Alacakaranlıktaki ÜlkeAhmet Erhan

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.048
Gösterim
Adı:
Alacakaranlıktaki Ülke
Baskı tarihi:
Ekim 1997
Sayfa sayısı:
112
ISBN:
9789754946280
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Ahmet Erhan, genç kuşağın adından en çok söz edilen şairlerindendir; kendi kuşağının, denilebilirse en lirik şairidir. Şiirimizin lirizm zenginliklerini, özellikle 60 sonrası yeni toplumcu şiirin çeşitli öğeleriyle kaynaştırarak kendine özgü bir sese ulaştı. Nihat Behram'ın şiirleri gibi, Ahmet Erhan'ın şiirleri de, sanatsal değerlerinin yanı sıra, ülkede genç insanın yaşadığı dramın bir çeşit güncesi olarak da önemli. Karamsar ses tonu; geride, bastırılmış, direnen bir yaşama sevincini gizliyor."
-Ataol Behramoğlu-
(Arka Kapak)
Şimdi ben bu incelemeye nereden başlasam bilemedim. Öncelikle baskısı olmayan bu ve diğer Ahmet Erhan kitabını bulup bana gönderdiği için güzel dostum yoldaşım Mete Özgür e çok kızdım. Beni çok mahcup etti. Yeniden bastırdı sanırım.

Bir kaç ay önce Mete Özgür sana bir kitap göndereceğim ama baskısı yok dediğinde espri yaptığını düşünmüştüm. Gerçekten baskısı olmayan iki kitabı uğraşıp bulup göndermiş. Bu kadar çok özendiği için yerin dibine girdim. Hayatta çıkamam artık ölüm rengine büründüm.

Ahmet Erhan kendisinin en sevdiği şairmiş. Onun şiirlerinde ölümü, yalnızlığı, baba özlemini bulduğunu söyledi. Şahsen ben tanımazdım ama şarkı yapılan şiirlerini bilirdim. Hele Teoman'ın söylediği Oğul şarkısına bayılırdım. Sözleri yine bu şairimize aitmiş.

Kitaplardan önce, son ana kadar sürpriz olan bu ismi Ahmet Erhan'ı tanımak istedim. Kimdir nedir necidir. Oğul şarkısının sözlerinin kendisine ait olduğunu bu keşif sırasında öğrendim. Kendi ismi Erhan babasının adı Ahmet imiş. Böylece Erhan Bozkurt, Ahmet Erhan olmuş.

Bazı yazar ve şairler gibi değiştirmeye mecbur bırakılmış sanırım. Bu isim değiştirme mevzuları bana hep solcuları hatırlatır. Düşünce özgürlüktür ama onlara düşünce yasaktır. Söylemek isterler ama söyletmezler. Söyletmedikleri için isim değiştirirler demişti babam.

Futbolcuymuş. Fatih Terimle top koşturmuş. Aynı zamanda öğretmenmiş. Babası oğluna gözlerim iyi görmüyor diyerek devamlı kitap okuturmuş. Aslında bu bir bahaneymiş. Sırf oğlu okumayı sevsin diye yapıyormuş. Böyle baba sevilmez mi? Babasının ölümünün ardından içkiye vermiş kendini. Baba yokluğunu içkiyle unutmaya çalışmış ve bu durum şiirlerinde kendini çok gösteriyor. 2013 yılında babasına kavuşmaya gittiğine hem üzüldüm hem sevindim.

Kitapta çok çarpıcı şiirler var. Her biri, acı nefret ve özellikle ölüm kokuyor. Mazoşistlikle nihilistliği harmanlamış. Oluşan karışıma mısralarını bandırmış. Şiiri başka bir vücuda sokmuş. Okurken bile bile depresyona girdim başka türlü insan korkar bu kadar ölüm, acı ve yokluk duygusundan.

Uzun bir şiirin son dizelerini çok beğendim. Sadece sonu değil tamamını. Yaralı bir cırcır böceği taşıdım avuçlarımda ürkütmeden. O bana hiç dokunulmamış şiirlerini söyledi ben onu uçurumun kenarında tutulduğum dal bildim.

Çok iyi olduğunu söylememe gerek yok Çünkü bu şiir kitabıyla şair 22 yaşında iken Behçet Necatigil şiir ödülünü kazanarak ne kadar iyi olduğunu kendisi söylemiş. Neyse bitiriyorum burada artık hiçbir şey sorma


Ve kitapta olmayan ama sevdiğim şiir
Oğul

Anne ben geldim,
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim,
Oğlun, hayırsızın..
Şiir ve şair seçerken özellikle kişinin biyografisine bakarım. Bakıyorum çünkü aradığım tek kriter acaba " intihar etmiş mi ?"
Belki saçma gelecektir ama öyle işte!
Ahmet Erhan okumak, dinlemek bambaşka bir histir. Şairin; İdeolojisi, fikri ,sağı, solu hiç ama hiç ilgilendirmez beni. Duygusu bir kere cizz etti mi olay bitmiştir benim için.

Bu şiir kitabını gönül isterdi ki şairin satırlarından oku. Ama hangi kitapçıdan sordumsa "malesef" hangi siteden aradimsa "stokta yok! Satış dışı" ile karşılaştım. Sonra pdf bulursun dedim. Aradikca aradım ama ona da malesef.. Hal böyle olunca merakımerakım artkca arttı.
Ahmet Erhan daha önce bildiğim bir şairdi Oysaki. Ama intihar etmedi diye mi ona ilgisiz durdum o da ayrı bir durum oldu benim için.

Her yerde Şaire dair biyografi aradım durdum. Sağ Olsun Wikipedia diye bir bilgi edinme sitesi var. ülkece erişimine kolaylıkla ulasabildigimiz(!) Kaç ünlem lazım bilemiyorum bunun için. Neyse.
Crome 'dan kaç sekme açtım haddi hesabı yok. 1k'dan kaç inceleme okudum bilinmez.
Ben sağlam bilgilere ulaşmaya çalıştıkca olmadı. Ama bir şekilde şu satırlara vardım.
Okuduğum her satırda Ahmet Erhan'a neden ulasamadigimi anladım.

Nicedir akşam kara bir kefen gibi geriliyor
Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne.
Perdeler örtük, kapılar sürgülü
Polis arabaları dışında kimseler yok sokaklarda
Ay, bir boşluk arıyor sekerek gökyüzünde
Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor
Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne.

Ulaşamadım çünkü satırları başka. Ulaşamadım çünkü;

Kendi sesimden korkuyorum bazan, inanır mısın?
Gördüğüm yüzlerden, tanıdığım insanlardan…
Gece oluyor. Bakıyorsun kimseler yok sokaklarda.
Karşı evin duvarında öldürülmüş birinin afişi
Boşluğa asılmış bir levha gibi
Usul usul sallanıyor
Ve uykusundan çığlık çığlığa uyanan bir çocuk
Yanında anasının olmadığına inandırıyor kendini
Birdenbire yalnızlığının bilincine varıyor.

1960- 1980 dönemlerinde yazılmış olduğu bilgisine varınca şaşırdım..
Aaaaa dedim . Tıpkı şu anki bizim dönem dedim. Nerden mi?
Yine şu satırlardan.

Ülkemin üstündeki bu alacakaranlık,
Bu tedirginlik, bu çılgınlık, bu sancı biterse eğer
Bırakacağım şiir yazmayı
Gidip portakal satacağım bir denizin kıyısında
Ne bileyim, bir dalgıç da olabilirim örneğin
Sabahlara kadar yollarda dolaşabilirim
Üstelik sevdaya filan da tutulmamışken…
Şimdi kurumuş olan göz pınarlarım
En küçük şeylerde bile boşanabilir örneğin.
Yeter ki, silah sesleri gelmesin
Her gece kentimin sokaklarından
Yeter ki, hiç kimse ecelsiz ölmesin! XV
Acılı oğulları ülkemin
Kahvelerde otururlar sessiz, sakin.
Gözlerine baksan çayırları görürsün,
Bir tavşanın ekinler arasında kaçarken açtığı yolu.
Bir ürkeklik, yabancılık hepsinde
Acılı oğulları ülkemin
Taşralılık sarılı bedenlerine.Uçup şarap içerler, kötü sigara
Ceplerinde mutlak, kıvrılmış bir gazete vardır.
Bir gecekondu nemli bir oda.
Döşemenin üstünde telleri kopuk bir saz.
Masanın üstünde çay bardakları,
Ekmek kırıntıları, eski bir demlik.
Onun altında gazeteler, kitaplar.
Duvarlarda resimler ve yazılar…
Naylonla örtülmüş bir pencere – camları kırık.Acılı oğulları ülkemin
Ölüp giderler bir akşamüstü
Karanlık, kuytu bir sokakta;
Gözleri sonuna kadar hayata açık.
Elleri kavuşmuş, bilmezmiş gibi
Ölümü ve kalleşliği bu dünyada.Ertesi gün resimleri gazetelerde
Ve bir tarih resmin altında:
Doğumu şu yıl, ölümü üç nokta......

Şaşırmadim çünkü!
Ahmet Erhan hala şiir yazıyor. O gün bugündür bitmedi bu ülkemin alacakaranlıgi.
Eğer biterse şiir yazmayı bırakacakmis. Biraktirsinlar artk Ahmetlere,Erhanlara, Ariflere...... karanlık şiirler yazdırmayi.!
Ahmet Erhan... Okudukça Birhan Keskin'in dediği gibi ortak payda da olduğunu düşündüğüm şairlerden oldu (gerçi daha okuduğum ilk kitabında 'Nerden başlasam bilmem ki?' cümlesi ile taht kurmuştu kalbime. "Ve milat diye bir şey varsa şu dünyada, bu sözlerin dudaklarımdan kaydığı an milat olmalı." (101)
Ahh Ahmet Erhan ahhh... Yüreğimdekileri gün yüzüne çıkarttın. Bundan önce "Hayat hiç bu kadar güzel olmadı. / Ölüm böylesine gerekli."(45) korkarlar insanlar ölümden yani çoğu, az bir kesim de korkmaz ama sen kadar da cesur olamaz. Ölümü bu kadar kolay çağırmaz.

"Kimseler gelmez oysa
Biri çıkıp da sormaz:
Şair, nicedir halin?" (59)
Nicedir halin ki "Hayat karşısında yorgunum artık/ Ve zindeyim ölümün mihrabında."(92) dizeleri dökülüyor kaleminden...?

O kadar kendimi buldum ki dizelerde her satırını paylaşmak istedim ama bir de dedim ki kızım sen şair değilsin sus otur, sıranı bekle! Bu dünya ki şairlerin düşünceleri anlaşılmamış sen mi anlaşılacaksın.?
Otur bekle, bekle ki bir gün gelip ölüm seni anlasın. Bir de kıyamadım yaralarımın pansumanını açıp öyle derin yaraları açıkta bırakmaya kendime sakladım dizelerimi, kanattım acılarımı kendime...

"Bana çelenk yap kardeş,
Üstüne de bir şey yazma
Ölüler okumayı bilmez ki... "(26)
Biliyorum okuyamayaksın buraya yazdıklarımı ama olsun bil ki dünyada senin yerine ölümü bekleyenler var...

"Bitiriyorum burada.
Artık hiçbir şey sorma."(82)
Bitiriyorum burada istemeye istemeye. Ortak paydalarda buluşmak dileğiyle...
"Ankara Esat'ta yaşayan, kendi halinde bir öğretmendir. Gecenin üçünde evini polis basar. 2. Şubeye götürülür. Emniyet amiri, "ne iş yaparsın? " Diye sorar. "Büyük kolej'de öğretmenim" der.
Amir şaşırır: "benim kızım da orada okuyor." Polislere, "niye aldınız lan hocamı!" Diyerek çıkışır. Sebep, dağdaki bir PKK'linin cebinden, Ahmet Erhan'ın "Alacakaranlıktaki Ülke" Kitabı düşmüştür."
*Karadeniz'in mühdelip dalgalı bir gününde sahilde oturmuş elime aldığım bu kitabın bir hikayesi olduğunu düşünerek dalgaları seyrediyordum.
Herşeyin bir hikayesi var bizim buraya bu yazıyı yazmamızın bile.
Ahmet Erhan'ın bu kitabı diğer kitaplarından ayıran özellikteki; beni en çok etkileyen o hikayeden yada gerçeklikten bahsetmeliyim sizlere.

Ahmet Erhan;
Ankara Esat’ta yalnız yaşayan, kendi halinde bir öğretmendir. Gecenin üçünde evini polis basar. 2. şube’ye götürülür. Emniyet amiri, “ne iş yaparsın?” diye sorar. “büyük kolej’de öğretmenim.” der. Amir şaşırır: “benim kızım da orada okuyor.” polislere, “niye aldınız lan hocamı!” diyerek çıkışır. Sebep, dağdaki bir pkk’linin cebinden, Erhan’ın Alacakaranlıktaki Ülke kitabı düşmüştür."

Sizler istediğiniz gibi yorumlaya bilirsiniz, nitekim Ahmet Erhan'ın bilen tanıyan gerçek okurları onun yaşantısından ve şiirinin ne denli geniş kitlelere ulaştığını gururla görmektedir.

Ahmet Erhan gerek yüzünde eksik olmayan gülüşü ile gerek naif bakışları ile zıt düşmüş yazdığı ölüm temalı her şiirini bu kitaba sığdırmış, bizi ıssız kasabaların ışıksız köylerinde dahi geceleri kitabını okuyacak hallere sokmuş bir şairdir. Büyük bir şairdir.

Bu kitabında üstte bahsettiğim 'Alacakaranlıktaki Ülke' şiirinin yanı sıra baş ucunuzdan dilinizin ucuna ayiramayacağiniz bir birinden güzel şiirler ikâmet etmektedir.
Şiirlerin toplu basılması kadar saçma bir şey olamaz. Şairin farklı dönemlerde farklı ruh halleriyle yazdığı şiirlerin antoloji mantığıyla bir araya getirilmesi bir şeyleri eksiltiyor sanki.Şair örneğin bu şiir kitabında yazdığı şiirleri kendince bir sistematikle bir araya getiriyor ve yayınlatıyor, sonra üçkağıtçının biri bunları toplama gereği duyuyor ve artık Alacakaranlıktaki Ülke veya Deniz Unutma Adını gidiyor yerine hiç bir şey ifade etmeyen bir Toplu Şiirleri geliyor. Şairin şiirlerini bu halde görünce içim acıdı da tekrar okumak geldi içimden ŞİİR KİTAPLARINI.

Şairin kitapları eskiden pek az basılır, şair çok az bilinir ama şairi seven de çok severdi. 'Ünlü' olmadı hayatı boyunca, kendi deyimiyle yağmurun dinmesini bekledi, çok düzgündü, çok üzgündü,kıyısından geçti hayatın, çok girmedi içine ve belki de şiirimizin en hüzünlü örneklerini yazdı.

Ünlü olmadı derken aslında çıkardığı her kitapla farklı bir şiir ödülü alırdı, şairler pek severdi hep övgüyle bahsedilirdi ondan, ama mütevazılığından ve tartışmaya sebep olacak herhangi bir lafı, hareketi olmadığı ve göz önünde olmayı sevmediği için hiç bir zaman marjinal şairlerimiz kadar tutulmadı. Zaten bu şiirleri yazan birinin hayata dört elle sarılması, neşeyle yaşaması beklenemez,çelişki olur, o şiirleri okuyanlara bile bunca melankoli çökerken. 2013 yılında ölünce adı duyulur oldu bir nebze. Birileri hayatının magazinel yönlerini duyurmuştu çünkü. Fatih Terim'le top koşturmaca, şüpheli birinin yanında kitabı bulunduğu için sorguya çekilmesi, ve biraz da şairin feysbukla imtihanı. Artık bilinirdi, pek istememesine rağmen.

Ahmet Erhan' la benim jenerasyonun tanışması ise biraz dolaylı yoldan oldu. Teoman'ı severdik, Teoman Ahmet Erhan'ı severdi, şarkılarının arasında onun sözlerini kullanırdı, biz de bunu öğrenince gider okurduk.

'Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
en yakın dostlarımın birer birer
vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
ölümünü gördüm, ama kimse
inandıramaz beni öldüğüne sevgilerin'
Gül Şiir adlı şiirinden, aynı zamanda Teoman'ın Sevişirdik Bazen şarkısında geçer.

'Kurumuş kuyunun suyu, incirin
sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları, dikenler bürümüş'
Oğul adlı şiirinden bir bölüm, yine Teoman'ın aynı adlı şarkısında da geçer.

Bu çok kırılgan, kederli, dünya yorgunu şiirleri benzer ruh halinde olanlar çok sevecekler, olmayanlar da okudukları zaman şairi saygıyla anacaklardır.

İyi okumalar!
1

Hayatı bir gömlek gibi sıyırsam mı üstümden?
Yüreğimde, kuyruğunu bırakıp giden bir kertenkelenin tedirginliği
Ya da yollar, yollar, yollar boyunca
Bastırıp dursam mı yarama ellerimi?
O kadar kolay değil unutmak
Ölüm bile istemez olur adamı gün gelir
Son anda göze ilişen bir çiçek,
Uzaktan duyulan bir çocuk sesi...

Kan mı tutuyorum avuçlarımda?
Yoksa ufaladığım güllerden mi?
(nerden geldi bu kırmızılık?)
Ölüme en uzak bildiklerimiz bir bir ölüyor.
Mezarlığa giden yolda ayak izlerimiz çoğalıyor.
(Nerden geldi bu karamsarlık?)
Bağırıp çağırmayı o ölülerin anılarına yakıştıramıyorum
Söylevleri de dinlemiyorum artık
Sen ölmedin, yaşıyorsunları...
O ölüleri yaşatacak olanların çoğu
Kapılarını erkenden örtüyorlar akşamları.

O kadar kolay değil kurutmak
Yaşlarla dopdolu gözlerini anaların
Yumruklarımız bir bayrak gibi dalgalansa da
Bakışlarımız uzak bir yerde, dişlerimiz kenetli...
Ölümse eşikte soluk soluğa
Ve nicedir silah sesleri boğuyor
Bu dünyanın en güzel sözlerini.

2

Her yazdığım şiiri son kez okuyup, sonra yakmak isterim
Ya da son bir şiir yazıp, bırakıp gitmek
Beynimde yaralı bir cırcır böceği var
Tek dileği, bir türkü daha söyleyip ölmek.

3

Yaşamayı nasıl kanıksıyorsam, ölümü de kanıksıyorum artık
(Başkalarının değil, kendi ölümümü)
Şurda bir silah patlasa, onun önüne ilk atılacak olan benim
Şurdan bir tren geçse, ancak beni ezer bu dünyada.

4

Belki bu, kapanan bir dönemdir hayatımda
Bilmiyorum belki de hayatımdır kapanan
Belki ölür, bir kurt olurum kırmızı bir elmanın içinde
Yaşarım ya da, ve taşırım o kurdu ölünceye dek yüreğimde.

5

Ölümle hayatın arasında bir yer varsa ben oradayım
Bekliyorum, gökyüzüne doğru açmayarak ellerimi
Ve bilmeyerek neyi beklediğimi.

6

Sözcükler taşa dönüşüyor boğazımda
Ve sular akıyor dört bir yanımdan iğrendirici, bulanık
Herkes o sulara girip yıkanıyor güle oynaya
Ben mırıldanıyorum: şiir yazmayacağım artık!

Beynimdeki yaralı cırcır böceğini usulca elime alıyorum
O bulanık sulara atıyorum

7

Beni bir denizin kıyısına bırakın
Bir portakal ağacının dibine ya da
Ne olur, onun dallarına uzanıp kalayım

Belki yeniden bulurum türkümü
-o yitirdiğim türkümü
Bütün bu sözler benim değil çünkü

Beni bir denizin kıyısına bırakın
Bir çakıl taşının içine gömün orada
O zaman ölmüşsem bile ağlamayın

Deyin: -son türküsü ölümdü!

8

Bir sevgilinin yüzü sızar gecenin karanlık duvarlarından
Benim ol, ve beni bir gecede yeniden doğur, derim ona
Mezarım ve beşiğim olsun rahmin
Bir gecede sevgilim, sabahında anam ol
Sana hiç dokunulmamış şiirler söyleyeyim.
Seni, uçurumun kenarında tutunduğum dal bileyim.

9

Geceydi.
Aldı başını avuçlarına.
Serdi sonra kucağına,
Bugüne dek yazdığı bütün şiirleri
Gün ışıyana kadar hepsini bir bir okudu.

Sabahtı.
Ki sabah yeniden başlamanın öteki adıdır çoğu yerde
O, bunu da tersinden anladı
Kibriti çaldı,
Yazdığı bütün şiirlere.

Sonra ağlarmışcasına kendi ölümüne
uzun uzun ağladı...

10

Uzun bir şiirin son dizesindeyim
Bir sağnağın son damları kaldı içimde
Bağıracak gücüm yok, fısıldasam kimse duymuyor
Sokaklara çıkıyorum ellerim yüreğimde
Benim gördüğüm şeyleri kimse görmüyor.

Bir nehir denize kavuşuyor düşlerimde
kanım damarlarımdan sessizce çekiliyor
Bir şeyler sorup, yanıtlıyorum kendi kendime:
-Ölümün olmadığı o ülke nerde?
-Ölümdür, ölümün olmadığı tek ülke!

Uzun bir şiirin son dizesindeyim.

Artık yeni bir şiire başlayabilir miyim?

11

Bitiriyorum burada
Bütün silahlarımı içime akıtarak
Beni bu hayata bağlayan halat, gitgide inceldi
Ve gitgide soldu yüzüm
Aramam gereken dostlarımın adreslerini unuttum.
Ay ışığı alnıma vurmuyor geceleri
Yıldızlara artık bakamıyorum.

Bitiriyorum burada
Bütün işlerimi görmüş gibiyim
Yazmış gibiyim bütün şiirlerimi
Bakıyorum tamamlanmış bir yapıya
Artık sevmiyorum dalgalı denizleri
Kuşların kanat çırpışları da içimi gıcıklamıyor
Beklemiş gibiyim yıllar boyu
Bulmuş gibiyim özlediğimi.

Bitiriyorum burada
Boğazımda patlamamış bir çığlık
Bağırmak, ağlamak yok artık
Uzun bir şiirin dizelerini bir bir yaşadım
Uzun bir şiir oldu hayatım
Ben niye kimselerin ağlamadığı yerlerde ağladım?
Kopardığım çiçeklerden niye hep kan fışkırdı?
Ben sokağa çıktığımda kapılar kapanır,
Anneler içeri çekerlerdi çocuklarını
Irmak aktı denize, yaprak toprağa düştü
Bana çakıl taşları, bana kuru dallar kaldı.


12

Dindi türküsü yaralı cırcır böceğinin
Sesini arıyor şimdi, unutulmuş bir yazın kuruyan dallarında
Masasını topluyor, kitaplarını, sigarasını
Yazı makinasını kapatıyor usulca

Dindi türküsü yaralı cırcır böceğinin
Onu artık kim sorar, kim anımsar?
Soluk dergi sayfalarında kalmış birkaç şiiri
Nasılsa bir yerde su eritir, ateş yakar.

Dindi türküsü yaralı cırcır böceğinin
Bir portakal çiçeğinin koynundaydı doğumu
Karlarına gömülürken dumanlı bir kentin
Belki bundan, uzak bir denizin inleyişleri duyuldu

Dindi türküsü yaralı cırcır böceğinin
Bir yaşam boyu yarasını sözcüklerin ardına sakladı
Sevdi çoğu insanı, tükenircesine sevdi
Çoğu sevgisinde yanıldı

Sorarlarsa, onun karların üstüne düştüğü yerden
Bir portakal ağacı fışkırdı, dersin
Kanı özsu oldu, dallara yürüdü

Öldü dersin,
Ölümü uzun bir gülümseyişe dönüştü.
Ahmet Erhan
Sayfa 76 - Bilgi Yayınevi
Yakılan kitapların dumanları tüterdi bacalardan.
Ben yanan her sözcüğe tek tek gözyaşı döktüm.
...............
Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir, nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bugün de ölmedim anne.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Bir darağacında ya da yolda yürürken
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken.
Alacakaranlık yok artık bü dünyada
Kopkoyu bir karanlığa çekiyor ülkemizi
Suskunluklar, bekleyişler, korkular
Çoğu kimse kaplumbağaları aklına bile getirmeden
Kalın bir kabuk uyduruyor kendine;
Gerektiğinde başını içeri çekebileceği...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Alacakaranlıktaki Ülke
Baskı tarihi:
Ekim 1997
Sayfa sayısı:
112
ISBN:
9789754946280
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
"Ahmet Erhan, genç kuşağın adından en çok söz edilen şairlerindendir; kendi kuşağının, denilebilirse en lirik şairidir. Şiirimizin lirizm zenginliklerini, özellikle 60 sonrası yeni toplumcu şiirin çeşitli öğeleriyle kaynaştırarak kendine özgü bir sese ulaştı. Nihat Behram'ın şiirleri gibi, Ahmet Erhan'ın şiirleri de, sanatsal değerlerinin yanı sıra, ülkede genç insanın yaşadığı dramın bir çeşit güncesi olarak da önemli. Karamsar ses tonu; geride, bastırılmış, direnen bir yaşama sevincini gizliyor."
-Ataol Behramoğlu-
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 30 okur

  • Uğur
  • Sîyajîn
  • Ahmet Erhan Hayranları
  • causa sui
  • İbrahim...
  • Rorschach
  • Dilara Kara
  • Remedios
  • Atilla Oral
  • Halil Korkmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%42.1
35-44 Yaş
%5.3
45-54 Yaş
%10.5
55-64 Yaş
%5.3
65+ Yaş
%10.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%27.6
Erkek
%72.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.2 (6)
9
%46.2 (6)
8
%7.7 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0