Ak Altının Ağası (Hacı Ömer Sabancı'nın Hayatı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8
Gösterim
Adı:
Ak Altının Ağası
Alt başlık:
Hacı Ömer Sabancı'nın Hayatı
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ajans-Türk Matbaacılık
Gene sana geldim Ömer ağa, ama sen yoksun. Karın, çocukların, çevren seni söylüyor: Kimi bir hoş öykü yetiştiriyor, kimi yakıştırıyor: Yokluğun bile güleç. On yıl önce görüşmüştük. Evde değişiklik yok. Holde, o "varsın dursun" diye hoşgördüğün porselen horoz, kaloriferin üstünde tünüyor, ölgün yaldızlı eşyaların arasında coşan bağırganlığıyla. Bahçede güller azalmış Söğütlerin dalları yerleri daha yakından süpürüyor. Çamlar yaşlanmış. Suyu çiçekte çimende gezdiren, teni kavruk, beli dik eski adamların. Bu Emirgan'daki, Atlı Köşkte, ha şuracıkta uzun uzun konuşmuştuk. '"Başarı neye diyorsan", diye silkmiştin cüsseni, "benden gelme değil. Ben atalarımın akıl izinden yürüdüm. On atasözü seçtim, onlardan çıkmadım ve işte..." İşte dediği, milyarderlik değildi: Sürüyle milyarder var. İşte dediği endüstrideki basıncı değil; Başkaları yok mu? Efsane yaratmış olmasını da önemsemiyordu. Nice çizgisiz zavallı, efsane çizgileriyle çerçevelenmişti! İşte dediği, akıl almaz bir yarışın öyküsüydü. Azcık nem bulan ayrık otu gibi, heybede torbada yeşermekti. Üzerine kapaklanan mezar taşını, soluk gediği bulunca toz etmekti: Anadolu insanının öyküsü! - Kurda demişler ki, ensen neden kalın, kendi işimi kendim görürüm de ondan demiş. Hilekarlık aptallıktır. Gurur eşekliktir. Kurallarını sıralarken, gün aşama aşama sönüyordu. Kararmış Boğaz'ın sularına ne çok balıkçı kayığı üşüşmüştü rızk peşinde! Herbirinin feneri başka dalgada sallanıyordu? Kale yapılı bir gemi Boğaz'ın bağrını yara yara tazeliyordu…
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ak Altının Ağası
Alt başlık:
Hacı Ömer Sabancı'nın Hayatı
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ajans-Türk Matbaacılık
Gene sana geldim Ömer ağa, ama sen yoksun. Karın, çocukların, çevren seni söylüyor: Kimi bir hoş öykü yetiştiriyor, kimi yakıştırıyor: Yokluğun bile güleç. On yıl önce görüşmüştük. Evde değişiklik yok. Holde, o "varsın dursun" diye hoşgördüğün porselen horoz, kaloriferin üstünde tünüyor, ölgün yaldızlı eşyaların arasında coşan bağırganlığıyla. Bahçede güller azalmış Söğütlerin dalları yerleri daha yakından süpürüyor. Çamlar yaşlanmış. Suyu çiçekte çimende gezdiren, teni kavruk, beli dik eski adamların. Bu Emirgan'daki, Atlı Köşkte, ha şuracıkta uzun uzun konuşmuştuk. '"Başarı neye diyorsan", diye silkmiştin cüsseni, "benden gelme değil. Ben atalarımın akıl izinden yürüdüm. On atasözü seçtim, onlardan çıkmadım ve işte..." İşte dediği, milyarderlik değildi: Sürüyle milyarder var. İşte dediği endüstrideki basıncı değil; Başkaları yok mu? Efsane yaratmış olmasını da önemsemiyordu. Nice çizgisiz zavallı, efsane çizgileriyle çerçevelenmişti! İşte dediği, akıl almaz bir yarışın öyküsüydü. Azcık nem bulan ayrık otu gibi, heybede torbada yeşermekti. Üzerine kapaklanan mezar taşını, soluk gediği bulunca toz etmekti: Anadolu insanının öyküsü! - Kurda demişler ki, ensen neden kalın, kendi işimi kendim görürüm de ondan demiş. Hilekarlık aptallıktır. Gurur eşekliktir. Kurallarını sıralarken, gün aşama aşama sönüyordu. Kararmış Boğaz'ın sularına ne çok balıkçı kayığı üşüşmüştü rızk peşinde! Herbirinin feneri başka dalgada sallanıyordu? Kale yapılı bir gemi Boğaz'ın bağrını yara yara tazeliyordu…

Kitap istatistikleri

  • 8 defa gösterildi.