Adı:
Akışkan Hayat
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143406
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Bu kitap, buz üstünde güvende kalabilmek için sürekli büyük bir hızla oradan oraya koşturmak zorunda kalan insanlara yazılmış bir kitap. Akıcılaşan, katı ve durağan hiçbir şeyin kalmadığı bir yaşam içinde kalıcı anlamlar arayan insanların başucunda tutacağı bir eser. Dünya üzerinde her insanın yakıcılığını hissettiği savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar gibi küresel sorunlar karşısında kendisini aciz hissedenlerin, bu yaşamı kavramasına yardımcı olacak öneriler ve yorumlarla dolu. En önemlisi de dünyayı insanlık için daha yaşanılabilir bir yere dönüştürme olasılığını yeniden masaya yatıran bir girişim...

Bauman bu eserde bizleri gezegenin sorunlarına yerel çözümler getirerek zaman kaybetmek yerine, küresel bir sorumluluk almaya çağırıyor. İnsanların küresel ölçekte yarattıkları etkileşim ağıyla bu sorunların aşılabileceğini söylüyor. Kamusal alanın tartışmaların, yüzleşmelerin ve uzlaşmaların sürdürüldüğü bir diyalog zeminine dönüşmesi gerektiğini söyleyen Bauman, ulus-devletlerin tahakkümüyle kurulacak bir kamusallığın küresel sorunlara çözüm getiremeyeceğini belirtiyor. Ona göre yaşadığımız akışkan toplum kalıcı barışı ve huzuru ancak herkesin birbiri için sorumluluk aldığı, birbiriyle ilgilendiği ve birbirlerinin sorunlarına politik çözümler sunduğu bir zeminde tesis edebilir. Bunun ilk adımıysa artık fırtınalardan korunabileceğimiz ve sadece bize has bir sığınağın olmadığını fark etmekten geçiyor. İşte Bauman bu eserle okurlarına her an sezdikleri, şüphe duydukları ve iliklerinde hissettikleri bir çaresizliği anlamlandırıp ona karşı önlemler almanın araçlarını sunuyor...
208 syf.
✓✓Bu kitap, buz üstünde güvende kalabilmek için sürekli büyük bir hızla oradan oraya koşturmak zorunda kalan insanlara yazılmış bir kitap diyor yazar. Bu söylediklerine "Akışkan modern dünyanın sakinleri, kullanıma hazır, tüketici dostu ve herkesin rahatça okuyabileceği kimlik rozetleri bulma umuduyla, mağazaları didik didik etmeye artık öncelik vermek zorunda değillerdir." ekleyerek aslında günübirlik yaşadığımız ve rüzgarına kapıldığımız tüketim toplumuna karşı yerel çözümler yerine küresel bir sorumluluk almamız gerektiğini vurguluyor.
✓✓Bauman, hayatta sürekli biz insanoğluna dayatılan sorumluluk adı altında sömürgeye bir açıklık getirmek istiyor. Dün muhteşem olan bugün muhteşemliğini yitirebiliyor. Peki nedir bu yarış? Yoksa bize dayatılan, hayati önem kazanmış birçok sorumluluk aslında hayatın boşa gitmesine mi sebep oluyor? Bauman bu tür sorunlara, şüphelere ustalıkla başa çıkabileceğiniz çözümler sunuyor.
✓✓Günümüzde birçok sorunla karşılaşmaktayız. Bu sorunların çözümleri için ise bireysel çözümler yerine küresel çözümlere yöneldiğimizi fark etmişsinizdir. Bunu bir telefon yahut İnternet sitesiyle duyurmaya sesimize katılacak sesler arıyoruz. Çoğu zamanda bunu başarıyla sonuçlandırıyoruz. İşte bu küresel birliği neden daha çok kullanmıyoruz. Rüzgarına kapıldığımız bu tüketim ve kapitalizm daha mı güçlü bu küresel ses karşısında. Bir düşünelim lütfen. Neler yapabiliriz diye. Yine şahane bir öneri sunuyorum sizlere. Toplum bir kişiden oluşmuyor unutmayın.
Felsefi düşünce, öngörülebilir, önceden içine
yerleştirilmiş şeyler hariç hiçbir şeyin çıkarılamadığı idraklerle yetinmediği noktada başlar.
Nasıl oksijen ve hidrojen yan yana geldiğinde suyun oluşması kaçınılmazsa, hayal gücü ve ahlak yan yana geldiğinde de umut açığa çıkar.Ernest Bloch'un meşhur ifadesiyle, insan home sapiens yani düşünen canlı olmadan önce umud eden bir canlıdır. Etiğin ontolojiden önce geldiğinde ısrar ederken, Emanuel Levinas'ın da aynı şeyi kastettiğini kanıtlamak zor değildir. Nasıl dışardaki dünya masumiyetini sadece ve sadece etiğin mahkemesinde kanıtlamak zorundaysa, umut da salt şeylerin olduğu biçimiyle yargılanmayı kabul etmez. Etmesine ihtiyacı da yoktur. Umudun getirdiği o standartlara neden ulaşamadığımızı açıklamak zorunda olan gerçekliktir.
İnsanların benliklerini var etme ve kendilerini geliştirmek için verdikleri çabaları, tamamen oynak ve kaotik piyasaların gelecek ihtiyaçlarıyla bağlantılı öngörülmez ve güvenilmeyeceği bilinen tahayyüllere terk etmek, insanların büyük açılar çekeceğine, hüsrana uğrayacağına, umutların yok olup yaşamların mahvolacağına işaret etmektedir. Beşeri gücün hesaplamaları sahip olmadıkları otoritenin iddiasında bulunurlar, tutamayacakları sözler verirler ve sonuçta taşıyamayacakları sorumlulukları üzerlerine
alırlar.
Tüketici toplum sadece tüketicilerin toplamından ibaret değildir. Parçalarının toplamından daha büyük bir bütündür...
Dahası fertlerini büyük oranda tüketimle bağlantılı yetkinlikleri ve davranışları üzerinden değerlendirip yargılayan bir toplumdur.
Vaatlere rağmen tüketimcilik , arzuların tatmin edilmesiyle değil, çok daha fazla sayıda arzunun, tercihen doyurulması imkansız arzuların uyandırılmasıyla ilgilidir. Tüketiciler açısından tatmin edilmiş
bir arzu, ancak solmuş bir çiçek veya boş bir plastik şişe kadar zevkli heyecan verici bir şey olarak görülebilir. Tüketim piyasaları içinse, tatmin edilmiş bir arzu yaklaşan felaket habercisinden farksızdır.
Değişimin akıllara durgunluk veren hızını tahmin etmek ve yönünü kontrol etmek şöyle dursun yavaşlatmayı dahi beceremeyen bizler, etkileyebildiğimiz, etkileyebileceğimize inandığımız ve emin olduğumuz şeylere odaklanmaktayız. Şahsen bizim veya o an bize yakın olan sevdiğimiz kişilerin, bu muğlâk dünyayla belirsiz geleceğin sakladığı hesaplanamaz ve tarif edilemez tehlikelere kurban düşme riskini hesaplayıp asgariye indirmeye çalışırız. Kanserin yedi işaretini veya depresyonun beş belirtisini gözetlemekle yahut yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol, stres ve obezite dediğimiz kötü ruhları kovmakla meşgulüzdür. Bir başka deyişle içimizde biriken ve doğal çıkış kaynaklarına akıtamadığımız fazla korkuyu boşaltacak yedek hedefler aramakta, bu tür geçici tedbirleri sigaraya,obeziteye, hazır gıdalara, korunmasız cinsel ilişkiye ve güneşe maruz kalmaya karşı titiz önlemler almada bulmaktayız.
Kabul gören değerler hiyararşisi içinde, tüketimci sendrom sürekliliği degersizleştirip geçiciliği yüceltmiştir. Özgünlüğün değerini, kalıcılığın üzerine çıkarmıştır. Sadece bir şeyleri istemekle elde etmeyi birbirinden ayıran zaman aralığını değil isteğin doğduğu ve öldüğü an arasındaki zamanı da sert bir şekilde kısaltmıştır.
Yarısı yırtık suratlarda yarım kalmış gülücükler, diğeri olmayan yalnız gözler ve kulaklar, hiçbir şeyle birleşemeyen ve hiçbir şeyi birleştiremeyen dizler ve dirsekler. Henüz anlaşılmayan sessizliğe gömülen çığlıklar, bir cümlenin ufak bir parçası içinde dağılıp kaybolmuş mesajlar, anlam çıkaramayacak kadar güdük kalmış yazılar, başlangıcı olmayan yarım kalmış çağrılar yahut cümleler.
Mağduriyet varsayımıyla acıların doğallıkla üstünün kapatılması , belki acıyı psikolojik açıdan bir nebze daha çekilir hale getirerek acı çeken insan üzerinde daha sağaltıcı etki bırakıyordur. Ama belki acı çekenlerin dikkatini, acıların gerçek kaynağından uzaklaştırıyordur. Dolayısıyla acıyı kısaltmak yerine uzatıyor, yatıştırmaktan çok kızıştırıyordur (en önemlisi de kişisel bir yenilgiyi, darbelerini sistematik bir biçimde rasgele indiren ve bu darbeleri yaygın, rutin, kaçınılmaz kılan toplumsal yapıyla değil de başkalarının kötü niyetiyle açıklamakta; böylece bu yapıyı eleştirilerin dışında tutmaktadır)
"Tüketiciler" ve "tüketim nesneleri" tüketim toplumuna ait üyelerin her gün üzerinde hareket ettikleri,gidip geldikleri düz çizginin iki kavramsal kutuplarıdır...
Ancak birer meta olarak, kendi kullanım değerlerini gösterebildikleri taktirde müşteriler, tüketim yaşamına erişebilirler. Akışkan yaşamda tüketicilerle tüketim nesneleri arasındaki ayrım, çoğunlukla geçici ve kısa
ömürlü fakat her zaman koşullara bağlıdır.
Farklı olduğumuzu gösteren satılık yeni semboller, size hedefinize ulaşmayı ve sokakta sizinle karşılaşan veya evde size ziyarete gelen herkesi bunu başardığınıza ikna etmeyi vaat etmektedir. Fakat bunu yaparken, bir veya birgün önce size aynı şeyleri vaat etmiş sembolleri kendiliğinden
geçersiz de kılar. Bireyselliğin peşinden koşarken mola verecek tek bir saniye bile
yoktur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Akışkan Hayat
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053143406
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Bu kitap, buz üstünde güvende kalabilmek için sürekli büyük bir hızla oradan oraya koşturmak zorunda kalan insanlara yazılmış bir kitap. Akıcılaşan, katı ve durağan hiçbir şeyin kalmadığı bir yaşam içinde kalıcı anlamlar arayan insanların başucunda tutacağı bir eser. Dünya üzerinde her insanın yakıcılığını hissettiği savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar gibi küresel sorunlar karşısında kendisini aciz hissedenlerin, bu yaşamı kavramasına yardımcı olacak öneriler ve yorumlarla dolu. En önemlisi de dünyayı insanlık için daha yaşanılabilir bir yere dönüştürme olasılığını yeniden masaya yatıran bir girişim...

Bauman bu eserde bizleri gezegenin sorunlarına yerel çözümler getirerek zaman kaybetmek yerine, küresel bir sorumluluk almaya çağırıyor. İnsanların küresel ölçekte yarattıkları etkileşim ağıyla bu sorunların aşılabileceğini söylüyor. Kamusal alanın tartışmaların, yüzleşmelerin ve uzlaşmaların sürdürüldüğü bir diyalog zeminine dönüşmesi gerektiğini söyleyen Bauman, ulus-devletlerin tahakkümüyle kurulacak bir kamusallığın küresel sorunlara çözüm getiremeyeceğini belirtiyor. Ona göre yaşadığımız akışkan toplum kalıcı barışı ve huzuru ancak herkesin birbiri için sorumluluk aldığı, birbiriyle ilgilendiği ve birbirlerinin sorunlarına politik çözümler sunduğu bir zeminde tesis edebilir. Bunun ilk adımıysa artık fırtınalardan korunabileceğimiz ve sadece bize has bir sığınağın olmadığını fark etmekten geçiyor. İşte Bauman bu eserle okurlarına her an sezdikleri, şüphe duydukları ve iliklerinde hissettikleri bir çaresizliği anlamlandırıp ona karşı önlemler almanın araçlarını sunuyor...

Kitabı okuyanlar 38 okur

  • Damla Akın
  • Melin uslukilinc
  • Derida
  • Eren  Görkem
  • ebru
  • Demir
  • Çağlar Hayat
  • Orion13
  • DİDEM ÇETİNKAYA
  • Yaren ♀

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (4)
9
%0
8
%25 (2)
7
%25 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0