·
Okunma
·
Beğeni
·
3
Gösterim
Adı:
Aklını Kaybet Kendini Bul
Baskı tarihi:
1996
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kuraldışı Yayınları
Ruhunuzla buluştuğunuz yer, toplumsal aklınızdan vazgeçtiğiniz yerdir. Ruhunuza bir soru sorsaydınız, ne sorardınız? Ne tür bir yanıt işitmek isterdiniz? Her şey Amerika"dan Londra"ya sıradan bir yolculukla başladı. Yolculuğun nereye olması önemli miydi? Sonunda "Ben Kimim? "Yaşamamım amacı ne?" sorunlarını yanıtları varsa... EVET!



Okurların yaşamlarını kökünden değiştirecek bir kitap!
332 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Aklını kaybet kendini bul. Tam anlamıyla roman havasında yazılmış, okuması kolay, dili akıcı, zevkle okunabilecek bir kitap. Ben aslında kimim? Yaşam amacım ne? Nereden geldim, nereye gidiyorum? gibi pek çok soruya yanıt veriyor. Ruhuyla konuşarak özünü bulmayı başaran yazar kalp gözünün açılmasını çok güzel anlatmış. Severek okudum. Teşekkürler
Artık açıkça biliyordum ki, insanların ölürken çekildikleri beyaz ışık kendi özlerinin ışığıydı. Özün enerjisi yaratmış olduğu aracın içinden kendini çektiğinde sanki bir tünelin içinden geçerek beyaz bir ışığa doğru yolculuk yapılıyormuş hissi uyanıyordu. Ruh, kişinin yaşam süresi boyunca edindiği deneyimleri emerek özümsediğinde kişinin yaşam boyunca yaşadıkları gözlerinin önünden geçiyordu. Yaşam deneyimleri öz tarafından yeniden gözden geçiriliyor ve kişi yaptığı çetin yolculuktan sonra sevgi dolu ışığa yeniden dönüyordu. Yoğun ve inanılmaz güzellikte bir sevgi, bir kere daha ruhu yıkayarak arındırıyor ve bu geçici benliğe hoşgeldin diyordu.
....
Yaşamları boyunca toplamış oldukları deneyimler her ruhun evrimi için gerekliydi. Kaskatı kesilmiş kalpleri, toplumsal aklın içindeyken hayal bile edemeyecekleri bir sevgiyle sarılmıştı. Özleri ile buluşan ruhları ve onların rahatlamalarını seyrettim. Hiç değişmeyen gerçeği sonunda yakalamanın yüreklerinde yarattığı sevinci seyrettim. Ölümden gereksiz yere korkmuşlardı. Trajedi olarak baktıkları şey aslında muhteşem bir buluşma ve yeniden birlik olmaktan başka bir şey değildi çünkü. Sözlere dökülmeyen bir haz ve sevgiyle sınırsız bir esrime içine giriyor ve dünyevi benlikleri özün ışığı içinde eriyip yok oluyordu.
.....
Bu yer cennet diye hayal ettiğim yerden kat kat güzel bir yerdi ve öfke dolu, yargılayan ve cezalandıran bir Tanrı yoktu.
Ruhlar birlikte hareket ediyorlardı ama yine de bir biçimde ayrıldılar. Birbirlerinin gözlerinin içine derin derin bakıyorlar ve bu derinliklerde hiç bitmeyen bir sevgiyi yaşıyorlardı.
Her şeyi vareden şeyin sevginin sonsuz soluğu olduğunu biliyordum. Ve bununla birlikte sevgi birinci güç, yaşam ise ikinci güç olarak sıralanıyordu. Dünya üzerinde yaşarken, her soluğumuz sevgi tarafından aldırılıyordu. Her soluk arasında bulunan küçük sessizliğe dikkat edin. Bu sessizliğin sonsuz sevgi olduğunu ve onun hiç bir yere gitmeden ve asla boşalmayan bir enerji ile dolu olduğunu bilin. Her soluk aldığınızda sevgiyi içinize çekip, her soluk verdiğinizde de yüreğinizin içine çektiğiniz sevgiyi gerisin geri bir armağan olarak dışarıya akıttığınızı bilin. Bu yolla, kutsal bir dönüş sağlanır ve bu dönüş dünya üzerinde geçirdiğimiz her gün boyunca yüzlerce kere yinelenir.
Yaşam süreleri yalnızca döngülerdir, yolculuğumuzu yaparken kullandığımız ve yolculuk bitince de devrettiğimiz araçlarımızdır onlar. Bu her zaman ve sonsuza dek sevginin sessizliğinden aldığımız ve geri verdiğimiz soluk gibi akıp gidecek ve her şeyin sonsuza dek yaşamasını sağlayacaktır.
"Günah Tanrı'dan ayrı olmak demekti, ya da özünden ayrı düşmek... Yani, yoğunluk ve toplumsal bilinci ortaya çıkaran mekanizmaların kendisi. Sizler çevrenizi saran her şeyden kendinizi ayırarak kendinizi cezalandırıyorsunuz. "
"Peki ya kurtuluş?"
"Bu da yeniden birlik olmak anlamına geliyor. Özünle yeniden birleş, seni tutkuyla, derinden ve tamamen seven birinin kollarında kendini yeniden küçük bir çocuk gibi hisset. Sanki hiç bir şeye bir daha ihtiyacın olmayacakmış gibi."
Yeryüzü her zaman mutlak bir özgür iradenin kullanıldığı bir yer olmak için vardır. Özün seni Yeryüzünde bir yaşam dilimine yolladığı an, istediğin her şeyi yapmakta özgür olursun. Özün içinde bulunduğun kabuğu yumruklayarak kendini her şeyden ayırmamanı senden talep edemez. Yalnızca orada öylece durup senin ayıran kabuğun, senin tarafından eritilmesini izleyecektir.
Bizler yaşamda çektiğimiz sıkıntılardan bizi korumuyor diye evreni suçluyorduk. Yukarıda biryerlerde olan bir tür öfkeli Tanrı'dan korkuyor ve kendimizin onu memnun edecek kadar iyi olmadığımızı düşünüyorduk. Ve tüm bu zaman boyunca o her zaman yanınızdaydı! Bekliyor olduğumuz sevginin tam ortasında varoluyorduk ve onun içimize dolması için biraz yer açmamız gerekiyordu. Ve o güçlü, cezalandırıcı Tanrı... o yalnızca bizim yarattığımız bir şeydi, toplumsal aklımızın Adam'dan çaldığı enerjilerle yarattığı bir şey!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aklını Kaybet Kendini Bul
Baskı tarihi:
1996
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kuraldışı Yayınları
Ruhunuzla buluştuğunuz yer, toplumsal aklınızdan vazgeçtiğiniz yerdir. Ruhunuza bir soru sorsaydınız, ne sorardınız? Ne tür bir yanıt işitmek isterdiniz? Her şey Amerika"dan Londra"ya sıradan bir yolculukla başladı. Yolculuğun nereye olması önemli miydi? Sonunda "Ben Kimim? "Yaşamamım amacı ne?" sorunlarını yanıtları varsa... EVET!



Okurların yaşamlarını kökünden değiştirecek bir kitap!

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Ebru Altiok

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0