Al İşte İstanbul

10,0/10  (1 Oy) · 
1 okunma  · 
1 beğeni  · 
326 gösterim
1969 yılının yaz aylarında, dönemin büyük gazetelerinden Akşam, gazeteci Çetin Altan ve Foto muhabiri Ara Güler`in "Al İşte İstanbul"adlı yazı dizisini yayımladı. Çetin Altan ve Ara Güler, semt semt dolaştıkları İstanbul`un o döneme ait panoramasını büyük bir ustalıkla ulaştırmışlardı okuyucuya. O İstanbul, şimdi Türk basın dünyasının duayenlerinden biri olan Çetin Altan`ın kaleminden ve uluslararası bir foto muhabiri olarak büyük ün kazanan Ara Güler`in vizöründen yeniden buluşuyor okuyucuyla. Çöp yığınları, şehir merkezindeki fabrikaları, gecekonduları, parsellenmiş Boğaz`ı, yok edilen tarihi eserleri ve -nasılsa- hep baki kalan güzelliğiyle, 30 yıl öncesinin İstanbul`u.Bu kitabı -bunca yıl sonra hâlâ güncelliğini koruyan sorunlarıyla, gene de yok edilemeyen güzelliğiyle, tarihiyle İstanbul`u- okurken, hep aynı şeyi mırıldanıyor insan: Al İşte İstanbul.
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2003
  • Sayfa Sayısı:
    176
  • ISBN:
    9789753638319
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Fikret Erdeniz 
 27 Şub 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çetin Altan'ın 1969 yılında Akşam gazetesinde yayınlamak üzere yazdığı bu yazılara Ara Güler fotoğraflarıyla eşlik etmiş; ya da belki Ara Güler'in fotoğraflarına, Çetin Altan yazı yazmış da diyebiliriz. Gezi kitaplarına her zaman ilgi duydum. Bilmiyorum belki yeterince gezemediğimden, ya da benim gezdiğim yerlerde başkalarının da gezdiklerini ve üstüne böyle bir kitap yazdıklarını bilmenin verdiği haz da olabilir bunun nedeni. Bu kitapta da Ara Güler'in bir karesi Çetin Altan'ın sayfalarca anlattıklarını özetlemiş bir saniyede. Bir insan bir fotoğrafı kaç saniyede algılarsa o kadar sürede anlatıyor sayfalarca yazıyı, tespiti, gözlemi... Bu açıdan fotoğrafın gücüyle yazının gücünü karşılaştırmak ve ikisi bir araya gelince ne kadar önemli bir işe yaptıklarını görmek açısından bu kitap çok önemli. Hele Çetin Altan gibi son derece güçlü bir kalemin ve edebiyatçının Ara Güler'le ortak bir çalışmaya girmiş olması bir daha asla benzeri yapılamayacak eşsiz bir eseri ortaya çıkarmış. Zaten zaman olarak asla bir daha tekrarlanmayacak olması, kitabın kendi türü içinde içerik olarak da özgün ve biricik olmasını sağlıyor. Bu nedenle de o döneme özgü ve artık o dönemde kalmış -ama ilginç bir biçimde hâlâ geçerli olan- insanlık durumları, şehr-i İstanbul'un sosyal ve fiziksel şartları kitapta, Ara Güler'in siyah-beyaz fotoğrafları ve foto muhabirliğinden gelen aktüel bir bakış açısı sayesinde kitap boyunca ardı sıra akıp giden enstantanelere dönüşmüş. Bu niteliği ile "Al İşte İstanbul," çocukluğumun İstanbul'unu anlatan eğlenceli, yer yer sert ve bazen gayet hüzünlü bir belgesel olarak arada dönüp okuduğum bir kitap oldu şimdiden.

"Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır.
Tarihi zaptediyorsun. Bir makina ile tarihi durduruyorsun." - Ara Güler

Bu kitabı geç keşfettim. İngilizce'deki yaygın klişe bir deyim gibi "geç de olsa asla olmamasından iyidir" (İng. better late than never) diyerek, böyle bir keşif yapmış olduğuma kendimce çok sevindim. Çünkü bu kitapta, daha önce sadece anılarımda, hafızamda kalmış anlar, görüntüler, sesler, iklimler, durumlar ve belki kokular da dahil olmak üzere, İstanbul ile ilgili aklımda kalan bir çok kırıntıya karşılık buldum. Çocukluğum ve ilk gençlik dönemim Haliç çevresinde, Kasımpaşa'da, Camialtı'nda, Ayvansaray'da, Fener'de, Eyüp'te, Balat'ta geçti. Belki bu yüzden olacak, eskiye dair ne varsa ya yazının satırlarında ya da fotoğrafın bir köşesinde babama da sorabileceğim, onunla paylaşabileceğim bir ayrıntı, bir hatıra saklı. Ayvansaray'daki çekek yerlerinin ya da Eminönü'ndeki sandalların fotoğraflarına baktığımda sadece benim anılarımda kalmış, zamanla kaybolup uzaklaşan ve bu yüzden gerçeklikle bağı gittikçe kopan o görüntülerin, aslında bir zamanlar Çetin Altan'ın yazıp, Ara Güler'in fotoğrafladığı İstanbul olduğunu bilmenin verdiği tarifi zor bir haz ve mutluluk ile kitabı kenara koydum. Hatırladığım İstanbul, -çok özlenesi, şahane bir İstanbul değil ama- yine de kendime ait izlenimlerimde yer ettiği haliyle sanki dile gelip bana "Al İşte İstanbul" diyor.