Akvaryumda Ölü Bir Balık

7,0/10  (1 Oy) · 
8 okunma  · 
1 beğeni  · 
418 gösterim
Mürselin Kurt ikinci romanı "Akvaryumda Ölü Bir Balık"ta bir aile dramını işliyor. Gündelik hayat içinde sıradan ve olağan deyip geçilecek bir olay gibi başlıyor hikaye. Bacağı kırılan genç bir kadın, kardeşine yardım etmeye gelen ablası, kardeşler arasındaki gerilim, mutsuz evlilikler, anneler, babalar, çocuklar... Mürselin Kurt ayrıntılara odaklanmış bir mercekle yaklaşıyor bu sıradan aile karmaşasına. Ayrıntılara eğildikçe üstünde durmadığımız ilişkilerin karanlık yüzünü soyuyor, bulanık resimleri aydınlatıyor, sızıya yol açan ince ve derin yaraları gözlüyor. Üstelik çok ince bir üslupla yapyor bunu. Kısacık br dokunuşla çevre, sesler, duyumlar, imajlar kahramanların bilincinden bağımsız, kendi gerçeklikleri içinde sökün ediyorlar; sonra geri çekiliş ve hayatın işleyişi geliyor. Her şey bittiğinde yakıcı bir hesaplaşma kalıyor geride; "İkinci cildin son sayfasını da okuyup kapağını kapadığım gün neredeyse bayılacak kadar büyük bir şok içindeydim. Sebebi okuduklarım değil, okuduklarımın ardına gizlenmiş bir zavallı kişilikti ve bu kişilikte acınası bir biçimde kendimi görüyordum. Keşke bunu büyük bedeller ödemeden önce görebilseydim..."
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    128
  • ISBN:
    9789755396545
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Meltem Tekeli 
29 Ara 2017 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Okumamın üzerinden hayli zaman geçmişken bir Murathan Mungan kitabındaki bir hikayede aklıma düşüverdi bu abla-kardeş hikâyesi. İnsanın içini sızlatan, kendini sorgulatan bir hikâye. Gerçekten en yakınımız dediğimiz insanları ne kadar tanıyoruz? Aramıza mesafeler girince kopuyor mu kardeşlik bağı? "Aramızda kaç kilometre olursa olsun, ellerini hep omzumda hissediyorum" demiştim ablama uzaktan uzağa kutladığım bir doğum gününde. Öyle miydi sahiden? Aynı evi, aynı odayı paylaşırken de birbirinden bambaşka hayatlar kurduğumuzda da aynı insan oluyor mu? Ne kadar aksini iddia etsek de kendi hayatlarımıza dalıp gidince ne kadar ilgilenebiliyoruz canımızdan fazla kıymet verdiklerimiz ile? Sözde mi kalıyor hepsi? Günün birinde yüzümüze vurmak için pusuda mı bekliyorlar?