmeyelim.

Keyifli okumalar..
76 syf.
"Ben toprağa otuz altı numara ayaklarıyla basan, biraz şaşkın bir kadınım" diyorsun Didem Madak. Düşünmeye koyuluyorum; otuz altı numaralı bir ayak kaç şiir taşıyabilir? Kaç metre kare toprağa denk gelir bir şiir; dünyayı kaplayan karalara mı, yoksa sulara mı denktir?

Yaşamın denklemi şiirin denklemine denk ise ve yeryüzünde yaşamın olmadığı bir kare dahi yok ise, karalar ve suların tümünün toplamına denk gelir. O zaman bir şiir tüm otuz altılı, yedili, sekizli, kırklı numaralı ayakların geçiş güzergahıdır desek. Sende cevabını vermiştin zaten, "yerde ne var yer boncuk, gökte ne var gök boncuk, işte ortasında ben varım." İşte bu kadar: yaşamın matematiksel karmaşık denklemini alt edip yaşam varlık gerçekliğinin şiirsel denklemiyle cevabını oluşturuyorsun. Ve ekliyorsun "bütün bu karışıklığın üstesinden gelmek için şiir yazıyorum"

Benim sana geç kaldığım, ama senin bizlere erken veda edişinin ardında Ah'lar Ağacı'nın ahlatıyım şimdi. Oysa daha şiirin denklemiyle çözülmesi gereken çok ah vardı.
76 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Didem Madak 23 Temmuz'u 24'üne birleştiren gece hayata gözlerini yumduğunda 3 kitap bırakmış ardında - bir de 3 yaşında Füsun'u. Annesi gibi genç yaşta ölmüş, 40'lı yılların daha başında. Ve 2011'den itibaren her yıl insanlar tanımaya başlamış Didem'i. Açıkçası şu an Türk edebiyatının en çok okunan bayan şairi diyebiliriz kendisi için. Nilgün Marmara var bir de kendisi gibi erken yaşta kaybettiğimiz, intihar gerçi o.

Peki neden 70 sayfalık bu kitabın tamamı onlarca kez alıntılarda paylaşılıyor Didem Madak edebiyat dergilerinde sürekli öne çıkarılıyor, her yerde ismi geçiyor. Gerçekten bunu hak ediyor mu, yoksa erkek egemen şiir dünyamızda, sırf kadın olduğu ve erken yaşta göçtüğü için pozitif bir ayrımcılık mı uygulanıyor kendisine?

Sadece kendi izlenimimi aktarabilirim burada. Ama eminim kendisiyle ilgili düşünceler genelde benzerdir. Ben şiiri Cemal Süreya ile tanıdım ve sevdim , daha önce de söylediğim gibi. Okulda benim doğduğum köylerde vb. vardı tabi de herkesin hoşuna giden ama o yıllarda romantik insanlar yoktu fazla, şiir eh işteydi. Sevince ama Cemal Süreya oldu. Yıllar sonra sevdiğim bir arkadaşım gösterince, Didem Madak'la ilgili bir dergiyi - klasik ukala erkek tavrıyla- baktım biraz ama fazla da girmedim yazılara, ölmüştü zavallı, Allah rahmet etsindi, diğer şairler gibi çiçekli böcekli şiirleri vardır diye düşünmüştüm. Hatta arkadaşım biraz okumuştu da fazla dinlememiştim herhalde.

Sonra ama, belki de o davranışımın verdiği vicdan azabıyla araştırdım biraz internette şiirlerini. Siz aşktan ne anlarsınız bayımla, Pollyanna'ya mektup'u okumuştum başta ve gerçekten etkilenmiştim. Mutlu mutlu okurken şiirleri o kelime aralarında insana batan şeyler, beyni kalbi her şeyi ele geçiren dizeler vardı. O gün bayağı okudum internette, şiir yazan ama şiir sevmeyen benim en sevdiğim şair olmuştu belki o an Didem Madak.

Neyse kısaca, her türlü övgüyü hak eden birisi bence, kadınlar kendilerinden bir şeyler buluyorlardır belki, hiç anlamam. Ama biz erkeklerin de içini dağlıyor. Ahlar ağacında 9-10 tane şiir var topu topu , en uzunu kitaba ismini veren Ah'lar ağacı- 20 sayfalık şiirin her satırında ayrı dağılıyorsunuz, bazen ustura gibi kara bir tren geçiyor içinizden, bazen küçük bir kızın bebeğine göz yaşı arıyorsunuz. Bir kadın var karşımızda, üzgün bir kadın, umutlu ama yalnız, annesini özleyen hasta bir kadın, çokomel kağıtlarını tırnaklarıyla düzelten kara yazgılı bir kadın. Sadece AH diyen bir kadın, hayatın onca sillesine AH diyerek meydan okuyan. Seviyorsunuz o kadını, bir şey yapamasanız da onunla karşılamak istiyorsunuz üzerine gelen her şeyi. Sonra da öldüğü aklınıza geliyor ve susuyorsunuz.

Özetle, Didem Madak şu aralar bıraktığı az sayıda şiirine rağmen Türkiyenin en çok okunan şairlerinden biriyse, kesinlikle Türkiye'nin iyi şairlerinden birisi olması sebebiyledir. Ya da bizim gibi şiirden anlamayan, ama güzel şeyleri seven insanlar yüzünden.
76 syf.
·3 günde·Beğendi
“Şair bir tahrip etkenidir, bir virüstür, kılık değiştirmiş bir hastalıktır ve harikulade biçimde belirsiz olmasına karşın alyuvarlarımız için en vahim tehlikedir. Onun çevresinde yaşamak mı? Kanımızın inceldiğini hissetmektir bu; bir kansızlık cenneti düşlemek ve damarlarımıza gözyaşlarının aktığını işitmektir.” (E.M.Cioran)

Aklım şiir hakkında kısa bir hikâye anlatmıştı geçenlerde bana, inanmamıştım: “Şiir vardı ya da yoktu o zamanlar, Ortaçağda kılıç kuşanmış şövalyenin biri atının üstünde insanı romana sığdırmaya çalışarak anlatmayı denedi. İnsan sığmadı romana, taştı, daha da büyüdü. Ondan sonra gelenler kılıç yerine farklı akımlarla, farklı tekniklerle; kimi yüz kimi bin sayfayla insanı romanda yer yurt sahibi etmeye çalıştılar. İnsanın hüznü yer edinse sevinci; sevinci yer edinse kederi yer edinemedi. Vazgeçmediler. Sonra büyümüş insanın sevinçlerini, hüzünlerini, aklını hikâyeye sığdırmayı denediler, insan yine tek kaldı hikâyede. Ve sonra kansızlık şarabını içmiş başıboş dolaşan şairler işe el attılar. Şiire sığdırmayı denediler insanı. Şaşırdılar. Çünkü başarmışlardı. Sadece insan değil insandan varlık bulan her şey şiire sığmıştı, bazen bir kelime bazen de bir satırla. Ve anladılar o insan ki şiirdi yazılmış, yazılmayı bekleyen. Tedavisi olmayan sancılı bir veba gibi yayıldı durdurak bilmeden. Ama herkes nasibini alamadı bundan: vebalı şairlerin sadece hüsnükuruntusu kalmıştı bizlere.” Didem Madak ile artık bu hikayeye inanıyorum. Onun hüznüyle, ahlat ağacıyla, Ah’lar Ağacıyla, Pollyannasıyla, içindeki çocukla, topu topu birkaç şiiriyle buna inanıyorum. Sanki dünya vardı kitabın içinde ama aynı zamanda yok gibiydi. Tek kelimeyle bayıldım! Keşke bir 10 puan daha olsa da verebilseydim. “Ve ah dedim sonra, ah!”

İlk defa Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı’nı okumuştum şiir kitabı olarak. Aslında okumayı becerememiştim. Bazen çok hızlandım okurken bazen de çok yavaşladım bu da doğal olarak uyum sağlayamama neden oldu şiire. Ondan sonra da artık şiir okumam deyip kitabı bıraktım bir kenara. Bu kitabı ne zaman aldığımı hatırlamıyorum ama iyi ki almışım. Son zamanlarda roman ve hikayelerin boşluğunda iyice boğulmaya başlamışken şiir okumak taze bir nefes gibi oldu olmasına ama... İnsan kendinden olan şeyleri diğer insanlarla paylaştığı kadar insan olurmuş derler ya daha kitabın ilk sayfasından sizinle paylaşılmış duyguların olduğunu hissediyorsunuz: Didem Madak hüznünü paylaşıyor bizlerle. Ama öyle bir hüzün ki insan dik duruyor karşısında. Benim diye sahipleniyor. Daha ilk sayfada: “Yapıştırsam da parçalarını hayatımın/Su sızıyordu çatlaklarından.” demesiyle boğazınız düğüm düğüm oluyor. Ne güzel, şiirlerinde toplumsal kaygı, eleştirme çabası, imgelem kullanma çabası yok. Okuduğunuz şeyler size yabancı da gelmiyor. Sanki sevdiğiniz bir romanın kelimeleri azaltılmış da onu okuyor hissine kapılıyorsunuz. Okudukça onu insan yapan şeyin hüzün olduğunda karar kılıyorsunuz. Aklınız da tek bir soru var: Bu kadına hangi dünyalık şeyler bulaşmış, onu üzmüş, hüzünlendirmiş? Ben böyle hüzünlü şiirler yazmak zorunda kalmasına çok üzüldüm gerçekten. Hüzünlenmese güzel şeylerden bahsetse fena mı olurdu! (“Cezaya kaldım./ Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı”) Şöyle diyor kendi de: “Kim bir şairi kırsa/Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela/Bilirim kim dokunsa şiire/Eline bir kıymık saplanacak.” ve “Acıklı sözler kraliçesiyim ben.” Ona ah! dedirtenlere ah olsun! “Vasiyetimdir: Bin ahımın hakkı toprağa kalsın.” Kalsın bakalım. Hayatımda ilk defa bir şiir kitabını ve şairi bu kadar benimsedim. Keşke Didem Madak yaşasaydı da ‘bir şiir miktarı otursak diyorum’ diyebilseydim kendisine. Ah!

Bu aralar kitaplara inceleme yapmak gelmiyor içimden. Ah’lar Ağacı’nın bende uyandırdığı duyguları paylaşmak istedim sadece. En baştaki Cioran’ın şair tanımı çok acımasız gözükse de benim sevdiğim tanımlardan biri. Onu da paylaşmak istedim. Şimdiden hepinize mutlu, huzurlu bayramlar diliyorum. Bayramdan sonra yeni kitaplarla görüşmek üzere…


NOT:
“Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim. “ Sizce taşımışlar mıdır? -_-
76 syf.
·1 günde
Dili çok güzel, modern ve derin. Altı çizilecek yığınla satır dolu bir kitap. Ve kadın benliğini özellikle de aşka girmeden o kadar güzel gösteriyor ki...
76 syf.
“Ah... ün/. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır”
Diyor TDK.

Madak ne diyor peki?

-AH’lat diyor, ağaç diyor.

“Ahlat ahların ağacıydı,
Yaşlanmaya başlayanların,
İtiraf edilememiş aşkların,
Evde kalmış kızların.
Ahlat ahların ağacıydı,
Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
Öyleydi işte.”


“Sesimin tonunu emanet ettiğim
AHLAT AGACINA...”


Henüz 13 yaşındayken kaybeder annesini ve böyle başlar Madağın zorlu günleri.
Anne kokuyor şiirleri, özlem kokuyor..
Teyzesinin hediye ettiği defter ve dergilerle başladı her şey!
Nasıl da içerleniyorum genç yaşta gidenlere!
Üç kitabını bıraktı ardından.
Üç kitap dediğime bakmayın ben bir kitabını okudum.
Bir kitap dediğime de bakmayın!
Hayata bıraktığı Ahlarını okudum Madağın..
O en zor dönemlerde çektiği acıları bırakmış satırlara.

*Ahlaşmış Madak*

Hepimizin Ah’ı olmuştur.
Eşe, dosta, anneye,babaya, aşka, hayata, dünyaya,görmüşlüklere,geçmişe belki geleceğe de!

-Olanlar oldu Tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Şiirleri okurken aklımdan Madağın kendi hayatını anlattığını düşündüm hep.
Hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan sonra.

KendimeDipnot:İyice araştır!

Şiir okumaya bu kadar uzak olmama rağmen Ahlarla, yaşlarla, Madağın mutsuzluğunu bıraktığı satırları bir solukta okudum.

Annesinin kaderini yaşamış Madak genç yaşta kanserden kaybetmiş hayatını.

Ve kızına bıraktığı mektupta demiş ki;
“Canım kızım, cehaletimden şair oldum..
Annesizlikten.
Sen sakın şair olma!”

Aslında bu sözleri yeterdi Madağı anlamaya..

Mutsuzluğu saklı şiirlerinde.
O kadar mutsuzmuş ki..
Annesizlikten diyor, sessizlikten annesizlik, annesizlikten sessizlik, annesiz sessizlik
Ve Ah diyor her nefeste yaşadığı her anda.

Ve durmadan davet ediyor İç Sesini Ahlat Ağacına.

-İç ses, diye söylendim.
Gel!
Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

Ve ezmek ister! Son vermek ister Ahlarına!

“Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın Yalnızca iki harf öğrendim:
A
H!”

Yine devam eder Ahları yine yine ah eder Tanrı’ya, şiirlere, çaresizliğine,saymakla bitmeyecek kederlerine.

Kitap bana annemi çok düşündürdü ve Madağın hayatı da..

https://youtu.be/FhyCXUT_5as

Herkese keyifli okumalar.
76 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Yazarı hiç tanımıyordum hiç okumamıştım. Keşke yıllar önce okumuş olsaydım diyorum şimdi. 1k da gördüğüm alıntılar sayesinde okumaya başladım ve dedim ki bu zamana kadar okuduklarıma şair diyorsalar Didem Madak nedir? Okurken kendi yaşamından izler olduğu çok belirgindi ve fazlasıyla hissettim bunu gözlerim yaşarırken..
Sonra okumayı bırakıp hayatını araştırdım, neler yaşamış nasıl yazmış bunları diye ve okumaya devam edip bitirdim bu kitabı. 41 yaşında vefat etmiş tıpkı annesi gibi..
3 kitap bırakmış ardında ve 3 yaşında annesinin adını verdiği kızını..
Bu kadar geç tanıdığım için üzgün ve artık tanıyor olmakla buruk bir sevinç yaşıyorum. Böyle naif insanlar çok az bu coğrafyada..
Merak edenler için hayatını okuduğum linki bırakıyorum ve minik bir röportajını..

https://www.google.com/...dem-madak-kimdir.amp

https://youtu.be/LGpbjWpNams
76 syf.
Merhabalar:D


'Ah' demenin en güzel hali oldun sen!

Beni tanıyanlar bilir bu kadına olan tutkumu. Bilmeyenler siz de öğrenmiş oldunuz, tanıştığımıza memnun oldum.

Çünkü ikimizde aynı yerden hasret aynı yerden yara aldık. Annesizliğin yarası…

Annem çok sevmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı,
Sıcak yemeklerin.”

Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna…

Derler ki ;"birine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma.Ah Didem senin yaraların iç çekişlerin bize emanet.Ya benim…

Annesizlik beni şair yaptı" demiş bir röportajında Didem.Annesi öldükten sonra babasının yeniden evlenmesiyle zorlu hayatı başlamış.Kimse yaşamadan anlıyorum demesi bana şaçma geliyor.Bunu kabullenmek ne kadar zor  iliklerine kadar ağırlığını hisseder yarım bir insan gibi yaşarsın.Hayat ona güzel yüzünü göstermemiş;annesinin kaderini yaşamış o da sonunda. Dünya adil bir yer değil bunu her gün söylemekten neden yorulmuyorum.

Ne yazık ki tıpkı annesi gibi genç yaşta kanser nedeniyle hayatını kaybederek kızına doyamadan bu bok dünyadan ayrılmış.

En çok da kızıyla yaşayamadığı yıllara ve kızının yalnızlığına üzülüyorum.Hayat herkese adil davranmıyor be.

Onun her Ah deyişin de her özlemin de neden Allah'ım dedim her acı tamam da neden annesizlik onun yarası kapanmıyor her şey geçiyor ama şurada ki acı, özlem hasret bitmiyor bitmiyecek...

Didem'in dediği gibi...
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Kapının arkasında yokum demiştim
Ve divanın altında da.
Bulamazsınız ki artık beni,
hayatın ortasında.
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı’nın arkasına saklansam
O kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.”

Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibitırnaklarıyla düzeltemiyor insan.

Bu kadar sahte gülümsemelerini etrafa savurup sevgi gösterileri yapan, yakınındaki insanlara yalan söyleyen, sevgililerin, eşlerini aldatan insanların, insanları öldüren politikacıların, egosunda boğulan şarkıcıların,evsizlerin aç insanların,Annesizliğin bencilliğin, bulunduğu bir dünyaya daha fazla katlanmak istemediğim için bitiş çizgimi kendim çeksem, beni de yakar mısın cehenneminde Tanrım?
Çünkü burası adil bir yer değil.
İnsanlar kötü vicdanlar kayıp herkes mi kötü ne çok acı var. Ne çok günah..

" Ne güzel demiş Didem;Bir zamanlar kendimi bulunmaz hint kumaşı sanmıştım.
kaç metredir benim yokluğum?
benden daha çok var sanmıştım.
benim yokluğumdan dünyaya
bir elbise çıkar sanmıştım.
dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
sonunda ben de alıştım.
ah...dedim sonra,
ah!"

Cennete gitmek istedim otostopla
demişssin kitabında..
Umarım oradasındır şimdi güzel insan..

Vasiyetimdir:
bin ahımın hakkı toprağa kalsın...
76 syf.
·2 günde·9/10
Şiir, hayatım boyunca kendi kişiliğim ve benliğim ile hiçbir zaman bağdaştıramadığım, benim dışımda bir var oluşum gibiydi. Abartmıyorum; şiir benim nazarımda antik çağlarda konuşulan lisanlar kadar uzak ve yabancı bir kavramdı. Tabi dili geçmiş zaman kullanmamdan artık bu durumun tümüyle değiştiği kanısı oluşmasın lakin fark ettiğim bir gerçek varsa o da şiir ile aramızdaki mesafenin her geçen gün daha da azaldığıdır, okuduğum şiirlerin azalttığıdır.

Şiir hakkında bazı tanımlar okudum. Bunlardan en dikkat çekeni ise “şiir, cümleyi ortasından çözüp başını sonuna bağlamaktır. Geriye kalanı suratlara çarpmaktır. Çünkü şiirin ortası yoktur, o ya hep iyidir ya da hep kötü.“ diyen tanımlamaydı. Madak’ın şiirleri de esasen bu tanımlama ile kendi değerini biz okurlara kanıtlar nitelikte. Zira 8 satır, yani epitopu 2 paragraftan oluşan bir yazım nasıl olur da sayfalarca yazılmış kitaplardan daha çarpıcı ve daha etkili olabilirdi.

Didem Madak acılarını şiirin o esrarengiz havası ile yansıtması yeni yeni şiir okuyan bana göre oldukça başarılı. Acıların yanında, pişmanlıklar, geçmişe dönük özlemler, yaratıcıya ve hayata savrulan sitemler de fazlasıyla kendini belli eden duygu yansımaları da Madak’ın melankolik ruh halinden ipuçları niteliğinde. Evet, genel anlamda şiirlerinin üzerinde tüten keskin hüzün kokuları okurun burnunun direğini sızlatacak cinsten. Son olarak çok süslü cümleler oluşturmamış olsa bile çok iyi tasvirlerde bulunduğunu da belirtmek isterim. Şiir severlere tavsiye ederim ve çok beğendiğim bir paragrafı ile de bu şiir acemisi okurun incelmesini sonlandırmak isterim.

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum ...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!


Keyifli okumalar.
76 syf.
Ah be Didem Madak ne yaptın sen böyle... Yürek bırakmadın içimde. Hayat erken aldı seni bizlerden. Sadece 3 kitabın kaldı senden bizlere emanet. Keşke 3 değil 300 kitap bıraksaydın ardında...

Kısacık kitaba yüzlerce sayfayı toplamışsın güzel kadın... 76 sayfalık kitabında her duyguyu yaşattın. Çektiğin ahları iliklerime kadar hissettim...

Annesizliğini hissettim, hayal kırıklıklarınını hissettim, kardeşine olan sevgini hissettim...


Mısraların “Kadınlar şiir yazamaz” diyenlere ne güzel cevap oldu benim için. Önyargılar ancak bu kadar güzel satırlarla yıkılabilirdi.


“Kara yazgımı şimdi kim bilir

Hangi kitabın arasında saklıyorsun Tanrım?”

Kara yazgın seni erken yaşta annesiz bıraktı, evden firar ettirdi, bodrum köşelerinde şiirler yazdırdı. Tam her şey düzelmişken annene oynadığı oyunu sana da oynadı. Kara yazgın seni erken aldı bizlerden... Keşke, keşke bu kadar erken almasaydı ölüm seni yanına... Keşke daha çok mısralar bırakabilseydin ardında bıraktıkların için...


“Kimi gün öyesine yalnızdım

Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.

Annem Ki beyaz bir kadındır

Ölüsünü şiirle yıkadım.

Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım

Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.”

Her mısranda kalbimi bıraktım güzel kadın... Annesizlik nedir bilmem ama senin satırlarında acısını çektim, yüreğim burkuldu...


“Sözler...

Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.”

Sözlerinde boğuldum ben senin...Boğazım düyümlendi çıkamıyor sözcükler. Anlatamıyorum içimdekileri. Hissettiklerim mahsur kalıyor içimde. Hiçbir sözcük yetmiyor anlatmaya...

“Anlatarak bitiriyorum hayatımı

Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat”

İyi ki anlattın güzel kadın. İyi ki bırakmadın yazmayı. Hayatının tüm zorlukları, yaşadığın acılar dökülüyor satırlarından içime...

“Hem otuzumu geçtim azıcık
Gerisini ben yürürüm artık.
Çizgili olsun, buruşsun yüzü,
Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmayacağım.”

Şiirlerin için yaşadın, şiirlerinde yaşadın tüm duyguları.
En derinlere kadar hissertirmeği de başardın...

“İnsan unutandır ve insan

unutulmaya mahkum olandır."

Ben unutmayacağım seni güzel kadın. Şiirlerinle kalbimde taht kurdun.

“Vasiyetimdir:

Dalgınlığınıza gelmek istiyorum

Ve kaybolmak o dalgınlıkta.”

Vasiyetine sahip çıkacağız güzel kadın. Rahat uyu...

Okuyun! Okutun!
Başka söze gerek yok...
76 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Annesizlik beni şair yaptı" demiş bir röportajında Didem Madak.Anneme aşırı bağlı bir kız olarak o kadar yakın hissettim ki kendime, o kadar Ben’sin dedim ki...Annesi öldükten sonra babasının yeniden evlenmesiyle zorlu hayatı başlamış.Lakin tüm bunlar bu şahane şiirlerin doğmasını sağlamış.Hayat ona güzel yüzünü göstermemiş;annesinin kaderini yaşamış o da sonunda.Ne yazık ki tıpkı annesi gibi genç yaşta kanser nedeniyle hayatını kaybederek kızına doyamadan bu diyardan ayrılmış...
Acının şiire yansımış hali bir kadın düşünün...
Geçmişe duyduğu özlem, annesinin vefatından sonra yaşadığı keder, ve annesine olan bağlılığının sonucunda kendisinde oluşan ai bir ruh hali ve ortadan kaybolma isteği...
Belki de bir arayış serüveni...
Her bir satırı insanın içine ince ince işliyor kitabın...
Kitaba başlarken 'Âh' diyor Didem Madak, acının en derin, en samimi hali belki de onun için...
76 syf.
·8 günde
İnsan duygusal ve karmaşık bir varlıktır ve şiir insani duygulara hitap eder. Anlatamadığımız duyguların tercümanıdır kısaca. Ahlar Ağacı tamda bu amaç için yazılmış.

Didem Madak'in ilk okuduğum kitabıdır, iyi kide okumuşum.
Her şiirinde en az bir cümleye vurulabilirsiniz. Samimi ve içten şiirler... Güzel yazıyordu.  Hayatını şiirleştiren bir kadın. Acılarıyla acınız hem artar hem de diner. Bu his her kitapta hissedilmez.  İnsanın içine işliyor. Kitap ince fakat ben bitmesin diye yavaş yavaş okudum. :) Ah çekiyorum bende, ah keşke yaşasaydın bana şiiri sevdiren kadın :(

Mutlaka okuyun, şiddetle tavsiyemdir..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ah'lar Ağacı
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428750
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Baskılar:
Ah
Ah
Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak'ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 6.979 okur

  • Zeynep
  • The Longest Night
  • Murat Mızrak
  • Ayşenur Baltaş
  • Pembe Söğüt
  • Betül hayırlı
  • Elif
  • Reepichep
  • Gülfem
  • Yağmur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%9.5
18-24 Yaş
%33.5
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%11
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.6
Erkek
%24.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.4 (896)
9
%23.4 (463)
8
%17 (336)
7
%8.4 (166)
6
%2.4 (48)
5
%1.3 (26)
4
%0.9 (17)
3
%0.3 (6)
2
%0.4 (7)
1
%0.3 (5)

Kitabın sıralamaları